13 Kasım 2011 Pazar

Sabah, pazar, çay, e bir de gözleme...

Sabahlarla aram pek iyi bu aralar. Hele de henüz doğmamış, karanlığını aydınlığa teslim etmemiş sabahlarla.

Gün doğmadan uyandığım sabahların bünyemde bıraktığı tattan pek bir keyif alır oldum. Bundan olsa gerek (özellikle iki gündür) soğumuş olan sabahlara rağmen sıcak yatağından kopmaya hiç aldırmıyor bedenim.

İki hafta önceki balık hali ziyeretimden sonra bu hafta da rotayı çevirdik Şişli'deki organik pazara. Balık halindeki gibi sabaha karşı 3'ü vurmuyordu elbet saatler ama tam 6.45 olduğunda ben ve arkadaşım çoktan tezgahların arasında dolanmaya, uzaktan uzaktan gelen gözleme kokularını içimize çekmeye başlamıştık. Alışveriş yapın yapmayın orası bir yana ama sadece o gözlemelerin ağız tadınızda bırakacağı sevap için bile gidilir organik pazara. Mecidiyeköy'de çalıştığım üç yıl kadar öncesi zamanlardan bu yana, bazen sabah erkenden sadece ve sadece o pamuk kadınların ellerinden çıkma lezzetlerle kahvaltı yapabilmek için bile giderim ben oraya.


Bu konularda hayli bulaşıcı özelliklere sahip olduğumu söylemeliyim ki, ona göre bilin ve istemezseniz uzak durun benden:) Söyleyenlerin yalancısıyım; başlarında eşarpları, elleri belliki yıllardır açtıkları o hamurlar sayesinde unun beyazlığıyla pamuklaşmış baldan tatlı teyzelerin, mis gibi organik ıspanakları, hafif baharatlarla tatlandırdıkları patatesleri, otlarla harmanlayıp başka bir dünya yarattıkları peynirleri, döndüre döndüre açtıkları hamurların içine döşeyip saçların üzerinde kızarttıkları gözlemeleri öyle ballandıra ballandıra anlatıyormuşum ki, bir yolunu bulup da gitmeyenin, gidip de yemeyenin bir yerleri şişiyormuş:)

Neredeyse kurulduğu ilk yıllardan bu yana her hafta olamasa da sıklıkla yolumu düşürmeye çalıştım hep Şişli/Feriköy organik pazarına. Alışverişten öte bir anlam ifade ediyor olmasından sanırım, farklı bir gönül bağı var o ortamla aramızda. Huzur buluyorum desem; yaşadığımı hissediyorum; anlamı, sevinci, bereketi, neşeyi buluyorum desem inanır mısınız? Şehir yaşamının aramıza mesafeler koyduğu doğaya, orada geçirdiğim belki bir saatlik sürede kavuşuyormuşum gibi hissediyorum. Aldığım tüm bu coşkunun, heyecanının, keyfin nedeni de tam burada saklı işte.


Şöyle bir gözlemim var ki, değişen dünyada doğaya yakın olan, doğanın verdiklerine sahip çıkan, koruyan, saygı duyan ve o berekete şükreden insanlar ayakta kalmayı başaracak. Geride kalanların çoğu, belki de hepsi, yıkıcı bir çürümüşlüğün içinde hapsolup gidecekler bu dünyadan; varolamayacaklar, bedensel olarak olmasa da ruhsal ve varoluşsal açıdan.

Bu bahsettiğim coşkuyu, heyecanı, neşeyi hemen her pazarda hissederim aslında ben. Tezgahların üzerine dizilmiş rengarenk meyveyi, sebzeyi görmem yeter. Ama Şişli'deki organik pazarda bir nebze daha farklı ve fazla olan bir şey var. Biliyorum pek çok insan, bu ülkede her şeye olan güvenini yitirmiş durumda; ben de onlardan biriyim aslında. Bulan için güven, bu ülkede altından da daha değerli bir kavram belki de. Organik denip çok daha pahalıya satılan şeylerin, aslında bir kazanç sağlamak açısından kandırmaca olduğunu söyleyen, düşünen pek çok insan var. O insanlara diyecek tek bir lafım yok. Öylesine aldatılmış ve aldanmış bir toplumuz ki, kimseye inanacak gücümüz kalmamış.


