17 Eylül 2008 Çarşamba

Kadıköy-Beşiktaş Hattı

Vapura binmeliyim en kısa zamanda. İnce belli bir bardak çayı avuçlamalıyım. Yavaş yavaş kendini daha da çok hissettiren sonbaharın, vapurun güvertesinden görülen İstanbul'daki izlerini sürmeliyim. Tepesinde güneşi saklayan bulutların verdiği gri havanın, yine bulutların etkisiyle maviden laciverde dönen denizin Haydarpaşa üzerinde nasıl da güzel bir hüznü asılı bıraktığını görmeliyim belki bir milyonuncu kez, ama her seferinde daha da çok büyülenerek.

Ama bunları bir an evvel yapmalıyım. Nasıl özlemişim ki, içimdeki sesin çığlıkları kulaklarımda uyandım bu sabah. Kadıköy'den Beşiktaş istikâmetinde olmalı bu yolculuk; Üsküdar-Beşiktaş tadına doyamadan bitiveriyor ki, keyif günlerim için bu nedenle pek tercih edilir değildir kendileri. Karaköy ya da Eminönü de makbuldür ama benim canım biraz da Beşiktaş iskelesindeki çay bahçesinden karşı kıyıyı izlemeyi de çektiğinden, bu seferlik istikâmetim böyle olsun diyorum. Çantamda dışarı çıkıp okunmak için kıpırdanan kitabımın varlığını hissetsem de, İstanbul'u izleyebileceğim en özel mekanlardan biri olan vapurdaki o keyif anlarını, kitap okuyarak elimin tersiyle itemem ne yazık ki. Kitaplar her daim başımın tacıdır, kabul, ama her şeyin de bir sırası var:)

Bir vapur yolculuğu sırasında yüzüme çarpan rüzgarın o yumuşak serinliğini hissetmezsem; sanki vapuru ve içindeki yolcuları görünmez bir tehlikeden korumak istercesine tüm yol boyunca yanımızdan uçarak bize eşlik eden martılarla göz göze gelmezsem; motorların çıkardığı o bembeyaz köpüklere suyla oynamaya bayılan çocuklar gibi dayanamayıp bir gün kendimi bırakıvereceğimden korkmazsam; yanımda, karşımda oturan kadınlı erkekli o yarım saatlik 'vapurdaş'larımın o an yaşadığımız keyfin ne kadar farkında olup olmadıklarını anlamak için teker teker yüzlerine bakmazsam, belki günah defterime değil ama kabahat defterime büyük bir çizik atılır diye düşünürüm. O nedenle sevgili kitabım, sen o yarım saat boyunca çantamda durmaya devam et. Nasıl olsa Beşiktaş'ta hemen iskelenin yanındaki o minik çay bahçesinde kaçırdığımız zamanın telafisini etme fırsatımız olacak seninle, üstelik yanında bir bardak demli çay olacağına da söz veririm sana. Bilirim, sen seni en çok bir bardak çay eşiliğinde okumamdan hoşlanırsın:)

Sevmeyen yoktur şu vapur keyfini. Bu şehirde yaşayan için ayrı, uzak olan için ayrı bir keyif, bir özlemdir. Ne zaman İstanbul'la ilgili bir iki satır karalayacak olsam, muhakkak bir yerlerden sıyrılıp gelir, ilişiverir satırlarıma. Sırf şu vapur halleri üzerine yazılmış bir öykü bile kurgulamadın mı zamanında? Belki bir gün bir kış sabahı onu da paylaşırım bu sayfalarda.

Evet, karar verilmiştir! Bir iki gün içinde tek başıma, önümüzdeki birkaç hafta içinde de arkadaşları örgütleyip bol vapurlu yolculuklara çıkılacak. Yolculuk dedimse bakmayın, hepsi İstanbul içi. Ama arkadaşlarla muhtemelen iki yaka arası yolculuk kesmeyeceğinden, şöyle adalara doğru uzanmak da gerekebilir:) Ah adalar... Onlar da ayrı bir aşk, dolayısıyla da ayrı bir yazı konusu... Ama zaten gidilirse bol bol fotoğraf çekilir, sonra da burda paylaşılır, böylece adalardan da bol bol bahsedilir.

Deniz kokusu sizin de burnunuza geldi mi? Beni tüm yazı boyunca hiç terketmedi:)

13 yorum:

funda dedi ki...

Zerennnn ben de istiyorum ben de...

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Zero'cuğum,

Ben şehir hatları vapurlarına hep özlemle bakar dururum.Denizi ve vapurları gören bir evim olsa seyretmekten bıkmam herhalde... Belki de boğaz çocuğu olduğum için. Vapurlarla hep içiçeydik.

Geçen hafta bende Eminönü'ne geçtim öyle iyi geldi ki...Çok özlemiştim :)) Martılara bakmak.
Hatta bir çocuk simit atıyordu martının onu yakalayışı çok güzeldi :))

Deniz kokusu bu yazıyla burnuma gelmez mi? hemde nasıl geldi :))

Sana da bol vapurlu iyi yolculuklar dilerim.

Sevgiler...

SERAP dedi ki...

