22 Aralık 2011 Perşembe

İstanbul'un sabahları...

Üsküdar vapur iskelesinin hemen karşısında bir büfe. Sıra sıra dizilmiş beş altı büfeden sadece biri. Dışarıdan bakıldığında hiç bir özelliği yok; benim için özellikli olmasının tek nedeniyse sabahları evde yaptığım tostumu yerken yanına büfeden aldığım çayı bana uzatan büfeci amcanın, en az çay kadar sıcacık bir gülümsemeyle bana "günaydın" deyişi, "ufak cam bardağa, şekersiz dimi kızım" diye iki günde çayı nasıl içtiğimi öğrenmiş samimiyeti...

Çok severim samimiyeti, çevremdeki 'insanlarım' tarafından tanınmayı, bilinmeyi... Çayımı nasıl içtiğimi bilen, bana, geliş saatime alışmış bir büfeci örneğin. Ufacık, minicik ama mutluluk küçük şeylerde cümlesini kanıtlarcasına mutluluğa ve zevke dair...

Son yirmi-yirmi beş gündür sabahlarımın keyif karesi bu anlattıklarım. Üsküdar'a varana kadar evde yaptığım tostum oldukça soğumuş olsa da yine de büfeden çayımı yanına eşlikçi etmeden bir ısırık dahi almak istemiyorum ondan. Bazı sabahlar yağmur yağıyor; büfenin tentesinin altına sığınıp içiyorum tavşan kanı sıcaklığı. Karşımda çoğunlukla puslu bir İstanbul manzarası...

Nasıl lezzetli, nasıl güzel bir çaydır o. Ufak, ince belli, tiryaki bardaklarına en çok yakışan cinsinden. "Bir bu büfenin çayı, bir de vapur çayları" diye yazıyorum defterime "onlar kadar güzeli yok".


Taş çatlasın on dakikalık bu keyiften sonra iki adımda atladığım Beşiktaş motorunda bu sefer de on dakikalık bir kitap keyfi başlıyor. Üsküdar-Beşiktaş hattını sabahları sevmememin tek nedeni kısalığı. Yetmiyor o kısacık zaman diliminde okuduklarım. Ama ne olursa olsun ille de dışarıda oturulmalı; kara kış gelene kadar bu böyle. Serin İstanbul sabahlarını koklamazsam, denizin ortasında üşüşen soğuktan korunmak için bereme ve atkıma gömülmezsem olmaz; bir şeyler eksik kalır. Madem İstanbul'da deniz yolunu kullanma gibi bir ayrıcalığa sahip olabiliyorum, sonuna kadar hakkını vermeli:)

Bu aralar Füruzan'la hoş beş halindeyiz. İstanbul'da Berlin'i okuyorum. Berlin'in Nar Çiçeği'ni... Kalbi kırık, gururlu, Almanya'nın görkemli günlerini de, savaşın en zor zamanlarını yaşamış, gençliğinin ışıltılı günlerini ve güzelliğini çoktan geride, kocaman, çok yıkıcı bir savaşın gerisinde bırakmış geçkin ve mağrur bir kadın. Almanya'nın savaştan sonraki hızla değişen düzenine alışmaya çalışırken birden hiç bilmediği, tanımadığı, kendine çok yabancı kültürlerden insanlar yerleşiveriyorlar apartmanının komşu dairelerine. Almanya'ya çalışmaya gelmiş göçmen aileler... İlk zamanlar son derece mesafeli bir tutum takınsa da zamanla yan dairesindeki Türk aileyle engelleyemediği bir samimiyet geliştiriyor.

Çok sevdiğim iki arkadaşımın hayatlarında Berlin'in ne kadar önemli bir yer ettiğini bilmenin de etkisiyle, gri ama güneşini gökyüzündense ruhunda taşıyan bu kente dair okuduğum her cümlenin anlamı da bir başka oldu son yıllarda. Dinlediklerim okuduklarımla, okuduklarım dinlediklerimle birleşiyor. Gri İstanbul sabahlarında gri Berlin'i selamlıyorum, uzaktan...

Bugün okuduğum bu cümle çok yer etti içimde. "Yalnızlığa başeğmeyin. O acılı bir ön ölümdür."

Hayattaki yalnızlıklarımızın zorunlu değil, hep tercih ettiğimiz yalnızlıklar olması dileğiyle...

13 yorum:

Özlem Öztürk dedi ki...

Sabah keyiflerin daim olsun Zeren'cim. Elindeki kitabı görünce şaşırdım, benim elimde de bir Fürüzan var zira: Benim Sinemalarım.
Müsait bir gününde bir çay içelim diyorum sana?
Olmazsa vapura atlar, bir çay alır, tekrar geri döneriz:)))
Sevgiler

zero dedi ki...

Özlemim, o zaman önümüzdeki hafta yeni yıla girmeden yapalım bunu. vapurda çay keyfi:)) araşalım muhakkak:) Füruzan bu ay Yapı Kredi Yayınları'nda ayın yazarı. eğer başka kitaplarını da almak istersen indirimli de oluyor aynı zamanda. Bende birkaç eksik romanı vardı, tamamladım, iyi oldu:)

Işın dedi ki...

