Arto Tunçboyacıyan, Kardeş Türküler'le birlikte 30 Haziran gecesi Kuruçeşme Arena'daydı. Bilirdim, duyardım, dinlerdim yıllardır ama hiç bu kadar yakın ve bu kadar canlı izlememiştim. Ama kesinlikle dinlemek gerekliymiş, bunu anladım.
Hani bazı insanlar vardır, büyük sanatçıdırlar, harika şarkıları, muhteşem bir sesleri vardır, sizi her dinleyişinizde alır götürürler bir yerlere, bir daha gelemezsiniz; ama konserlerine gidip canlı izlemekle CD'yi player'a koyup dinlemek arasında pek bir fark yoktur. Her ikisinde de iyi müzik dinlersiniz, ama bence sahnede muhakkak olması gerektiğini düşündüğüm o enerji, elektrik, büyü, ritm, tılsım yoktur.
Ama yine bazı insanlar vardır, onları da muhakkak ne yapıp edip sahnede izlemek gerekir. Duruşları, bakışları, hareketleri, mikrofon tutuşları, kelimeleri, adım atışları, ritm tutuşları, her ama her şeyleri sahne için yaratılmıştır. Bir yudum şarabın size yapabilecekleriyle denktir ruhunuza ettikleri. İşte Arto Tunçboyacıyan'ın, sahneye bu kadar çok yakışan, etrafında metrelerce uzağa yayılan bir enerjiyle dolaşan bir sanatçı olduğunu o gece anladım.
İsmen çok tanıdık gelmeyebilir pek çoğunuza. Ama yıllardır çok severek dinlediğiniz pek çok şarkının bestecisi olduğunu, bir de Onno Tunç'un kardeşi olduğunu söyleyebilirim tanıdık gelmesi için. Aysel Gürel'in sözlerini yazdığı Sezen Aksu'nun söylediği muhteşem şarkı İstanbul Hatırası'nın bestecisi, yine Sezen Aksu'nun Beni Al Onu Alma, Gülümse gibi şarkılarının bestecisi olduğunu söyliyeyim, ki benim için Kemal Burkay'ın olağanüstü dizelerini olabilecek en yakıcı melodiyle birleştirerek Gülümse gibi bir şarkıyı ortaya çıkarmış olması bile kendisine hayranlık beslemem için yeterlidir.
Ama onu sahnede izleyince, hayranlık beslemek için bunların çok daha ötesinde nedenler olduğunu da anlıyorsunuz. Her şarkıda başka bir müzik aletinin başına geçişi, bakalım şimdi ne yapacak dedirten muziplikleri en lanet izleyiciyi bile atmosfere sokabilir cinsten.
İnsan olmak, bazen dünyadaki bütün işlerin en zorudur. Koca bir vicdan ve cesur bir yürek gerektirir. Ama öyle boş laftan değil, harbiden! Acılara, kayıplara vicdanın aynasını tutarak aynı mesafeden, "sizden şu kadar gitti, ama bizden de şu kadar gitti" ya da "bizimkiler sizinkileri öldürmüş olabilir ama sizinkiler de bizimkilere şunları şunları yaptı" gibi matematik hesapları yapmadan bakmayı gerektirir. Kaç insan var bunu yapabilen?
Adı Arto olan Türkiyeli bir Ermeni olarak askerde adının zorla Arif dedirtilmesine itiraz ettiği için 8 ay boyunca dayak yemiş ve yaşamı boyunca karşısına çıkan böylesi benzer sorunlar nedeniyle bıktığı için Amerika'ya yerleşmiş ama kendi deyimiyle "Ben orada, burayı, buradakilerden daha fazla yaşıyorum" diyen bir müzisyen...
İyi bir müzisyen olmak zor, ama insan olmak ondan da zor zanaat!
Kuruçeşme'den bir Arto geçti, kulağımda hala
"Ah bu ne sevgi bu ne ıstırapBu şarkıyla gönlüm ne harap
Al al olmuş gül yanaklarınız
Bu mahçup nazlı bu eda bu hal
Bir mısra gibi ağzınız
Dillenmemiş dinlenmemiş bakire aşklarda"
dizeleri, yüreğimin bir yerinde koca bir sızı...