Juliette Binoche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Juliette Binoche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2011 Perşembe

Tiramisu tadında bir gün...

Bir kurabiye tadında başladı aslında bu hafta. Boğaz'da bir iskele kenarında sıcak bir bardak kahvenin içine batırılarak yenen kıtır bir kurabiye tadında... Yılbaşındaki çam ağacı kurabiyelerim gibi portakal çiçeği kokusunda... Deniz vardı, vapur vardı, İstanbul vardı, konuşan iç seslerim vardı.

Sonra güzel bir filmin yan yana iki sinema koltuğunda buluşturduğu iki dost vardı. Uzun zamandır görülmek istenen ama ancak 2011'in ilk günlerine nasip olan bir film: Abbas Kiarostami'nin Aslı Gibidir'i... Aylar önce Filmekimi'nde tam da benim doğum günüme denk gelen günde biletler alınmış, istikamet Beyoğlu olarak belirlenmişken gribin nifak soktuğu bir talihsizlik yaşamış, izleyememiştik. Kısmet geçen güneymiş.

Zihne mi, kalbe mi, ruha mı yoksa her an gözünüzün önünde olsun diye bir kağıdın üzerine mi yazarsınız bilmiyorum ama "her bünyeye lazım" cinsinden onlarca cümleyle dolu olan bir filmdi Aslı Gibidir. "Hayatı basitleştirmektir aslolan" diyordu "ama zor olan da aslında basit olmaktır". "Hayatı akışına bırakarak yaşamaktır biraz da" diye devam ediyordu sonra. "İlkbaharda yeşillenip meyve veren bir ağacın sonbaharda solup yapraksız kalmasından üzüntü duymamak gerekir, hem yapraksız bir bahçeye de kimse güzel değildir diyemez".

Bir Juliette Binoche karesi kaldı filmden aklımda. Gözlerini, karşındaki son derece ilgisiz erkeğin gözlerine dikmiş, söyledikleri üzerine gözünü bir kere bile kırpmadan bir sicim yaş akıttığı o sahne... Hani karşımdakinin bir film, olayın da kurgu olduğunu bilmesem, bu kadının ne kadar içten yaralı olduğunu görüp onunla birlikte üzüleceğim. Yüz bininci kez söylediğim gibi Juliette Binoche bu sinema dünyasında altın gibi parlayan bir cevher...

Bugünse kurabiye tadında başlayan hafta yerini tiramisu tadında bir evreye bıraktı. Tiramisu lafını duyan kulak, sanıyor ki bu tat da kurabiye tadı kadar hoş olur, lezzetli olur. Olmasına olurdu da, tiramisunun kreması kesilmeseydi, dördüncü pratik sınavda bu satırların yazarını, bir saatlik sınavda boşa giden en az on beş dakika nedeniyle panikletmeseydi, stresten iki ayağını bir pabuça sokmasaydı olabilirdi, pek âla lezzetli bir geçiş olabilirdi.

Ama gün lanet başladı ben ne yapabilirim. Okula varana kadar yolda en az bir elin parmağı kadar (fazlası var, azı yok) 'akıllı' vatandaşımızla dalaşmayı başarıp "bugün bütün manyakları dışarı mı saldılar" modunda takılırken anlamalıydım aslında günün son tersliklerinin bunlar olarak kalmayacağını. Üzerimde lüzumsuz bir stres, günler sonra erken yatıp uykumu almış olmama rağmen dinmeyen bir uyku hali, lahana misali kat kat üstüne giyinmekten yuvarlanarak yürüme haline gelmeme rağmen ısınmayan bedenimle homurdana homurdana vardım okula.

Güyya çok kolay geçecek sınav. Rosto edilmiş domates çorbası ve tiramisu kolay, bir tek risotto sorun çıkarabilir, o da tam sunum sırasında hiç bekletmeden şefe servis etme anını denk getirebilmek açısından. Yoksa onu da ayarlarsan her şey çocuk oyuncağı(!). Bir tek süreyi bir buçuk saatten bir saate düşürdüler ama o da dert değil, seri olunursa kolay her şey modunda takılıyoruz. Ta ki çok sevdiğim, onun da beni çok sevdiğini sandığım tiramisunun kremasına, en son krem şantiyi eklediğim ve hızlı olmak adına can havliyle karıştırmaya başladığım ve kendisinin benim hızıma dayanamayıp kesildiği âna kadar... Halbuki Soner Şef uyarmış "kremşantiyi koyduktan sonra sakın çırpmayın, sadece basitçe karıştırın" demişti. Bilmiyor muydun, biliyordun! Dinledin mi, dinlemedin!

Biliyorum hayat bir tiramisu kremasının çok ötesinde kıymetli bir şey. Çok şükür sağlığımız yerinde, sevdiklerimiz yanımızda... Strese, paniğe, kalp çarpıntısına ne gerek var değil mi? Aklı başında Zeren bunları çok iyi biliyor da, işte öyle bir saate sıkıştırılmış bir sınav ortamında, Mehmet Şef'in "son yarım saat" çığlıkları saattin tiktakları misali kulağınızda çınladığında, 'hayat güzel, çiçekler açmış, gökkuşağı da çıkmış' modunda kalamıyorsunuz. Sanki bütün dünya o anda o mutfakta, çalıştığınız o tezgahta atıyormuş gibi bir hale kapılıyorsunuz. Bağımlılık yapan bir adrenalin durumu bu.

