17 Haziran 2011 Cuma

Çılgın cuma!

Cuma öğle servislerinde tam anlamıyla deliren bir mutfakta çalışıyorum ben. Sevgili insancıklarımız cuma günleri nasıl bir hissiyata kapılıyorlarsa, öğle tatillerinde haftanın zirvesinin yaşandığı bir servis yaşanıyor. 1,5 saatte 350 kişi gibi rakamlar duyuyorum ki hakikaten çılgınca. Bana milattan önce gibi gelen 'masa başı çalışanı olma' günlerime dönerek cuma günleri nasıl bir hissiyatta olunduğunu hatırlamaya çalışıyorum ama olmuyor. Sanırım zaman olarak çok uzakta olmasa da, zihnim unutmayı sağlayacak kadar uzağa atıvermiş kendini o günlerden.


Sabah şef mutfağa girdiğinde "geçen yıl bugün senenin en kalabalık öğle servisi yaşanmış, ona göre hazırlıklı olun, bugün de aynısı yaşanır bakarsınız" diye bir cümle savuruverince mutfağın atmosferine, zaten dört bir yandan focaccia kesen, pide yoğuran, tavukları porsiyonlayan, kalamarları soslayan mutfak ahalisi, sanki daha hızlı olunabilirmiş gibi hız vermeye çalıştı eline koluna. Tarih tekerrürden ibaret diye boşa dememişler, geçen sene 17 Haziran'da bir zirve yaşandıysa bu sene yaşanmayacağını kim garanti edebilir?

Veee saat 12.10 civarında ilk gong zili niyetine sipariş makinelerinin dıtdırıdıtdıııııııııııt diye öten sesi mutfakta çınlamaya başladı. İşte o dakikayla saat 2'ye kadar olan süreyi beynim hatırlamakta gerçekten zorlanıyor. Noldu, neler yaşandı, kim kime bağardı çağırdı, "marş bom kardeşler" ortalığı nasıl karıştırdı inanın hatırlamıyorum. Eğer bu unutma mahareti olmasa zaten, o deliliği yaşayan insanın bir sonraki cuma başına gelecekleri bilerek bu işe devam edebilmesi pek mümkün değil. Mesleki zorunluluk kabilinden bir kısmî alzheimer da diyebiliriz buna.

Peki cuma öğle servisinden, üzerinden kamyon geçmiş, ringde Rocky'den dayak yemiş gibi çıkan aşçı takımına en güzel ödül nedir? Yoğun servis yüzünden tamamen boşalmış olan tezgahların doldurulması, eksiklerin tamamlanması, önümüzün haftasonu olması dolayısıyla çok yoğun olacağı göze alınırsa bir sürü hazırlık yapılması gerekmesi gibi dünya yüküyle iş varken ana menü değişikliği kapsamında yeni gelen yemeklerin sunumlarının ve eğitimlerinin bu muhteşem(!) cuma günü yapılacak olmasının haberidir!:) Çılgın olmayı ve çılgın insanları seviyorum, ne diyeyim:)

Evet, Num Num ana menüsünde önümüzdeki haftadan itibaren değişikliğe gidiliyor. Uzun zamandan beri haberi gelen, beklediğimiz değişiklik haftaya gerçekleşiyor ve her istasyon kendi bölümü dahilindeki değişimlerin eğitimlerini bugün tamamladı. Bir yandan halen gelen siparişler, bir yandan eksiklerin tamamlanması, bir yandan yeni yemeklerin hazırlıklarının yapılması ve şeflerin bağıra çağıra neyin nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalışması... Delicesine bir curcunanın içinden alnımızın akıyla çıkmış bulunuyoruz efendim, bu işin bir madalyası olsa, talep edeceğim hani, o kadar:)

Akşam artık üstümüzü başımızı çıkarmış soyunma odasından çıkarken o kadar komik bir sahne dikkatimi çekti ki, şimdi yazarken bile gülmeden edemiyorum. Daha az evvel mutfakta arı gibi çalışan aşçılar, soyunma odasının merdivenlerinden çıkarken kaplumbağa hızında, "ah"laya "of"laya tırmanıyor 20 tane basamağı. Bense sıra beklediğim için soyunma odasında, merdivenin bir basamağına çöküvermişim, inanın ucunda eve gitmenin cazibesi olmasa kimse kaldıramaz beni o basamaktan:) Öyle bir yorulmuşum ki, ama bunu oturmadan anlamak mümkün değil. Çıkma vakti gelmemiş olsa, mutfakta kalmaya devam etsem aynı tempo çalışacağım. Acayip bir şey mutfağın enerjisi. Dışına çıkınca anlıyorsun ne kadar yorulduğunu.

Bu aralar eve gelince Yüzüklerin Efendisi'nin DVD'lerini koyuyorum player'a; sevdiğim bölümlerini izliyorum. Elim, Tolkein'in Hobbit'ine, Harry Potter'lara, Ursula'nın romanlarına kayıyor. Halen okuduğum Şairin Romanı da bana o fantastik, gerçeküstü hissiyatı verdiği için çoğunlukla elimden onu düşürmüyorum gerçi ama biraz böyle gerçeküstü dünyalarda, hikayelerde dolanmak hoşuma gidiyor, ruhumu dinlendiriyor sanki. Şimdi düşünüyorum da, sanki mutfak da bir gerçeküstü dünya benim için. Çocukluğumdan beri böyle dünyalara tutkun olan ruhum, sonunda bu yüzden bunca karmaşaya, çılgınlığa rağmen huzur bulduğu yeri buldu sanırım.

