9 Kasım 2012 Cuma

"Winter is coming" diye diye...

Bir güneş, bir deniz, bir bulut yetiyor aslında çoğu zaman hayat güzel demeye. Hayat güzel, dünya güzel, sadece biz arada saçmalayıp zorlaştırıyoruz, o kadar!


Ya da eve gidip, ocağa bir çay suyu koyup, kitabın müziğinle koltuğa gömülmenin hayalini kuruyorsun, dışarıda belki onlarca saçmalığın arasındayken. Koca bir demlik dolusu çayın tüm insan deliliklerini kapının dışında tutmadaki gücüne şaşıp kalıyorsun. Gözünün önündeki sihirleri göremeyip de hep göğü delen, toprağı yaran mucizelerin peşindeki şeye de insanoğlu dendiğini bir kere daha hatırlıyorsun.

Oturduğum minik çatı katının balkonunun üzerinde tente, şemsiye vs. olmamasından sebep, gökyüzü hareketlerini tüm detaylarıyla izledikçe sanki 32 yıldır bu dünyada yaşamadım da yeni ayak bastım gibi hislere kapılıp gördüklerime abartılı tepkiler verebiliyorum bazen. Gökyüzünün Datça'da yere daha yakın olduğuna yemin etsem başım ağrımaz. Bazen bir bulut geçiyor balkonun önünden (evet, üzerinden değil önünden) az yanaşsa üzerine atlayacağım neredeyse.

Az yanaşsa atlayacağım...

Ömrüm boyunca ilk kez bu mevsimlerde Ege'de - mevsim güz olunca fark önemli olduğu için - hatta güney Ege'de bulunuyor olmamdan, doğanın şehir hayatı haricinde nasıl bir dönüşümden geçtiğine şahit oluyorum. Güneşin olduğu günlerde gündüz hala denize girmek mümkünken akşam en büyük keyfiniz bir kase çorba ve battaniye olabiliyor. Ama bir sonraki akşam bir bakmışsınız askılı tişörtle balkonda sere serpe oturuyorsunuz.


Belli ki Datça'da asla yazla bağını koparmayan güzler yaşansa da ben artık Kasım itibarıyla kendimi kışın gelişine usul usul hazırlıyorum. Kış ritüelleri... Aylardır mutfağıma uğramayan çorbaların, çoğu akşam yeniden ocakta tütmeye başlaması örneğin. Sadece bir iki kase çorbayla geçirilen kış akşamları... Midenin yorulmadığı bir bedenin, kitaptı, filmdi, çaydı derken battaniye altında kolayca uykuya teslim oluşu...


Aslında belki tüm dış sesleri susturup bedeninin sesini dinlese insan, bütünsel rahatlamaya da daha kolay ulaşır. Yazın tüm o hareketliliği, ışıl ışıl canlılığı, geç kararan günlerle ileri çekilen uyku saatleri, içilen içkileri de, uzun süren keyifli sofraları da kendi içinde kolaycacık eritiyor. Beden yediğinden de, içtiğinde de aldığı hazzı kendi canlılığında keyfe dönüştürüyor.

Lakin kış daha hantal, daha bir kalorifer kenarına kıvrılan kedi homurtusunda. İçimiz de dışımız da hep sıcak olanları arıyor. Benim evde her akşam bir sonraki akşamın çorbası kaynıyor ocakta. Üşüyüp de bir an evvel eve vardığında bendenizin ancak bir çorbanın 5 dakika ısınmasını bekleyecek kadar sabrı oluyor çünkü:)


Velhasıl bol bol kitap, film stoklamalı. Hele de gökgürültüsü ve şimşeksiz yağmur yağmayan bu Ege toprağının uğultulu gecelerini sabaha kavuşturabilmek için bir kağıda kaleme, bir de kitaplarla filmlere çok ihtiyaç olacak belli ki.

İki tane de film tavsiye edeyim oldu olacak. Kendinize bir iyilik yapın, Ken Loach'un Angels' Share ile Wes Anderson'ın Moonrise Kingdom filmlerini seyrediverin, tabi hala seyretmediyseniz. Her ikisi de yürek yoğuran cinsten, çok naif filmler.

Bundan sonra artık Angels' Share'i izlemiş biri olarak evimde pişen yemeklerden, içtiğim çayımdan kahvemden eksilen, uçup giden bir şeyler olursa asla ne oldu demeyeceğim. Meleklerin payıdır o! Dedim ya, izleyin:)

13 yorum:

kara kitap dedi ki...

öyle güzel öyle huzurlu yazıyorsunuz ki datça'ya gittiğinizden beri çok seviniyorum sizin için. o güzel çorba tariflerinizden de yazar mısınız?neler yapıyorsunuz kış geldi mi?

ilknur AKPINAR dedi ki...

voov muhteşem resimler.
svgiler

özlem öztürk dedi ki...

