16 Kasım 2011 Çarşamba

"Hoşgeldin Şef"

Gecenin saat 11'i. Restorandan çıktığımda ortalıkta ıslak bir İstanbul kokusu. Saatlerdir o kadar çok buhar, yağ, ızgara, ekmek kokusuyla haşır neşir olmuş ki koku alma duyularım, bu serin ve nemli havayı yadırgıyor ilk ama bir o kadar da anında bağrına basıyor. İyi geliyor ferahlık.

Nişantaşı sokaklarına yağmur bu kadar yakışır mıydı? Unutmuşum. Gece saat kaç olursa olsun, yaşayan bir yer burası. Kanımı kaynatıyor, içimi ısıtıyor.

Yokuştan aşağı kayıyorum. Maçka durağından Beşiktaş otobüsüne binip Üsküdar motoruyla karşı kıyıya atacağım kendimi. Ne olası trafikler umrumda, ne evimin uzaklığı. Bir keyif gelip çöreklenmiş ki sol omzuma, sormayın gitsin. 'Can'ımla konuşuruyorum o anda; dün bir başka güzel dostun telefonda dediklerini tekrarlıyor bana bilmeden "insanın keyfi yerinde olunca gözünde hiç bir şey olmuyor, ne trafik önemli senin için şu an, ne de yolların uzaklığı, biliyorum". Aynen öyle ki hem de ne öyle. Sesime nasıl yansıyorsa o keyif dedikleri, hissediyor. Bu da beni ayrı keyiflendiriyor. İnsanların beni tanıması, olaylar ve haller karşısında vereceğim tepkileri bilmesi hoşuma gidiyor.

Sıkı sıkı sarındığım paltomun cebinden akpilimi çıkarmak için elimi cebime atmamla ufacık bir haykırış koparmam bir oluyor. Gün içinde ızgarada yaktığım parmağımı paltoma sürtünce bir anda canımın nasıl da yandığını farkediyorum. Girdiğim her mutfakta "hoşgeldim" imzasını bir yerimi yakarak bırakıyorum adeta; değişmez geleneğimi kendimle birlikte gittiğim her yere sürüklüyorum. Ama artık böylesi acıları kanıksamış olmalı ki beden, pek bir sorun yaratmıyor.

İki gündür deneme için bir İtalyan restoranında makarna hamurlarıyla haşır neşir olmaktayım. Menüde tek bir makarna haricindeki tüm makarnalar taze ve el yapımı. O kilo kilo unları, onlarca yumurtayı, bir sıkımlık zeytinyağını, bir tutam tuzu hamur makinasının içine bırakıp tostoparlak harika bir hamur haline gelişini izlemek, deyme terapilerden daha huzura kavuşturucu bir etkiye sahip üzerimde. Hani çamaşır makinesini çalıştırıp, karşısına oturup çamaşırların içinde dönüşünü izleyen kadınlar vardır ya, onlar gibiyim biraz da sanki:) Koca hamur makinesinin unu ve yumurtaları döndüre döndüre karıştırmasından müthiş haz alıyorum.


"Bir mutfakta İtalyan varsa o mutfakta muhakkak makarna vardır. Hem de taze, hem de rengarenk, hem de çoook lezzetli makarna" diye yazıyorum defterime ilk günün dönüşü vapurda. Ellerime bakıyorum. Kalemi tutan parmaklarımda gün içinde doğradığım, fırınladığım, sıktığım, yoğurduğum kilo kilo balkabağının izlerini arıyorum. Yok. Bir ara turuncu turuncu dolanıyorlardı halbuki etrafımda.

Artık şans mı denir şanssızlık mı bilemem (ben ilkini tercih ediyorum) restoranın, aslında İtalya'da yaşayan, tüm mutfak konseptini ve menüyü oluşturan büyük şefinin 2-3 ayda bir yaptığı ziyaretlerden birine denk geliyor orada oluşum. Yine İtalyan olan her zamanki şefin bile hayli tırstığı, mutfakta neredeyse tüm tavaların, tencerelerin bile hizaya geldiği bir adam bu 'büyük şef'. Mutfakta tüm gün akşamki gelişine dair hummalı bir hazırlık ve seferberlik hali sürüp gidiyor. Pastacı arkadaş, gelişi şerefine yaptığı pastanın üzerine şekerhamurlarıyla şeflerin tiplemelerini yapmış ki, çok yeni tanımış olmama rağmen ben bile gülmekten kendimi alamıyorum.

Ne diyelim, şef dediğin bir nevi mutfağın tanrısıdır. Geldiğinde atacağı fırçalardan tırstırsa da, tüm mutfağı gün boyu uçağı rötar yapsın diye duaya çıkarsa da, 8'de mutfağa girdiğinden kapanışa kadar herkesi muma çevirse de "Hoşgeldin Şef"!

