9 Nisan 2010 Cuma

Seni seviyorum Meryl Streep!

Kendime son günlerde yaptığım en büyük iyilik, geçen haftasonu kitapçılardan birinde dolaşırken karşıma çıkan iki muhteşem filmi tereddütsüz kapıp müthiş bir deparla kasaya ulaşmam ve olabilecek en kısa yoldan kendimi eve atmamdı.

Yol boyunca önce hangisini izlesem sorusunun cevabı bin kere değişmiş olsa da, DVD player karşına geçtiğimde karar verilmişti. Diğer filmi daha çok merak ediyor olsam da, aşka dair son yıllarda yapılmış en orjinal, en sıradışı ve en etkileyici filmlerden biri olduğunu biliyor olmam (zira film hakkında zamanında epey bir şey okumuş, çok arkadaşımdan da harika bir film olduğuna dair pek çok şey duymuştum) filmi direk ikinci sıraya atmama neden oldu. İçimdeki hüzün balonunu daha fazla şişirmeye gerek yok diyerek daha keyifli ve eğlenceli bir film olan diğer seçeneği seçtim: Julie&Julia


İki sıradan kadının varoluş nedenlerini arama ve bulma hikayesi... Nerede mi buluyorlar? Mutfakta!:)

Çağımıza ait şehirli bir karakter olan Julie, gerçekten çok sıradan, son derece sıkıcı bir işi, monoton bir hayatı olan bir kadındır. Hayatında neredeyse iyi olan tek şey, kendisini gerçekten anlayabilen, konuşabildiği, hayata çok pozitif bakan bir kocası olmasıdır. Pek çok filmde hatta hayatımızın her noktasında karşımıza çıkabilecek denli sıradan olan bu kadını bir yere bırakıyorum ve bu filmi film yapan asıl karaktere geliyorum... Julia Child!

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kırklı yaşlarında olan bu kadın (Meryl Streep) Amerikan Dışişleri'nde çalışan kocasının tayin olması vesilesiyle Paris'e yerleşir. Bir kadına göre son derece iri yapılı (ufak çaplı bir dev diyebiliriz), cırtlak sesli ve ilk bakışta kaba denebilecek bir görüntüsü olan Julia, hayata karşı bir duruşu olan, son derece pozitif, etrafına neşe saçan ve kırklı yaşlarına yaklaşırken Çin'de tanışıp evlendiği kocasıyla müthiş bir aşk yaşayan bir kadındır. Aşklarının doruğa ulaştığı anlarsa kesinlikle güzel bir lokantada, lezzetli bir yemeği yerlerkenki halleridir. İki insanın lezzetli bir yemeğe duydukları aşkın paylaşılması anının, bu kadar şehvetli, cinsellik kokan bir arzuya dönüşebilmesi, filmin gerçekten en etkileyici anlarını oluşturuyor diyebilirim.


Paris'teki yaşamında kendisini oyalayabileceği, aynı zamanda da keyifle çalışabileceği bir uğraş arayan Julia, aşçı olmaya karar verir ama öyle sıradan bir aşçı değil. Madem ki dünyanın en önemli mutfaklarından birinin başkentindedir, o zaman o da en iyisini yapacaktır. Böylece dünyanın en önde gelen yemek okullarından birine, Le Cordon Bleu'ya yazılır. Ve macera böyle başlar... Sonrası, filmi izlemek isteyenlerin keşfine kalsın ama kısaca söylemek gerekirse, azim x bol kahakaha x neşe x yılmamak x kendine güven = BAŞARI!

İlk karakterimiz Julie'yse Julia Child'ın başarı öyküsünden kendisine bir motivasyon yaratmaya çalışarak, onun yemek kitabındaki tariflerin hepsini denemek ve bu tecrübelerini bir blogda insanlarla paylaşmak üzere bir işe girişir. Ama hayat kolay değildir; üstelik o, Julia Child da değildir.

Farklı zamanlarda yaşayan bu iki kadının hikayelerini parçalı şekilde bir arada götüren filmin hikayesinin gerçek olduğunu da belirteyim. Yani Julia Child da, Julie de birer kurgu değil. Kanlı canlı, bu dünyada yaşamış insanlar.


