8 Eylül 2011 Perşembe

Bazı günler unutulmaz, bazı kadınlar hiç!

"Bazı günler o kadar özeldir ki tarihe not düşmek gerekir" diye başladım defterime yazmaya. Kahve ve yanına koyduğum bir dilim pasta daha çok bir renkti; asıl istediğim defterimle ve gün içinde yaşadığım tüm o özel anlarla başbaşa kalmaktı.


Az evvel okudum, canım arkadaşım dünkü o muhteşem buluşmayı İtalyan filmlerindeki kalabalık, neşeli, curcunalı sahnelere benzetmiş. Ne kadar doğru! Kocaman bir masa etrafına toplanılır, yenilir içilir, herkes bir ağızdan konuşur, ama dinler de aynı zamanda, çaylar gelir, kahveler gider, çantalar bir hediye torbasına dönüşür, bir ayraç atlar çantanın içine bir seferinde, sonra bir lavanta torbası, mis kokulu bir sabun ya da masmavi bir uğur taşı... Ama en nihayetinde bu bir İtalyan filmi değildir. Bu, bizim filmimizdir. Biz kim mi? Bir leylak, bir lale, bir ece, bir baykuş, bir macera, bir düş, bir hüzün, bir süslü, bir sabun, bir qunegond, bir annecik...

Bu kadar insanı bir araya getiren o güzel kadın bir tarafa, hepimizin aslında yazı, satırlar, kelimeler sayesinde buluşmuş olmamız ayrı bir hoşluk. Özde hepimizi biraraya getiren şeyin yazı olduğunu bilmek... Yazmayı seçen, yazıyla birbirini bulan, yazıyla birbirini tanıyan ve buluşan kadınlar...

Buluşmaya ilk gidenlerdendik. Upuzun masanın etrafında yarım saat içinde tüm yüzler yerlerini aldı teker teker. Kucaklaşmalar, öpüşmeler, samimi, candan onlarca söz... Sonra bir kadın geldi, elinde bastonu, yanındaysa gülümseyişiyle daha da güzelleşen kızı... İşte o an o masadaki atmosfer bir anda katman değiştirdi. Bir katman daha yükseldik sanki gökyüzüne.

Uzun ve bembeyaz saçlarını savura savura, bir söyledi on kahkaha attı, bir kahkaha attı on söyledi. 1940'larda yaşadığı Kars'ta kışların nasıl çetin geçtiğini, çıktığı tiyatro oyunlarında ellerinin duruşuna nasıl sinir olduğunu espiri kata kata mekanı çınlatan kocaman kahkahalarıyla anlattı, daha nice anlattığı şeyler gibi... O kadar keyifle ve heyecanla paylaştım ki onunla tüm o anları, suratıma nasıl bir gülümseme yerleştiyse artık, ayrılırken yüzümü ellerinin arasına aldı ve "gülen yüzün hiç eksilmesin canım yavrum" dedi bana. Dayanamadım, bir kere daha sarıldım.

Ama durun, ayrılmamızdan önce söyleyeceğim birkaç cümlem daha var. O anlatır, biz dinler, biz anlatır, o dinlerken bir an geldi, kızına Asimov'un Vakıf serisinin son iki kitabını almak istediğini söyledi. Şimdi bir şeye açıklık getirmeli: A-S-İ-M-O-V! Bu altı harfin yanyana gelmesinden oluşan bu ismi nerde, ne zaman ve ne şekilde olursa olsun duyan bendeniz, o an tüm dünyayı durdurur sadece bu isme kitlenirim. Çünkü benim için bir dahi, olağanüstü bir yazar, bir yaratıcı ve büyücüdür o. Hayatıma giren kitapları "okuduğum kitaplar" ve "yediğim kitaplar" olarak ikiye ayırırsam Asimov'un Vakıf serisi kesinlikle yediklerim arasında yer alır:) Zira yedi ciltlik kalın kalın tuğla mahiyetindeki romanlar taş çatlasın 2-3 hafta içinde bitmiş ve sonra bu kadar çabuk bittiği için çok hayıflanılmıştır. Hatta Asimov'un tekrar dünyamıza dönüp yazmaya kaldığı yerden devam etmesi için Tanrı'ya yakarılmış ama evrenin doğal ritmini senin için bozamam cevabı alınmıştır.