Bu yaptığın kul hakkına girer:)Canı çekip gelemeyen var,uzakta olan var...:)

yeliz dedi ki...

istanbulda yaşamayı çok özlemesem de, istanbulu istanbul yapan ne varsa güzel ve hatırlayınca insanın burnu sızlıyor. Vapur seyahatlerini Öğrenciyken çok yapardık da sonraları araba icat oldu mertlik bozuldu. İzmirde de Konak-Karşıyaka arası vapur sefasının tadı başkadır. onu bunu bilmem bir memlekette deniz olmalı, iki yakasını bir araya getiren vapurlar olmalı, yoksa yaşanmaz.

yeliz dedi ki...

bu arada oh nefes alıyorum yazılarını okuyunca, seni tanımama sebep olduğu için mutfakta zen - tijen hanım aklıma geldi, bir teşekkür de ona...
sevgiler

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

''BOĞAZDA VAPURLA GEÇERKEN,NE KADAR BENZERİZ MARTIYLA BEN
ONUNKİ BİR PARÇA SİMİT BENİMKİ SEN''
demişti bir zamanlar birisi bana(bak bu aramızda kalsın:))

ben de her vapuru binip de martılara baktığımda hep hüzünlenirim nedense.martılara da simit atmazsam sanki benim de kabahat defterime bir çizik atılacak sanırım.
bu arada ben de bayılırım hem vapur sefasına ama benim favori hattım kadıköy-eminönü.nedense eminönünde dolaşıp oranın o binbirçeşit kokusunu içime çekince kendimi dünyanın en zengin insanı sanıyorum.
beni çok uzaklara götürdün bu akşam zero,sağol

:)den dedi ki...

Zerenciğim Merhaba,
Deniz kokusu gelse sadece burnuma iyi. Maviliği, vapurun ardında bıraktığı beyaz köpükler, genzimi yakan iyot kokusu, masmavi denizin kucağına jöle gibi yapışmış deniz anaları ve martılar...
İçinden deniz geçen kentler sevilmez mi hiç?
"Bütün kızlar toplandık" yapmayı ben de çok isterdim İstanbullarda... Yok zaten böyle olmayacak, Ankara'dan İstanbul'a taşınmalıyız aslında!

zero dedi ki...

Fundacım galiba çok kişinin içindeki özlemi dillendirmişim:)

Zerocuğum katılıyorum, ben de denizi ve vapurları gören bir evim olsa, bütün gün pencere önünden kalkamayabilirdim:) Beni bir Kadıköy-Beşiktaş kesmeyecek zaten anladım, Eminönü yapmak da farz oldu:)

Serapcım ne desem, nasıl telafi etsem bilemedim bu yaptığım şeyi:)

Yelizcim, İzmir'in Konak-Karşıyaka'sını da çok iyi bilirim. Zaten dediğin gibi içinden deniz geçsin o şehrin, o bile yeterli olabilir... Ben de sana teşekkürü bir borç bilirim, beni sen buldun, o sayede de ben seni:) Senin düdükcan güzel bir şehirde büyüyecek:)

Yasemincim, hepsi aramızda, emin olabilirsin:) Eminönü'ne ben de bayılırım. Zaten bence İstanbul'u sevmeye başlamak için oraları dolaşmak gerek önce.Ben eğer sırf vapur keyfi için biniyorsam vapura o zaman Beşiktaşa gidiyorum ki o dediğim çay bahçesinde de oturup şöyle bir çay kitap keyfi yapayım. Yoksa haklısın, vapurdan inip de Eminönü gibi bir şehr-i cümbüşün içine karışmak bambaşka bir duygu.

:)dencim, bak öyle bir taşınma durumu olabilecekse hemen bekliyoruz yani, hiç vakit kaybetmeden. Sen ondan sonra gör, "bütün kızlar toplandık" nasıl yapılırmış:)

birdutmasali dedi ki...

bugün :
*o vapura bindim,
*o dediğin yerlere gittimm,
*çayımı içip,bir güzel kitabımıda okudum,
*martılara da seni anlattım,
*bir lokma simit eşliğinde gülümseyerek dinlediler beni,
*dalgalar,köpükler selam söyleyip,avucuma birer damla bıraktılar,
*şimdi hep beraber seni öpüyoruz..

nilay dedi ki...

İstanbul benim için vapura binmek demek. Ben de hangi mevsim olursa olsun içeride oturmam. O denizin iyot kokusunu ve havadaki damlacıkları hissetmem gerek.
Ne güzel bir yazı olmuş.

Kitap Kurdu dedi ki...

Ne kadar şanslısınız İstanbul gibi muhteşem bir şehirde yaşıyorsunuz. İnanın kıskanıyorum sizleri. Vapur, martılar, çay, simit, deniz, iyot kokusu ve kitap... En kısa zamanda bir İstanbul yapmam gerek. Çok özledim çook. Çok güzel bir yazı olmuş Zero, ellerine yüreğine sağlık.

aslı'nın mutfağı dedi ki...

Zeren'cim sayende ben de lise yıllarıma gittim.. Hayatımın en güzel dönemi.. O dönemden yadigar, benim en sevdiğim hat Kadıköy-Karaköy hattıdır.. Hava ne kadar soğuk olursa olsun, dışarda otururduk, bazen hiçbir şey konuşmaz öylece denize, yelkovan kuşlarına ve Haydarpaşa'ya yakın RoRo'lara bakardık.. Beşiktaş iskelenin yanındaki çay bahçesinden bahsetmişsin, 2 hafta önce yerinde yoktu :(

tümer dedi ki...

tesadüfen karşılaştığım sitede güzel vakit geçirdim. Güzel günler...