29 Kasım 2011 Salı
Gidenler, gelenler, kalanlar...
13 Kasım 2008 Perşembe
Tarçınlı Havuçlu Kek ve Aşk
Şimdiki sorum kadınlara... Kitapçıda, sokakta, lokantada vs. bir şekilde tanışıp aşık olmaya başladığınız adam size ikinci görüşmenizde koca bir paket kendi elleriyle yaptığı tarçınlı havuçlu kekten getirirse ne hissedersiniz? Kabul edin, kalbe giden yol sadece erkekler için mideden geçmez. Hatta ve hatta bir erkeğin sizin için mutfağa girmiş olmasından da fazlasıyla etkilenirsiniz. Peki neden tarçınlı havuçlu kek de, limonlu kek değil mesela diyeniniz olursa söyleyeyim, tercih benim değil Çağan Irmak'ın. O öyle istemiş, filmine de o şekilde yerleştirmiş.
Evet, aslında bunların hepsi, yani kitapçıda aşk mizansenleri, tarçınlı havuçlu kekle kız tavlama sanatı vs. benim değil Çağan Irmak'ın son filmi Issız Adam'ın senaryosunun parçaları. İki gün önce izlediğim bu filmi baktım ki hala bu sabah kalktığımda da düşünüyorum, galiba yazmak gerek dedim. Üstelik filmin ilk yarım saatindeki gidişat 'bu filmi saate bakmadan bitirebilsem bari' noktasında iken böyle olmuş olması ilginç.
Filme girmeden önce filmle ilgili iki kişinin söylediklerini okumuştum sadece. İlkinde Uğur Vardan Radikal'deki köşesinde Çağan Irmak'ın modern zamanların Türk sinemasına bir 'Love Story' hediye etmiş olduğunu yazıyordu. İkincisiyse bizzat Çağan Irmak'ın kendisinin sözleriydi. Kadınların bu filmden rahatlamış olarak ayrılacaklarını ama filmin asıl erkekleri ağlatacak olduğunu söylemişti. Filmi izlemeden fazlasıyla iddialı bulduğum bu sözlere şimdi katılıyor olmam, üstelik de izlememin üzerinden zaman geçtikçe daha da katılıyor olmam, filmin eksik bulduğum, izlerken inanılmaz gözüme batan bazı hatalarını silip götürdü neredeyse.
İlk yarım saatte Çağan Irmak'ın karakterlerine ettirdiği o şiirsel laflar neredeyse bana kulaklarımı kapattıracak kadar yapaydı. Hani 18yy. İngiltere'sinde geçen bir film olsa - ki o zamanlar bile insanların bu kadar tyatral olduklarından şüpheliyim - mekan İstanbul, Asmalımescit, Galata, Çukurcuma taraflarının modern zamanları olunca ilk yarım saatteki o diyaloglar biraz kulak tırmalıyordu.
Filmin beni çok etkileyen yanlarını açık açık anlatmak, izlemeyenler de okuyacak düşüncesiyle çok doğru gelmiyor ama oldukça 'kentli', rahat ve sorumsuzca yaşayan, her gece başka bir kadınla son derece duygusuz ilişkiler kuran, an'ı yaşayayım derken hayatın kendi yanından akıp gitmesine göz yuman yalnız bir adamın hikayesi Issız Adam. Kendisinin bile farkında olmadığı bu yalnızlığın tam ortasına düşüveren adı Ada olan aşk, hayatın hep uzak durduğu kıyılarına sürüklüyor onu. Biriyle birlikte uyumanın sıcaklığına varıyor, el ele tutuşmayı, birlikte yürümeyi, hatta ve hatta seksi değil ama sevişmeyi öğreniyor.
Ama... Her şeyin sonundan gelen bir 'ama' vardır ya. O 'ama' da, izlemek isterseniz sinema salonlarında sizi bekliyor. Belki bu düşünceme katılmayanlar olacak ama Issız Adam benim için Çağan Irmak'ın en iyi filmi oldu bile.
