8 Eylül 2012 Cumartesi

Artık hayatımda bir Yalçın, bir Mahir, bir de Şükran var!

"Ne bereketli yazdı öyle!" olacak bu yazının ilk cümlesi. Evet, sebzenin, meyvenin, ağacın, toprağın bereketi de çok boldu ama bu bereket başka bir bereketti. Mamülün kelimeler, çiftçininse yazarlar olduğu bir bereket; sıfatı edebi olan.

Velhasıl bu yaz artık bir daha çıkmamak üzere iki adam ve bir kadın girdi hayatıma. Pek çok farklı mekanda, pek çok farklı saatte, pek çok farklı duygu halinde takıldık yaz boyu. Çay kahve sohbetleri, keyifle içilen bir iki kadeh rakıya eşlik falan derken mümkün olsa bırakmayacaktım da, ömürleri Külkedisi misali, her birinin saati kendi 12'sini vurunca, bitip gidiverdiler.

Teşbihte hata olmaz, çok kıymetli üç yazardan ve vur kaç etkisi yaratmış kitaplarından söz ediyorum. Yalçın Tosun, Mahir Ünsal Eriş ve Şükran Yiğit...


Datça'daki yeni yaşamıma doğru yola çıkmadan önce eşya toparlarken en çok zorlandığım konu, koca kütüphaneden hangi kitapları yanıma alacağım sorusuydu. Sadece okunacaklar değil, okunmuş ama yoldaş misali hep yan yana olmak istenen kitaplar da vardı yanıma almak istediğim ama bir yandan da mümkün olduğunca yüklerden arınmış bir yolculuk isteği... Lakin taa Ocak ayında Kadıköy'deki en sevdiğim iki kitapçıdan biri olan YKY'den alınmış Yalçın Tosun'un iki öykü kitabı Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler ile Peruk gibi Hüzünlü gelecekti benimle, kaçarı yok. Keşfedip aldığım ilk andan itibaren çok merak ettiğim ama bazen insanın anlam veremediği bir ertelenmişlikle bir türlü okuyamadığım kitaplardı bunlar.

Artık herşeyin zamanı geldiğinde olduğuna inanıyor ve kızmıyorum bu ertelemelere de yine de Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler'de okuduğum ilk öykü Aterina'yla beraber, "nasıl daha önce okumadım ben bu yazarı?" sorusunun belirmemesine imkan yoktu beynimde. Datça'nın en sevdiğim çay bahçesinde sabah çayımı içip poğaçamı yerken okumaya başlamış, birkaç paragraftan sonra boğazımda oluşan düğümden poğaçanın geçmesi imkan olmayacağı için kenara bırakmış, aşağıdaki fotoğrafı çekmiş, altına da şunu yazmıştım bir sosyal paylaşım sitesinde: kan kaybından götürme ihtimali yüksek!


Doğru ve etkili kelimeleri bulduktan sonra hiç süse püse ihtiyacı olmuyor edebiyatın. O doğru kelimelerle anlatılmak istenen bir taş misali mideye oturuveriyor, beyne tokmakla çakılıyor, kalbin en derinine enjekte ediliyor. Böyleydi Yalçın Tosun'un kalemi. Etkilenme düzeyimi tarif ederken ben o doğru kelimeleri bulamamaktan korkuyorum. Sadece derim ki hayatında edebiyatla işi olan tek bir kişi bile okumadan geçmemeli bu öyküleri, asla ıskalanmamalı!

Her bir öyküden istisnasız çok etkilendim ama sanki son lokmanın tüm yemeğin en vurucu anı olması gibi son okuduğum öykü Madam Marini'nın Tamamlanmış Bir Resmi, çok daha derin bir tırmık attı, hatırladıkça sızlayan...

Sonra yaz ortasında bir cuma, Melisa Kesmez adındaki bir arkadaşın görücülüğünde Mahir Ünsal Eriş'le tanıştım. Yok anladığınız gibi değil, şöyle: Radikal Kitap'ta önerilerini hep önemsediğim Melisa Kesmez'in köşesinde Mahir Ünsal Eriş'in Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde isimli öykü kitabını yazdığı yazısını okudum. Çok sağlam bir kalem okumuş olmanın iştah açıcılığı vardı Melisa Kesmez'in yazısında. Nasıl bazı insanların yemek yemeleri iştah açarsa, bazılarının da okuduklarını ya da izlediklerini anlatışlarındaki tutku açar o iştahı.


