20 Ocak 2013 Pazar

"Ben en iyisi gidip çay suyu kokayım"la biten bir yazıdan ne beklersiniz?

Biraz sıkkın ve yorgunum. Sert bir koyu kahve tadında zihnim ve içim... Bazen yazının bizzat kendisinden sebep, bazen kapının dışında akıp giden hayattan... Ama yine iç dökmek için de dönüp dolaşıp geldiğim yer kürkçü dükkanı, yazı masası. Çivi çiviyi söker mi? Söksün bir zahmet! Tamamen iç dökmek maksadıyla yazılmaktadır bu yazı; sonunda uzay boşluğundan bile çıkabilirim, söylemedi demeyin! Fotoğraflarsa gönlümden kopanlar...

Çok kısa bir sürede benim için çok büyük anlamlar ifade eden bir dostum biraz rahatsız. Tüm kalbim ve enerjimle iyi olması, kötü şeylerle karşılaşmaması için duacıyım. Tanıştığımız zamandan beri hep hayalini kurduğumuz bir yolculuğa geçen hafta hastalık sebebiyle çıkmış olmanın burukluğu üzerimde. Ama sonuç güzel olacak, inanıyorum çünkü o her şeyin en iyisine layık.

Benim cennetim...

Yazmakta olduğum hikayenin sonlarına yaklaştıkça manik depresif hallerim derinleşmeye başladı. Hani bir gün bir soran olursa "sizin doğum nasıl oldu" diye, derin bir iç çekip "sancılı oldu" diyeceğim, kesin. "Ne kadar doğum sancısı varsa hepsini çektim kardeş!" Yazarken, günlüğüme kendimle ilgili anldığım notlar aman bir gün kimsenin eline geçmesin, vallahi utanırım yani o derece. Böyle zamanlarda Kafka'yı vs. daha bir iyi anlıyor insan. "Benden sonra yakın her yazdığımı" diyen adama saygı duyacakmışın arkadaş, varsın eksik kalsın tüm dünya. (Muhtemelen düzelince bu satırlar yüzünden kendime baya bir saydıracağım ama şimdilik mazur görün).

Adile Naşit'ini arayan Münir Özkul... Son zamanlarda sevgiye dair duyduğum en güzel ifadelerden biriydi. Söyleyip de yüzümü güldürene selam olsun!

Hayatımın en mis kokulu narenciyeleriyle bu sene tanıştım.

2012'nin son günlerinden beri günlüğüme, ajandama, elime geçen her kağıda "2013'ün sonlarına doğru Edinburg'a gitmek istiyorum" diye not yazıyorum. Kaç kere söylemek gerekiyordu bir şeyin olması için? Ben o sayıyı çoktan geçmiş olabilirim de... Bir buraya yazmamıştım, o da oldu. Edinburg'a gidecek ve bu çok sevdiğim The Illusionist filminin DVD'sini sokakta karşıma çıkan ilk çocuğun eline tutuşturacağım. Dileğimin gerçekleşmiş olması şerefine hayata minik bir teşekkür olarak...

"Benim kendi gönlüm küsmüş bu ülkeye, başkalarının barışmasını nasıl isteyeyim ki" son zamanlarda twitter'da okuduğum, fikrimi/zikrimi o kadar net ifade eden bir cümleydi ki! Nasıl bir yorgunluk bu ülkede yaşamak?

Acil bir rakı sofrası lazım bana. Masanın diğer ucuna İstanbul'dan istediğim dostumu da göndersin bu sofrayı kuracak olan kişi bir zahmet. Çook özledim kendisini.

Evet, yazın aynı şu karede olduğu gibi...

Bugün biri beni arkadaşına şu cümleyle tanıttı: kendisi kışın bile denize giren bir kişiliktir. Tüm sıfatlarımdan önce bu şekilde anılmaktan hiç rahatsız olmadım, biline. En son 16 Aralık'ta denize girmem pek sükse yaptı Datça sosyetesinde:)) Aralarında yazın bile denize girmekten 'ürperen' ciciler mevcut çünkü:)

Datça'da bir tane daha karşıma "siz buralar için biraz genç değil misiniz?" diyen çıkarsa tüm hanımefendiliğimi kaybedeceğim. Sanırsın yaş ortalaması 80 ve ben de burda yaşayan tek gencim. Hayır, bir de ayrıca belki ruhumun nüfus kaydı 1860, sen ne biliyorsun yani!

