"Cehennemde bile huzur bulursun sen. Hemen yemek yapmaya, ekmek pişirmeye, dekorasyonlara başlarsın. Kendi huzurun sensin. Bu ne Fernando'yla gelir, ne de Fernando yüzünden gider."
Son zamanlarda okuduğum bir kitaptan, Venedik'te Bin Gün romanından çok sevdiğim bir alıntı... Amerika'da aşçılık yapan, aynı zamanda da yemek eleştirileri yazan Marlena de Blasi'nin, Venedik'te bir İtalyan'a aşık olması sonucu değişen şehrini, ülkesini, kısacası yaşamını anlatan gerçek bir hikaye Venedik'te Bin Gün. Okursanız hayatınızın romanı olmayacak muhtemelen ama gün boyunca sürekli hatırlamak için elinize, haftalarca hatırlamak için duvarınıza ya da defterinize, ömürlük olması içinse ruhunuza yazılan cümleleriniz olacaktır kesinlikle.
"Kütüphanemden kendi elimin ve gözümün değdiği ve yaşıyla olmasa da tutkularıyla bana seni hatırlatan bir kitap getirmek istedim sana" diye çantasından çıkarıp bana bu romanı uzatan güzel insana da burdan bir kere daha teşekkür!
Yüzeyden değil gerçekten yürekten tutkulu mutfak sevdalılarının ortak bir yanı sanırım en kötü zamanlarda bile huzur bulabilmek için o ateşin, korun, hararetin çok yüksek olduğu dört duvarın, mutfağın içine dalıvermek... İlla kötü ya da sıkıntılı olması da gerekmiyor zamanın, çok abuk subuk bir an da olabilir. Mesela bu sayfalara yazılmış bir Uykusu Kaçmış Kadın Keki vardır ki, en sevdiğim keklerimden biridir ama sanmayın ki malzemesinden, sütünden, çikolatasından; tamamen yapılış saatinden... 2,5 yıl kadar önce uykusu kaçan Zeren'in sabah 4'te zınk diye uyanması sonucu birden kek yapmaya karar vermesi ve o gün kolunun altında koca bir paket kekle iş yerine gidip ofis arkadaşlarıyla çaylar, kahveler hep birlikte keki mideye indirmeleriyle sonuçlanmış bir mutfak macerası olarak tarihe geçmiştir. Adı da bu yüzden tarafımdan "Uykusu Kaçmış Kadın Keki" konulmuştur:)
Mutfak maceralarından terapi etkisi uman tek insan evladı olmadığımı çok iyi biliyorum. Mesela Deniz Alphan'ın Mutfakta Erkek Var kitabında okuyorum ki, zamanında Ali Poyrazoğlu aşk acısını unutabilmek için bir arkadaşının tavsiyesi üzerine mutfağında günlerce reçel kaynatmış:) Yüreğinin acısını, eve yayılan o muhteşem şekerli kokularla dindirmeye çalışmış. O yürek acısı öyle kolay kolay dinmez, çünkü gerçekten aşk acısı çekerken acıyan, ağrıyan bir şeydir yürek; aşkın, gerçekten kalple ilgili bir duygu olduğuna inanmamı sağlayan bir acıdır o, aşk acısı çeken insan yüreğinde gerçekten fiziksel olarak bir ağrı hisseder, bilirim ama yine de hoş, ne diyim! İşe yaramıştır, yaramamıştır, orası başka mevzu da, onu unutmak için günlerce reçel kaynattım demek bile hoş yıllar sonra.
Ve eylül güzel bir finalle ekime devriliverdi. "Bu gece uyumamak gerek, çünkü bu gece Eylül'ün son gecesi" diye yazmıştı dün Küçük İskender:)
Gerçek bir sonbahar yaşıyor İstanbul. "Filmekimi'nin biletleri satışa sunuldu" diye çaldı 1 Ekim'in gongu bugün. İzlemek istediğim film sayısı yine oldukça fazla ve biliyorum ki çok azını izleyebileceğim ama biri var ki ona biletimi aldım, ne yapıp edip gitmek istiyorum.
Tost (Toast) İngiltere yapımı, çok keyif alacağımı düşündüğüm bir film. "Kokular ve tatlarla örülü bir çocukluk... Yemeğe âşık, anne-babasından çok, bahçıvan ve temizlikçiye yakın bir çocuk... Limonlu bezeli kekler ve otuz yıl sonra ülkenin en sevilen yemek yazarı olacak Nigel Slater'ın gözünden 1960'ların İngiltere'si..." İKSV tanıtım kitapçığından filme dair kısa bir not... Şimdi bu filmi izlememek bana yakışır mı? Yakışmaz! O yüzden biletler alındı, yerimiz garantilendi, geriye sadece o günü beklemek kaldı:)
Venedik'te Bin Gün'den bir alıntıyla başlamıştım yazıya, yine ordan bir alıntıyla bitsin o zaman. Gitmeden... Ekim, bereketin bol olsun, olur mu?
"Bir şeylerin gerçekliğini sadece sabahın üçünde anlayabileceğini söyleyen bir kadın tanıdım. Sabahın üçünde de kendini seviyorsan, sabahın üçünde de kendini sevdiğin kadar sevdiğin biri yatağındaysa, kalbin sessizce göğsünde atıyor ve ne periler, ne de gölgeler odada dolanıyorsa, bu büyük olasılıkla her şeyin yolunda gittiğini gösterirmiş. Sabahın üçünün, insanın kendine en zor yalan söyleyeceği zaman olduğunu anlatırdı."