Ama Buğday Derneği'nin kontrolünde ve organizasyonunda işleyen bu organik pazardaki ortam, ayağımı ne zaman o pazar alanından içeri atsam, tüm bu güvensizliklerden, aldatılmışlıklardan, kandırmacalardan sıyırıyor beni. Elle tutulup somutlaştırarak anlatabileceğim bir şey değil bu. Sıcaklık mı demeliyim; tezgahlarının arkasında tok sesleriyle sanat müziği söyleyerek "bakma kızım, aslında herkes sesim güzel diye söylüyorum zannediyor ama aslında çok üşüdüğüm için ısınmak için söylüyorum" diye hoş sohbetiyle espiri yapan; mandalina ikram eden; "hoşgelniz"i de, "iyi günler"i de eksik etmeyen satıcılar mı; Buğday Derneği'nin tezgahına gittiğinizde her zaman sizi karşılayan gülen yüzler mi? Hepsi ve anlatamadığım pek çok şey daha belki. Eğer tüm bunların altında da bir kandırmaca varsa zaten, bilmek de istemiyorum ben bunu. Ama hala güvendiğim bir şey var ki, sahte olmayan, sahici duyguları hala farkedebilecek kadar 'gerçek' hislere sahibim, o hislere güveniyorum. Ve ben işte tam da bu yüzden o ortamdaki sahiciliğe inanıyorum.

Şimdi, cumartesi sabahına erkencecik bu kadar güzel bir başlangıç yapmış olmanın verdiği gazla arkadaşım dedi ki "var mısın haftaya saat 5'te gidelim? Alacakaranlıkta pazarın kuruluşuna şahitlik eder, bir yandan da güneşi doğururuz?". E ben daha ne isterim, tabi ki de varım:)

5 yorum:

yeliz dedi ki...

arife günü pazarın kuruluşuna denk geldim. epey erkenmiş farkında değildim. Nefisti Zeren! mutlaka mutlaka güzel bir deneyim olacak. sevgiler

Özlem Öztürk dedi ki...

Bugün zor bir gündü Zeren. Güzel bir sabaha uyandım, evde kahvaltı, muhabbet derken; öğlene Şile yollarına gözleme yemeğe düşürdük yolumuzu. Hangi gözlemecinin kapısından girsek acaba diye düşünürken, arabımızın önünden geçtiği gözlemeci teyzelerin her birinin bizleri kapıda karşılayıp, selamlarını yollamasına içim üzüldü. İstedim ki hepsinin masasında oturayım, olmadı tabii:) Sonra yanımıza eklenen birkaç arkadaş; ilişkilerinin zor bir dönemi...Çok yorulduğumu hissettim bugün tartışmalardan. Demem o ki, pamuk teyzeler tamlamanı pek sevdim Zeren. ''Pamuk Teyzeler'' çok yürekten gelmiş, saklamak için bu yüreğime aldım bilesin!
Sevgiler
Ben de gelmek isterim bu pazara bir gün:)

zero dedi ki...

Yelizcim eminim öyle olacak. Zaten diyorum ya gün doğumlarına şahitlik etmek pek hoşuma gidiyor bu aralar:)

Özlemcim bir sabah ayarlayıp birlikte gidebilsek de güzel olurdu aslında. "Pamuk Teyzeler" senindir; içinde, kaleminde, defterinde nasıl istersen saklayabilirsin:) eminim bahsettiğin gözlemeler de güzeldir ama bu pazardakilerin tadı bana diğer yediklerimden hep farklı gelmiştir. Gerçi diyorum ya, belki bundan kurduğum gönül bağının da etkisi vardır. Çevremizde bizi yoran insanlar, ilişkiler olunca bazen hiç hareket etmeden bile çok yorulmuş hissediyoruz kendimizi. Belli ki sana olan da bu olmuş. Koru kalbini:) sevgiler canım...

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Organik pazar bizim de zaman zaman ziyaret ettiğimiz,gittiğimizde de o patlıcanlı gözlemelerden yemeden dönmediğimiz bir mekan...
Doğrusu ürünlerden çok memnun olduğum söylenemez ve organikliği de tartışılır.
Ama o havayı solumak hoş bir duygu...
Bir de biliyorsundur belki aynı yerde Pazar günleri de antika pazarı kuruluyor ,bu hafta oradaydık,eskiyi sevenlere çok şeyler anlatan eşyalar ve bilumum şeyler var,tavsiye ederim:))

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

Zerocum, bana artık uzak oralar. Bu pazar büyük mü küçük mü bilemiyorum ama, şunu biliyorum ki, ufacık bahçesi olan herkes birşeyler yetiştirip satma yolunda ve organik olarak tanıtıyorlar. Şimdi mesela, bizim işyerimizin karşısında ki arazi, 2 senedir boş olarak çevrili. Yeditepe üniversitesi organik tarım yapacakmıs bekliyorlar. Alınan ürünlerin tadından belli oluyordur. Çinden organik tavuk yemi getirmek isteyen bir firmayı ziyaret etmiştim. Organik yumurta ve tavuk yetiştirmek için bu yemi getiriyoruz demişti. Türkiye'de aslında çok büyük tarlalar var. Organik tarım yapıyorlar , ama hepsi ihraç ediliyor, bizde hormonlularını satın alıyoruz. Muğladaydı sanırım, bir köy var, bir bayan ekiyor biçiyor, ve iş dünyasından birçok insan, kargo ile ürün getirtiyor. Adını bulup paylaşabilirim, ilgilenirseniz.

sevgiler