<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604</id><updated>2012-01-27T14:45:55.999-08:00</updated><category term='Mehmet Gürs'/><category term='Deniz Alphan'/><category term='Alper Canıgüz'/><category term='Nuri Bilge Ceylan'/><category term='Tom Robbins'/><category term='Yazıya Dair'/><category term='Siyaset'/><category term='Hrant Dink'/><category term='Simit'/><category term='Kiraz Ağacı'/><category term='Prag'/><category term='Limon Ağacı'/><category term='Hatay Meyhanesi'/><category term='Staj'/><category term='Paul Auster'/><category term='NumNum'/><category term='Vedat Milor'/><category term='Haruki Murakami'/><category term='Kaz Dağları'/><category term='Barış Bıçakçı'/><category term='Kadınlık Halleri'/><category term='Aslı Erdoğan'/><category term='Yolculuk'/><category term='Tijen İnaltong'/><category term='Cemal Süreyya'/><category term='Çağan Irmak'/><category term='Annelik'/><category term='Salman Rushdie'/><category term='Ağva'/><category term='Uyku'/><category term='Mine Söğüt'/><category term='Kütüphane'/><category term='Ara Güler'/><category term='Heath Ledger'/><category term='Judi Dench'/><category term='Hüseyin Çağlayan'/><category term='Edebiyat'/><category term='Kumkapı'/><category term='Pinokyo'/><category term='Takuhi Tovmasyan'/><category term='Blog-mim'/><category term='Nardis Jazz Clup'/><category term='Douglas Coupland'/><category term='Cafe Bunka'/><category term='Onur Caymaz'/><category term='İstanbul'/><category term='Evler'/><category term='şeker hamurlu pasta'/><category term='Gurmenin Son Yemeği'/><category term='Festival'/><category term='Boğos Piranyan'/><category term='çizgi roman'/><category term='Mutfak Sanatları Akademisi'/><category term='Hermann Hesse'/><category term='Muriel Barbery'/><category term='Laura Esquivel'/><category term='Kirpinin Zarafeti'/><category term='Kahve'/><category term='Meryl Streep'/><category term='Woody Allen'/><category term='Siddhartha'/><category term='Harry Potter'/><category term='Maria&apos;nın Bahçesi'/><category term='tatil'/><category term='Frida'/><category term='Gitmek'/><category term='Organik pazar'/><category term='Can Yücel'/><category term='yoga'/><category term='Arto Tunçboyacıyan'/><category term='Markar Esayan'/><category term='Marc Levy'/><category term='Adalet Ağaoğlu'/><category term='Nazlı Eray'/><category term='Fikret Kızılok'/><category term='Barselona'/><category term='Paulo Coelho'/><category term='Ursula K. Le Guin'/><category term='Murathan Mungan'/><category term='Kent'/><category term='Yeni Yıl'/><category term='Ören'/><category term='Amin Maalouf'/><category term='Sinema'/><category term='Gezi'/><category term='Orhan Pamuk'/><category term='Ara Kafe'/><category term='Sevgililer Günü'/><category term='Daktilo'/><category term='mutfak'/><category term='Kazuo Ishiguro'/><category term='Juliette Binoche'/><category term='Sabahattin Ali'/><category term='Bana Dair'/><category term='taşlar'/><category term='Hediye'/><category term='Modernizm'/><category term='Semih Kaplanoğlu'/><category term='Tiyatro'/><category term='Elif Şafak'/><category term='Füruzan'/><title type='text'>Bir Dilim Sohbet</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>213</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-4893330434279788729</id><published>2012-01-24T13:05:00.000-08:00</published><updated>2012-01-24T13:28:45.993-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Füruzan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Festival'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>İzle, oku, ör!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Zero'nun festival tarihçesi"&lt;/i&gt; diye bir çalışma yapsam 2004 yılındaki İstanbul Film Festivali performansımı zirveye koyarım. Öğrencilik hayatımın son yılı olmasının hükmünü tüm Beyoğlu salonlarında büyük bir ihtişamla sürmüş, o filmden o filme doyumsuz bir haz yaşamıştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O yıl ülke sineması olarak seçilen Güney Kore filmlerinin yüzde doksanını izleyen bendenizin içine haliyle ister istemez bir Koreli kaçmış, film aralarında Kore mutfağı, hadi olmadı en azından Uzak Doğu restoranlarında alır olmuştum soluğu. Savunmam da hazır: Festival ruhu dediğin şey böyle olur; sadece filmleri izlemekle kalmayacaksın, o filmlerdeki ruhu da yaşayacaksın; yemeklerinden yiyecek, müziğini dinleyecek, mekanları kovalayacaksın. Bukalemun gibi bir ruh halim var, izlediğim ya da okuduğum şeylerin ruh haline o kadar kolay bürünebiliyorum ki, bazen korkuyorum kendimden:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CBbQem_ICWg/Tx8dvSW36mI/AAAAAAAAB_8/OgR2-t2u--g/s1600/f_poster_1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 282px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-CBbQem_ICWg/Tx8dvSW36mI/AAAAAAAAB_8/OgR2-t2u--g/s400/f_poster_1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701308351493171810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonraki yıllarda iş hayatının zaman yoksunu hay huyunda festivalleri büyük oranda uzaktan izlemiş, çok isteyip de izleyemediğim filmler için ağzımın akan sularını silmek zorunda kalmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul'da 2012'nin festival sezonu 16 Şubat'ta &lt;a href="http://www.ifistanbul.com/tr/"&gt;!f İstanbul&lt;/a&gt;'la açılıyor. O bitiyor, aşağı yukarı bir ay kadar sonra İstanbul Film Festivali, on beş günlük bir sinema şöleniyle şehrimi perdenin gizemine buluyor. Uzun lafın kısası, İstanbul seni neden bu kadar çok sevdiğimi bana hatırlatan günler geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet, mart kapıdan baktırır ama şubat ayı o kapıyı açtırmaz bile yeri gelir. Önündeki günleri ev, mutfak ve Beyoğlu sokakları arasında geçirmesi muhtemel bendeniz, kendini soğuklardan koruma kapsamında atkı örme faaliyetlerine geri dönmüş bulunuyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DvsMFOo2Zdw/Tx8d6-PeiGI/AAAAAAAACAI/vpbkPDU4ydA/s1600/375362_10150500238058195_715118194_8755526_1339331686_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-DvsMFOo2Zdw/Tx8d6-PeiGI/AAAAAAAACAI/vpbkPDU4ydA/s400/375362_10150500238058195_715118194_8755526_1339331686_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701308552251869282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mosmor bir atkı örmek istediğimi söyledi geçenlerde içimdeki bir ben; hemen aldım soluğu Kadıköy'ün bildiğim iki yüncüsünden birinde. Üstelik İstanbul'un beyaza bulandığı karlı günlere denk geldi ki bu faaliyetler, pencere kenarına çektiğim koltuğum, kucağımda yünlerim, tamamen anneanne modunda takıldım birkaç gece.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kış kızıl kafamın üzerinde görmek istediğim iki berem, mor ve pembe... Asalet, güç ve korunma ile neşe, mutluluk ve hayaller... Boynumda ise aynı renklerden kendi ördüğüm atkılarım. Ben Mart'ı da kıştan sayanlardanım, o nedenle çok sevdiğim kışın biraz daha hüküm sürebilecek olmasından pek mesûdum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve son bir buçuk aydır fena halde içine düştüğüm Füruzan külliyatını, daha evvel okuduğum ama çok sevmiş olduğumu unutmadığım &lt;i&gt;Sevda Dolu Bir Yaz&lt;/i&gt; içindeki roman tadında uzun öykü &lt;i&gt;Şarkılar Kitabı&lt;/i&gt; ile noktaladım. Nasıl bir keyif! Başka birkaç öyküsü için de söyleyebileceğim bir şeyi buraya da not etmek isterim: Hani hiç bir şey yazmamış olsaydı da bu öyküyü yazsaydı, yine baştacı ederdim ben kendisini. Anneyi, küçük teyzeyi, hikayeyi anlatan ufaklığı, dayıyı, anneanneyi, dedeyi, aile dostu Hrisula'yı, teker teker her bir karakteri iliklerime kadar yaşadım, hissettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böylesi bir Füruzan yolculuğundan sonra en sevdiğim öykülerini şöyle sıraladım geçen gün: &lt;i&gt;Şarkılar Kitabı, Gül Mevsimidir, Gecenin Öteki Yüzü, Temizlik Kolu, Bir Evin Dıştan Görünümü, Seyyid&lt;/i&gt;. Roman olaraksa &lt;i&gt;47'liler&lt;/i&gt; pek çok kişinin unutulmazı biliyorum ama &lt;i&gt;Berlin'in Nar Çiçeği&lt;/i&gt; de asla es geçilmemeli derim ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şubat ayında YKY'de ayın yazarı kim olacak, pek meraktayım. Benim için keyifli bir oyun oldu bu. Onlarca yazarın arasından birini seçiyor, piyangodan ikramiye bekler misali bekliyorum. İçimden birini belirledim, bakalım, olur da tutarsa önümüzdeki ay da kitaplardan yana hayli kârdayım demektir:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-4893330434279788729?