23 Temmuz 2013 Salı

Lüzumsuz yazı!

Sessizliğim buz tuttu. Buz kırıcısının yerini biliyordum da uzanasım yoktu pek. Şimdi n'oldu da burdayım, onu bilmiyorum. Ya kolum uzadı kendiliğinden ya da biri buz kırıcısını kaşla göz arasında yaklaştırdı. Uzayan sessizlikler sağırlık yapmasın sonra dedi bir ses, bilgisayarı da masanın üzerine koyarken.

Yazmayı ne kadar özlediğimi yazdıkça farkediyorum. Bir süredir sadece burayı değil, hayatımda yazıya dair olan tüm mecraları geçici olarak servis dışı bırakmıştım. Bekleyen mektup arkadaşları, günlükler, neredeyse tamamı yazılmış, sadece final yapmayı bekleyen uzun bir hikaye, ömrümün beş yılının izdüşümünü barındıran bu blog...

Bir önceki yazıda dilediğim dilekler, kuşlar, balıklar kabul görmedi hayattan. Tatsızlıklar katlanarak devam etti, halen de ediyor ama ben bunlardan bahsetmek istemiyorum, hem de hiç. Sait Faik'in Lüzumsuz Adam'ına benzer lüzumsuz bir yazı yazmak istiyorum, içinde sadece tatlı bir tebessüm olan.

Ayla Kutlu okuyorum uzunca bir süredir. Hatmediyorum külliyatını. Ve hatta arada böyle hoşluklar yapıp dolunayı beklerken çay bile ısmarlıyorum kendisine. Hatırşinas bir okurum sanırsam.


Sonra dolunay geliyor böyle, ona ne ısmarlasam diye düşünüyorum. Ertesi gece (bu gece) için balkonumda izlenecek bir filme biletler benden olmak üzere anlaşıyoruz.


Önümüzdeki sene bu zamanlar ehliyetli ve minik tekneli bir Ponyo olmayı planlıyorum. Evet, aynı resimde olduğu gibi. Ponyo da neyin nesi diyenleriniz olursa lütfen şu filmi izlesin. Miyazaki'nin Kiki'den sonra beni düşünerek yaptığı ikinci animasyon filmidir.


Dostlar gelip gidiyor Datça'ya. Rakı sofraları kurulup kaldırılıyor denizin tam kenarına. Ben bıkmadan usanmadan o masaların fotoğraflarını çekiyorum. Ve misal şu elimdeki son resme bakıp "beni kendine aşık eden masa işte bu" diyorum. İnsanın kaderini değiştiren masaların olduğunu da böyle böyle öğreniyorum. Siz siz olun, oturduğunuz masalara kiminle oturduğunuz kadar nerede oturduğunuza da dikkat edin. Zira bir de bakmışsınız ayaklarınız suya değmeden oturduğunuz hiçbir rakı sofrasından keyif alamaz, o masanın olduğu yerden de başka bir yere gidemez olmuşsunuz.


Bir de mevsimlerin isimleri değişiyor kişisel lügatımda. Badem mevsimi, çağla mevsimi, domates mevsimi, zeytin mevsimi diye geçip gidiyor ömür. Ben, Datça'yı bir tek bademiyle meşhur eden kimliği belirsiz şahıslara hayli sinirleniyorum bu mevsim misal, koyu gelenekçi bir domatesçi olarak. Bu memleketin suyundan mıdır, toprağından mıdır, havasından mıdır (muhtemelen hepsi) bir meyveye dönüşüyor adeta mübarek. Bizim ufak bostanın bereketi bile yetmiyor nefsimizi ve misafirlerimizi doyurmaya.


Ha bir de memleket meseleleri var elbet. Her ne kadar burda cürmümüz kadar yer yaksak da "direnipduruuz gari".


Uzun zamandır yazmayınca bu kadarı bile çarpıntı yaptı. Şimdilik böyle olsun. Söz uzatmayacağım arayı. Okuyan tüm dostlara selam olsun!

10 yorum:

Biraz Şöyle Biraz Böyle dedi ki...

Daha 15 dakika önce eski yazılarını okuyup uzun zamandır yazmamana içten içe sitem ediyordum, benim sesimi de duyduğuna inanıyorum! Hep yaz...

zero dedi ki...

İlginç bir telepati var aramızda:) Söz uzatmayacağım...

döndü dedi ki...

İçten ve samimi paylaşımınız beni çok etkiledi...Bence ara vermeksizin yazmaya devam edin çünkü harikasınız:))
Bende bekliyorum:(

Leylak Dalı dedi ki...

Ay aman iftarı bekleyen sahura kalkamamış oruçlulara dönmüşidik ayol. Yetti be, yazıpduruve gari :) Bizim oraların deyimiyle "özeledik yahu"
:)

lale dedi ki...

bu temmuz sabahına ne iyi geldin Zeroooigüpgüzel yaptın.

Ayla Kutlu benim de en şaane yazarlarımdan.

Öptüm çok

dersaadet dedi ki...

Blogumu uzun zamandır güncellemesem de sık sık açıp yazmışmısın diye baktıklarımdansın. Öykü kitabının finalini de kısa zamanda yazıp bizlerle bulıuşturmanı ümit ediyorum. Ve diyorum ki umarım her şey gönlünce olur...

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Bak söz verdin, sözünü tut olur mu? Bekletme bizi fazla fazla Zero'cum. Ayla Kutlu çok severim; candır can. ASİ mükemmel bir romanıydı, en son okumuştum. Okudun mu bilmiyorum.
Sevgiler çok :)

Mert dedi ki...

Burayı yeni buldum. Ben de bloguma beklerim. Öykü, romandan hoşlanıyorsanız hele. Sevgilerle...

Adsız dedi ki...

Bence siz hep yazın,sözcüklerle öyle güzel dost olmuşsunuz ki,insan sevdiğinin yanında kendini çok iyi hisseder ya tüm sözcükler sizin kaleminizden sıcacık ve huzurla akıyor.Bir de hep kitap önerin siz,sizin önerdiklerinizi sanki daha bir içsellikle okuyorum.Umarım kitabınız da yayımlanır kısa sürede,hasretle bekliyorum.

Sohbet dedi ki...

Çok Güzel Bir Çalışma Olmuş Okurken Büyük Keyf Aldım Teşekkür Ederim..