Virginia Woolf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Virginia Woolf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2012 Salı

Virginia Woolf İstanbul'da!

Tarih 6 Mart 2012. Bugün hiç eve girmemeliyim dedirten ışıl ışıl bir güneş gökyüzünde. Kışsever bendenizin bile kemikleri, bulduğu bu pırıl pırıl güneşi bırakmayı istemiyor; geleceğini bilsem onu eve götürebilmek için ikna çabasına girişeceğim.

Güneşin ulaşmayı başaramadığı kuytular hala kışın keskin izlerini taşıyor, bahar henüz oralara ulaşmamış. Ama Kadıköy'ü baştan aşağıya turlayıp çantama günün ganimetleri olarak mumluklarımı, kelebek yüzüğümü, Sevim Burak'ın Yanık Saraylar kitabını attıktan sonra Güneş'le muhteşem randevum için attım kendimi deniz kenarına. Kadıköy'de Karaköy vapur iskelesinin yanındaki çay bahçesinde sözleşmiştik kendisiyle:)


Martılar, deniz, tavşan kanı çayım, sessizliğe bürünmüş hüznüne rağmen hala ihtişamlı Haydarpaşa yanı başımda; Şehir Tiyatroları'nın Mart ayı programı ve Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway'i masamda... Arkadaşımı beklerken ve güneş kemiklerimi ısıtırken biraz kitap okuyayım istemiştim aslında bu manzaranın karşısında ama değil tek satır okumak, kitabın kapağını bile açmadım. Can Virginia da burda olsa eminim o da aynısını yapardı, kitabın satırlarını değil, İstanbul'un söylediklerini okumaya çalışırdı dedim.

Sonra da bir fikir düştü aklıma. Virginia Woolf'u İstanbul'da hayal etmek istedim. Ya bu şehirde yaşasaydı, ya hayatının bir döneminde bu şehirden geçseydi?

Çok savaşırdı bence Virginia Woolf İstanbul'la. Yırta yırta kanatırdı bu şehir, ruhu zaten kan revan içinde kalmış bu kadının tenini. Mazoşist ruhunu daha çok bilerdi. Çok beslenir; acıyla, hüzünle, kanla, aşkla, sanatla, denizle, kahkahayla, ölümle dolar, tam da bu yüzden daha çok üretir ama bu şehirde yaşadığı her gün ölüme biraz daha yaklaşırdı. İçinde her nefes alışıyla biraz daha büyüttüğü ölüm oyunu oynayan o çoçuğu bana kalırsa en çok İstanbul'la beslerdi.


Böyle insanları, ciğerimin taa orta yerinden gelircesine çok ama çok iyi anladım hep ben. Huzursuz ruhlar, yaraya sürekli bıçak sokanlar... Virginia Woolf, Sadık Hidayet, Yusuf Atılgan... Evet bir yanım anlattıkları hikayelerin karanlığını çok iyi anlıyor, derinden hissediyor ama bir tarafım da var ki, renge, pozitif enerjiye, keyif denen o hipnotik güce, dolayısıyla rakıya, beyaz peynire, hoş sohbetlere, turuncuya, yeşile, denize, güneşe tutkun. Bunu niye mi yazıyorum? Bazen okuduklarımın enerjisiyle yaşadıklarımın enerjisinin çok çeliştiğini düşünürüm de ondan. Yaşarken ki enerjime bakanlar, okuduklarımın karamsarlığına, karanlık tonuna çoğu zaman şaşarlar. Halbuki zannedildiği kadar karanlık bir etki almam. Çünkü hayatın ne kadar boş, acımasız, adaletsiz, karanlık olduğunu söyleyen bu yazarlar bana "işte bu yüzden yaşa" der bir taraftan da "her anının tadını çıkar, istediğin şeylerin peşinden koş, keyif almaya çalış, hayat nasılsa boş."

Mrs. Dalloway benim en sevdiğim Virginia Woolf romanıdır. Üniversitedeyken okumuştum ama şimdi İlknur Özdemir çevirisiyle yeniden basılınca bir kere daha okumak istedim çünkü İlknur Özdemir çok sevdiğim bir çevirmendir. Yine Woolf'un Kendine Ait Bir Oda'sıysa roman değil ama bir insanın, özellikle de kadınların kendilerine vakit ayırmaları, özen göstermeleri, eşlerinden, çocuklarından ayrı zamanlar ve ortamlar yaratmaları gerekliliğine dair çok önemli cümleler söylediği bir kitaptır. Ve her kadın, kadınlık manifestosu kabul edip muhakkak okumalıdır.


Haldun Taner Sahnesi'nin önünden geçerken bu sene kendime en çok kızdığım tiyatrosuzluğu biraz olsun telafi edebilmek için Mart ayının Şehir Tiyatroları bültenini aldım. Kaçıp gitmeden bir yerinden yakalamalı tiyatro gecelerini diye... Gerçi özellikle Devlet ve Şehir Tiyatroları'ndan eskiden aldığım hazzı çok alamadığım için son birkaç yıldır, ayağım kesildi sanki bu sene. Nerde o dört beş sene evvel izlediğim Yangın Duası, Ful Yaprakları... Üç dört kere üst üste aynı oyunu izlediğimi bilirim. Ama yine de sezon kapanmadan birkaç oyunu cebe atma niyetindeyim.

Ve son cümle: hoşgeldin Bahar!