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/4893330434279788729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=4893330434279788729&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4893330434279788729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4893330434279788729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/izle-oku-or.html' title='İzle, oku, ör!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CBbQem_ICWg/Tx8dvSW36mI/AAAAAAAAB_8/OgR2-t2u--g/s72-c/f_poster_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-8439089770452569470</id><published>2012-01-21T01:19:00.001-08:00</published><updated>2012-01-21T01:27:07.930-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hrant Dink'/><title type='text'>Kelimeleri özgür bıraktım!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Kelimeler varsın takılsınlar kendi başlarına. Yetmiyorlar hissettiklerimi anlatmaya. Sadece bu hafta çıkan yargı kararından sonra Bakunin'in şu cümlesini yazmak isterim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"Hukuk, iktidarların fahişesidir!"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JrmeNm-Bgb4/TxqDULchLiI/AAAAAAAAB_k/6iC3osZnFbc/s1600/397073_10150508205733195_715118194_8777025_371750589_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-JrmeNm-Bgb4/TxqDULchLiI/AAAAAAAAB_k/6iC3osZnFbc/s400/397073_10150508205733195_715118194_8777025_371750589_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700012661083811362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-spUSTQS7xrY/TxqDc06A-aI/AAAAAAAAB_w/5GLLff6QDr4/s1600/408019_10150508206063195_715118194_8777028_1745908167_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-spUSTQS7xrY/TxqDc06A-aI/AAAAAAAAB_w/5GLLff6QDr4/s400/408019_10150508206063195_715118194_8777028_1745908167_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700012809652337058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-8439089770452569470?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/8439089770452569470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=8439089770452569470&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8439089770452569470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8439089770452569470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/kelimeleri-ozgur-braktm.html' title='Kelimeleri özgür bıraktım!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-JrmeNm-Bgb4/TxqDULchLiI/AAAAAAAAB_k/6iC3osZnFbc/s72-c/397073_10150508205733195_715118194_8777025_371750589_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-5582277096845972431</id><published>2012-01-15T08:59:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T09:33:21.960-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tom Robbins'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Deliler, dayılar, deli dayılar...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Yeni yılın ilk sabahından beridir pazarlara en yakışan görüntü anneanne evinde kurulmuş sıcacık bir kahvaltı. Sofranın üzerindekilerden çok, masanın bir ucunda O'nun, hayatımın kadınının, canım anneannemin oturuyor olması olayı asıl keyiflendiren.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Yumurtanın dakikasını kaçırmayalım yavrum, kayısı kıvamında olsun."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Geçen, misafirlere yaptığım dolmadan da var, ister misin şimdi kahvaltıda yemek?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Sen çayı seversin diye bolca demledim, iç dilediğin kadar; sonra kahve de yaparım."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan psikolojisi üzerine söylenen hep bildik lakırdılardan biridir hani, insanoğlunun aslında hep kendini en güvende hissettiği yer olan anne karnına dönmek istediği. Kırk yıllık koca bir çınar gibi, bulunduğu sokağın neredeyse çoğu yenilenen binaları arasında ne yaşanmışlıklar saklayarak dimdik duran bir apartmanın giriş katındaki o sımsıcacık yuvaya her girişimde, anne karnına dönmüşüm gibi bir huzur gelip buluyor beni. Otuz bir yıldır, on yıl önce bizi bırakıp giden dedem haricinde hiç bir şeyin değişmediği bu evde nasıl olur da huzur bulmam ki ben? Sanki kapıdan adımımı atar atmaz kafamı koridora çevirdiğimde, iki yaşında koca poposuyla koridordan koşa koşa salonun penceresine yapışarak evin hemen karşısından geçen trenlere el sallamaya çalışan o minik Zero'yu göreceğim. Olur da o el sallamadan bir tren geçip gidiverirse dünya duracakmış gibi panikleyen Zero'yu...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-n-geMjqrtpA/TxMHpEwp-lI/AAAAAAAAB-0/FcqSMrNeDTA/s1600/304008_10150279516923195_715118194_7717896_8299241_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 298px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-n-geMjqrtpA/TxMHpEwp-lI/AAAAAAAAB-0/FcqSMrNeDTA/s400/304008_10150279516923195_715118194_7717896_8299241_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5697906355787659858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;İşte bu olur kendisi:&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazen hani diyorum, keşke mümkün olsa da bir karşılaşsak, pek severdim ben o lüle saçlı tombik yanak kızı. O beni tanımazdı elbet, ama ben taa otuz yıl biriktirmişliğin bilmişliğiyle kucaklardım onu. Ve diyorum ki, bence severdi beni. Çocukların o ilahi kirletilmemiş güçleriyle, bir röntgen makinası gibi çıkarıp tüm yaşanmışlığımı &lt;i&gt;"hataların bile iyi niyetten beslenmiş senin"&lt;/i&gt; der, gömerdi kafasını göğsümden içeri. Neyse fena saçmaladım, çok derine dalmayalım...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kahvaltının sonunda annemin aklına İzmir'de yaşayan dayısını aramak gelince günün/haftanın/ayın (yılın deyip abartmayacağım) en komik olaylarından biri yaşanır. Nasıl mı? Bizim 'akıllı' dayı, adı Ayten olan kayınvalidesiyle ilgili&lt;i&gt; "Moon Skin burda, oturuyoruz"&lt;/i&gt; deyince; yetmiş küsür yaşında olmasına rağmen hiç bitmeyen kadın hayranlarını sorduğumuzda &lt;i&gt;"ay hangisini soruyorsun ki, Nurten'i mi, Ayşe'yi mi, Müjde'yi mi" &lt;/i&gt;diye kahkahayı basınca; anneannem için&lt;i&gt; "havalar çok soğuk ablama söyleyin de üşütmesin, ama önemli olan kafayı üşütmesin"&lt;/i&gt; diye espiri patlatınca benim günümün yarısı, bu dünya tatlısı deli adamın hayatı boyunca, mesafelerden dolayı çok az da görüşebiliyor olsak da, hep yüzümüzün kenarına bir gülümseme kondurmuş olduğunu düşünmekle geçiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hafta ortasından bu yana gittiğim her yeri çantamın içinde benimle gezmiş bir romanın içindeki 'deli amca'nın günlerime kattığı neşenin üzerine, haftayı bizim deli dayının nâralarıyla kapatmak ne de güzel bir tesadüf oldu diyorum. Tom Robbins'in &lt;i&gt;B, Bira&lt;/i&gt;'sı bahsettiğim. 