Kukla Ustası...

Yeni yılda okuduğum ilk kitap Kukla Ustası diye harika bir masal kitabıydı. Hakkında şuraya yazdım, dileyen buyursun.

Yılbaşı ağacım hala evin en itibarlı köşelerinden birinde arzı endam ediyor. Biri ben uyurken gelip kaldırsın yoksa benim yaşadığım evden zor kalkar o ağaç.


!f İstanbul Film Festivali'nin son üç günü beş film İstanbul'la eş zamanlı olarak 29 ilde gösterilecek ve bunlardan biri de Datça. Üstelik filmler sonrası yönetmenlerle yapılacak olan söyleşiler de netten canlı izlenebilecek. Üzerine kaymak da olsun mu? Olsun:)

11 yaşımda sobalı evimizden taşındığımızdan beri soba soba diye inleyen ben, bir yerim şişmeden buldum yine bir sobalı ev. Benimki değil ama sıcacık başka bir anne evi... İçimdeki 5-6 yaşlarındaki Zeren çok mutlu bu işten.

Bütün cümleler bir demliğin ucunda bitiverir oldu bende bu günlerde.

Neyse korkulan olmadı, uzaya muzaya çıkmadık, kendi mahallemin etrafında dolanarak bitirdim bu yazıyı. Peki rahatladım mı? Valla orasını şu an hiç bilemiyorum. Ben en iyisi gidip bir çay suyu kokayım.

6 yorum:

dersaadet dedi ki...

Can sıkıntını bile ne güzel anlatmışsın. Gerçekten seviyorum senin kalemini ( bunu defalarca söyledim dimi?) Bu arada sen bir kitap mı yazıyorsun? Eğer öyleyse okumak için sabırsızlanıyorum bilesin..

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Ah! Zerencim yine döktürmüşsün, ne de güzel dökmüşsün içini...
Daha sık gel kürkçü dükkanına;)
Seni seviyorum arkadaşım:)

Ece dedi ki...

hay allam, çok güldüm ben bu yazıya, çok mutlu oldum okurken, komik kızsın be zerom. teyidi aldığıma göre, ben de çok özledim seni ve o masayı, ama seni asıl. buradaki sofralar da baya eksik sensiz, az kaldı, mevsimler geçiyor, harekete geçeceğiz, masalarda buluşacağız.

edinburg konusunda benzer hislerdeyim, çok ilginç...
Kalp, kalbe karşı.
kocaman öptüm!

Defne Soysal dedi ki...

Ben de Datça da Mart ayında denize girenlerdenim. Burnumun ucu titredi. Ne kadar özlemişim. Kışın deniz hele Datça da çok hüzün verir. Projeni en kısa zamanda bitirmeni diliyorum. Çok sevdiğim bir psikolog yazar Leyla Navaro da kitaplarını Gökova'daki evine kapanıp yazıyordu. Eminim Datça kokan bir kitap çıkacak ben de onu alıp derin derin içime çekeceğim. Sana başarılar diliyorum.

zero dedi ki...

Sevgili Dersaadet, evet bir şeyler yazıyorum kendi çapımda. Bakalım ne çıkacak sonunda:) tüm güzel sözlerin için de teşekkür ederim:)

Nathalie'm canım benim, duygularımız karşılıklı biliyorsun:) Biraz burayı ihmal ettim biliyorum ama bu süreç biraz bunu gerektirdi istemeden, planlamadan..

Ecemm, ah ah bu iişin en zor yanı senden uzak kalmak oldu bana. Ama ne güzel demişin mevsimler dönüyor, kavuşmalar yaklaşıyor:)

Sevgili Defne dilerim dediğin gibi olur, teşekkür ederim:) Elbette kışın o sessizliğinin, sakinliğinin bir hüznü var ama bir yandan da her şey o kadar çıplak ki, nefesi kesiliyor bazen insanın. Sevgiler çok:)

Cihan Türkyılmaz dedi ki...

:D yazmak için el yeteli değil yine bunu anladım