1 Ocak 2012 Pazar

"Hala sevebiliyor muyum insanları?"

Ne zaman mutfak sevdamın köklerini düşünsem aklıma anneannemin evindeki kokular gelir. O, benim tanıdığım mutfağının da evinin de tanrıçası olan ilk kadındı.

Kavrulmuş soğan kokuları da, tarçınıyla, yenibaharıyla, nanesiyle birleşince ilahi bir koku çıkartan dolma harçları da özel günler öncesinde evinden hiç eksik olmaz; ortalığa önce kokuları dağılan yemekler, zamanı gelince de bir bir sofranın üzerini donatırdı. Ama ne donatma! Adeta kendi şiirini yazardı anneannem. Her şairin malzemesi kelimeler olacak değil ya! O, soğanı, sarımsağı, domatesi, tarçını, anasonu kullanırdı kelime niyetine.


Yaşlar birer birer gelip üzerime oturdukça anneannemle annemin karışımı, artı bir tutam da kendi yoğurup üzerime eklediklerimden oluşan bir hatun görüyorum ayna karşısında. Şaşılacak bir şey değil tabi bu. Onlara benzemeyeceğim de kime benzeyeceğim? Ama bilenler bilir, ana-kız olmalarına rağmen birbirlerinden o kadar farklı kadındırlar ki, her ikisinden de birşeyler taşıyor olmak ama her şeyden evvel artık bunun farkında olarak bu halimden keyif almak, gülümsetiyor beni. 2012'nin ilk sabahında yine güzel bir sofranın etrafında yanımda olan iki kadın, seviyorum sizleri:)

İçinde olmayı arzu ettiğim tek bir yılbaşı resmim vardır benim; kendimi bildim bileli böyle. Işıl ışıl süslenmiş bir ev, çam ağacının etrafında hediye paketleri, leziz yemeklerle donatılmış kocaman bir masa, sevgili ve dost kalabalıklarıyla çevrili... Çok klişe ama klişelerin keyifli olmadığını kim söyleyebilir? Nicesini geçirdim, kimi yıl hiç beklediğim gibi olmadı, kim bilir bundan sonra neler neler olacak? Belki mesleğim gereği artık çoğunu çalışarak geçiriyor olacağım ama hiç önemli değil; yılbaşı öncesi harekete geçen anneanne genleri beni muhakkak evimin mutfağına, ocağımın başına savuracak, ondan ödünç aldığım geleneksel lezzetleri bana pişirtecek. Tıpkı bu yıl olduğu gibi, tüm yorgunluklara, zamansızlıklara rağmen... Kendime bu yıl verdiğim sözümdür bu. Hayatın zorlukları yüzünden bana ait olan, varoluşumu tamamlayan keyiflerimden vazgeçmek ve zamansızlığa yenilmek istemiyorum. Çünkü bir gün geriye baktığımda böyle bir insan bulursam karşımda, kendimden vazgeçmiş olmaya katlanarak yaşamak zor gelecektir bana.

"İnsan cisimleşmiş zamandır" diyor Barış Bıçakçı Sinek Isırıklarının Müellifi'nde. Evet, ben Zaman'ın ta kendisiyim, her insan gibi. Üzerimde zamanın izlerini görmek, her izle başkalaştığımı farketmek zaman zaman çok şaşırtıcı olabiliyor. Her yıl döngüsü geçmişe yönelik bir hesaplaşma yarattığından mıdır nedir, bu yılbaşında kendimde farkettiğim 'gerçek'lerim pek bir keyiflendirdi beni.

Zaman akmış geçmiş, ben akmışım geçmişim ve bu arada içimdeki huzursuz kıpırdanışları, ruhumu yiyip bitiren şeyleri bir yerlerde bırakmışım. Hangi ara oldu, nasıl oldu bilemiyorum ama son zamanlarda yaşadığım bazı şeylere verdiğim tepkilerdeki sakinliğim o kadar hoşuma gitti ki, böyle avucuma alıp sevesim geldi kendisini:) Büyüyor musun acaba sen Zero?

1 Ocak 2012'de bir yazı yazmak istedim. Bir yazı yazmak istedim, tarihi 1 Ocak 2012 olsun. İçimden bunlar geldi. Ve bugün hayatımdaki en 'gerçek', en 'has' adamlardan birinin bir paylaşımına denk geldim. Bir Murathan Mungan şiiri... Uzun bir Murathan Mungan şiiri... Dönüp dönüp okudum defalarca. Aşağıdaki satırlar sadece bir bölümü... Paylaşmadan olmaz!