102 sayfalık incecik bu kitap size yaşamın sırrını verecek, söz! Abarttım mı? Belki! Olsun, severim ben abartmayı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jfhi6fN_zck/TxMH2jil1iI/AAAAAAAAB_A/VKgzN3nrWLk/s1600/377787_10150491590758195_715118194_8725763_769952701_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-jfhi6fN_zck/TxMH2jil1iI/AAAAAAAAB_A/VKgzN3nrWLk/s400/377787_10150491590758195_715118194_8725763_769952701_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5697906587388466722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bize, hayattan keyif alabilmemiz için cesur olmamız gerektiğini; bir bira şişesini kastederek &lt;i&gt;"cesaret nerede bulursan oradadır"&lt;/i&gt; dedikten sonra yine de en kıymetli cesaretin yüreğimizin içinden gelen cesaret olduğunu hatırlatan bir roman sizce de bize yaşamın sırrını veriyor olamaz mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu çok keyifli romanı okuduktan sonra tam Moe Amca gibi olmasa da ona benzeyen bir dayım olduğu için, yüreğimin içindeki cesaretle tanışabilmeyi başarmış olduğum için şükrediyor, hayatımı bundan sonra Costa Rica'da geçirebilmeyi diliyorum. Hadi Costa Rica olmasa bile, gibi olsun en azından. Neden mi Costa Rica? &lt;i&gt;"Doğal ortamını korumak için yeryüzündeki bütün ülkelerden daha çok şey yapmış bir ülke ve ordusu yok. Donanması da yok. Hava kuvvetleri de. Modern bir devletin bu kadar aydın, modern insanların bu kadar uygar olabileceğine inanmak güç olsa da"&lt;/i&gt;. İşte bunun için...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-5582277096845972431?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/5582277096845972431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=5582277096845972431&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5582277096845972431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5582277096845972431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/deliler-daylar-deli-daylar.html' title='Deliler, dayılar, deli dayılar...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-n-geMjqrtpA/TxMHpEwp-lI/AAAAAAAAB-0/FcqSMrNeDTA/s72-c/304008_10150279516923195_715118194_7717896_8299241_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-6205081463075310816</id><published>2012-01-11T13:56:00.001-08:00</published><updated>2012-01-11T14:29:58.687-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Füruzan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sabahattin Ali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Durma, anlat Füruzan!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Mesleğinizde gözüm var"&lt;/i&gt; diyorum kasadaki görevli arkadaşa. &lt;i&gt;"Bir daha dünyaya gelirsem kesin kitapçı olucam."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O da gülüyor, ben de. E bu dediğime de gülünür zaten, başka bir şey yapılmaz:) Bir daha dünyaya geleceğim kesin de, bir de meslek belirliyorum bu yaşamdan! Acaba önceki yaşamımda da aşçı olacağım naraları attığım için mi şimdi bir mutfak faresine dönüşüverdim? Ah Zero ah, eğer öyleyse, ne işler açtın başına!:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Valla güzel meslek"&lt;/i&gt; diyor o da kendi işi için. &lt;i&gt;"Bütün gün kitaplar içinde, okuması ayrı keyif, dokunması ayrı."&lt;/i&gt; Belli ki keyif aldığı işi yapan nadir insanlardan biri. Zaten o kadar içten gülmeyi bilen bir insan keyif almayı bilmiyor olamaz diyorum ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra benim mesleğimi soruyor. Aşçıyım dediğimde bütün insanların suratında beliren az biraz şaşkınlıkla karışık, hayranlık, hayret ve keyif dolu o garip ifadeye bürünüyor onun yüzü de. Sanırım yakında "aşçıyım" beyanımın, insanlar üzerinde yarattığı ifadeler konusunda da bir yazı yazabilirim. Zira pek komik şeyler olabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadıköy'deki en sevdiğim iki kitapçıdan biri olan YKY'nin o minik dükkanında geçiyor bu diyalog. Sorumlu arkadaşı, yıllardır taa İstiklal'deki o baştacım dükkandan beri hep göz aşinalığıyla tanırım. Kadıköy'deki dükkan açıldıktan sonra buranın sorumlusu olmasıyla, her uğraşıyımda ayak üstü iki kelam etmekten de geri kalmadığımız güleryüzlü bir kitap insanıdır kendisi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JJwPus6M4sk/Tw4H-lxUtJI/AAAAAAAAB-Q/DVz3h5sz7eo/s1600/384137_10150488673968195_715118194_8715787_54360899_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-JJwPus6M4sk/Tw4H-lxUtJI/AAAAAAAAB-Q/DVz3h5sz7eo/s400/384137_10150488673968195_715118194_8715787_54360899_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696499350542529682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aralık'tan bu yana Füruzan'ın YKY'de ayın yazarı olmasından ötürü okumadığım tüm Füruzanlar'ı almak için üç beş günde bir iyice sıklaştırarak uğrar oldum. Öyle bir gidişte bütün kitapları sırtlayıp almam ben; kitaplar kadar kitapçılar da özeldir; alınacak kitap bırakırsam geride kitapçıya gitmek için de bahanem olmuş olur:) Yani böyle git gel, git gel şimdiden diğer yaşamımdaki(!) mesleğime hazırlıyorum kendimi:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her defasında, Füruzan'ın okumadığım kitaplarından hangisini alsam acaba diye bir ondan bir bundan 2-3 sayfa okuyup karar vermekte sıkıntı çeker, en sonunda da sadece sezgisel bir dürtüyle atarım elimi birine. &lt;i&gt;Gül Mevsimidir&lt;/i&gt;'i de bu şekilde aldım. Ve sonuç mu? Sonuç: sezgilerine daima güven sen Zeren!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki fazla iddialı gelebilir ama bana sorarsanız &lt;i&gt;Gül Mevsimidir&lt;/i&gt;, Füruzan'ın &lt;i&gt;Kürk Mantolu Madonna'&lt;/i&gt;sı. Okurken Sabahattin Ali'nin o efsane romanında hissettiğim duyguların çok benzerlerini hissettim bu romanda da. O en sevilenin kaybından sonra bir daha hayatta hiç bir duygunun içine girememek; her şeyi sonsuz bir yüzeysellik, duygusuzluk ve anlamsızlıkla yaşamak... Tek bir olayın bir insanın hayatında bu kadar derin bir kopuşa yol açması... Bunun ne kadar acıklı bir durum olduğunu kavrayabilmek için Sabahattin Ali ya da Füruzan okumak gerek; bugün artık bundan çok eminim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oluyor bazen böyle deyip geçmek isterim, geçemem. Hele de koca bir 70 yılı, yaşamak için önüne değil, yaşanmış olarak arkasına almış bir insansa mevzu bahis olan, hiç geçemem. Çünkü o zaman, kırık bir aşk hikayesi olmaktan çıkıp, kırık bir yaşam hikayesine dönüşüveriyor eldeki. Önümüzde hala yaşanacak olduğunu düşündüğümüz yıllarımız varken, her hayal ve kalp kırıklığımızın bir tamiri oluşuyla avunmak mümkün. Peki ya önümüze değil de, upuzun bir duvak gibi geriye doğru uzanmışsa yıllar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok ıslak bir İstanbul gününde, atkıların arkasından, berelerin altından bir türlü gelmeyen otobüsü beklerken ne kadar üşümüş olduğumu unutarak bitirildi Mesaadet Hanım'ın kırık hikayesi. Ve şimdi, bu uzun hikayeden sonra gerçekten üzüldüm Füruzan'ın artık yazmayacağını söylemiş olmasına. Elimde değil, bende merak gani gani. 2000'lerin kadınları, yani bizlerle ilgili neler çıkarırdı acaba Füruzan? Bir gün bir yerde yakalarsam soracağım, olur da benden önce siz yakalarsanız, unutmayın, benim adıma siz sorun!:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-6205081463075310816?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/6205081463075310816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=6205081463075310816&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6205081463075310816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6205081463075310816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/durma-anlat-furuzan.html' title='Durma, anlat Füruzan!