"Zamansız çocuğum"a ek, bir de "kemirgen bir velet" peyda oldu bu aralar, çoğunlukla midemin içinde ve etrafında dolanıyor. Ana yemek olarak stres, aparatif olarak da heyecanla besleniyor. Staj yerim hala belli olmadı, umuyorum bu hafta belli olacak ve bu, bende biraz stres yaratmış durumda. Önümdeki üç ayı geçireceğim mekanı, insanları, her sabah hangi yolları teperek işe gideceğimi, hangi saat aralıklarında haftanın kaç günü çalışıcağımı, şefimin adını, sanını, geçmişini, profesyonelliğini merak ediyorum, hem de delicesine. Bir de proje sunumum haftaya. Onun yarattığı stresten hiç bahsetmiyim, yoksa bu yazı okunmaz olur. Zor bir iki hafta beni bekliyor kısacası. İçimdeki "Bayan Teselli", sen ne zor haftalar atlattın be Zero dese de, laftan anlamayangillerden bir meret bu heyecan.

İçinde "hareket karakterdir, hiç bir şey yapmazsak hiç kimse olamayız" diye bir cümle geçen bir film izledim bu haftasonu. Vurdu geçti film. Üstelik ilk izlemem de değil bu. İkinci izleyişimde film geldi içime oturdu. Adı An Education. Aşk Dersi diye çevirmişler Türkçe'ye. Kızsam mı, kızmasam mı bilemedim. Gerçek bir aşk dersi var ortada çünkü. Ama mevzu sanki sadece aşkmış gibi görünse de, aslında sadece aşk değil, daha topyekun, daha ağır top bir ders söz konusu. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen, güçlü, iradeli, taş gibi bir genç kızın hikayesi An Education.
60'ların Londra'sına en çok yakışan mevsimin de kış olduğuna karar verdim filmi izlerken bu arada. Kendi şehrime de istedim bu beyaz örtüyü. Şöyle adam gibi bir beyazlık yaratmadan gidivermesin diye kışa da pek bir çemkirdim ama söz dinler mi bilinmez!
An itibariyle Floransa Büyücüsü'nü bitirmiş bulunuyorum. Masalsı, buram buram mistisizm kokan, bol büyülü, büyücülü, 21.yy'da yazılmış bir 15. yy masalıydı Floransa Büyücüsü. Bazı kitaplar sizden fazlasıyla emek ister okurken. Cümlenin başından girip de sonundan çıkana kadar geçen zamanda her kelime, üzerinde durmayı, düşünmeyi talep eder. İşte böylesi bir kitaptı Floransa Büyücüsü. Farklı bir Binbir Gece Masalı'ydı sanki. Ama bir bölüm kaldı ki bende, paylaşmadan edemeyeceğim:
Öpmek için hafifçe büzülen bir çift kadın dudağı hayal edin. İşte Floransa şehri de böyledir; kenarları dar, ortası şişkin dudaklarının arasından akan Arno Nehri, üst ve alt dudağı birbirinden ayırır. Bu şehir bir büyücü kadındır ve birini öptüğünde, ister sıradan biri olsun ister kral, mahveder onu.
Floransa bundan daha iyi tasvir edilmiş midir, hiç bilmiyorum ama bu, okuduğum harika bir şehir tasviri olarak bendeki yerini aldı.
Bir büyücü kadın da İstanbul ki, öpücüğü çoktan almış biz sevgili kullarının mahvoluşu, en şaire masallara yakışır cinsten kanımca. Gidene de hayat yok, kalana da. Her birimiz kör aşık...