Kırdım mı incittim mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Dağınık yatağım, mutsuz yatağım
Çoğalttım mı eksiklerimi?
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Hançer kıvamındaki o karamizah tadını
Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım Yavuz'a
Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım
akşama
Yeni bir yıla
Ama nedense herşeyin tadı dağılıyor ağzımda
Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta

14 yorum:

laleninbahcesi dedi ki...

sevgi senin hamurunda, mayanda zero, ne yaparsan yap vaz geçmezsin sevmekten...

Anneannene ve annene sevgiler buradan

Nehire dedi ki...

Yüreğinin sımsıcak sevgisi hiç tükenmesin,hep o güzel gülümseyen gözlerinle bak tüm dünyaya sevgili Zeren...

Burcu dedi ki...

çok güzel yazmışsın bugüne özel yazını da şiiri de beğendim :) ne mutlu annen ve annanen senin gibi birini yoğurmuşlar birlikte sanki :) harikasın sevgiler :)

Deniz dedi ki...

bayılırım bu şiire...
Mutlu seneler

Düşlerimden İnciler dedi ki...

annelerin mutfağı gibisi yok ,herhalde..Okurken annanemin hamur işleri geldi aklıma...
Ne güzel yazmışsın , aldı götürdü beni anılara..
yeni yılda tüm dileklerin gerçekleşir ,inş.
sevgilerimle.

yeraz dedi ki...

Seni okumak o kadar keyifli ki...
Şiire de bayıldım!Mutlu haftalar...

Necla dedi ki...

Yeni yıl, yani yeni tarihi oluşturan sayılar, yani yeni vakitleri demler....Kısacası hen an farklı tecellilerin olduğu dünya yolculuğunun bu kısmı için dilerimki Allah sana sevdiğin adama ve sevdiklerinle paylaşmak için sofralar kurmayı nasip etsin...Öyle içimden geldi ki...

Pek mutfaktan anlamam ama vakit pek önemli ya orada, tam o anda fırından alman gerekir, tam o onda bilmem nesini katman gerekir...
İşte belki hayat öyküne tam bu anda o en güzel tad gelmelidir..Vaktidir..
Yüreğine sağlık...

kara kitap dedi ki...

güzel yemekler pişirmek ve pişirdiklerini ikram etmek sanki bir terapi gibi.ben galiba mutfağın bulaşık kısmını sevmediğim için uzak duruyordum,ama her güzelin bir kusuru var diyorum ve yavaş yavaş ısınıyorum mutfağa, televizyonda beni en çok dinlendiren programların yemek programları olduğunu anladığımdan beri. mutlu yıllar sevgili zeren.ocağın daima tütsüni mutfağın baştan çıkaran kokularla dolsun.

Hayat İzlerim dedi ki...

Ne güzel bir yazı, yeni yıl her şeyin en güzelini getirsin sana, sevgiler ...

pınarpare dedi ki...

yıllar yılı anneannemi her anımsadığımda niçin burnuma fırında zeytinyağlı dolma kokusu gelir diye vicdan yapardım.bak sende bendenmişsin meğer.anneannem kolestrol,şeker,hipertansiyon tavan yapmasına rağmen,ayakları davul gibi şişip üzerine basılmaz hale geliyor olmasına rağmen hala mutfağına,baharatlarına tam bağımlı yaşamaya devam ediyor.bize bahartalarla mutlu olmayı öğreten kadını ve ona çok benzeyen kızını sevmemek de hayran olmamakda elde değil.sende benim duygularıma tavan yaptırdın.teşekkür ederim...

pınarpare dedi ki...

anneciğininde anneanneciğininde ellerinden öperim...sevgiyle...muhabbetiniz daim olsun...

A-H dedi ki...

nasil guzel bir yeni yil yazisi olmus bu boyle, bayildim :) anneler ve kizlarinin mutfak hikayeleri hep bambaska bir tad verir bana.
siir ise tatlinin ustune kaymak gibi geldi :)))
mutlu yillar ;)

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

çalışmasanda, her yılbaşı evde de otursan yine o gece mutfakta geçiriyorsun zerocum....

Erdost Yüksel dedi ki...

"insan cisimleşmiş zamandır!" sözü heidegger'in :)