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-JJwPus6M4sk/Tw4H-lxUtJI/AAAAAAAAB-Q/DVz3h5sz7eo/s72-c/384137_10150488673968195_715118194_8715787_54360899_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2362094767726619743</id><published>2012-01-08T09:52:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T11:55:26.144-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Bıçakçı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeni Yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Artık hiç bir soğan ağlatamaz beni!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Dışarısı pek soğuk, üstelik de oldukça ıslakken aynı tezgahta yanımda çalışan, az sonra yemeğe ışınlanacak olan soğanların kafalarını koparan arkadaşım, hemen burnumuzun dibindeki pencereyi aralıyor. Soğan dediğin mutfağın en hüzünlü mahluğudur vesselam, bıçağı deydirmeye gör, adamı ağlata ağlata gözünde yaş bırakmaz! Nitekim soğanların hüzünlü hikayelerine pek gelemeyen arkadaşım da, dışarıdan gelecek temiz havadan medet umuyor şırıldayan gözleri için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki ya ben mi? Bende tık yok:) Hani serde aşçılık var ya, gözümden akamayan yaşların sebebini buna bağlayan yanımdaki 'can', &lt;i&gt;"ya nasıl olur da gözünü bile sulandırmıyor şu soğanlar?"&lt;/i&gt; diye hayret, merak, espri yüklü bir tonda soruyor. Bu arada anlaşılacağı üzere olay, restoran değil, ev mutfağında geçiyor.&lt;i&gt; "Ah ah"&lt;/i&gt; diyorum &lt;i&gt;"ben sana soğanlarla aramızdaki gözü yaşlı maziden hiç bahsetmedim mi?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Filmi aşağı yukarı bir sene kadar geriye sarıp NumNum'daki staj günlerime gidiyorum. NumNum'ın merkez mutfağındayım, bir takım temel malzemelerin hazırlanıp İstanbul'daki beş NumNum şubesine dağıtıldığı ana mutfakta. Önümde 15 kiloluk soğan bidonu, karşımda o anki kader ortağım Nuri Usta. Onun elinde bir bıçak, benim elimde bir bıçak, salya sümük bir vaziyette soğanların kafalarını koparıp soymakla meşguluz. Yanımızdan geçen aşçı ve garson takımınınsa tek yaptığı, acınacak halimizle sürekli laf atarak dalga geçmek. A la carte'daki en sevdiğim ustalarımdan Cuma Usta, yanımızdan geçerken Merkez mutfağın şefi ulu manitu Yılmaz Usta'ya takılıyor&lt;i&gt; "yav kaç haftadır şu kızı bir gün olsun üzmedik, bir hafta yanınıza verdik, bu ne hal gözünde yaş bırakmamışsınız!"&lt;/i&gt;:))&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Yaaa işte"&lt;/i&gt; diyorum arkadaşıma&lt;i&gt; "Benim gözyaşları merkez mutfağın tezgahlarının üzerinde kaldı; dökülecek ne kadar gözyaşım varsa orda döktüm, artık soğan denen bu mahluklar üzemez beni!"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-OHO3Y0UEwzg/TwnYc05RxLI/AAAAAAAAB94/KyWox1KJMr8/s1600/390619_10150479354358195_715118194_8679308_1121656470_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-OHO3Y0UEwzg/TwnYc05RxLI/AAAAAAAAB94/KyWox1KJMr8/s400/390619_10150479354358195_715118194_8679308_1121656470_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695321193533523122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;Daha iyisi gelene kadar "2012'nin en iyi kahvaltısı" ilan ediyorum kendisini:)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu pek 'değerli', pek 'kıymetli' 2012'nin ilk haftası geride kalmışken günlük, haftalık, aylık hesaplar çıkarmaya alışmış bünye soruyor yine bana &lt;i&gt;"eee, nasıl bir giriş oldu yeni yıla?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir günlük bir &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/agvaya-asc-ckartmas.html"&gt;Ağva kaçamağı&lt;/a&gt;, çok sevilen bir 'can'la harika bir kahvaltı sofrası sonrası bütün gün yan yana mutfakta akşam gelecek arkadaşlarımız için soğandı, sarımsaktı, tavuktu, sostu, tava sallama atraksiyonuydu derken keyifli bir yemek hazırlığı; bir haftaya sıkıştırılmış iki film etkinliği (ki bu son bir yılda yaşadığım tempoda çok az yapabildiğim bir keyifti, bir haftada iki film birden - üstelik de biri sinemada, biri 'can'ımla  evde - kim kaybetmiş de ben bulacağım? Ama bu hafta oldu vallahi); pırıl pırıl bir Kuzguncuk sefası... E daha ne olsun? Bence bir hafta için fena bir tablo sayılmaz. Ey 2012, bundan sonra da böyle devam edebilirsin, benim için bir mahzuru yok:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk haftanın "geride kalanlar" listesine Barış Bıçakçı romanı &lt;i&gt;Sinek Isırıklarının Müellifi&lt;/i&gt;'ni de eklersem, ben hakikaten pek kârlı bir hafta geçirmişim. Şimdiyse elime yine bir Füruzan aldım, onun satırlaştırdığı, çok sevdiğim bir dostumun nitelendirmesiyle "şaşılası bir aşk"ın hikayesi&lt;i&gt; Gül Mevsimidir&lt;/i&gt;. İncecik, 84 sayfalık bir kitapta, ömürlük bir hikaye...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ha bu arada, Barış Bıçakçı giderken kulağıma şunu fısıldadı: &lt;i&gt;"Yazmak, bir bakıma anlatılmaya değmez olanı anlatmaktır. Böylelikle anlamsız olanı anlamlı kılmaya cüret etmektir."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benimkisi de böyle bir çaba işte...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2362094767726619743?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2362094767726619743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2362094767726619743&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2362094767726619743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2362094767726619743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/artk-hic-bir-sogan-aglatamaz-beni.html' title='Artık hiç bir soğan ağlatamaz beni!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-OHO3Y0UEwzg/TwnYc05RxLI/AAAAAAAAB94/KyWox1KJMr8/s72-c/390619_10150479354358195_715118194_8679308_1121656470_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2261081697396936063</id><published>2012-01-05T13:40:00.000-08:00</published><updated>2012-01-05T23:38:39.259-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Bıçakçı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ağva'/><title type='text'>Ağva'ya aşçı çıkartması!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Güneş İstanbul'u yavaştan bırakıp alacakaranlık moduna terk eylemişken şehri, otobüste yanımda oturan arkadaşım &lt;i&gt;"Bir ordayız, bir burda"&lt;/i&gt; diye gülümsüyor. Sıkıntılı bir otobüsün içinde üç saati aşan bir süreden beri şehrimize ulaşmaya çalışırken&lt;i&gt; "öyle"&lt;/i&gt; diyorum ben de &lt;i&gt;"insanoğlu kuş misali."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-70rdbF9a4ZE/TwYZ81awSKI/AAAAAAAAB70/ggA1dGBsIi0/s1600/402677_10150476354558195_715118194_8667747_194240651_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-70rdbF9a4ZE/TwYZ81awSKI/AAAAAAAAB70/ggA1dGBsIi0/s400/402677_10150476354558195_715118194_8667747_194240651_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694267311778711714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yorgun bedenler, üzerine kızartma yağı, makarna sosu, kavrulmuş soğan sıçramış ruhlar, nefes almaya ihtiyacı olan zihinler olarak üç mutfak sevdalısı boş zamanı bulunca cepte, vuruverdik kendimizi yollara. Hem İstanbul'da olmalı dedik gideceğimiz yer, hem de uzak olmalı İstanbul'dan. Daha evvel birkaç kez çok keyifli zamanlarımın ev sahipliğini yapmış bir mekana, Ağva'ya gitmeye karar verdik en sonunda. Karar güzeldi, birlikte gidilenler güzeldi, Ağva çok güzeldi de, yol biraz ömür törpüsüydü ne yalan söylemeli. Özel arabayla keyifli olabilecek bir yol, Üsküdar'dan kalkan otobüslerle sürekli dur-kalk/dur-kalk biraz çileye dönüştü açıkçası.