15 Mayıs 2011 Pazar

"Bazı mevsimler bir günde gelir!"

"Ne zaman kağıtçıları, deftercileri gezse yerkürenin yazılmak için varolduğunu düşünürdü".

Staj bitimi ve iş başlangıcı arasında geçen tatil günlerim, Murathan Mungan satırlarıyla şiirsel bir ruha bürünmüş durumda. Çantamda her gittiğim yere benimle birlikte gelen Şairin Romanı, sanki günlerimin üzerine serpilmiş yaldızlı kurdeleler gibi... Bir kafenin en güneşli köşesine tünemiş arkadaş beklerken, Karaköy iskelesindeki bir bankla hiç kalkmak istemezcesine bütünleşip Haliç'le boğazın o muhteşem birleşiminin tadına bakarken, bulutlu İstanbul sabahlarında kendime armağan edilmiş mükellef bir kahvaltının keyfini sürerken kelimelerle vücut bulmuş bir yoldaş benim için. Böylesi romanlarla karşılaştıkça iyice anlıyorum ki, hayattan aldığım nefeslere dair tüm keyfimi doruklara taşıyan bir sanat edebiyat. Hele de böylesine ustaca yazılmış, şiirsel bir dilde ve kurguda ilerleyen, bilgelik dolu bir eserse...

Başta yazdığım cümle, Şairin Romanı'ndan defterime geçirilen sayfalarca nottan sadece biri. Defter ve kitaba duyduğumuz oburluk boyutundaki açlığımızın nedenleri üzerine ettiğimiz onlarca sohbete, tek bir cümleyle anlam katmak bir nevi... Yerkürenin yazılmak için varolduğunu düşünmek... Evet, içimizdeki, bir nevi hayatlarımızın her anını, yerküreden aldıklarımızı, onun bize verdiklerini, şu evrendeki tüm varoluşumuzu acısıyla tatlısıyla kağıda geçirme tutkusu...

Son üç ayda mutfakta geçirdiğim zamanlar tuttuğum defterler, bahar aylarında yapmak istediğim şeylerle, bu şehre dair özlemlerle dolu. 7 Mayıs cumartesi gecesi saat 12'de stajımı bitirerek mutfaktan çıktığımdan bu yana, yani son bir haftadır sürekli İstanbul'la kucaklaşmaya çalışan bir Zeren'le uyanıyorum her günün sabahında. Günün ilk çayının ilk yudumunu, ilk lokmasını ne yapıp etmeli sokaklarda almalı ve gün sonunda bedenim artık yeter diyene kadar meydanlarını, kuytu köşelerini, kitapçılarını, kafelerini arşınlamalıyım. Yapamadığım şeylerin listesi hâla yaptıklarımdan daha fazla ama ne gam!

"Galata Kulesi'ne çıkmak ve uzunca bir aradan sonra İstanbul'u bir de tepeden izlemek istiyorum" diye yazmışım defterime tam iki ay önce. İstanbul'un, insanları kendine çeken mıknatıs etkisini topladığı yerlerin başında geliyor bence Galata Kulesi. Bir kuş olup İstanbul'a tepeden bakabilmek gibi... Geçmişi, geleceği, yılları, kısacası zamanı yaşamdan silip insana sadece ânı bırakmak gibi... En özel günlerinize sakladığınız en zarif kadehinizden içilen bir yudum şarap gibi Galata Kulesi'nden İstanbul'u izlemek... Şehrimde turist olmak... Bu histen kendimizi mahrum etmeden yaşamayı öğrendiğimizde, yaşama sanatına dair en belli başlı eseri vermiş olacağız belki kendimize.

Mutfak harici yaşamda duyulan tüm özlemlere ve geçirilen bu güzel anlara rağmen günlerini şaşıran ben, kendimi cuma akşamı şöyle bir hissin içinde, şu cümleyi ederken buldum: Üç ayda ne çabuk alışmış bünyem cumartesi pazar çalışmaya! Şu an sanki olmam gereken yerde değilmişim gibi bir his... Öyle bir garipseme hali...

Her insanın bir ağaç gibi hayata bağlandığı kökleri ve zenginleşerek çoğalması için gökyüzüne uzayan dalları olması gerektiğini bilen canım arkadaşımın ağaçlara dair tutkusunu daha iyi anlayarak, köklerimi mutfağa derinleştirip oradan aldığım aldığım enerjiyle sulanarak gökyüzüne, edebiyata, sinemaya, neşeye, sevince, kısacası hayatın kendisine uzamak istiyorum ben. Mutfağın enerjisi olmadan geçirdiğim bir haftadan kendime çıkardığım bir sonuçtur bu. Cuma günü staj mutfağımdaki arkadaşların yanına ziyarete giderken artık bir parçası olmadığım o mutfağın beni bu kadar hüzünlendireceğini hiç tahmin etmemiştim. Şimdi gideceğim yeni mutfakta da aynı sinerjiyi yakalamayı tüm kalbimle diliyorum.