11 yorum:

evvelzamanicinde dedi ki...

Sevgili Zeren, ne hoş, buram buram mutluluk kokan bir yazı bu...

aşçılık maceralarını okudukça pek sevdiğim Güney Kore dizisi "Pasta" geliyor aklıma, izlemiş miydin? İzlemediysen, lütfen ve lütfen izle.
Oradaki aşçı kız ve sen, heyecanınız, şevkiniz aynı.

mutluluğun ve heyecanın daim olsun.
sevgilerimle...

nilay dedi ki...

Ben de mutfakta terapiye gitmiş gibiyim. İşte bunun için bir şeyler yapmayı seviyorum.
Pasta çok şirin olmuş . Şefin ellerine sağlık
Sevgiler

zero dedi ki...

Sevgili Evvelzamaniçinde, güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Heyecanımı hissedebilmiş olman ayrı keyif verdi bana. Bu arada Pasta'yı izlemedim ve şu an hemen araştırmaya başlıyorum netten. Muhakkak izlemeliyim böyle bir diziyi, bayılırım:) teşekkür ederim söylediğin için. sevgilerimle...

Sevgili Nilay, ister profesyonel olsun, ister amatör mutfak herkes için müthiş bir terapi, buna hiç şüphe yok. Öyle olmasa, inan günde ortalama 10 saatimi geçirdiğim mutfaktan çıktıktan sonra evin mutfağında yine birşeyler yapabilmek bu kadar keyif ve rahatlama vermezdi:) Pastayı, pastacı arkadaş günün yoğun temposu arasında çok aceleyle yaptı ama o telaşa rağmen çok tatlı oldu gerçekten:) sevgilerimle...

Bugday Tanesi dedi ki...

Hoş gelmiş şef :)
Bu kadar tırsılmasına rağmen adamdan bu tarz bir tipleme yapmak da cesaret işi yani.

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Ne hoş , iç ısıtıcı bir anlatım olmuş,tabi insanın duyguları yoğun bir de bu duyguları kelimelerle ifade edecek yeteneği varsa ,böyle olur tabiii....
Pastanın üstündeki tiplemeler gülünmeyecek gibi değil:))
Demek git gide yakınıma geliyorsun Zerencim ,,,Nişantaşılarda dolanıyorsun ama saatlerimiz ters işliyor galiba...görüşebilmeyi iple çekiyorum...
Hep böyle keyifli ol...derdi ,tasayı o becerikli ,yoğuran , pişiren ellerinle kov gitsin...

laleninbahcesi dedi ki...

Zerom seni en son bıraktığımda Uzak Doğu Yemekleri yapıyordun:))
Yine doyumsuz bir yazı olmuş. Ben senden ilerde bir mutfak kitabı bekliyorum valla...Bunu unutma
Balkabağı doğramak ne zor bir iştir Zerom kıyamam sana.Ben hep pazarcılara soydurur. Eve gelince de biraz kazırım üstten:)
Şese benden de bi hoş geldin. Pasta süper

Aylin TÜRKŞEN AYSEL dedi ki...

Ben de sizinle birlikte karşıya geçtim maşallah. Kokuları, sesleri duydum, boğaz köprüsünün binbir renge dönen ışıklarına baktım. Hayalinizi gerçekleştirme yolunda iyi enerjimi iletiyorum size.

birdutmasali dedi ki...

ah yağmur nişantaşına çok yakışır tabii,
gökten çöp yağsa oraya yine yakışır ! :))
birde yerlerde sapsarı yapraklı uzpuzun yollara yakışır..
tıpkı senin mutfaklara yakıştığın gibi,
sevdalanmışlığın gibi..
öpüyorum zerenimmm....

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

Zerocum, mutfağını değiştirdin galiba. yeni adresini bildirirsen ve nişantaşındaysan, mutlaka yanına uğramak ve yemeğinden yemek isterim. Anlatımın bana Amelie filminin mutluluğunu verdi.
SEvgiler

A-H dedi ki...

Bayiliyorum senin bu mutfak hikayelerine :)
Ha birde aklim o rengarenk cesit cesit makarnalarda kaldi napicaz :)))

숯인 SuChi'iN dedi ki...

hoşgeldin! ne kadar hasretim mutfaklara burada bir bilsen zero şefim..tamam Asya yemekleri de güzel, eğer yiyebilirsen :) gene de hasretim ben bir akdeniz mutfağına! verdiğim kiloları dönünce almaktan korkmaz oldum o kadar özledim yemeklerimizi..zeytinyağının mis kokusu ve makarnayla dansı, üzerine renk veren domates sosu, ortamı yumşatan peynir..ah ah..kıymetinizi bilememişim zamamında :)