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-IFCFPiHz4rE/TwYaVJlRmcI/AAAAAAAAB8A/sxod9KD_HeQ/s1600/393215_10150476356623195_715118194_8667753_1241365442_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-IFCFPiHz4rE/TwYaVJlRmcI/AAAAAAAAB8A/sxod9KD_HeQ/s400/393215_10150476356623195_715118194_8667753_1241365442_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694267729508407746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zorlu yolculuğumuzdan sonra minik otelimize varınca hala kaldırılmamış yılbaşı süsleriyle kendimize bir yılbaşı gecesi daha yaşattık. Hatta ambiyans gereği cümleten aldığımız kararla yeni yıla 4 Ocak gecesi girdik de diyebilirim:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdiye kadar bir elin parmaklarına yaklaşan Ağva yolcukluklarımın her seferinde cebimde kalan anıların renkleri çeşit çeşit... Ortak özellikleriyse hep çok güzel hatırlanacak olmaları. Söz konusu Ağva olunca çoğunlukla romantizm ayağı yüksek hatıralar koyuluyor sepetin içine; en azından şimdiye kadarkiler öyleydi. Fakat bu seferkinin rengi, aşırı doz kahkaha patlaması, pis yedili'nin muppet show versiyonu "Uno" oyununda yenen arkadaş kazıkları:), birkaç kadeh kan kırmızısı şarap, anasonun vazgeçilmez kokusuna karışan o başımın tacı lezzet...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Cdgxl8LZwpg/TwYapQgr67I/AAAAAAAAB8M/XNnnkHGUTXE/s1600/384513_10150476355528195_715118194_8667751_182146044_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Cdgxl8LZwpg/TwYapQgr67I/AAAAAAAAB8M/XNnnkHGUTXE/s400/384513_10150476355528195_715118194_8667751_182146044_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694268074965593010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzel günler bir bir yer ediniyor daha henüz tertemiz sayfalarıyla çantamda yer alan yeni yıl ajandamın içine. Bahardan kalma mis gibi günlerde yaz telaşlarından, kalabalıklarından zerre iz taşımayan kumsallarla buluşmak ayrı bir haz veriyor insana. Önümde uçsuz bucaksız bir deniz, gökyüzünün maviliğini beyaz nakışlar gibi süsleyen bulutlar, hepsi doğal olan tüm bu manzaraya insan yapımı olarak yegâne yakışan deniz fenerleri... Doğayı hatırlamaya da, doğanın bizi hatırlamasına da sık sık izin vermeyi unutmamak gerek!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BICezmUB83Y/TwYbRN7EVRI/AAAAAAAAB8Y/xdX_ICEnbY8/s1600/407489_10150476357588195_715118194_8667755_918132727_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-BICezmUB83Y/TwYbRN7EVRI/AAAAAAAAB8Y/xdX_ICEnbY8/s400/407489_10150476357588195_715118194_8667755_918132727_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694268761465705746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kumsala isimlerini, aşklarını, takımlarını, tutkularını yazan insanlar... Hepimiz yaşamda bir iz bırakma derdindeyiz aslında. Belki tüm bu koşturmacalar, yıpranmalar da bu yüzden. Benden geriye ne kalır hayatta bilemem. Aldığım her nefesi keyif alarak yaşamak isteyen, bundan gayrı da kendine pek bir hedef koymayan ben, arkadaşımın elinden sopayı alıyor ve koca koca harflerle adımı yazıyorum kumların üzerine. Fazla zaman geçmiyor, hızlı ve uzun bir dalga gelip siliveriyor yazdıklarımı; birer birer alıyor denizin içine adımın harflerini. &lt;i&gt;"Zero denize karıştı"&lt;/i&gt; diyorum içimden. İşte böyle, bir deli mücadeleyle iz bırakma çabasında debelenir dururken tek bir dalganın bile gazabına uğrayabiliyoruz. Halbuki böyle tıpkı bir resme bakar gibi karşıdan bakınca yaşadıklarına insan, o dalgaların bile ne kadar güzel, ne kadar kıymetli olduğunu anlayabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fMMeRnalOz4/TwYbx2vZTfI/AAAAAAAAB8k/WRUJvSo2Llo/s1600/378161_10150476372093195_715118194_8667803_1534523241_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-fMMeRnalOz4/TwYbx2vZTfI/AAAAAAAAB8k/WRUJvSo2Llo/s400/378161_10150476372093195_715118194_8667803_1534523241_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694269322178416114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son sayfalarında olduğum Barış Bıçakçı romanı &lt;i&gt;Sinek Isırıklarının Müellifi&lt;/i&gt; eşlik etti çok fazla okuyamasam da bu yolcuğumda bana. Bir bölümde romanın baş kahramanı Cemil gördüğü güzel bir manzara sonrasında şu muhteşem benzetmeyi yapar: &lt;i&gt;"kendimi güzel bir şiirini daktilo etmiş Oktay Rıfat gibi hissediyorum."&lt;/i&gt; Ne kadar keyifli bir benzetme diye hayranlıkla kalın kalın altını çizerken satırların, sadece birkaç gün sonra kendimi aynen böyle hissedeceğimi nereden bilebilirdim ki!)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2261081697396936063?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2261081697396936063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2261081697396936063&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2261081697396936063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2261081697396936063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/agvaya-asc-ckartmas.html' title='Ağva&apos;ya aşçı çıkartması!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-70rdbF9a4ZE/TwYZ81awSKI/AAAAAAAAB70/ggA1dGBsIi0/s72-c/402677_10150476354558195_715118194_8667747_194240651_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-1610274567244115616</id><published>2012-01-01T11:44:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T12:21:07.027-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Bıçakçı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murathan Mungan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>"Hala sevebiliyor muyum insanları?"</title><content type='html'>&lt;div&gt;Ne zaman mutfak sevdamın köklerini düşünsem aklıma anneannemin evindeki kokular gelir. O, benim tanıdığım mutfağının da evinin de tanrıçası olan ilk kadındı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kavrulmuş soğan kokuları da, tarçınıyla, yenibaharıyla, nanesiyle birleşince ilahi bir koku çıkartan dolma harçları da özel günler öncesinde evinden hiç eksik olmaz; ortalığa önce kokuları dağılan yemekler, zamanı gelince de bir bir sofranın üzerini donatırdı. Ama ne donatma! Adeta kendi şiirini yazardı anneannem. Her şairin malzemesi kelimeler olacak değil ya! O, soğanı, sarımsağı, domatesi, tarçını, anasonu kullanırdı kelime niyetine.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-20ie-YWc6Hc/TwC4JSzTQMI/AAAAAAAAB7c/7jNSuGTx9vs/s1600/390472_10150458744108195_715118194_8581700_1895985164_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-20ie-YWc6Hc/TwC4JSzTQMI/AAAAAAAAB7c/7jNSuGTx9vs/s400/390472_10150458744108195_715118194_8581700_1895985164_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5692752398801649858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşlar birer birer gelip üzerime oturdukça anneannemle annemin karışımı, artı bir tutam da kendi yoğurup üzerime eklediklerimden oluşan bir hatun görüyorum ayna karşısında. Şaşılacak bir şey değil tabi bu. Onlara benzemeyeceğim de kime benzeyeceğim? Ama bilenler bilir, ana-kız olmalarına rağmen birbirlerinden o kadar farklı kadındırlar ki, her ikisinden de birşeyler taşıyor olmak ama her şeyden evvel artık bunun farkında olarak bu halimden keyif almak, gülümsetiyor beni. 2012'nin ilk sabahında yine güzel bir sofranın etrafında yanımda olan iki kadın, seviyorum sizleri:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçinde olmayı arzu ettiğim tek bir yılbaşı resmim vardır benim; kendimi bildim bileli böyle. Işıl ışıl süslenmiş bir ev, çam ağacının etrafında hediye paketleri, leziz yemeklerle donatılmış kocaman bir masa, sevgili ve dost kalabalıklarıyla çevrili... Çok klişe ama klişelerin keyifli olmadığını kim söyleyebilir? Nicesini geçirdim, kimi yıl hiç beklediğim gibi olmadı, kim bilir bundan sonra neler neler olacak? Belki mesleğim gereği artık çoğunu çalışarak geçiriyor olacağım ama hiç önemli değil; yılbaşı öncesi harekete geçen anneanne genleri beni muhakkak evimin mutfağına, ocağımın başına savuracak, ondan ödünç aldığım geleneksel lezzetleri bana pişirtecek. Tıpkı bu yıl olduğu gibi, tüm yorgunluklara, zamansızlıklara rağmen... Kendime bu yıl verdiğim sözümdür bu. Hayatın zorlukları yüzünden bana ait olan, varoluşumu tamamlayan keyiflerimden vazgeçmek ve zamansızlığa yenilmek istemiyorum. Çünkü bir gün geriye baktığımda böyle bir insan bulursam karşımda, kendimden vazgeçmiş olmaya katlanarak yaşamak zor gelecektir bana.