Gelelim başlığa konu olan cümleye. Meryl Streep... Kaç kadın yaşıyor bu kadının içinde merak ediyorum doğrusu. Çünkü bana göre o 'oynamıyor', yani gerçekten sanki içinde bir yerlerde oynaması gereken o karakterin bizzat olduğu bir kadın var ve zamanı geldiğinde o kadını çıkarıyor ve bir anda o oluveriyor. Fransız Teğmenin Kadını, Saatler, Adaptation, Kramer Kramer'e Karşı, Out of Africa, Şeytan Marka Giyer... Bu ve bunların dışında izlediğim filmlerinin hepsindeki karakterlerin "O" olduğunu bilmek hakikaten hayranlık uyandırıcı. Beden aynı, ruhlar farklı diyeceğim ama beden bile aynı beden değil sanki. Yani Julia Child rolündeki iri, asla çekici olmayan, ufak çaplı dev formatındaki, zerre seksepalitesi olmayan kadınla, Şeytan Marka Giyer'deki o dominant, sert yapılı ama bir geçti mi arkasından herkesi bir daha dönüp baktıran çekici kadın arasında nasıl bir benzerlik var ki?

Yıllar evvel oyunculuk teknikleri üzerine okuduğum bir kitapta öğrenmiştim ilk Eric Morris tekniği denen bir teknik olduğunu. Rol yapmamak, bizzat "olmak" anlayışını benimseyen ve çok detaylı alt metinleri olan bir teknikti. Jack Nicholson'dan Johnny Depp'e pek çok ünlü oyuncunun eğitmeni olduğunu bildiğim bu adamın okulundan Meryl Streep'in de yolunun geçip geçmediğini bilmiyorum ama kendisini hayranlıkla izleyen bir sinemasever olarak onun karakterleri gerçekten 'olduğunu' görebiliyorum.


Keyifli bir iki saat geçirmek ve iyi bir oyunculuk seyretmek için muhakkak izleyin bu filmi derim. Üstelik şehrimin en güzel sanat organizasyonlarından biri olan İstanbul Film Festivali kapsamında da gösteriliyor Julie&Julia. Filmin gösterildiği günü ve saati öğrenip kendinize güzel bir Beyoğlu günü hediye ederek de izleyebilirsiniz bu filmi.

Ve ben de şimdi bu yazıyı bitirince geçen cumartesiden beri bekleyen diğer filmi izlemeye gideceğim. Bugün içimdeki hüzün balonu yeteri kadar şişkin değil sanırım ki sanki izleyebilirmişim gibi geliyor. Eh onu da merak etmeyin, adını vereyim: Aşkın 500 Günü.


Hasta bedenimi koltuğa devirip akan burnum için yanıma istifleyeceğim bir çanak dolusu kağıt mendili, ağlamak için değil sadece ve sadece burnumu silmek için kullanmayı ümit ediyorum.

Ve Julia Child tarzında bir veda cümlesiyle bitireyim yazıyı...

Hepinize BON APPETIT!

16 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

işte bu yazıyla gerçekten de geldiniz... hoş geldiniz.

Julia Julia seyredilecekler listemde. Aşkın 500 gününü ise geçen hafta izledim. Ne güzel yazarlar da buluşurken filmlerde de buluştuk.

Sevgiler benden, size...

gamze dedi ki...

mamma mia yı da izlemenizi tavsiye ederim çok güzel. abba şarkıları ve merlyp streep ben çok beğenmiştim.

nehircce dedi ki...

Julie&julia sürekli niyetlenip bir türlü alamadığım bir film niyeyse, çok ilginç..Şimdi sen böyle güzel de anlatmışsın ya nasıl imrendim, bu haftasonu almak için şartladım kendimi ..Ayrıca aramıza dönmen çok güzel biliyor musun :)) sevgiler..

Ekmekcikız dedi ki...

Zerenciğim,
Bu güzellemenin her satırına katılıyorum, bu kadın başka tür bir oyuncu. Gerçekten "oyuncu" ne demek onu gösteren birisi. (Tanımlayamadım bile, bak!)

Meryl Steep'e sinir olanlar varmış, biliyor musun?
O kadar kendisi ve o kadar içten bir insan ki, nasıl sinir olunur, bilemem.

