Kiraz Ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kiraz Ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2011 Salı

Misafir var!

Tam olarak kaç yıl önce olduğunu hatırlamıyorum. En az 10-12 yıl olmalı. Ege'nin o en sevdiğim sahil kasabasında, çocukluğumun, lise ve üniversite yıllarımın yazlarını ışıltısıyla boyayan güzel Örenim'de birlikte büyümeyi düşlediğim meyve ağaçlarının fidanlarıyla toprağı buluşturmak için elimizi kolumuzu her yanımızı toprağa bulamıştık, ben, babam ve hep toprakla uğraşmaktan elleri de toprak rengine bürünmüş bahçıvan dede. O gün toprakla buluştular ve çok sevdiler birbirlerini. Erik oldular, kiraz oldular, kayısı oldular; yıllar içinde sayılmayacak kadar çoğaldılar, sadece bizim haneyi değil, tüm komşu haneleri bile doyuracak kadar bereket oldular.


Evet, ben birlikte büyümeyi düşlemiştim onlarla. Büyüdük de. Ayrı ayrı şehirlerde, çoğu zaman birbirimizin haberlerini hep anne-babadan duymak zorunda kalarak da olsa birlikte büyüdük. Arada ziyarete gittiğimde nasıl da kocaman olup gökyüzüne uzanmış olduklarını gördükçe coşkulu hayretlere düştüm, gözlerime inanamadım. Sanki ben hep aynı o ufak çocuk halimle kalmışım gibi, sanki serpilip koca eşşek olmamış, yüzüme yeni çizgiler, ömrüme acı tatlı hikayeler eklememişim gibi.

Yanlarında olup bereketlerini dallarından kopararak tatmak gibisi yok ama bu aralar mutfağa köklenmekle uğraşan bir mutfak cadısı olarak İstanbul dışındaki özlenenlere kavuşmak pek mümkün olmuyor, olamıyor. Ben gidemesem de onlar bana gelebiliyorlar neyse ki.

Yorgun bir mutfak gününden sonra eve dönüp buzdolabını açtığınızda dünyanın en güzel kırmızısı ve yeşiliyle karşılaşmaktan daha güzel olan şey, o kırmızı ve yeşilin yıllar önce sizin toprakla buluşmalarına vesile olduğunuz kırmızı ve yeşil olmasıdır. Yılın en güzel eriğini ve kirazını 5 gündür yiyorum ben. İçinde çokça geçmiş, anı, özlem barındırdığı için mi bu kadar lezzetliler; beslendikleri toprağın bereketi mi onları böyle yapan bilemiyorum, belki de her ikisi birden.

"Yıllar evvel dikimlerine kendi ellerimle yardım ettiğim Ören'deki meyve ağaçlarının kirazlarını, eriklerini yemek, kokularını duymak... En büyük vefayı insana yine doğa gösteriyor sanırım" diye not düşmüşüm defterime. Pek çok şey gibi vefayı da bize hatırlatan şey yine doğa aslında. Kim itiraz edebilir ki buna?

Mutfak maceraları "marş" ve "bom" arasında çılgın bir koşturmacada süredursun, 'yuva'ya dönüş yapmanın çoşkusunu yaşıyorum. Dün yani 13 Haziran itibarıyla ilk göz ağrım dediğim, çok güzel günlerimin geçtiği, çok şey öğrendiğim Meydan mutfağına dönüş yapmış bulunuyorum. Bana bir yıl gibi gelen çok zor bir yirmi günden sonra yine olmam gereken yerdeyim. Münakaşa, açık kapatma, düzensizlik pişirmektense, yeniden yemek yapmaya, sebzeye meyveye hamura bulanabildiğim bir mutfağa dönmüş olmak güzel... Bu mesleği neden istediğimi unutmadığım ve artık memnuniyetsizliklerimi içime atmaktansa sesimi çıkartıp tercihlerim yönünde müdahalelerde bulunabildiğim için de kendime teşekkür ediyorum. Zaman içinde, değiştirmeye söz verdiğim huylarımı biraz olsun değiştirebildiğimi görmek güzel...

Derin bir oh çekerek devam ediyorum yoluma. Eriklerim ve kirazlarım hala bitmediler, dolapta daha birkaç gün daha bana Ören'in lezzetleriyle, kokusuyla eşlik etmeye devam edecekler. Ben yorgun argın eve döndüğümde özlemlerimi onlarla gidereceğim. Ve belki de yaz böyle geçip gidecek... Ya da belki nice bilinmez süprizlerle... Kimbilir?

22 Mayıs 2008 Perşembe

Kirazlardan Haberler!

"Toplayın artık bizi" diye bir ses duymuş geçenlerde annem. Dikkate almamış gaipten gelen bu sesin dediklerini. Derken seslerini duyuramayan topluluk aralarından bir elçi göndermeye karar vermişler anlatsın dertlerini diye.

Elinde hortumu ile çiçekleri sulamaya çıkan babam karşılaşmış bu elçiyle de. Ama o, annem gibi görmezlikten ya da duymazlıktan gelmemiş neyse ki olanların. Anlamış hemen. Nasıl anlamasın? Olgunluktan ağaçtaki yerinden vazgeçip kendisini toprağa bırakan bir çift kirazmış karşılaştığı. "Tamam" demiş "Artık olanlarınızı toplamanın vakti geldi demek". Dertlerini anlatabilmenin sevinciyle kirazlar bir bir atıvermişler kendilerini çanakların içine. Sonra da kilolarca olmalarının sevinciyle komşularla paylaşılmak üzere yola çıkmış pek çoğu. Ne de olsa komşuların da göz hakkı varmış üzerlerinde. Kışın en soğuk günlerinde donmasını önlemekten tutun da, çiçeklendikleri günlerde o muhteşem görüntüyle göz banyosu yapmaya kadar paylaşmışlar her anını, yaşamışlar birlikte.

Bir tek, yıllar evvel dikilmesinde payı olan ve boy attığı her sene kilolarca meyve vereceği bu günleri düşleyen evin küçük kızının sofrasını şenlendirememişler. Çünkü o çok uzaklardaymış. Birkaç yıldır ne göz ne el emeğini veremez olmuş, uzaklıklar durmuş hep arada, aşılamamış, gidilememiş. Her sene, bir sonraki sene artık derken bu sene de geçivermiş.

Ama bu sene kararlı küçük kız. Kirazla eriğe yetişemese de, o kayısı şölenini kaçırmamaya kararlı. Bekle beni kayısı, yakında geliyorum:)