Sonuç olarak demem odur ki, bu özel kadının, tutkulu bir Asimov okuyucusu olduğunu öğrenmem beni ilk olarak öyle bir şaşkınlığa sürükledi ki, bir taraftan da neden dedim kendi kendime. Neden bu kadar şaşırdın ki? Aşağı yukarı benim anneannem yaşında olan bu pırlanta kadınla Asimov sohbeti yapmak... Ben anneannemle Asimov konuşabilmeyi hayal bile edemedim ki! Budur sanırım beni şaşkınlığa sürükleyen ve aslında hayatta hiçbir şeyin bizim yaptığımız kategorilerden ibaret olmadığını kanıtlayan. Dün defterime koca koca harflerle not ettiğim gibi hayat, sen kocaman bir süpriz yumurta gibisin ve sen Ayla Arslancan, sen çok ama çok ve hep böyle kocaman kahkahalarla yaşa olur mu:)

Şimdi çekmecelerim lavanta torbalarımla ve ellerimse lavantalı sabunumla mis gibi kokuyor. Ruhta ise bir leylak kokusu... Benliğime oksijen girmesini sağlayan kilit roman Hermann Hesse'nin Siddhartha'sını uğurladıktan sonra bir Leylak armağanı Venedik'te Bin Gün oturuyor kucağıma.


"Venedik, Toscana, yemeklere ve mutfağa duyulan aşk, yaşı sana uymasa da tutkulu bir kadın, aşk ve bir şehri aşka benzer bir duyguyla sevmek. Ne bileyim seni çağrıştırdı tüm bunlar bana..." Yazarınkilerden önce beni karşılayan Leylak satırları... Bir insanı tanımak ve onun tarafından tanındığını bilmek ne kadar güzel...

Kimi dün hayatıma giren ve kiminiyse daha önceden tanıdığım tüm o güzel insanlar, hep yazalım ve paylaşalım ki hiç ayrılmayalım!

16 yorum:

Kunegond dedi ki...

Dün öğleden sonrayı çok hoş anlatmışsın. Masanın sizin ucundaki konuşmaları uzaktan pek yakalayamadımdı haliye... Anneme de yollayayım. Bayılacak:-)Zaten zorla kaldırıp götürdüm dün akşam üstü kadını!

hüznün tadı dedi ki...

Dünkü o hoş günü yeniden yaşadım güzel yazında. Bende "annecik"in yaşında öyle olmayı istedim içimden...

zero dedi ki...

Sibel inan ben "annecik"ten uzak otursaydım pek üzülürdüm:) ben de ona bayıldım zaten. Her ikinizi de tanımak çok hoştu:)

Sevgili hüznün tadı, ortak dileğimiz olsun o zaman bu:)

Nam'ı diğer ANNECİK dedi ki...

Beni çok yükseklerde bir yerde,görkemli bir tahta oturtmuşsun güzel çocuk...Hem hoşuma gitti,hem de utandım,sordum kendime böylesine bir şeye layık mıyım diye...Senin güzel bakış açın bence...Yazın çok güzel anlatıyor dünü,Qunem haklıihiç ayrılmak istemedim o masadan ve sizlerden...mutlu ve bol kajkahalı günler,sizlerin olsun...

Giskard dedi ki...

Vakıf Serisi'ne beslediğiniz sevgi, benzer bir sevgi besleyen beni mutlu etti, fakat altı cilt olduğunu söylemişsiniz; Vakıf Serisi yedi ciltten oluşur. Acaba el sürçmesi mi, yoksa başka bir sebep mi var?

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Ne güzel ifade etmişsin Zerencim bu güzel günü...
O derin gözlerinden , kalbine , kalbinden parmaklarına hissederek dökülmüş kelimeler...
Seni ve diğer arkadaşları tanıdığıma çok mutluyum,blog dünyası böyle birşeymiş demek! ne güzel şeymiş...

hepsusluydum dedi ki...

Sevgili Zeren bence de çok güzel anlatmışsın dünü..Sibel çok haklı masamızda bazı sohbetler kaçırıldı ama sen tamamladın işte:)Sevgilerimle Zehr@

zero dedi ki...