Bizim dünyada işler böyle işte! Çılgın cumaya, çılgın cumaların şerefine:) Ha bu arada bizim mutfakta bir de Cuma Şef var, kendisi de en az cumalar kadar çılgın bir adamdır, adını sonuna kadar hak ediyor yani. Onun da şerefine olsun bari:)

11 yorum:

Eces'sun dedi ki...

onun da şerefine olsun:)

Çileksuyu Sibel dedi ki...

`Zeren'cim sen yazdin,ben kendimi de okudum..Bizde boyleyiz ama restoran degil,sandwich olarakdan,kahve vs olaraktan.Bazen bir bolgeden digerine sicramaktan bayilasim geliyor,gunde kac kelime konusup kac insan besledigimi bilemiyorum,10 saat nasil geciyor hic oturmadan inanamiyorum.Insan sevmese isini boyle gunler cekilmez gercekten,dedigin gibi mutfak enerjisi,yemek aski tutuyor bizi ayakta sanirim.Sevgiler.Nice yogun mutfak,sndwich gunlerini gecircek enerjiye hep sahip olmamiz dilegimle:) zira ben kendimi yaslaninca da o dolap arkasi ve mutfak arasinda goruyorum:)

Leylak Dalı dedi ki...

Kolay gelsin canııım. Cuma'nın ve de Zero'nun şerefine olsun...

Defne Soysal dedi ki...

Bruno Bozzettonun bu resmi benim mutfağımda çerçeve içinde 20 senedir bana eşlik eder. Eşimin ilk evlendiğimiz senelerde bana hediyesidir. Brunu'nun mutlaka ismini bir kenara gizlediği söylenir. Bu karikatüründe can simidinden pasta yapan ahçı pastanın üstüne yazıyor ismini. Endüstriyel mutfakları eşimden dolayı çok iyi tanırım. Bir zamanlar o mutfakların duayen mimarıydı kendisi. O sebeple turistik tesislerin mutfakları için gitmediğimiz görmediğimiz tatil köyü kalmamıştı. o sebeple iyi bilirim büyük ölçekli endüstriyel mutfakların halini. Eğer işinden zevk alıyorsan, samanlık seyran olur boşuna dememiş atalarımız.Kolay gelsin Zerocum.

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Ay sen mahvoluyorsun Zerencim:)Sen anlatıyorsun ben okurken yoruluyorum,şu çılgın Cuma olayına da çok güldüm ,gerçekten insanlara ne oluyorsa bazen kıtlık var,durumundalar.
Bu arada eski postlarına da göz attım ama sindirerek okuyamadım daha , yorum yazacağım.Barcelona aklımda kaldı:)
Kendine dikkat et,önemli olan mutlu yaşaman , yorgunluk dinlenince geçer!

zero dedi ki...

Ecem sen dinliyorsun zaten arada Cuma Usta'yı benden:) Bugün dedim senden bahsettim azıcık blogumda diye, nasıl gülüyor:)

Sibelcim dileğine katılmamak elde değil, hiç bitmesin enerjimiz... Ama eminim sana da öyle oluyordur, insana ihtiyacı olan enerjiyi yine mutfak veriyor zaten. Sana da sonsuz kolaylıklar diliyorum:)

Leylak Dalım bir an düşündüm de, sen ve Cuma Usta tanışsanız ortaya nasıl bir kombinasyon diye... Olan bana olur, katıla katıla gülmekten yarılırım sanırım, o da o kadar matrak adamdır ki:))

Sevgili Defne ne güzel, bense bu resmi ne yazık ki sadece masaüstümde taşıyorum. Hep bana bu bahsettiğim mutfak enerjisini hatırlatan ve veren bir karikatürdür. Bayılırım. zaten çok zevk almasam inan zor bu meslekte barınmak, yapamaz insan. Eşinin mesleği de çok keyifliymiş. Mutfak tasarlamak! Ne hoş! Yolu mutfaklardan geçen herkesin de şerefine olsun o zaman:)

Canım Natali, çok güldüm "mahvoluyorsun" lafına:)) Evet az buçuk öyle, ama bir o kadar da keyifli ne diyim:)) ama cumaları ve diğer günler azıcık daha az yoğun olsa hiç hayır demezdim tabi ki:)) ve aynen dediğin gibi yorgunluk dinlenince geçiyor, önemli olan insanını yüreğine yorgunluğun bulaşmaması:) (bu da murakami'nin lafıdır, çok severim:)

Kontrast dedi ki...

Okurken bile başım döndü zero. Hem demişimdir aşçılar eli öpülesi insnlar :) Bir gün senin elinden yemek yemeği o kadar çok isterim ki... Bu arada resim de çok hoşuma gitti. Böyle karmaşık şeyler bayılıyorum.

Sevgiler!

zero dedi ki...

Sevgili Kubilay, bir gün yolun düştüğünde beklerim muhakkak:)

Şule dedi ki...

Her gün böyle olsa insan çıldırabilir :)

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

zerencim, hangi num numdasın , gelmek ve bu kadar emekle ve sevgiyle yapılmış yemeklerden yemek isterim. belkı sana da merhaba deme sansım olur. cok tatlısın...hanı yemekten sonra tatlı nıyetıne

zero dedi ki...

Sevgili Şule, ben boşa demiyorum aşçıların en az birkaç tahtası eksik diye:)

Zeynepcim, ben Meydan Alışveriş merkezinin ordaki NumNum'dayım. Ümraniye İkea'nın hemen yanında. Gel tabi, muhakkak beklerim, sorarsın beni garsonlara, zaten açık mutfak, eğer mutfaktaysam muhakkak görürsün zaten:) tatlını kendi ellerimle ikram ederim sana:)