İlk tiramisunun kreması çöpe gidip ikinci tiramisuda işi tutturup ama bu arada gerim gerim gerilip stresten der top olduktan sonra sunumumu yapıp yerime döndüğümde ağzımdan "ben birkaç gün yemek memek yapmak istemiyorum" gibi bir laf çıktığını hatırlıyorum. Ama bu kadar da sözünde duramayan, dediğini dakkada unutan bir insanım ki, okuldan çıkıp eve gelirken cumartesi ağarlayacağım arkadaşlarım için yapacağım yemeklerin listesini düşünüyordum aklımdan keyif gülücükleriyle. Çok tutarsızım çok:)

Velhasıl bugünün rengi de böyle oldu. Üzeri bol kakaolu, krem tonlarında bir tiramisu rengi... Bakalım haftasonuna doğru daha ne tatlara evrileceğiz:)

27 Eylül 2010 Pazartesi

Tek bir bedende 'ÇOK' bir kadın!

"İçinde tek bir kadın barındırmayan bir kişilikti Juliette Binoche. Tek bir bedende ‘çok’ bir kadın!"

Birkaç yıl evvel Beyazperde'de en favori aktrislerimiz üzerine hazırladığımız bir dosyada böyle yazmıştım onun için. Şimdi Filmekimi yaklaşırken ve ben bu muhteşem kadının başrolde olduğu Aslı Gibidir (Certified Copy) filmini delicesine merak ederken bu yazım geldi aklıma. Yıllar evvel ne yazmışım, nasıl anlatmışım merak ettim ve çok eksik geldi yazdıklarım.

Juliette Binoche bir sinema yolculuğunun adı benim için. Tek başına bir film... Her şeyiyle sinema ve sahne sanatları için yaratıldığını düşündüğüm bir kadın... Herhangi bir diyaloga ihtiyaç duymadan sadece yüzüyle, mimikleriyle, duruşuyla, komple tüm bedeniyle bir duygunun adı olabilecek bir oyuncu...

Ne yazsa okurum dediğim yazarlarım olduğu gibi ne çekse izlerim dediğim oyuncu ve yönetmenlerim de vardır ki, biri işte bu Fransız şarabı kıvamındaki 1964 Paris doğumlu kadındır. Hiç mi beğenmediğim filmi olmadı? Oldu, elbet oldu ama hiç beğenmediğim bir oyunculuğu olmadı. En saçma filmindeki karakteri bile izlenilir kılan ışığa her zaman sahipti o.

İnsanlar isimleriyle yaşarlar der başucu yazarlarımdan biri olan Ursula. İsimlerin anlamını önemser, insanların kaderlerinde etkili olduğuna inanır. Ben, isimleri kadar, insanların doğdukları ve yaşadıkları şehirlerin de varoluşlarında belirleyici olduğunu düşünürüm. O şehrin kokusunun, ritminin, alışkanlıklarının, ışığının, müziğinin ruhumuza işlediğine ve benliğimize bir karakter kattığına inanırım. Ve Paris'e dair ne varsa, ışıltı, zerafet, sanat, müzik, güzellik, hepsinden bir parça giyinmiş bir kadın gözümde Binoche.

Filmekimi'nde Aslı Gibidir (Certified Copy) filmini merak etmek için Juliette Binoche'dan daha fazla neden var elimde aslında. Birincisi ünlü İranlı yönetmen Abbas Kiarostami. 1979 İslam Devrimi'nden sonra ülkesini terketmek yerine kalmayı ve zor olanla mücadele etmeyi seçen ender sinemacılardan biri Kiarostami. Felsefi ve politik pek çok baş yapıtının (Kirazın Tadı ve Zeytin Ağaçları Altında en önemlilerindendir) varolmasını bu terketmemişliğine bağlar. Köklerinden kopmadığı için beslenebildiğini ve bu sayede üretebildiğini söyler.

Kamerasını her zaman özel olana çeviren ya da çevirdiğini özel kılan bu yönetmenin kadrajından çıkan bir aşk hikayesini merak etmemek kolay değil.

Filme merakımı arttıran ikinci nedense hikayenin geçtiği yerler... İtalya, yemek, şarap ve sarının büyüsü desem aklınıza neresi gelir? Benim sadece ve sadece Toskana geliyor! Taş evler, arnavut kaldırımlı dar sokaklar, alabildiğine uzanan sarı bozkırlar, şarap kokusu...

Binoche, 2010 Cannes Film Festivali'nde bu filmdeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nün de sahibi oldu. Biraz evvel filmin fragmanını izlerken gözünden incecik bir yaşın aktığı o sahneyi gördüğümde, daha filmi izlemeden anladım sanki bu ödülün nedenini de. Gerçi bunca yıldan sonra nedene de çok gerek yok ya!

Bu yazıyı da Beyazperde'deki yazımın son cümlesiyle bitirmek istiyorum:

"Asaleti, gücü, kimi zaman masum, kimi zaman şeytani bir güzellik kokan kadınsılığı ve bir kadına en çok yakıştığını düşündüğüm duygu olan tutkuyu bu denli etkileyici taşıyışı ile Juliette Binoche, sinemaya gerçekten çok yakışıyor."