Sevgili Annecik, insanlar bazen kendi değerlerinin farkında olamayabiliyor, bir elmas, elmas olduğunun farkında mıdır? Sanmam! Siz çok özel bir insansınız, çok keyif aldım sizinle tanışmaktan da aynı masanın etrafında olmaktan da... Birlikte daha Asimov sohbetleri yapabilmeyi dilerim:) Sizi kocaman öpüyorum o tatlı yanaklarınızdan...

Sevgili Giskard son cilt vakıf ve dünya'yı hesaba katmadığımı sayende farkettim. Çünkü ben ilk okuduğumda son cilt çevrilmemişti Türkçe'ye. Onu çok sonra çevrilince okudum ve nedense şimdi senin uyarınla farkediyorum ki bu yüzden üvey evlat muamelesi yapmışım kendisine. Hemen bu yanlışı düzeltiyorum, çok teşekkür uyarı için:)

Sevgili Nathalie, inan o kadar keyifliyim ki seninle de yüzyüze geldiğimiz için. Biliyordum, enerjimizin tutacağını ama yine de tescillemek güzel oldu:) daha nice kafvelere, çaylara, muhabbetlere...

Sevgili Zehr@ Hanım, evet gerçekten bazı sohbetler kaçırıldı, mesela ben sizinle hiç sohbet edemedim:( Ama olsun, telafileri elbet olur. Yazıda da dediğim gibi hep yazalım, paylaşalım ki hiç ayrılmayalım:) kocaman sevgiler...

Özlem Öztürk dedi ki...

Ah Zerencim, ne güzel anlatmışsın yine her şeyi. Yaşadığım güzel saatleri bir de senin kaleminden dinlemek ne hoş ve yazının altına bırakılmış birbirinden anlamlı güzel yazılar... Öyle güzel bir günden bana kalan güzel anlarla yaşarken, dün gecenin karanlığı çöktü üstüme:( Benim Harry, kolunu kırdı:((
Bu gecenin sabahına, yazdıklarını okumak ne büyük huzur!
Sevgiler sana ve yazının altına yorum düşen tüm dostlara:)

Kontrast dedi ki...

Gerçek arkadaşlıklardan güzeli yok gerçekten. Keyifle, biraz da gıptyala okudum satırlarını Zero. Pastaya da bayıldım, unutmadan söyleyeyin...

Yıldızlı fırça dedi ki...

keyif dolu bir gün ne güzel :) kitaplar not edildi resimdeki türk kahvesi iştah açtı :)

zero dedi ki...

Özlemcim, keşke Harry'nin sihir gücüne sahip olsaydı diyesim geldi bu haberi duyunca. Bir kere daha çok geçmiş olsun. Bir annenin duyması ve kabullenmesi en zor gerçek olduğunu biliyorum ama galiba çocuklar işte böyle düşe kalka büyüyor. Her ikinizi de sevgiyle kucaklıyorum:)

Sevgili Kubilay, gerçekten güzel ve özel bir gündü. Pasta kuzenin önünden fotoğrafta poz vermesi için çekip alındı, yoksa bendenizin pek alakası yoktur pastalarla, tatlıcı takımından değilim pek:) ama senin iştahını açtıysa ne mutlu, iyi bir iş yapmışız demek ki:)

Sevgili Yıldızlı Fırça, köpüklü bir türk kahvesi ne zaman iştah açmaz ki değil mi?:)

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

Zerencim, evet yazalım ve hiç ayrılmayalım. yazmak sanki bir büyü.

Leylak Dalı dedi ki...

Zeroo,
Birşey yazmama gerek var mı? Hayatımda kardeş kontenjanından yerini aldın bile çoktan:))

zero dedi ki...

Zeynepcim kelimeler gerçekten bir büyü, biz de sevimli büyücüler, tatlı cadılar:)

Leylak Dalım seni çooook özledim şimdiden. Son günlere katılamadım ama elimde kalanlar bile çok güzeldi, çok değerli. Bundan sonra belki yine İstanbul'da, belki başka şehirlerde görüşmek, kucaklaşmak üzere diyorum:)

yeliz dedi ki...

zerencim o masada olabilmek için pek çok fedakarlık yapabilirdim:)))
sevgiler