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"İnsan cisimleşmiş zamandır"&lt;/i&gt; diyor Barış Bıçakçı &lt;i&gt;Sinek Isırıklarının Müellifi&lt;/i&gt;'nde. Evet, ben Zaman'ın ta kendisiyim, her insan gibi. Üzerimde zamanın izlerini görmek, her izle başkalaştığımı farketmek zaman zaman çok şaşırtıcı olabiliyor. Her yıl döngüsü geçmişe yönelik bir hesaplaşma yarattığından mıdır nedir, bu yılbaşında kendimde farkettiğim 'gerçek'lerim pek bir keyiflendirdi beni.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaman akmış geçmiş, ben akmışım geçmişim ve bu arada içimdeki huzursuz kıpırdanışları, ruhumu yiyip bitiren şeyleri bir yerlerde bırakmışım. Hangi ara oldu, nasıl oldu bilemiyorum ama son zamanlarda yaşadığım bazı şeylere verdiğim tepkilerdeki sakinliğim o kadar hoşuma gitti ki, böyle avucuma alıp sevesim geldi kendisini:) Büyüyor musun acaba sen Zero? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1 Ocak 2012'de bir yazı yazmak istedim. Bir yazı yazmak istedim, tarihi 1 Ocak 2012 olsun. İçimden bunlar geldi. Ve bugün hayatımdaki en 'gerçek', en 'has' adamlardan birinin bir paylaşımına denk geldim. Bir Murathan Mungan şiiri... Uzun bir Murathan Mungan şiiri... Dönüp dönüp okudum defalarca. Aşağıdaki satırlar sadece bir bölümü... Paylaşmadan olmaz!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Kırdım mı incittim mi birilerini?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Yeniden düşünmeliyim&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Dostluklarımı, ilişkilerimi&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Dağınık yatağım, mutsuz yatağım&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Çoğalttım mı eksiklerimi?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Borçlarımı ödedim mi?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Doğru seçtim mi soruların fiillerini?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;giysilerim ütülü, odam düzenli mi?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Geri verdim mi aldıklarımı:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Yokladım mı duygularımı&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Hala sevebiliyor muyum insanları?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Ovmalı umutları&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Hançer kıvamındaki o karamizah tadını&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım Yavuz'a&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;akşama&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Yeni bir yıla&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Ama nedense herşeyin tadı dağılıyor ağzımda&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-1610274567244115616?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/1610274567244115616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=1610274567244115616&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1610274567244115616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1610274567244115616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2012/01/hala-sevebiliyor-muyum-insanlar.html' title='&quot;Hala sevebiliyor muyum insanları?&quot;'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-20ie-YWc6Hc/TwC4JSzTQMI/AAAAAAAAB7c/7jNSuGTx9vs/s72-c/390472_10150458744108195_715118194_8581700_1895985164_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-1636336021308626718</id><published>2011-12-29T11:36:00.001-08:00</published><updated>2011-12-29T12:09:04.998-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Bıçakçı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeni Yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>İstanbul'a ve sevdiğim tüm şehirlere...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Soru: İstanbul, sen en güzel kimin gözünden görünürsün?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cevap: Hele bir Galata Kulesi'ne çık da gör!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayaklar Beyoğlu sokaklarında tıngır mıngır dolanır, o pasaj senin, bu kitapçı benim girer çıkarken bir de bakmışsın kendini Galata Kulesi'nin ayaklarına kapanmış o şirin mi şirin çay bahçesinde buluvermişsin. İstanbul mis gibi güneşini kondurmuş tepeye, ışıl ışıl parlatırken kendini, aylardan Aralık, mevsimlerden de kış olduğunu hatırlatan bir serinlik doluyor her nefeste ciğerlerime. Benim gibi bir çay tiryakisi için bulunmaz bir fırsat bu. Her köşe başında bir çay molası... Bahanemse &lt;i&gt;"ee biraz ısınmak gerek"&lt;/i&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ATQti4mr5VY/TvzBcKYY_VI/AAAAAAAAB64/xXiLCLio2H0/s1600/399292_10150460495138195_715118194_8588954_654550020_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ATQti4mr5VY/TvzBcKYY_VI/AAAAAAAAB64/xXiLCLio2H0/s400/399292_10150460495138195_715118194_8588954_654550020_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691636718656617810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tünel'den Karaköy'e inmek için vasıta yerine tabanvay şekilde arnavut kaldırımları üzerinden yokuş aşağı yuvarlanmayı seçen iki kafadar&lt;i&gt; "biraz ısınmak lazım"&lt;/i&gt; deyip Galata Kulesi'nin dibindeki tahta masalı çay bahçesinde alınca soluğu, Kule'nin ihtişamından etkilenmemek pek mümkün olmuyor. Bir deneyin, görün istersiniz. Hele de Kule'ye çıkmak için hiç kuyruk olmadığını görür ve sadece 5.5 liraya kendinize İstanbul'un en güzel halini hediye edebileceğinizi bilirseniz...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Galata Kulesi'nden İstanbul'u hiç görmemiş biri, İstanbul'la yarım bir tanışma yaşamıştır"&lt;/i&gt; diye düşünmüştüm yıllar önce ilk Kule'ye çıktığımda. İstanbul'da doğmuş, İstanbul'da büyümüştüm ama sanki o ihtişama gökyüzünden tanık olduğum bu ilk seferde tamamlamıştık tanışıklığımızı. Arkadaşlıklarda ya da ilişkilerde geçilen bir samimiyet ve yakınlık eşiği vardır ya, hani o eşiği geçmek gibiydi sanki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-a3W92oLHV3M/TvzCn7rEt-I/AAAAAAAAB7E/_-dvpWwQ3zk/s1600/395333_10150462382578195_715118194_8596916_1409516345_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-a3W92oLHV3M/TvzCn7rEt-I/AAAAAAAAB7E/_-dvpWwQ3zk/s400/395333_10150462382578195_715118194_8596916_1409516345_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691638020378507234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2011'de iki kez baktım İstanbul'a Galata Kulesi'nin üzerinden. Sevdiğim şehirlerle söyleşmeyi en sevdiğim yerlerin, o şehirlerin beni gökyüzüne en çok yaklaştıran yerleri olduğunu farkettiğim anlardan biriydi Mayıs ayının başındaki ilk ziyaretim. Çok değil, o tarihten sadece 15-20 gün kadar sonra Barselona'nın en yüksek tepesinden, Tibidabo'daki kilisenin aziz heykellerinin arasından Barselona'yla söyleşmiş, çok arzu etmiş olduğum bir şeyi bana vermiş olduğu için teşekkürler yollamıştım hayata. Bu yılın da, hayatımın da en mutlu olduğum anlarından biriydi onlar şüphesiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dün, bu yılki ikinci ziyeretimi gerçekleştirdiğim Galata Kulesi'nde bir iki kelâmı