28 Mart 2012 Çarşamba

Siyah Koku...

Almakla almamak arasında çok gidip geldiğim bir romandı Siyah Koku. En az üç kez falan Kadıköy YKY'nin rafları arasında farklı günlerde gittim geldim, arkasını okudum, sayfalarını karıştırdım. Beynimin hoperlöründen "Zeren evde okunmamış kitapları unutmaaa" diye çığırırken bir ses, o an için anlamı olmayan bir güdünün etkisiyle dükkandan çıkarken kitap çoktan çantamı boylamıştı.

Şimdi anlıyorum o güdünün ne olduğunu. Biz bazen bilemesek de okunması gereken gelip buluyor işte hedefini. Yaklaşık 5 gündür sürükleniyorum resmen bu romanın satırlarında. Daha bitirmemişken, önümde 70-80 sayfalık bir 'son' dururken ve ben delicesine merak ederken, yazmak istedim bu kitaba dair bir şeyler.

Elimden bırakamadan kelimelerle hasbıhal oluduğum bu romana dair ne hissediyorum dediğimde kısa ve net cevabım: kanımı donduruyor okuduklarım!

Bu romanı okurken ne kahve ne çay, çoğunlukla hep su eşlik etti bana. Susuz bir dünyanın trajedisini okudukça su içmek geldi çünkü hep içimden.

Su kaynaklarının tamamen tükendiği, yıkanmak için, içmek içmek hiç suyun kalmadığı, dolayısıyla da insanların susuz yaşamalarını devam ettirebilmeleri için kartlarla kotalar konup susuzluk giderici hapların dağıtıldığı, sadece suyun da değil artık hiçbir besinin doğal olmadığı, şu an tehlike çok bariz hayatımızda olmadığı için belki daha az önemsediğimiz GDO'lu besinlerin artık her yerde olduğu, bu kadar kötüleşen yaşam koşullarında insanların çıldırmadan yaşayabilerini sağlamak için sürekli havaya antidepresan içerikli gazlar serpildiği bir dünya... Ve aslında buraya yazmadığım çok daha fazlası... Tüm bunların merkezinde, gittikçe vahşileşen dünyada ayakta kalmaya çalışan, herşey bu kadar sentetikken gerçek bir sevgi yaşayabilme çabasında iki insan...

Evet, her bir satır kanımı donduruyor, üstelik sona yaklaştıkça daha da fazla. Ama bunun nedeni daha önce defalarca farklı versiyonlarını okuduğum bir kara ütopya okuyor olmak değil, her bir satırın birebir gerçek olabilecek olduğunu bilmek, hatta bazılarının çoktan 'olduğunu'...

Elini, yüzünü, vücudunu akan bir suyun altında yıkadığı günleri tarifsiz bir hayal olarak hatırlayan artık 'yaşlanmış' bir neslin olduğunu okumak... Hiç olmayacakmış gibi geliyor bazen değil mi? Su nasıl bitebilir ki? Temiz bir suyla yapılmış çay yerine çay hapları; su ihtiyacını yok etmek için susuzluğu giderici haplar... Biraz gözümüzü kulağımızı açtığımızda aslında gidişatın buna yakın olmadığını söyleyebilir miyiz?

Çok da uzak olmayan bir gelecekte neyle karşı karşıya olmak üzere olduğumuzu görmek açısından ama sadece bunun için de değil sağlam bir roman da okumuş olmak için mutlaka okuyun derim Gülayşe Koçak'ın Siyah Koku'sunu.

Ve altını kalın kalın çizdiğim onlarca bölümden sadece biri:

Böyle bir dünyada, su ihtyacını giderici SU haplarını icat eden kadın, Nobel ödülünü tabi ki alacaktı. Kadının asla hakkını yemek istemem; elbette çok önemli bir işti yaptığı - hatta belki de hala bu sayede yaşıyoruz. Bu haplardan yola çıkılarak bitkileri de SU'yun hammaddesiyle aşılayıp öyle yetiştirmek akla gelmeseydi durumumuz vahim olurdu. Ama insanlardaki zulmetme, hükmetme ihtiyacını gideren bir hap üretse birisi, işte, ben asıl ona 'kahraman' derim.

8 yorum:

Vladimir dedi ki...

İlginç. bu kitabı ben de bir kaç gündür gidip gelip tartıyorum karar veremiyordum. Sanırım İzmir deki kitap fuarında satın alırım. Teşekkürler

Çileksuyu Sibel dedi ki...

okumak istiyorum..suya karsi fazlaca hassasiyeti olan bir insanim ben...o yuzden merak ettim bu kara utoyayi acikcasi.bizim buralarda dogru durust yagmur yagmadi bu sene.kurakliga dair poster asili her yanda,insanlar suyu duzgun kullansin diye...xxx

gulsah dedi ki...

Bugün bende YKY Kadıköy'deydim ama kitap alamadan çıktım, çünkü elimde okunması gereken kitaplar var. Ama ne olursa olsun bazen öyle kitaplar vardır ki oan al beni oku der...
Keyifli okumalar. :)

Madamella dedi ki...

Nasıl da merak ettim bu kitabı! Son sayfaları keyifle okuman dileğiyle.

zero dedi ki...

Sevgili Vladimir kesinlikle tereddütsüz tavsiye ederim. Başlarda belki ilk 50 sayfada nispeten düşük bir vitesle gitmesine aldırma çünkü sonra öyle bir yükseliyor ki o vites, nefesim kesildi dersem inan abartmış olmam.

Sibelcim öyle şeyler var ki suyun yokluğuyla ilgili... İnsanların bedenleri kuruduğu için susuzluktan artık çocuklar bile kırışık, pul pul dökülüyor yanları. Su kaynaklarının ne halde olduğuna dair araştırmalara baktığında zaten, aslında bu kitapta anlatılan durumun çok da utopik olmadığını anlayıp sarsılıyorsun. Ama sadece su da değil... Varoluşumuza, sevgiye, ilişkilere, yaşlılığa vs dair de çok sağlam tespitler var. Muhakkak okumalısın... Herkes okumalı.

Sevgili Gülşah, ben de çoğu zaman durduruyorum kendimi elimden bitmeden almiyim diye ama bu kitap alırdı işte bana kendini. Ama ne yap et okunacaklar listene ekle derim.

Madamella çok teşekkür ederim, yazıyı yazdığımdan bu yana bitti bile o sayfalar. sevgiyle:)

nehircce dedi ki...

Hemen not alıyorum...teşekkürler

E S M İ R dedi ki...

dünya maalesef o sona doğru hızla sürüklenmekte!..kitap hk. verdiğiniz bilgiler içinde en çok son cümle oldukça vurucu!..ben de ah keşke olsa diyorum!..böyle kahramanlara ne çok ihtiyacımız var!..

teşekkürler, paylaşım için..

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

Zerencim, sonumuzu yazmışlar desene.
Ben en çok antidepresan gazından etkilendim. Şu anda bile herkesin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. :)