18 Eylül 2008 Perşembe

Bir Masal Kahramanı Olan Ben ve Sobee!

Aslında masal deyip biraz abarttım sanırım. Kısacık, minikler için yazılmış ufak bir çocuk kitabı diyelim. Bir kahramanı ben, diğer kahramanı ise çok önemli bir dönemi, okul öncesi çocukluk yıllarımın hatıralarını paylaştığım arkadaşım Zerrin. Zaten adından da kolaylıkla anlayabilirsiniz: Zerrin ile Zeren Okulda:)

Baktıkça hâlâ gülümsemekten alamıyorum kendimi. O bol evcilikli, kimi zaman doktor, kimi zaman anne, çoğu zaman iyi bir aşçı olduğumuz, birbirimize durmadan misafirliğe gidip bol bol çay kahve ikram ettiğimiz, derdimizin sadece acaba o gün hangi oyunu oynasak olduğu o günler... Nasıl da bıkmadan oynardık her gün her gün aynı oyunları:)

Kitabın nasıl oluştuğuna gelirsek... Aslında tek bir kitap değil bu. Tıpkı Ayşegül serisi gibi bir seriydi Zerrin ile Zeren serisi de. Benim elimde olan sadece Zerrin ile Zeren Okulda; diğer kitapları da Zerrin saklıyor. Yaratıcımızın adı ise Eray Canberk, Zerrin'in dayısı. Şiir ve edebiyat meraklıları belki tanırlar bu ismi, ama tanımayanlar için Wikipedia'daki bilgiyi kısaca burada geçeyim: "Eray Canberk, 1940 yılı İstanbul doğumlu Türk ozan, yazar, çevirmen... Birçok ansiklopedi ile sözlükte konu yazarı olarak , ayrıca Milliyet Çocuk, Bando, Kırmızı Balon gibi çocuk dergilerinde çalıştı. 1963'den başlayarak şiirleri, öyküleri, denemeleri, eleştirileri, günlükleri, incelemeleri ile çevirileri Yelken, Varlık, Yeditepe, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek, MAY, Broy, Yandıma, Adam Sanat, Ludingirra, Hürriyet Gösteri, Cumhuriyet Kitap, Dünya Kitap, gibi dergilerde yayımlandı."

Hâlâ da aktif olarak çalışmalarına devam eden, kitapları, eleştirileri, çevirileri, çeşitli dergi ve yayınevlerinde yayınlanan bir yazardır kendisi. Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılabileceği gibi çocuk kitaplarına, masallarına, öykülerine çok önem verip kendi de eserler üreten bir yazar olduğundan, ne Zerrin ne de ben kendisine nasıl bir ilham verdiğimizden habersiz oyunlarımızı büyük bir keyifle oynarken bir kitap kahramanı olurvermişiz bir anda.

O günlerde, kitaplar basılıp da önümüze konduğunda, çok da anlamamıştım nasıl hoş bir jestin, nasıl önemli bir değerin parçası yapıldığımızı. Ve bundan olsa gerek, yıllar bu güzel anının izini ne yazıktır ki silivermiş hafızamdan. Ta ki, bir süre evvel Zerrin'le buluşup arkadaşlığımızın ve o masum yıllarımızın kağıda dökülmüş önemli hatırasını birbirimize hatırlatana kadar...

Şimdi sayfalarını karıştırıyorum. İki minik oyun arkadaşının bir edebiyatçının gözünden nasıl göründüğüne bakıyorum; benim şimdi oyunlarını gözlemlediğim kendi kuzenlerimi, etrafımdaki minikleri düşünüyorum; onların bende bıraktıkları izleri takip ediyorum; ben onlarla ilgili yazsaydım neyi nasıl yazardım diyorum; diyorum da diyorum...

İyi ki biz o oyunları oynamışız, siz de bizi iyi ki yazmışınız Eray Hoca! Elleriniz, kaleminiz dert görmesin... Geçenlerde bu mutlu hatırayı yeniden hatırlamama vesile olan arkadaşıma da kucak dolusu sevgiler... (O kendini biliyor:))

Gelelim şu minik blog oyunlarından birine daha... Sevgili :)den'in sobesiyle merhaba dedim bu haftaya. Hafta biterken üzerimde kalmasın, cevaplarımı paylaşayım dedim.