eksik etmedik yine İstanbul'la. Malum takvimler bir senenin daha devrildiğini, yenisinin de kapıda olduğunu göstermekte. Hal böyle olunca senelik bazda artılar/eksiler hesaplaşması da kaçınılmaz oluyor. İstanbul'la senelerdir çözemediğimiz bir meselemiz var ki, ciddiyet derecesi "kan davalık"... Az gözyaşı, tabir-i caizse az 'kan' dökülmedi uğrunda. Şimdilerde &lt;i&gt;"kan dökerek değil, barışla çözmeye çalışmalı meseleleri"&lt;/i&gt; anlayışından yola çıkarak derin bir ateşkese imza atmış olsak da, durumumuzu söyleştik yine biraz onunla. Ama o kadar güzel, o kadar güzeldi ki karşımda, iki sitemimi, bir iki çemkirmemi bile yutmak durumunda kaldım. Demem odur ki, az buçuk hesaplaştık, 2012 dileklerimi okudum içimden ona. &lt;i&gt;"Bu sefer lütfen"&lt;/i&gt; dedim &lt;i&gt;"lütfen! Görüyorsun, artık daha sakinim, kavga etmiyorum seninle; yapmacık da değilim, içtenliğimi en çok sen biliyorsun; artık kıymetini bilelim birbirimizin"&lt;/i&gt;. Bakalım anlaşacak mıyız? Yoksa yine aşk-nefret ilişkisine devam mı?:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4nRhh2hsBIk/TvzDHmCbWNI/AAAAAAAAB7Q/ICyyrtA6REY/s1600/374919_10150456191648195_715118194_8565526_1690522567_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4nRhh2hsBIk/TvzDHmCbWNI/AAAAAAAAB7Q/ICyyrtA6REY/s400/374919_10150456191648195_715118194_8565526_1690522567_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691638564326693074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki gündür elimde harika bir roman. &lt;i&gt;Sinek Isırıklarının Müellifi&lt;/i&gt;. Daha ilk satırlarından kendime harika bir roman değil, çok etkileyici bir yazar hediye etmiş olduğumu farkediyorum. Hoşgeldin Barış Bıçakçı, tanıştığıma inan ki çok memnun oldum. Ve bil ki dün Galata Kulesi'nin tepesinden İstanbul'a bakarken sabah evden çıkmadan okuduğum satırların düşüverdi aklıma.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Bulutlardan söz ediyordu: maviliği arkalarına güvendikleri bir ağabeyleri gibi alıp kabarmışlar."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul'a, İstanbul'un bulutlarına, sevdiğim tüm şehirlere, bu sene görmeyi dilediklerime, hepsine birden gitsin bu satırlar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hepimize mutlu yıllar olsun:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-1636336021308626718?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/1636336021308626718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=1636336021308626718&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1636336021308626718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1636336021308626718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/12/istanbula-ve-sevdigim-tum-sehirlere.html' title='İstanbul&apos;a ve sevdiğim tüm şehirlere...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ATQti4mr5VY/TvzBcKYY_VI/AAAAAAAAB64/xXiLCLio2H0/s72-c/399292_10150460495138195_715118194_8588954_654550020_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-5896195558237844285</id><published>2011-12-25T13:04:00.000-08:00</published><updated>2011-12-25T13:19:26.173-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Sen cesaretten haber ver!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik; yeryüzündeki şu otuz bir yıllık zahir ömrümüzde döndük dolaştık, geldik yine en can alıcı sorunun başına/karşısına/ortasına/sağına/soluna.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konuşmayı becerirsin Zero, yazmayı da; kendine güven konusunda zaman zaman fare delikleri olsa da üstünde başında, bu konuda da hiç fena sayılmazsın; güçlü bir insan olduğunu söyler en can arkadaşların, sonbaharın göbeğinde doğan has bir Terazi olduğun için adalet duygunun çok yoğun olduğunu da; 'hayır' demeyi becerememek konusunda geçmişte müebbetlik sabıkaların olsa da onu da öğrenmek konusunda sağlam adımlar attığın ve artık ortalığa saçtığın 'hayır'lar yüzünden iyi halden yırttığın da bir gerçek; geçmişten ders almak konusunda 10 üzerinden kaç alabileceğini bilebilmek için bir 'geçmiş' bırakması gerekiyor insanın arkasında ama yine de sınıfta kalmazsın bu konuda da büyük ihtimal; bu böyle devam eder gider de peki ya cesaretten ne haber, bir de onu söyle bakalım!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4Ax3GuovyYs/TveRcZAeHsI/AAAAAAAAB6g/2cAKYtNPVmk/s1600/389951_10150455135723195_715118194_8558766_512141448_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-4Ax3GuovyYs/TveRcZAeHsI/AAAAAAAAB6g/2cAKYtNPVmk/s400/389951_10150455135723195_715118194_8558766_512141448_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690176571141136066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün hayatının yarısından fazlasını restoran işletmeciliğine harcamış tecrübeli bir isimle bir saate yakın yaptığım sohbette bana söylediği bir şeye o kadar takıldım ki, üzerine basa basa hem defterime yazmak istedim hem de buraya. &lt;i&gt;"Hayatta yapmak istediklerim konusunda aslında çok daha cesaretli ve gözü kara olabilirdim ama hep birilerinin, özellikle de eşimin, bana hep destek vermesini 'hadi yürü, sonuna kadar arkandayım' demesini bekledim. Hayatta borçtan, harçtan, çalışmaktan hiç korkan bir insan olmadım ama akşam eve gittiğimde eşimin 'senin yüzünden...' dediğini duymayı hiç istemedim"&lt;/i&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yalnız, bir başınıza, ailenizi, dostlarınızı es geçerek flört edebileceğiniz bir şey değil Cesaret. Ya da öyle mi? Öyle mi olmalı? Ben bilemiyorum bu sorunun cevabını. En azından kendi cevabımı bulamadım henüz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bitmeyecek ömürlere, sonu gelmeyecek fırsatlara sahip olduğunu sanabiliyor insan, özellikle belli bir yaşa gelene kadar. Hiç bir şeyin sayısız olmadığını anladığındaysa önüne çıkan fırsatları değerlendirmek için daha bir özenli, itinalı, dikkatli olmaya çalışıyor. Çünkü biliyor ki o fırsat bir daha geçmeyebilir eline.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendimi bildim bileli çevremdeki her insana istediği şeylerin peşinden koşması gerektiği konusunda cesaret verici olmaya çalıştım. Çünkü bize biçilen ömürlerin sadece 'bizim' için olduğuna ve pişmanlığın hayattaki en kötü şeylerden biri olduğuna inandım hep. O cesareti verdiğim kimi arkadaşlarım bunu, aldıkları kararlarda olumlu etkilerim olduğu konusunda teşekkür ederek karşılarken, kimi insanlar tarafındansa &lt;i&gt;'isteklerinin peşinden koş'&lt;/i&gt; dediğim için ayaklarını yere bastırmıyor olmakla suçlandım. Halbuki ayakları yere basmayan bir insanın sorumluluğu neden bir başkasında olsun ki! Sanırım burda şunu dilemeli ki evrenden, enerjileri birbirine uymayan insanları yan yana getirmesin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendi cesaretimle aramdaki ilişkiyi tartarken her şeyi dökmeye çalışıyorum ortaya bu ara. Geçmişi kurcalıyorum bolca, ders almak ve en çok, yapmamam gerekenleri hatırlamak için. Ama daha çok, istediklerime odaklanarak gerçekleştirebileceğim şeylerin peşinden koşmaya çalışıyorum. Hayal kurmak değil çünkü isteyim, yapabileceklerimin peşinde olmak...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve hayatım, yaşadıklarım, karşımdaki seçenekler soruyor şimdi bana, cesaretin var mı, var mı, var mı...?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-5896195558237844285?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/5896195558237844285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=5896195558237844285&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5896195558237844285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5896195558237844285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/12/sen-cesaretten-haber-ver.html' title='Sen cesaretten haber ver!