Büyük şehirlerde market havasındaki kocaman kitapçılardan nasıl sıkıldığımı Datça'nın en şirin küçük kitapçısı Le Flaneur'ü keşfettikten sonra anlamış olsam da, o çok alışmış olduğum istediğim kitaba hemen sahip olma dürtümü burada terbiye etmek zorunda kaldım/kalacağım. Sevgili Behçet Bey'e siparişimi verdim ve sabırla bekledim kitabı. Sabır kavuşmayı da daha bir kıymetli mi kılıyor ne?

Aşçılık eğitimi alırken en sevdiğim şeflerimden birinin söyledikleri benim için çok kıymetli olmuştur mutfağa ve aslında hayata da bakışımda. "Biraz domates, sarımsak, zeytinyağı ve fesleğenle yemeği uçurabilirsin, yeter ki nasıl kullanman gerektiğini bil; lezzetin temeli her zaman sadelikten geçer." Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde bunun tam da edebiyattaki karşılığı benim için. Sadeliğin gücü...


Barış Bıçakçı'nın, asıl marifetin sıradan olanı anlatmak olduğunu söylediği cümlesini çok severim. Belki anlatılmaya değer bile görülmeyecek kadar sıradan olanı... İşte o marifet öyledir ki, sıradan olandaki cevheri bulur, çıkarır, serer önüne. Önümüzde, sağımızda, solumuzda, hatta bizzat kendi hayatımızın içinde olan anları ve hikayeleri öyle bir dile döküşü var ki Mahir Ünsal Eriş'in, midemki, böbreklerimdeki, kalbimdeki yumruya sebep olarak kaldı günlerce. Bundan sonra havada, karada takipteyim sözcüklerinin.

Ve son vuruş, yine sevgili kitapçım Le Flaneur'un sahibi Behçet Bey'den geldi. Yaz başında kurduğu bir cümleye denk gelmiştim bir yerde: "Şükran Yiğit'ten Ankara, Mon Amour!... Bu romanı buralarda okutmadığım kimse kaldı mı acaba?"

Artık 'buralarda' tayfasının bir üyesi olduğuma göre Datçalı sayılabilmek için bu romanı okumam gerektiğine karar verdim. Şimdi düşünüyorum da güzel olan şeyleri ertelemek gibi farkında olmadığım bir reflekse mi sahibim acaba? Romanı yaz başında keşfetmiş, okumayıysa yine yaz sonuna bırakmıştım. Geç olsun da güç olmasın cümlesini seviyorum böyle durumlarda.


Biter bitmez, Ankara, Mon Amour!'la ilgili defterime yazdığım ilk not şu oldu: Bir kitap geçer eline, nefesini tutar okumaya başlarsın. Nefesini bıraktığındaysa kitap bitmiştir. Evet, Ankara, Mon Amour! böyle bir roman oldu benim için. Tabi ki okumazsanız bilemezsiniz ne kaçırdığınızı, benden söylemesi.

Velhasıl yine döndük başa. Bu yaz çok bereketli bir yaz oldu. Hayatıma bir daha asla çıkmayacak üç insan/yazar girdi. Vallahi ben tanıştığımıza pek memnun oldum:)

6 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Datça'da yaşadığın her güzel şey için sefan olsun diyerek başlayayım yorumuma Zerocum. Hep böyle sürsün dilerim.
Kitaplara gelince "Bangır Bangır Ferdi"yi ben de çok sevdim, tam benim sevdiğim tarzda yazılmış bir kitaptı; süslemesiz, sade, doğal ve içten. Editörünün kardeşimin eşi olduğunu biliyor musun?
Şükran Yiğit benim için çok özeldir, çünkü o bir Yenimahalleli. Aynı sokaklarda oynayıp aynı okulda okumuş, aynı havayı solumuşuz yıllarca. O yılların Yenimahallelileri bu bağı kutsal addeder. Bu kitabına zaten bayılmıştım, "Çatı Katı Aşıkları" da aynı güzellikte idi. Bir de okumadığım "Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları; "doli'yi Hatırlıyor Musun?" var ki en kısa zamanda hatmetmeyi düşünüyorum.
Yalçın Tosun'a gelince, methini çok kişiden duydum ama içeriğin ağırlığı (hastalık, kanser vs) beni uzak tuttu bugüne kadar ama şimdi sonsuz merak içindeyim ve az sonra çıkıp "Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler" i alacağım.
Ne güzel ortak kitaplardan aynı zevki almak. Çok yaşa Zerocum, iyi ki tanıdım seni...