Moonrise Kingdom'ı bayılarak seyrettim. Benimle aynı keyfi Selçuk'ta tattı. Kuzey'de bizim film keyiflerimize uzun zamandır ortak, biliyorsun sen! Anlatıyorum sana:)
Zeren başroldeki çocuğa Kuzey nasıl sinir oldu bilemezsin; o kadar çok vızıldadı ki, Selçuk'la ben beğenmediysen git odana, bizi de sen gıcık ettin dedik. Tipini ve o tiple kahraman olmasına hazmedemedi. ''Bu çocuk ölsün istiyorum ben'' dedi. Bana öyle gelmese de büyüyor artık oğlum.
Çocuğun aşık olduğu kızla ilk öpüşme sahnesinde, tükürmesi vardı ya, bayıldı o sahneye... Hâlâ söyleyip duruyor.
Seni çok öpüyorum...

BaHaR dedi ki...

Merhaba:)
Dışarının koşuşturmasını sıcacık bir çay ile unutuvermek,böyle güzel karelerle günü kucaklamak güzel olsa gerek:)
Moonrise Kingdom u bir arkadaşım tavsiyesi üzerine izledim o masalsı konu çok şirin geldi bana.Diğer filmi de listeme aldım.

Adsız dedi ki...

angel's share i tek geçerim.. datçanın ve kışın keyfi eminim doyulmaz.. inceden bir odun kokusu oluyor mu havada.. ben kışın taşranın o temiz odunsu kokusunu çok severim. deniz kokusuna çok yakışır.. =)
viski gibi..

atalet..

laleninbahcesi dedi ki...

Canım Zero
neydi bu hiç bitmesin istediğim bir hikaye gibiydi... Bulut bulut bulutlar, dumanı üstünde çorbalar, filmnler , kitaplar o atmosfer...Sen bir büyücü olmalısın...Sonunda hepimiz oralara doğru akacaz sayende...

Ben de kış demek sanki Zero İstanbula geliyor demek olarak algılamıştım ama sen şimdi de oralarda yaşanan kış güzelliklerine başladın...

Hadi gel, azıcık gel Arap sokağındaki falafelci, İstiklal caddesi, Mephisto seni bekler...

laleninbahcesi dedi ki...

ay unuttum Moonrise Kingdom a bayılmıştım...

숯인 SuChi'iN dedi ki...

eline saglik canim arkadasim, sayende bizde uzakta guzel hayallere daliyoruz, hatta ben resimlerin sayesinde is arkadaslarima iste burasi bizim memleket diye hava bile atiyorum ^^ gercekten cok baska bir gokyuzu ayni gokyuzunun altinda yasadigimiza bazen inanamiyorum, burada cok farkli gorunuyor ^^

yeliz dedi ki...

ne güzel anlatmışsın, buralarda güz hiç bitmeyen yaz gibi. Kasımın ortası yeni yeni üşüyoruz:)
gece gece içimi ısıttın.

Vladimir dedi ki...

BU sene ne kadar güzel yaşadık sonbaharı Ege'de değil mi? Datçayı ve balkonun önünde geçiveren bulutları özlemiş gibi oldum yazınızı okuyunca, oysa ne Datça'ya gitmişliğim ne de bir buluta binip gezmişliğim olmadı hiç. :)

ÇigdeM dedi ki...

merhaba yazınızı keyifle okudum,ben de Datça'nın en yaşanası yerlerden biri olduğuna inanan bir Istanbulluyum ve çok şanslıyım, uzun bir süreçten sonra 2009 yılında Eski Datça yakınında küçük otelimizi açabildik.Bütün yaz herşeye koşturan,günde 3-4 saat uyuyabilirsem şanslıyım diyen biri olduğum halde Datça'nın büyülü doğası ve iklimi sayesinde hiç yorulmadan sezonu bitirip biran evvel yeni sezon gelse diyorum.Kışı Istanbul'da geçiriyorum ama aklım hep orada.
Bir Datça aşığı olarak size gönülden hoş geldiniz der,başarılar dilerim....

Meral dedi ki...

Murakami, ursula, barış bıçakçı, Muriel barbery, mutfak yemek, edebiyat, nesne olarak kitap, yazı gereçleri ...bu kadar ortak beğeni - ya da- tutku nasıl olabilir ki? Şaşkınlık içindeyim... Sevgiler

A-H dedi ki...

Tatlim fotograflardan huzur akiyor, senin cumlelerinden de oyle :)
Masallah diyorum keyfin hep daim olsun... birde daha cok sesin ciksin ;)