23 Ekim 2009 Cuma

Daha çok var ama...

Bir senenin en büyülü zamanları ne zamanlar diye sorsanız bana, sanırım hiç düşünmeden yılbaşı ve öncesindeki bir aylık süre diye cevap veririm. Şehirlerin dört bir koldan ışıldamaya başlaması, her gün önünden geçtiğim dükkanların, caddelerin, kafamı kaldırdığımda evlerin aralık kalmış perdelerinin kenarından gördüğüm yeni yıl ağaçlarının o ışıl ışıl süslü hali bende bu hissiyatı yaratan...

Dün gece güzel bir Beyoğlu akşamında sinema keyfine doğru yollanırken yolumu önce Cevahir Alışveriş Merkezi'ne düşürdüm. Canım fazlasıyla süslü süslü dükkanları dolaşmak, şıkır şıkır çanak çömlekleri ellemek, eşsiz güzellikteki kahve fincanlarından asla hangisini beğendiğime dair karar veremeyip en iyisi hepsinin benim olduğunu hayal etmek falan istiyordu. Sevgiliyi bekleme sürem de epey fazla olduğu için bu fırsatı değerlendirmek istedim.

Genelde böyle durumlarda bakmak istediğim onca dükkan varken Tepe Home'un ışıltısına dayanamayıp giriyor ve sonra da yarım saat içinde sadece on metrekarelik bir alan içinde ne kadar obje varsa hepsine dokunup, bütün mumları koklayıp sarhoş olmuş bir şekilde kendimi dışarda buluyorum, zira yetişmem gereken yere geç kalma sınırına gelmiş oluyorum.

Dün de yine dayanamadım ve Tepe Home'a girdim. Girmemle beynimde 1 Ocak 2009 sabahı "bir sene sonra tekrar buluşmak üzere" diye süslü sandıklarıma koyup bıraktığım bütün heyecanlarım, çocuksu çoşkularım, anılarım, yaşıma başıma bakmadan zıp zıp zıplamak isteyen dağlar kızı Heidi hallerim, hepsi ama hepsi bir anda bedenime üşüştüler. Çünkü hemen girişteki tezgahların tamamı daha şimdiden yılbaşı süsleriyle, mumlarıyla, Noel babalarla, minik çam ağaçlarıyla dopdoluydu. Ve benim her birini elleme, koklama, hayal etme üçgeninde seyreden seansım tamı tamına 45 dakika sürdü. Halbuki 15-20 dakika bakıp çıkacaktım.

Senenin ilk yılbaşı hediyesini de 22 Ekim itibarıyla almış bulunuyorum. Bu işten en karlı çıkan da sevgili oldu tabi ki:) Daha böyle kaç posta yılbaşı hediyesi alacak tarafımdan kimbilir:)

Biliyorum daha çok zaman var, biliyorum daha çok yaşanacak şey var. Hatta araya kısa bir seyahat, yeni yerler, yeni yollar, yeni insanlar girecek. Ama olsun, yeni yıl çoşkusu şimdiden içime girdi bile ve gittiğim her yere de benimle birlikte gelecek.

Gariptir kişisel olarak yılbaşlarına giden süreci çok coşkulu ve heyecanlı bir şekilde yaşarken kalemim daha çok hüzün cümleleri kurduruyor bana. İki yıl kadar önce yazdığım bir yılbaşı hikayesi gibi... Ve ne zaman aklıma yeni yılla ilgili yazılmak üzere bir hikaye gelse hüzünden türemiş olması belki de tek ortak yanı oluyor yazdıklarımın. Her çoşkuda, her mutlulukta bir de hüzün saklı olduğunu unutmuyor bir yerlerim sanırım. Çoşkuyu yaşasam da, hüznü de yazarak akıtmayı tercih ediyorum galiba.

Kasım ve Aralık, sakın çok hızlı geçmeyin olur mu?

6 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

hüzünle sevinç hep kolkola gidiyor. Çok güldüğümüzde gözlerimizden yaş gelmesi belki de bundandır. Ben de bayılırım yılbaşı arefelerine. Süslenmiş ağaçlara. Evdeki ağaca ne bulsam takar takıştırır, çok süslü olmasından dolayıda hep anneme benzetirim.
Hani yılbaşı ertesi her şeyi yeniden başlayacak sananlar vardır ya, biliyormusunuz ben onlardanım. Her gelen yıl bir öncekinden çok daha iyi olsun yaşamınızda.
Sevgiyle

Leylak Dalı dedi ki...

Ben de sizin ve Lale'nin yazdıklarının altına imzamı atıyorum. Yaşasın Yeni Yıl, daha şimdiden:))

nilay dedi ki...

En sevdiğim ay Aralık ayıdır. O yüzden yılbaşı bende hep bir hüzün getirir. Aralık bitiyor diye çok üzülürüm. Benim için yılbaşı yeni yılı geçtikten sonra başlar :)))

Kek ve Kahve dedi ki...

yılbaşını beklemek, istanbul'un hemen her semtinin ışıltısında, tahtakalenin yılbaşı üzeri kalabalık çoşkusunda ve illaki soğuk havalarda beni de bir çocuk gibi şenlendirmiştir her zaman. ancak yeni göçtüğümüz antalya'nın bu sıcak havalarında nasıl olacak bakalım bu iş??

Kitap Kurdu dedi ki...

Sobelendiniz efendim :)

Parpali dedi ki...

Daha çok var derken, yılbaşına kadar yazı yazmayacağını hesaba katmamıştım :)