Özlem Öztürk dedi ki...

Zeren'cim,
Bereketli bir yaz olmuş değil mi? Öyle güzel anlatmışsın ki yine gönlümden geçenleri Ankara sokaklarında gezineceğim gbi geliyor. Yalçın Tosun'la ben de seninle aynı dönemde tanışmışım galiba... ''Peruk Gibi Hüzünlü'' çok derin hisler bırakarak geldi geçti elimden; anlattığı her bir hikâye hâlâ dün gibi aklımda! Öyle sert geldi ki bana öykülerde verilenler, kesinlikle iz bıraktı. Sonra YKY'de elim senin elindeki kitaba gitti, alamadım! Sanki zamana ihtiyacım varmış gibi geldi, rafa geri koydum.
Bangır bangır çalan Ferdi benim için sonbaharı bekledi, bakalım ne zaman sıra gelecek?
Güzel olan şu ki; okuduğum kitapları bir de senin kelimelerinle tanımak çok güzel:)
Hep yaz sen Zeren'cim. Bu hal sana çok yakışıyor:)

zero dedi ki...

Canim leylagim bir bilsen ben seni tanidigima nasil mutluyum!

Gecen gun de bana yazmistin ya Catikati Asiklari'nin notunu almistim, simdi digerini de not ettim hemen. Muhakkak okumak istiyorum hem de cok vakit kaybetmeden. Ankara bana tam da bu yazdiklarin yuzunden com sicak geliyor aslinda. Bir birlik, yan yana olma hali var orda. Ben yasamamis olsam da Ankara'yi seven dostlara bakinca hep bunu goruyorum, hosuma gidiyor. Bir nevi ben de onu aradigim icin belki. Simdi Datca'da bu kadar mutlu olmam da bunu bulabilmis olmaktan diye dusunuyorum.

Bangir bangir ferdi caliyor evde'yi senin de cok begendigini biliyordum. Okumustum yorumlarini. Ama Yalcin Tosun konusunda cekimser olma derim. Aslinda bana sorarsan hastaliklardan ote onun kalemindeki sertlik toplumda otekilestirilenler uzerine. Cinsel ayrimciliklara ve enseste cok yer veriyor oykulerinde. Fena vuruyor, acayip tokatliyor ama bunu tabiri caizse "kan dokmeden" yapmasi bana cok etkileyici geldi. Okudugunda ne demek istedigimi cok iyi anlayacaksin.

Merakla bekleyecegim yorumlarini:) kocaman opuldun guzel kadin!

zero dedi ki...

Ozlemcim canim benim yazmadan olmuyor zaten, bunu sen de cok iyi biliyorsun, yeni bir damar olusturduk bedende, kullanmadan olmuyor:)

Yalcin Tosun konusundaki hissiyatini anliyorum. Evet fena vuruyor. Ben her iki kitabi da okudum ve gercekten com sarsildim. Hatta bazi oykuleri iki defa okudum. Yaz boyu buraya gelen arkadaslara com etkilendigim bazilarini okuttum. Aslini istersen hissiyatim cok saglam bir kalemi herkesin farketmesinj istemekti daha cok. Ajitasyondan zerre uzak ve cok dolaysiz vermesi hikayeleri... Bir de hikayelerin cogunda cok yonlu anlatimlar olmasi, herkesin gozunden gormek konuyu, yargisiz, infazssiz ama evet tum acimasizligiyla... Kayitsiz kalmamin imkansiz oldugu bir yazar oldu benim icin Yalcin Tosun. Bundan sonra cok ciddi takibindeyim.

Bangir bangir ferdi caliyor evde'deki oykuleri de sevecegini dusunuyorum. Ve kesinlikle Ankara Mon Amour'u da. İskalama derim. Cok opuyorum Ozlemcim:)

A-H dedi ki...

Bangir bangir ferdiyi merak ettim valla :) hemen alinacaklar listesine yazmak lazim ;)

birde yan sutunda Amat okuyorsun gorunuyor, begendinmi acaba diye meraklandim pek :)

zero dedi ki...

Canim A-H Amat'la ilgili fikrimi sormustun, anca yazabiliyorum kusura bakma. Henuz ortalarindayim ama digerleri kadar yer etmedi simdilik bende. Ama yine de bitirmeden kesin birsey demek istemem.