26 Aralık 2010 Pazar

Konuşan eller, seven eller, okuyan eller...

"Sen ellerinle çalışmalısın" demişti hayatımdaki güzel insanlardan biri. "Ellerinle çalışmalısın çünkü ancak o zaman yüzünde sonsuz bir mutluluk oluşuyor." Bunu söylediğinde henüz ben, MSA ile hayatıma açılacak olan kapının oldukça uzağında, basın sektörünün dipsiz kuyularından birinde debelenmekle meşguldüm.


Üzerinden bir seneyi aşkın bir zaman geçti. Şimdi ellerimle çalışıyorum. Ellerim, beynimin, kalbimin ve zihnimin emrinde, an be an bir hamur yoğuruyor yaratıcılık minvalinde.

Ve değişiyor ellerim. Güçleniyor. Sarfettiği emeğin izlerini taşıyor. Her gün bir yanık ya da kesik izi geçerken yerini bir yenisine bırakıyor. Buram buram tüten ocakların üzerinde pişen tencerelere, tavalara deymekten, soğumaktan zerre nasibini almamış malzemelere dokunmaktan his eşiğini yükseklere taşıyor.

Ve ben daha çok seviyorum artık ellerimi. Belki eskiden her daim daha 'güzel'diler. Ojeli, pürüzsüz, bakımlı... Şimdi okul günlerinde ne ojeden eser var, ne pürüzsüzlükten... Ama üretkenliğin, çalışmanın sembolü gibiler bedenimde bana dair. Hayatlarında şimdiye kadar hiç dokunmadıkları şeylere dokunuyorlar. Ördek de tütsülüyorlar, karides de ayıklıyorlar, hamur da yoğuruyorlar, midye de temizliyorlar.

Her geçen gün mutfak maceram bir adım daha ilerledikçe ellerimin de kendilerine ait bir ruhu olduğunu keşfediyorum. Arada bana konuşuyor, fikirlerini beyan ediyorlar. Her şeyi yapmaya hazırlar, iş ayırt etmiyorlar, ama yine de daha çok yapmayı sevdikleri şeyler var. Örneğin perşembe günü perde pilavının hamurunu yoğuran sağ elim ders sonrası kulağıma fısıldayıverdi, hamur yoğurmaktan büyük keyif aldığını söyledi. Bu kadar keyif aldığından olsa gerek sonrasında lezzetli, gevrek bir sonuç çıkıverdi. Biliyorum dedim ben de ona, sizin en çok neden keyif aldığınızın farkındayım.

MSA'nın kapısından girmeden önce de bir zamanlar pastaların rengarenk parıltılı dünyasına kendimi attığımda da anlamıştım zaten onların hamur yoğurmaktan, hamura şekil vermekten çok büyük keyif aldıklarını.

Yine heyecanlı bir haftaya hazırlanıyor bu satırları da şu an yazan bu eller. Çünkü yine çok keyifli bir hamur dünyası bekliyor onları. Bol bol makarna hamuru yoğuracak, o hamurlara çeşit çeşit şekiller vermekle uğraşacak, mantarlarla, taze otlarla soslar yapacaklar onlara.

Şimdi bu yazıyı bitirdikten sonra sürekli bulaşık yıkamaktan günde en az on kere kurumuş bir çöle dönen bu ellere ihtiyaçları olan suyu yani kremi vermeye gideceğim. Yine zorlu bir hafta için hazırlanmaya ihtiyaçları var. Sonra o eller günün kapanışını yapmadan önce Floransa Büyücüsü'nü okumamda bana yardım edecekler. Ve biliyorum, gözlerim, zihnim ve beynim onlardan önce yorulacak, düşmeye, kapanmaya başlayacak. Sonra eller kitabın kapağını kapayıp kenara koyacak, uykuya çoktan dalış yapmış bedenin diğer parçalarına uyum sağlayarak günü kapatacaklar.

Adeta yeniden tanıştığım ellerimi hayatımda şimdiye kadar hiç sevmediğim kadar çok seviyorum!

9 yorum:

Ece dedi ki...

kulağına fısıldayan eller... ne güzel bir tanımlama. taş çıkartıyorsun nice yazarlara zerom, yazıyor aynı zamanda senin ellerin. yemeklerine, kurabiyelerine hiç bir şey diyemem, demem sadece yerim. ama onlar aynı zamanda yazıyorlar. bunu da es geçme bebeğim.

laleninbahcesi dedi ki...

Ramen Girl'ü izlemişsindir sanırım...Kız Rameni pişirdikçe usta koca koca kazanları çöpe boşaltırdı ruhu yok bu yemeğin bu yemek ölü diye... Senin yemeklerin cana gelecek ruha bürünecek Zerencim...
O kadar kitabım var ki sırada anlatamam, bir de her gün aklıma bir tane giriyor:)) bakalım ne olacak halimiz...
Sevgimle

yeliz dedi ki...

makarna!! annem bi makarna kesme makinası almıştı, ablam, yeğenim annem ben tam 1 gün boyunca makarna yapmıştık. Ne çok yumurta, ne lezzetli ne şahane. Annemi ayartıp bir daha öyle bir gün düzenlemeli!!

Işın dedi ki...

