1 Mayıs 2012 Salı

Yeni...

Geldim. Datça'daki yaşamımın ikinci sabahında sarhoşluğumdan arınıp bir iki satır karalamaya çalışıyorum. Lakin tutukluğun zirvesindeyim. Benim için çok önemli olan bu zamanları kayda geçirmek istemesem, yazmayı da umursamayacağım. Bir süre sadece denize baksam, kahve içsem, güleryüzlü komşularımın evinde çay toplantılarına çağrılsam, yürüsem, yürüsem, yürüsem...

Kağıda kaleme uzaklığım ruhsal değil, sadece fiziksel. Kendimin bile ne kadar uzun zamandır gerçekleşmesinin hayalini kurduğumu unuttuğum bana ait bir ev, bir düzen, bir yaşam alanına sahip olmanın gerçekleştiği bu günlere dair coşkumu hiç bir kelimenin dile getiremeyeceğini hissetmemden bu uzaklık.

Evimde geçirdiğim ilk akşam için kendime verilmiş sözümdü bir duble rakının etrafında şerefe kadeh kaldırmak. Dayımın çok sevdiğim bir adetidir; buz gibi rakı kadehini kaldırır, şerefine içeceği şeyi söyleyerek karşısındaki sevdiğinin yanağına dokundurur kadehi. O buz gibi kadehin yanağa değdiği an, sevmektir, sevilmektir, mutluluktur, şükürdür, içine hangi duyguyu koymak isterseniz odur. Sadece kendime içerken de o gece, yanağıma değen kadehte bunların her biri vardı.

Sevmem aslında pek yalnız içmeleri ama bu gece bir kendime olmalıydı sohbetim...

Yaşanan her şeyin, belki her mutluluğun bir bedeli var. Buraya sadece güzel cümleler yansıyor gibi olsa da, hayat sadece pembe mutluluklardan ibaret değil. Hayatımı ufaltmaktan çok mutlu olduğum bu sahil kasabasında yaşamaya başlamak, yıllardır aşmayı başaramadığım bir eşiği geçmiş olmaktan ötürü çok önemli benim için. O kadar çok patinaj çektim, her başaramayışta o kadar yıprandım ki, büyük olmayan engeller bile büyüdü gözümde. Şimdinin, şu an bulunduğum zamanların anlamı belki de bunlar yüzünden büyük gözümde. Lakin hiçbir şey bedelsiz değil; bazen maddi, bazen manevi ama her şeyin bir bedeli var fakat sanırım önemli olan o bedellerin de katlanılabilir olması.

Fazla teşekkür modunda gidiyorum bu ara ama teşekkürü en çok hak eden zamanlar bunlar. Bir rakı sofrasını kiminle paylaştığın, sinemada yan koltuğun, yürürken elini kime verdiğin önemlidir derim hep. Alalade, laf olsun diye çok şey yaşanır hayatta. Ama alalade olmayan gelip çaldığında da kapıyı, hisseder insan, 'kıymet' belirmiştir çünkü yaşadığı anların içinde. Çok uzun zamandır hissetmediğim o kıymeti bana hatırlatan insana da bir teşekkür burdan.

Bir de rüzgar var, resimde görünmeyen...

Bazen kendini anlatabilmek için çok fazla cümleye ihtiyaç duymadan bir film ya da bir roman uzatabilmek önemlidir hayatındaki insana. Onu anlayabilecek bir kavrayıştadır karşındaki, bilirsin, hissedersin. Senin cümlelerin kurulmuştur zaten o filme/romana dair, ondakileri merak edersin, beklersin. Yakınlıkları ya da uzaklıkları sadece göründükleri anlamlarıyla algılamamasını seversin. "Tren yolunda içmeye gidelim mi" cümlesini gökyüzünün en ortasına yazmak istersin.

Şimdi şuraya bir özlü söz patlatmazsam olmayacak. Lafım size gibi görünebilir ama aslında kendime yazıyorum. Çok şeyden ders aldım ama olur da bir gün unutursam, yine yazı hatırlatsın bana diye...

Ne kendinin ne de başkalarının seni ertelemesine izin verme be canım 'insan'. Vallahi hayat sonsuza kadar sürmüyor.

11 yorum:

luna sesi dedi ki...

çok güzel. o resimlerin soluğunu duymak isterdim. sıkışmış, dar, telaşlı bir yaz olmasın, dilerim olmaz.

huzurunuz eksik olmasın...

gülşah dedi ki...

Yeni yolculuğunuzda hayat size istediklerinizi sunsun. Ne güzel kelimelere dökmüşsünüz.
Bu arada rakı ve yanındaki tabak.. hımmm içesim geldi. Bu aralar şarap içesim vardı ama fotoğrafa bakınca rakı mı içsem dedim :))))
Keyifli zamanlar...

숯인 SuChi'iN dedi ki...

eline saglik cesur insan, ertelemedin ya kendini helal olsun^^..Datca ruzgarlarini sayende kmlerce oteye estigini hissediyorum ^^..seni cok ozledim canim arkadasim

Bugday Tanesi dedi ki...

Eh başlangıcın tamam şimdi devamını sabırzılıkla bekliyorum.İyi şanslar Zero.

laleninbahcesi dedi ki...

Can Zero, gözlerim dolu dolu okudum yazını... Öyle mutluyum ki senin adına...
Ama hep yaz hiç unutma, herşey kayda geçsin... Ekim geldiğinde biz her şeyi birlikte yaşamış olmanın coşkusu içinde olalım... Nasıl MSA günlerine tanık olduysak çok isterim Datça günlerinin de tanığı olmayı... Ne enteresan senden sonra oraya Workshopa gitmiştim belki hep ertelediğim Datça'nın sırası da gelmiştir.

Yolun şansın hep açık olsun...

Leylak Dalı dedi ki...

Laleyle aynı şeyleri hissettim canım Zero. Cesaretine, yeniden başlama gücüne hep hayran oldum. Aramızda bir nesil olsa da senden öğrenecek çok şeyim var. Öyle çok istedim ki şu an o masada karşına geçip birer rakı kadehiyle sabahlamayı, konuşa konuşa bitiremezdik herhalde. Kimbilir kısmet, ben gelemesem de sen satırlarınla bize gel ki hep yanında olalım. Hayat hep gülsün sana, Datça'da da, daha sonrasında da. Mademki Datçadasın bir Datça Balıkçısı gibi, hadi bakalım, vira bismillah:))
Not: Ara sıra değirmenlerin oraya gidip zeytin ağacıma selam söylemeyi unutma e mi:))

Özlem Öztürk dedi ki...

Zeren'cim, mutlu günlerin bol olsun:)

yeraz dedi ki...

Vallahi insan seni okurken nasıl hevesleniyor böyle sil baştan kendi ayakları üzerinde bir hayat kurmaya:)yazının başlığında lütfen ruhlarınızın emniyet kemerlerini bağlayın tarzı bir uyarı olması gerek:)

Nesrin dedi ki...

Bol şans diliyorum sana . yeni evinde , yeni yaşadığın şehirde herşey dilediğin gibi olsun

Delfina ; dedi ki...

Geri dönüp okudum yazılarını Zero, hoşgeldin güzel Datça'ya.İnsanı huzura boğan bir havası var, inanıyorum hem şevkle çalışacak hem de ruhunu dinlendireceksin.Şans senden yana olsun.

Sevgiler,

zero dedi ki...

Hepiniz çok tatlısınız. Acayip mutlu oldum yazdıklarınızı okurken. Hepimize mutlu mesut güzel bir yaz olsun:) iyi ki varsınız!