2 Kasım 2010 Salı

Kalbinizin kasko bedeli...

"Kalbinin kaskosu var mıydı" diye soruyor kitap "Kalbine son hız giden bir Opel Vectra saplandı, onu çıkarmaya çalışıyoruz".

"Hadi bakalım, çıkar çıkarabilirsen" diyor bendeki bir ben de... Okuduğum andan beri öylesine vurdu ki bu cümle, bana vuranları kim çıkaracak asıl, bilen yok!

Kalbe bir şey olunca zararı sigorta ödüyormuş, yani bir nevi kalpteki hasarları tamir merkezi... Sahi, şöyle kocaman bir "keşke" diyesi gelmiyor mu insanın içinden?

On gündür benimle dolaşıyor bu cümle. İlk, on gün önceki bir kitapçı ziyaretinde raflar arasında tırtıklanırken okundu ve yapıştı kaldı zihnimin köşesine. Bugünse artık içinde geçtiği kitap benimle. Çok sevdiğim Donna Leon'un Ölümcül Çareler'inden sonra çantamdaki yerini aldı, ruhumdaki yerini bir cümleyle bile çoktan almış olan Aşık Papağan Barı.

Nazlı Eray serüvenim devam ediyor anlayacağınız. Prag fonunda, Stalin ve tanımadığımız pek çok tarihi karakterin yaşamlarına yolculuk için uçak bileti niyetine bir roman olan Kayıp Gölgeler Kenti'yle başlamıştı bu serüven. Kışı, bu edebiyat perisi kadının hayalgücü satırlarıyla yaşamak istediğime daha çok eminim artık. O benim kış yazarlarımdan biri oldu ve mevsim bitmeden daha almam gereken çok yol var.

Bu arada bir rivayete göre benim şehrime kitap fuarı gelmiş. Peki ben neden benim şehrimdeki bu kitap fuarına gitmek için şehirlerarası yolculuğa çıkar gibi bir hazırlık yapmak zorundayım? Neden örneğin Ankara ya da Bursa yoluna çıkma fikri bana daha cazip geliyor? Ne kadar kitapsever olduğumuz mu sınanıyor acaba diye düşünmeden edemiyorum bazen. Hani gerçek bir edebiyatseversen dünyanın öbür ucunda da olsa kitap fuarına gidersin gibi bir mantık mı bu? Ve eğer böyleyse ben sınavı geçemiyor ve bir edebiyatsever sayılamıyor muyum?

Efendim, bir türlü edebiyatsever olmayı beceremeyen(!) bendeniz, şu 15 günlük fuar kapsamı içinde bir kez olsun ayak basmaya çalışacağım benim için fîzanda konumlanmış olan bu fuar alanına. Ümidim, belki orada bünyeye biraz edebiyat sevgisi bulaşır da, her yıl tabi tutulduğumuz bu illallahlık sınavdan sonraki yıllarda sorunsuz geçmeyi başarırım.

Not: İkâmetgahı Beylikdüzü'ne taşırsam işte siz o zaman görün bendeki edebiyat sevgisini...

5 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Ha ha ben de her sene heves eder dururum da İstanbul'a gelmek gözümde büyümez ama Beylikdüzü büyür durur:) Neyse bu yıl vekilimi yolluyorum. Kardeşim ve kocası cumartesi orada olacaklar, elbet komşuda pişer bana da düşer. Aynı gün O.Caymaz'ın imza günü de varmış, kitabı emanete vericem imzalanması için kızkardeşe.
Haydi bakalım Nazlı Eray'la arkadaşlığında keyifler diliyorum, onunla olup keyiflenmemek mümkün değil zaten.
Sevgiler...

Not: İkametgahı Beylikdüzü'ne taşırsan fuar zamanı pansiyoner olarak gelirim belki:))

yeliz dedi ki...

öğrenciliğimiz zamanında ne iyiydi, beyoğlundan hop ulaşıverirdik, ne zaman beylikdüzüne taşındı içimdeki edebiyat sevgisi bi anda "seni uzaktan sevmek sevmelerin en güzeli"ne döndü:P

laleninbahcesi dedi ki...

Leylak Dalıcım benden önce gelmiş... Bu yıl bir program yaptık Tüyap için , hayırlısı diyorum...
Okunacak o kadar çok bekleyen kitabım varken, hala her kitap adı duyduğumda aklım kalıyor. Kayıp Gölgeler Kentini henüz okumadım ama hep aklımda...
Sevgimle

Özlem Öztürk dedi ki...

Çok haklısın.Ben de kendi kendime konuşup durdum,çok isteseydin giderdin dedim kendime ama göze alamadım o yolu..Nazlı Eray da fuarda kitaplarını imzalıyor bildiğim kadarıyla..Bana da buradan hayıflanmak kalıyor tembel tembel..Senin yazını sabırsızlıkla bekliyorum ama bilesin:)

billur dedi ki...

Ben bugün gidiyorum. Hiç hoşlanmıyorum oradan ama bu benim için hac gibi bir şey oldu. Bir bu bir de İstanbul Müzik ve Caz Festivali (tatillerimi bunlara göre ayarladığım düşünülürse!) Ama gülda ile giderken en az 2 kez kaybolacağımız kesin. Saat 10.30'da tekerler dönecek. Doğuma bir gün kala da o manasız yerdeydim. Stres beni nerelere sürüklemiş!
Sevgiler
Billur