Mmmm, perde pilavına bayılırım. Ama yapanlar gitgide azalıyor sanki. Istanbul'da en güzel nerede yenir acaba ?

Artık gitgide beyinle, bilgisayarla üretim yaygınlaşıyor ne yazık ki, ellerin değerini, önemini unutuyoruz. Ama ben sana tamamen katılıyorum. Elle üretmek kadar mutlu etmiyor hiç bir şey. Son yıllarda yoğun çalışan bir çok kişinin yemek yapmaya bu kadar ilgi göstermesini de buna bağlıyorum ben. İşte 12 saat çalışsak da bir türlü tatmin edemediğimiz gerçek üretme duygusunu bu şekilde tatmin etmeye çalışıyoruz.

Maalesef ben el becerilerimden hiç bir zaman memnun olmadım. Yoğun bilgisayar kullanılan bir iş hayatından sonra kalemle yazmakta bile zorlanıyorum artık. Aşçılık konusundaki en büyük çekincem de hep bu olmuştur. Mutlaka kullandıkça gelişir ama bazı kişiler bu konuda doğuştan yetenekli sanki.

Kolaylıklar ve lezzetli makarnalar dileğiyle...

Nehire dedi ki...

Belki birgün o güzel ellerin yaptığını nefis lezzetlerden tatma şansına erişiriz.Sevgiyle kal,yüreği güzel kız...

Kontrast dedi ki...

Siyah Süt'ten sonra en beğendiğim yazılarından biriydi bu. Tırnak içinde "tadı" hala damağımda :) Yazılarına okumak gerçekten çok keyifli. Ve aynı zamanda kitap okumak ve yemek yapmak tutkularını paylaşan insanlardan olmak da öyle...

Kocaman sevgiler ...

Kubilay

숯인 SuChi'iN dedi ki...

çok maharetli ellerin gerçekten zerocum, yazılarından belli..kurabiyelerin tadına bakamadım henüz, ancak kısmet olacak en yakın zamanda biliyorum! O sihirli ellere "merhaba" demeyi dört gözle bekliyorum :)

Leylak Dalı dedi ki...

Özetle diyorum ki: "O ellerin dert görmesin."

zero dedi ki...

Ececim evet yazıyorlar ama ben sanırım yazmayı biraz zihin ve ruh marifeti olarak gördüğüm için onu katmadım pek, ama haklısın aynı zamanda yazıyorlar:)

Sevgili Lale, canım Lale, evet izlemiştim Ramen Girl'ü. Bugün okula konferansa gelen profesyonel beş yıldızlı şefler bile yemeklerinizle sevgiyle yapın stressle değil diyorlarsa vardır artık bu işte bir sır diyorum:)O nedenle hep anne yemeklerinin üzerine bir şey konamaz ya, neredeyse her annede o sevgi vardır çünkü. sevgiler

Yelizcim anneni mi ayartırsın, yoksa annenden o makineyi çalar sadece kendini mi ayartırsın bilemiyorum ama makarna yapmanın keyfini ben doyumsuz buluyorum. Hafta başından beri geçirdiğimiz makarna tecrübesinden sonra bundan daha büyük keyif olamaz dedim noktayı koydum:) kesinlikle bir makarnacı açmayı düşünebilirim, o kadar yani:)

Işıncığım inan İstanbul'da en iyi perde pilavı nerede ben de bilemedim bu sorunun cevabını. Var yapan yerler ama en iyi sorusunun cevabı da bende yok. Ama umarım bir gün ben sana yapabilirim:) Bilgisayarlar gerçekten ellerimizi köreltebiliyor. Arada onların varlığını da hatırlayıp mutlu etmek lazm onları. Çünkü gerçekten insan yaptığı bir işe ellerin üretimini katınca gerçekten bir şey üretmiş hissediyor kendini. Elbet senin de vardır ellerinin marifetli olduğu bir konu, sadece henüz keşfedilmemiştir belki:) sevgiyle...

Sevgili Nehire, siz de ne kadar güzel yürekli bir insansınız, mutlu oluyorum yazdıklarını okudukça. Umarım bir gün ben de sizlere yemek pişirme şansına ve keyfine erişebilirim:) sevgiler

Sevgili Kubilay, yemek yapmak, kitap okumak, film izlemek, seyahat etmek ve hayata dair daha bir çok keyif birbirinin tetikleyicisi aslında. Çok sevdiğin bir filmden sonra canın hemen mutfağa girip bir kurabiye pişirmek isteyebilir, keyifli bir seyahati, leziz bir yemekle süsleyebilir, ve hayattan aldığımız keyfi böyle böyle kocaman yapabiliriz diye düşünüyorum. hepsi birbirini besleyen keyifler bunlar:) sevgiyle...

Canım Suchim, 2011'den beklenti listesinin sırasında senin sağlıkla, huzurla ve rahata kavuşmuş bir zihinle İstanbul'a gelebilmen var zaten, biliyorsun. O zaman söz ben sana bütün el marifetlerimi dökücem:) ama lütfen çabuk geelll:)

Canım Leylak Dalım, ellerinin marifeti saymakla bitmeyecek güzel kadın... Aynı dileği tekrarlamakta sakınca görmüyorum, elleriniz dert görmesin!:)