"Bazı mevsimler bir günde gelir" demiş yine sevgili Murathan Mungan. Geç de gelmiş olsa bahara koskocaman bir merhaba olsun. Bu kadar özletmemiş olsa, böylesi çoşkuyla karşılamayacağımızı bildiğinden yapmış olabilir bu kurnazlığı. Olsun varsın, hoşgeldi, sefa geldi!

ps: Stajımın sondan bir önceki haftasında izin günümün ertesi günü mutfağa gittiğimde garson arkadaşlardan biri yanıma geldi ve "Zeren dün müşterilerden biri seni sordu" dedi. Kimmiş, adını söylemedi mi derken "Gizli bir hayranıyım, o beni tanımaz" dediğini öğrendiğimde yüzümde kocaman bir gülümseme oluşuverdi. Muhtemelen blogumun hayatıma kazandırdığı kıymetli yüzlerden biri olmuş olduğunu düşündüm. Ne yazık ki gelişi izin günüme denk gelmiş ve görüşememiştik. Kim olduğunu hâla bilmiyorum ama eğer bu satırları okuyorsa ona kocaman bir selam olsun:)

13 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Bahar da hoşgelsin ama Zero gerçekten hoşgeldi, gözlerimiz yollarda kalmıştı:))

zero dedi ki...

Ben de kendime hem hoşgeldin diyorum, hem de hoşbulduk:)))

mehtap kuzucu dedi ki...

sevgili zeren her bjogu açtığımda gözlerim senin yayınlayacağın yeni bir yazını arıyordu...hoşgeldin,baharla birlikte sevgiler ...

zero dedi ki...

Sevgili Mehtap ne mutlu bana:) çok ama çok teşekkür ederim, tekrar hoşbulduk!

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

Sevgili Zero, ne kadar akıcı ve edebi bir dille yazdığını sana daha önce söyleyen olmuşmuydu...

zero dedi ki...

Sevgili Zeynep, ne diyebilirim ki çok teşekkür ederim:) Sadece hissettiğim gibi yazmaya çalışıyorum, sonuç dediğin gibi oluyorsa ne mutlu:)

Işın dedi ki...

"Şehrimde turist olmak" Bu söz benim yaşama şeklimi, hayata, İstanbul'a bakışımı öyle güzel özetliyor ki...

Sevgili Zeren,
Yakında ben de senin yazılarından notlar almak için bir defter alacağım haberin olsun :)

Ece dedi ki...

ne tatlı bir yazı. haftaya mis gibi başladım şu anda yazınla. kahvaltı etmeden bir dilim sohbetle başladım bu GÜZEL haftaya.

diğer yorumların hepsine katılıyorum. harika bir kalemin var, murathan mungan'ı bende okuyorum. seninle aynı dönemde okuduğum için de kendimi ayrıca şanslı hissediyorum.

ben güzel bir fotoğraf albümü alacağım ve tüm turist hallerimi içine yerleştireceğim :)

sana çok keyifli bir hafta diliyorum canım dostum.

yeliz dedi ki...

geçen yazını nasıl kaçırmışım hayret, hoşgeldin:) umarım iş hayatın stajını aratmayacak kadar güzel geçer:)
listeme yeni bir kitap eklettin, ne diyeyim:) öperim
sevgiler

Eliff dedi ki...

Yeni alınacak romanlar listeme ekliyorum, yazın deniz kıyısında okumak için uygun mu?

laleninbahcesi dedi ki...

Zeren bir yudum su gibiyid yazın... Bir İstanbul tutkunu olarak , satır aralaruında İstanbulu gezdim ben...

Murathan Mungan'ın kitabını henüz almadım ama galiba en geç bu gün alacağım:))
Çok öptüm seni

zero dedi ki...

Işıncım, turist olmak öyle güzel bir duygu ki! yükler barındırmadan, şehrin sadece tadına bakmak için atıyorsun her adımını. İstanbul'dan ne çok mahrum ediyoruz kendimizi. Dediğin defteri alırsan, beni de yanında taşımış olursun gittiğin yerlere, ne de güzel olur hehe:))

Ecem yazmayı unuttum, bu kitabın benim için en güzel yanlarından biri seninle aynı zamanda okumak... benzer satırlar üzerinde dolanmak, üzerine konuşmak öyle keyifli ki:) şimdi birlikte turist olmaya gidiyoruz, yolumuz açık olsun:)

Yelizcim resminiz ne kadar güzel, bayıldım:) harika bir kitap şiddetle tavsiye ederim.

Sevgili Eliff, deniz kenarında ne tarz kitaplar okumayı sevdiğini bilemedim şimdi. Benim için kesinlikle evet, ben uzaya bile gitsem her yerde okurum bu romanı ama sonuçta bu benim zevkim ve tercihim. O nedenle sen iyice inceleyip ilginii çekip çekmediğine bakmadan alma derim.

Sevgili Lale, Şairin Romanı'na benim gibi derin bir dalış yapıp uzun süre çıkamayacağınıza eminim:) ben de çok öptüm..

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Zerocum blog sana yorum yazmamı kıskanıyor herhalde ,yazıyorum siliniyor.Bakalım bu sefer başaracakmıyız?
Yazıyı çok beğendim Murathan Mungan'dan alıntılar çok hoşuma gitti.Özellikle ''yerkürenin yazılmak için bir varolduğunu düşünmek''kısmı.Kitabı almadım daha zamanı gelmedi galiba,kitabı alıp okumaya başlarsam eminim ben de senin gibi çok yerin altını çizeceğim diye düşünüyorum:)
Defter tutman duygularını , isteklerini sayfalara boşaltman çok hoşuma gitti , bravo.
Galata Kulesini ben de çok severim , oralarda olmayı da...
Yolun açık olsun.