17 Ekim 2008 Cuma

Filmekimi'nin Ardından...

Evet bitti. Yedi gün boyunca içimi titreten bir dolu filmle yüklü bu mini festival bu sene de sona erdi. Sayılı gün çabuk geçer, hele de bu sayılacak günler iki elin parmakları kadar bile değilse çok daha çabuk geçer. Geçer de, ya sonrasında arkasında bıraktıkları?

Bir hafta boyunca Beyoğlu'nun en güzel sinemalarından biri olan Emek Sineması'nı mesken edinmek, yer gösterici amcalarla ahbap olmak, sinemanın yanında su satan teyzenin istisnasız gülümseyen gözleri ve nur yüzüyle karşılaşmak, yüzleri gide gele aşina gelmeye başlayan festival takipçilerini tanımaya başlamak, her filmden sonra sarhoş olmuş bir berduş gibi kendini İstiklal'in kalabalığına bırakmak... Bütün bunlar Beyoğlu'nda geçen bir festival haftasından geriye kalanlar...

Yine ömrüm boyunca unutmayacağım, her birini film arşivime eklemek için ciddi aramalara gireceğim, edindikten sonra ara ara ruhumun ihtiyacına göre seçip tekrar tekrar izleyeceğim filmler izledim. Aralarında vizyona girecekler de var; Körlük, Vicky Christina Barcelona, Rüya, Beşir'le Vals, Zamanın Külleri gibi... Kesinlikle not edip vizyonda kaçırmamanızı tavsiye ederim. Daha çok film var tavsiye edeceğim ama vizyona girer mi? Yürekten bir "KEŞKE" diyorum...

Ama bir film var ki, daha önceki yazımda da sözünü etmediğim için şimdi üzerine iki satır karalamak istiyorum. Yönetmen Anna Melikyan; başrol ise bendeniz, pardon yani Masha Shalaeva. Filmi izlerken o kadar çok, neredeyse kendi iç dünyamdan kopya edilmiş kare ile karşılaştım ki, hep bir nevi kendimmişim gibi izledim Masha Shalaeva'nın oynadığı Alisa karakterini.

Gerçeklerini hayalleri ile birleştiren ufak bir kızdır Alisa. Ancak bu şekilde yaşayarak mutludur. Öyle ki, annesi Alisa'ya, denize girdiği bir gün bahriyeli olan babasıyla sahilde karşılaşıp birlikte olması sonucu hamile kalmıştır. Yani durum, tabir-i caizse 'bir gecelik' hatta 'bir anlık' aşktır. Ama Alisa için bu durum bambaşkadır. Alisa, denizleri kendine mesken edinmiş, o sahil senin bu sahil benim dolaşan bir denizkızı olan annesi ile yakışıklı bir denizci olan babasının aşkı sonucu dünyaya gelmiş olduğunu hayal etmektedir. İlk zamanlar bu kızın naifliği insanı güldürecek kadar şirin olsa da, zaman geçip Alisa'nın büyüdüğüne şahit oldukça aslında hayal dünyasının, sahip olduğu en önemli zenginlik olduğunu anlıyoruz. Hele de filmin yüzünüzde tokat gibi patlayan final sahnesinden sonra gülmek mi, ağlamak mı istediğinize karar veremeyeceksiniz.

İstanbul'un ve sonbaharın keyfini dolu dolu içime çekmemi sağlayan bir hafta daha geride kaldıktan sonra İstanbul'la söyleştik yine kendi aramızda.

- Böyle güzelliklerin de olmasa, aramıza hep mesafeler girecek be İstanbul'um. Sen bana küs ben sana küs, dolanıp duracağız. Ne olur hep güzel yüzünü göstersen, sivri tırnaklarını üzerime geçirip de kanatıp kanatıp durmasan ruhumu...

- Yıllardır "gülü seven dikenine katlanır" diye diye sevdiler beni. Aşk ve nefret gibi, siyah ve beyaz gibi... Hep bu çelişkilerimden beslendi, ilham aldı şiirlerim, romanlarım, öykülerim... Yorduğum kadar dinlendirmesini de bilirim ama istemesini bilene... Bu arada... Pazar günü Woddy Allen uyarlaması "Tekrar Çal Sam" oyununa bir çift biletim var. Hoşuna gider diye düşündüm. Ne dersin?...

- Oh be, derim, oh be...

- o -

Not: Fotoğrafta görülen portakalın ne bu yazıyla ne de filmlerle hiç bir ilgisi yok aslında. Ören'de yıllar evvel ellerimle diktiğim portakal ağacının meyvelerini birkaç senedir değil yeme, görme fırsatı bile bulamadığım için annemler gelirken sırf benim için bir tane koparıp getirmişler. Bir haftadır gidip gelip kokluyorum. Nasıl güzel kokuyor bir bilseniz. Biraz kızarsın diye sürekli cam önünde duruyor ama ben fotoğraf çekerken öyle işveli bakıyordu ki, onu da resme almadan edemedim:)

7 yorum:

ruhdagı dedi ki...

Keyif almasını bilene, İstanbul'dan daha güzel bir şehir olamaz bence.

Film ekimi yine kaçtı vuslat başka bahara kaldı...

Selamlar.

ekmekcikız dedi ki...

Gördüğüm iki tanecik film yanıma kâr kaldı. Yazında andığın filmler (ve aslına bakarsan hepsi) bir gün fırsat olur da görürüm umudu ile sürekli uzayan görülecek filmler listeme eklendi.:)

Hem belli mi olur, bir bakarsın portakalın olgunlaşıverir, rengi turuncuya döner...
:))

birdutmasali dedi ki...

oohh.. zerenciğimm
gözün gönlün doldu demek filmlere..
ne mutlu sana..

neslihan dedi ki...

Sevgili Zeren öyle özendim ki sana,ne güzel bir zaman dilimi geçrimişsin.ben her sene İstanbuldaki bütün festivalleri tv.den, netten ve basından takip ederim,ama hiçbirine gitmek nasip olmadı işte.bi de İstanbulda yaşayıp gitmeyenlere de çok kızarım:-))) Sana daha nice güzel seyirler diliyorum.sevgilerimle...

yeliz dedi ki...

film festivalleri, beyoğlunda yürüyüşler, ve istanbulun sonbaharı,nesıl özlemişim...

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Ne iyi etmişin canım. Ben de hep bu sefer tamam diyorum. Başka engeller çıkıyor kalıyor :(

Sana arkadaşlık ödülüm var :) Bloguma uğrayıp alırsan sevinirim canım.

Sevgiler...

defneyleyasamak dedi ki...

burnumu çeke çeke okudum yazını. nedeni malum :(