İstanbul'a karşı duygularımız o kadar benzeşiyor ki seninle. Denizyolu konusunda da aynen senin gibi düşünüyor, yıllardır araba kullanmamanın, vapurlarda içilen çayların, okunan kitapların tadını çıkarıyorum.

Çok severim Füruzan'ı.Berlin'in Nar Çiçeği'ni okumadım ama sevmeyeceğim bir kitabını düşünemiyorum zaten.

Hayattan keyif almayı biliyor, her durumdan güzellikler yaratabiliyorsun Zeren'cim. Bu özellik öyle değerli ki, kıymetini bil !

Adsız dedi ki...

Zerencim yine keyifle okudum yazını ve vapurda yanında oturdum seni dinledim, izledim sanki...

Bu arada yky Füruzan ayın yazarı imiş, ne güzel bende hiç kitabı yok, hiç Füruzan okumadım ama almayı ve okumayı çok istiyorum, demek ki en kısa zamanda oraya gitmeli Füruzanlar seçmeliyim, ilk hangi kitaplarını okumamı önerirsin, isim verirsen sevinirim:))

Bir de son cümleni çoook beğendim,defterime yazacağım...

Baykuş gözüyle

A-H dedi ki...

Nasil guzel anlatmissin sabah keyfini, inanilmaz ozendim yarin sabah benim icin de bir yudum al o tavsan kani cayindan ;)
Bu arada son cumlene de bayildim, umarim oyle olur hakikaten.

yeraz dedi ki...

Üsküdar'daki o büfe için daha iki gün önce ben de aynı şeyi düşünmüştüm.Kutu süt var mı diye sorduğumda "günaydın" diyerek bana kutu sütü uzatıp beni utandırmıştı alışık olmadık güzel davranışlı insanların olduğu bir yer.Yine çok güzel yazmışsın:)Üsküdardaki bir okurundan sevgiler:))

Bugday Tanesi dedi ki...

Bu ayı FÜRUZAN ayı mı ilan etsek ne,ben de Parasız Yatılı ile haşır neşirim,tekrar tekrar bakıyorum altı çizili cümlelere ve dün arkadaşımın doğum gününde kendisine yine bir Füruzan hediye ettim...Çok yakışmış o manzaraya o kitap.
Ve ben senin anlatımını çok seviyorum be Zero :)

Adsız dedi ki...

zeren hanımcığım,
ben fotoğraflarınıza takıldım. özel bir filtre mi kullanıyorsunuz yoksa photoshop gibi bir programla fotoğrafları işliyor musunuz?
sevgiler

Vladimir dedi ki...

Sabah çay, vapur, okuma keyiflerinize çok imrendim. Okurken o keyif okuyanlara da sirayet ediyor emin olun.

zero dedi ki...

Işıncığım biliyorum sen de İstanbul'un benzer hallerinden çok keyif alıyorsun. Aslında çok ortak yerlerde dolanıyoruz seninle, kimbilir yan yana geliyoruzdur da farkında olmuyoruz da belki:)

Nathalieciğim elbbette keyifle önerilerde bulabilirim Füruzan konusunda. Gecenin Öteki Yüzü'nü çok severim mesela. Çok güzel üç öyküden oluşan bir kitaptır. (ben üç diye hatırlıyorum ama dört de olabilir). Roman olaraksa ben Berlin'in Nar Çiçeği'ni çok sevdim ama 47'liler de çok başarılıdır. ihtilal mağduru gençlerin ruh hallerini, hayata karışamamalarını çok başarılı bir şekilde anlatır. benim de okumadığım bir iki kitabı var ama okuduklarım arasından bunları söyleyebilirim canım:) sevgiler

Canım A-H söz yarın bir yudum da senin için alıcam:) kocaman sevgiler

Sevgili Yeraz, demek aynı yerlerde dolanıyoruz, ne güzel:) Üsküdar çok karman çorman ama ben seviyorum o halini ya, ne biliyim, garip miyim? bilmem belki de öyle ama seviyorum işte:)

Canım Buğday Tanesi, evet sanırım bu ay Füruzan ayı olmuş, sadece YKY değil bizler de uymuşuz bu duruma:)) Füruzan İstanbul'a yakışıyor, İstanbul Füruzan'a ne diyebilirim ki:)

Sevgili Adsız arkadaşım, telefondaki bir fotoğraf programı sayesinde oluyor o renkler:) sevgiler benden

Kontrast dedi ki...

Zero!

Geri döndüm :) Uzuuun ve bol özlem dolu bir aradan sonra geri döndüm blog alemine.

Yazını da hemencecik okudum. Ohhh, çok özlemişim kelimelerini vallahi :)

Çayımı da yudumladım seni okurken, her şey canlanıverdi gözümün önünde.

Kucak dolusu mutluluk!

Kubilay

zero dedi ki...

Sevgili Vladimir, ne mutlu bana o zaman:)

Kubilay hoşgeldin. Teşekkür ederim güzel sözlerin için. Sen zaten çayını da yudumlamışsın, keyfin en güzeli yanındaymış:) sevgiler benden

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

Zerencim Merhaba.

İStanbul'un hakkını vermek ne kadar keyiflidir. HErgün kıtalar arasında gidip gelen nadir insanlardansın. O deniz kokusu, martılar, serinlik... Derin bir nefes aldım okurken.