1. Blog yazmaya ilk ne zaman başladın?

Sinema ve edebiyat dergilerine yazılar gönderedurayım, bir gün 'gönderemediklerim' kategorisindeki yazılarıma ilişti gözüm. Neden gönderemiyordum? Çünkü biraz fazla bana aitlerdi. Başka yerlere yazı göndermenin, malum, bazı kuralları vardır. Yazının içeriğinin belli bir konseptin, hatta bazı yayınlar için belli bir resmiyetin dışına çıkmaması gerekir. Bu kategoriye girmeyip de bilgisayarın klasöründe git gide biriken diğer yazılara ilişince bir gün gözüm, yahu ben neden bir blog açmıyorum diye sordum kendime. Sorunun arkasından cevabı geldi, fazla düşünmeden de Bir Dilim Sohbet çıkıverdi ortaya.

2. Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyor musun?

Yukarıda da bahsettiğim gibi aslında bu blogu açarkenki isteğim, benden belli sınırlamalar ve kurallar bekleyen profesyonel yazıların haricinde daha özgür olabileceğim bir alanda yazılarımı yayınlayabilmekti. Bir kısıtlama, resmiyet, kural olmayan, içeriğini de, isteklerimi de sadece kendimin belirleyeceği bir blog olmasını istedim. Yani bu site de yer alacak her şeyin sınırı sadece Ben'im. Bir gün canım bir yemek tarifi paylaşmak isterse onu da yazarım, ya da başka bir gün polika yazmak isterse onu da...

3. Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin?

Zeren varolduğu sürece yazı yazacaktır. Buraya yazdığım tüm yazılar bu blog olmasa da yazılacaktı muhtemelen. Yazıp da paylaşmamayı tercih edeceğim bir gün gelmediği sürece - ki bu pek mümkün değil - devam edeceğimi düşünüyorum.

4. Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Artan bekleyişin ya da birilerinin senin yazılarını okumak istediğini bilmenin şöyle güzel bir yanı var. Böyle bir durumda olmasa insan, yazı yazmayı, günlük tutmayı, havadan sudan da olsa düşüncelerini, hislerini bir kağıda karalamayı ihmal edebilir. Bu ihmalkarlık bir noktadan sonra kolayca tembelliğe dönüşüp bir zaman sonra ise insanı yazıdan tamamen uzaklaştırabilir. Ama yazdıklarını insanlarla paylaştığın bir platformun olması, uzun sürebilecek böylesi bir tembelliği engelleyebilir diye düşünüyorum. Ben şu noktaya kadar kesinlikle bir zorunluluk hissetmedim ki bu yazı yazmaya karşı bir soğukluk duymam demek olur. O da, hayatıma dair asla gelmesini istemeyeceğim bir gündür.

5. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun?

Yazı yazdığım süre benim için asla başka şeylerin yerine koyduğum bir süre değil. Blog yazmak da yazı yazma sürecimin bir parçası... Bazen bilgisayarın başına oturduğumda şu ikilemle karşılaşıyorum sadece. Beni bekleyen farklı farklı dosyalar oluyor çoğu zaman önümde. Artık kendilerine bir son bekleyen öyküler, fikri çoktan oluşmuş ama kağıda geçmek isteyen hikayeler, eleştiri yazıları, bloğumda paylaşmak istediklerim... Bu anlamda bazen bölündüğümü ve nerden başlamam gerektiğini bilemediğimi hissettiğim anlar oluyor. O nedenle zaman zaman bloğa yazmak istediklerimi öne alıp diğer yazılara başlamaktan feragat ettiğim oluyor; bazen de tam tersi. Ama bu da yazı için yine başka bir yazıdan feragat etmek oluyor ki, daha ne istiyim:)

Bu soruları bloglarında cevaplamış başka arkadaşlara yazdığım yorumlarda da bahsettiğim gibi hangi konuda, ne olursa olsun canı yazmak isteyen herkes hiç durmadan yazmalı ve madem artık böyle paylaşım imkanları da var, cümle alemle paylaşmalı bunları. Hayatın karmaşasını çözmese de yazı yazmak, daha katlanılır kıldığında hemfikir olsak gerek:)

10 yorum:

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

masal kahramanı zeren,çok hoş bir anı olmuş bu.sağol paylaştığın için.ben olsam serinin diğer kitaplarını da bulurdum mutlaka

:)den dedi ki...