"Aşkın 500 Günü" güvendiğim bir kaynaktan aldığım bilgiye göre, çok güzel bir başka filmmiş.
İyi seyirler, geçmiş olsun!
:)

yeliz dedi ki...

zerenciğim, ne güzel yazı, teşekkürler, geçmiş olsun, iyi haftasonları, sevgiler:)

zeynep dedi ki...

Yazdıklarına aynen katılıyorum. Bu filmi heyecanla beklemiş izlediğimdeyse beklediğimden çok daha güzel bulmuş, Julia Child'a ve Merly Streep'a hayran kalmıştım.

zero dedi ki...

Hakikaten güzel bir buluşma olmuş sevgili Lale:) sevgiler benden...

Sevgili Gamze, mamma mia'yı izlemem mi, yazmayı atladım ama gerçekten harikaydı. İşte bu kadını sevmek için bir neden daha:)

Nehircce, bu hafta da sen kendine güzel bir hediye ver ve ne yap et izle bu filmi, inan bitince üzerinde ayrı bir keyif hissedeceksin yaşamaya dair. Ayrıca böyle sevildiğini bilmek de çok güzel, biliyor musun:)

Sevgili Ekmekçikız, o zaman ben de Meryl Streep'e sinir olanlara sinir olurum! Aşkın 500 Günü, müthiş müthiş! acil izlenecekler listesine girmeli kesin!

Yelizcim, çok teşekkür, sana da iyi haftasonları olsun. Ayrıca Arca keretasına bol bol öpücük:)

Zeynepcim, senin yazını da okumuştum o zaman ve ta o yazıdan bu yana merak edip duruyordum. Geç oldu ama izledim sonunda. Aşkın 500 Günü'nü izledin mi bilmiyorum ama izlemediysen onu da kesinlikle tavsiye ederim. Bayılacaksın!

Leylak Dalı dedi ki...

"Julia&Julie" ve Meryl Streep konusunda kesinlikle hemfikirim. Benim unutamadığım filmlerinden biri de "Sophie'nin Seçimi"dir. Bu kadının içinde binlerce kadın (hatta belki erkek de) yaşıyor.
Geçmiş olsun ve iyi hafta sonu dilekleri...

Tijen dedi ki...

Geçmiş olsun Zero! Daha iyi misin şimdi?

ORDAN BURDAN HAYATTAN dedi ki...

Zerencim özlemişim senin yazılarını. filmi cok merak ettim, ilk fırsatta izlemek istiyorum. işin içinde bir de yemek, mutfak varsa hiç kaçırmamam gerek. sevgiler canım

zero dedi ki...

Sevgili Leylak Dalı şöyle bir düşününce Sophie'nin Seçimi gibi daha o kadar çok film çıkıyor ki... Mesela son dönem filmlerinden Doubt'ta da mükemmeldi bana göre.

Tijencim çok teşekkür ederim. Biraz daha iyiyim. Bahara aldanıp çarpılanlardanım ben de:)

Yasemincim çok eminim bu filme bayılacaksın. ilk işin mutfağına ve sonra da bloguna koşmak olacak eminim izledikten sonra. Ne demek istediğimi izledikten sonra daha iyi anlayacaksın:)

Brajeshwari dedi ki...

Aşkın 500 gününü de seveceksin. Ben çook sevmiştim.
Julie&Julia filmini almıştım geçenlerde... İzlemek için zamanim olmadı. Şimdi yazının üstüne gidip izleyeyim bu yanlız akşamımında...İşaret mi yolladın Zeren, bunu izlemem için acaba bana...

öpüyorum..

zero dedi ki...

Belki de öyledir, kimbilir... Hepimiz birbirimizin hayatlarına farkında olmadan nasıl dokunuyoruz zaten...
Aşkın 500 Günü'nü izledim ve bayıldım tek kelimeyle.
sevgiler canım...

damla che. dedi ki...

Merly Streep annem olsun istiyorum ne zamandır :) kan çekiyor

nehircce dedi ki...

Zeroo ;aldım aldım filmi :))Dün izleyemedim ama birazdan izleyeceğim.Teşekkür ederim..sevgiler.

Syhn dedi ki...

julie/julia ya tek kelimeyle bayımıştım!
bloggerlar için yeri ayrı bence bu filmin :)
ama hatırlatman ii oldu hala kramer vs kramer i izlemiş değilim:/

ve aşkın 500 günü çoook güzeldi!!!!!