Zerenciğim yazını okudum. Zihnime milyonlarca anı üşüştü. Yoğun anı bombardımanı altında sana yazmak istediklerimi iyi ifade edemeyeceğimden, daha sonraya bırakıyorum asıl yorumumu.
Sevgiyle kal...

banu gökşin dedi ki...

CANIM PAYLASIM ICIN SAGOL . IYI HAFTA SONLARI SEVGILER..

birdutmasali dedi ki...

çok sevimli ve harika bir anıymışş bu.. çok sevdimm.
insan özgürce düşünncelerini yazacağı ,kaydedeceği bir sığınak mutlaka arıyoe,biliyorum.
kitaplar sınırlı çerçevede hak veriyorum.
ama bloglar ise...
sayfa senin,kalp senin,hisler seninn
dilediğini yazabilirsin elbette.
ve daima yazkii bizlerde mahrum olmayalım sevgili güzel ruhlu kalemim :))
çk svglrr iyi tatiller cnm

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Kitap kahramanı Zeren'ciğim,

Ne kadar güzel Eray Bey'in kitabına masal kahramanı olmanız :))

Ben de ilkokul 5.sınıftayken çok masallar ve hikayeler yazıyordum.
Birgün onları yayınlatacaktım. Sonra mı kimbilir ne oldu onlara..

İyiki blogunu açmışın ve yazılarına burda da devam etmişin canım.

Kalemine ve yüreğine sağlık. Her bir yazını ayrı bir keyifle okuyorum.

Güzel bir hafta sonu dilerim.

Sevgilerimi gönderiyorum.

yeliz dedi ki...

ne hoş bir anı, masal kahramanı olmak ne harika bir duygudur kim bilir. Yazmanın insanı rahatlattığına ben de inanıyorum, bazen yazdıklarım günün getirdiklerinden öteye geçmiyor ama olsun, birgün o yazılara dönüp de neler yaşadığını görmek, değişimlerine tanık olmak bile güzel.

zero dedi ki...

Yasemincim, diğer kitaplar da kayıp değil zaten, onları da Zerrin saklıyor.

:)dencim umarım güzel anılardır aklına üşüşenler.. Ne zaman yazmak istersen ben okumaktan keyif duyarım.

Banucum teşekkürler güzel sözlerin için.

Sevgili NuNu hisler böyle karşılıklı olunca daha da bir güzel oluyor paylaşmak:)

Zerrincim keşke bulabilsen o yazılarını. Ben geçenlerde ilkokulda yazmış olduğum bir günlüğü buldum da nasıl bir keyif oldu onu okumak. Keşke sen de bulup okuyabilsen masallarını, aradan geçen zamana ve o çocuk hayalgücüne inanamayacaksın, yazan kişi sen olsan bile:)

Yelizcim ben de hep onu düşünürüm. 10 sene sonra bu yazılara bakmak, hatta çocuklarımızın bunları okuyabileceğini bilmek, bana inanılmaz bir keyif ve enerji veriyor. Ben annemin yıllar evvel yazdığı böylesi yazıları bulsaydım, nasıl heyecanlanırdım onu düşünüyorum. Hele sen... Düdükcan, kendisini beklerken yaşadıklarınızı okuyunca neler hissedecek kimbilir:)

Kitap Kurdu dedi ki...

Zerencim harika bir hatıra olmuş senin için. Çocuklarına torunlarına zevkle anlatabileceğin harika bir şey bu. iyi ki blogun var, iyi ki yazıyorsun ve iyi ki de ben seni keşfetmişim. Yazılarını okumaktan, blogunu takip etmekten çok büyük keyif alıyorum.

Haberin ola :)

SERAP dedi ki...

Acaba diyorum bende kızımın anılarınımı yazsam?Tek kelimeyle bayıldım:)

nilay dedi ki...

Ben bu yazıya yorum bırakmıştım. Uçmuş gitmiş.
Zero'cum bir insanın en büyük düşlerinden biri gerçekleşmiş senin için. Düşünsene yarın öbür gün çocukların veya torunların senin kahramanı oladuğu hikayeyi okuyacak.
Ne mutlu sana