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-4Ax3GuovyYs/TveRcZAeHsI/AAAAAAAAB6g/2cAKYtNPVmk/s72-c/389951_10150455135723195_715118194_8558766_512141448_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-793807874958254050</id><published>2011-12-22T11:24:00.000-08:00</published><updated>2011-12-22T11:33:03.166-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Füruzan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>İstanbul'un sabahları...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Üsküdar vapur iskelesinin hemen karşısında bir büfe. Sıra sıra dizilmiş beş altı büfeden sadece biri. Dışarıdan bakıldığında hiç bir özelliği yok; benim için özellikli olmasının tek nedeniyse sabahları evde yaptığım tostumu yerken yanına büfeden aldığım çayı bana uzatan büfeci amcanın, en az çay kadar sıcacık bir gülümsemeyle bana &lt;i&gt;"günaydın"&lt;/i&gt; deyişi,&lt;i&gt; "ufak cam bardağa, şekersiz dimi kızım"&lt;/i&gt; diye iki günde çayı nasıl içtiğimi öğrenmiş samimiyeti...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok severim samimiyeti, çevremdeki 'insanlarım' tarafından tanınmayı, bilinmeyi... Çayımı nasıl içtiğimi bilen, bana, geliş saatime alışmış bir büfeci örneğin. Ufacık, minicik ama mutluluk küçük şeylerde cümlesini kanıtlarcasına mutluluğa ve zevke dair...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son yirmi-yirmi beş gündür sabahlarımın keyif karesi bu anlattıklarım. Üsküdar'a varana kadar evde yaptığım tostum oldukça soğumuş olsa da yine de büfeden çayımı yanına eşlikçi etmeden bir ısırık dahi almak istemiyorum ondan. Bazı sabahlar yağmur yağıyor; büfenin tentesinin altına sığınıp içiyorum tavşan kanı sıcaklığı. Karşımda çoğunlukla puslu bir İstanbul manzarası...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nasıl lezzetli, nasıl güzel bir çaydır o. Ufak, ince belli, tiryaki bardaklarına en çok yakışan cinsinden. &lt;i&gt;"Bir bu büfenin çayı, bir de vapur çayları"&lt;/i&gt; diye yazıyorum defterime&lt;i&gt; "onlar kadar güzeli yok".&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yYlRV44BPvw/TvOEcLtdwnI/AAAAAAAAB6I/375lsh_O-HU/s1600/390636_10150439981818195_715118194_8497124_832101998_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-yYlRV44BPvw/TvOEcLtdwnI/AAAAAAAAB6I/375lsh_O-HU/s400/390636_10150439981818195_715118194_8497124_832101998_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689036374013756018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Taş çatlasın on dakikalık bu keyiften sonra iki adımda atladığım Beşiktaş motorunda bu sefer de on dakikalık bir kitap keyfi başlıyor. Üsküdar-Beşiktaş hattını sabahları sevmememin tek nedeni kısalığı. Yetmiyor o kısacık zaman diliminde okuduklarım. Ama ne olursa olsun ille de dışarıda oturulmalı; kara kış gelene kadar bu böyle. Serin İstanbul sabahlarını koklamazsam, denizin ortasında üşüşen soğuktan korunmak için bereme ve atkıma gömülmezsem olmaz; bir şeyler eksik kalır. Madem İstanbul'da deniz yolunu kullanma gibi bir ayrıcalığa sahip olabiliyorum, sonuna kadar hakkını vermeli:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu aralar Füruzan'la hoş beş halindeyiz. İstanbul'da Berlin'i okuyorum. &lt;i&gt;Berlin'in Nar Çiçeği&lt;/i&gt;'ni... Kalbi kırık, gururlu, Almanya'nın görkemli günlerini de, savaşın en zor zamanlarını yaşamış, gençliğinin ışıltılı günlerini ve güzelliğini çoktan geride, kocaman, çok yıkıcı bir savaşın gerisinde bırakmış geçkin ve mağrur bir kadın. Almanya'nın savaştan sonraki hızla değişen düzenine alışmaya çalışırken birden hiç bilmediği, tanımadığı, kendine çok yabancı kültürlerden insanlar yerleşiveriyorlar apartmanının komşu dairelerine. Almanya'ya çalışmaya gelmiş göçmen aileler... İlk zamanlar son derece mesafeli bir tutum takınsa da zamanla yan dairesindeki Türk aileyle engelleyemediği bir samimiyet geliştiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok sevdiğim iki arkadaşımın hayatlarında Berlin'in ne kadar önemli bir yer ettiğini bilmenin de etkisiyle, gri ama güneşini gökyüzündense ruhunda taşıyan bu kente dair okuduğum her cümlenin anlamı da bir başka oldu son yıllarda. Dinlediklerim okuduklarımla, okuduklarım dinlediklerimle birleşiyor. Gri İstanbul sabahlarında gri Berlin'i selamlıyorum, uzaktan...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün okuduğum bu cümle çok yer etti içimde. &lt;i&gt;"Yalnızlığa başeğmeyin. O acılı bir ön ölümdür."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayattaki yalnızlıklarımızın zorunlu değil, hep tercih ettiğimiz yalnızlıklar olması dileğiyle...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-793807874958254050?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/793807874958254050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=793807874958254050&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/793807874958254050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/793807874958254050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/12/istanbulun-sabahlar.html' title='İstanbul&apos;un sabahları...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-yYlRV44BPvw/TvOEcLtdwnI/AAAAAAAAB6I/375lsh_O-HU/s72-c/390636_10150439981818195_715118194_8497124_832101998_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7457100027414829506</id><published>2011-12-19T14:55:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T15:15:16.207-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Mutfaklar mı daha hızlı, ben mi?</title><content type='html'>&lt;div&gt;Hayat bazen ne kadar hızlı, bazen ne kadar yavaş. Şu ara hayatımda olan gelişmelerin hızına ben yetişemiyorum; onlar önden gidiyor, ben arkadan gelişmeleri takip ediyorum.&lt;i&gt; "Hadi canım, bu da mı oldu şimdi? Ama sadece ve sadece bir hafta önce her şey bambaşka değil miydi?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana sorarsanız ben bu kadar hızdan yana değilim. Üstelik de hayatta en çok istikrar ve devamlılık istediğim bir dönemde. Ama demek ki benim isteğimle hayatımın enerjisi arasında tutmayan bir şeyler var bu aralar. Zira her şey çok hızlı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-e0Yi-Gmr19o/Tu_BO-Yia4I/AAAAAAAAB58/NRl9W6S4rNk/s1600/383314_10150443904863195_715118194_8514505_801768122_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-e0Yi-Gmr19o/Tu_BO-Yia4I/AAAAAAAAB58/NRl9W6S4rNk/s400/383314_10150443904863195_715118194_8514505_801768122_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687977317400472450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Senden istediklerim var Noel Baba, ona göre:)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;20 Eylül 2010 tarihinde başladı benim Mutfak Sanatları Akademisi maceram. Üzerinden sadece bir seneden biraz fazla zaman geçmiş. Lakin bana sorarsanız, kesin bir on yılı geride bıraktım derim. Zira o kadar çok olay, değişim ve tecrübe yaşadım ki, hepsinin sadece bir yıl içinde olduğuna inanmak zor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2011 ajandamın başına &lt;i&gt;"2010 yılında temellerini attığım hayallerimin köklendiği, yeşerdiği ve meyve verdiği bir yıl ol 2011, olur mu?"&lt;/i&gt; diye yazmışım. 2011'in finaline şurada iki haftadan az bir zaman kalmışken soruyorum 2011'e, istediğim, dilediğim gibi bir yıl oldun mu diye? Susuyor. Cevap vermekte biraz tereddütlü çünkü sorduğum sorunun çok "evet" ya da "hayır"lı bir cevabı yok. Susuyor ama azıcık düşündükten sonra şu cevabı veriyor: Sana gerçekleri gösteren bir yıl oldum ben; hayal ya da masalsı dileklerle dolu değil, seçtiğin yoldaki iyi/kötü tüm gerçekleri gösteren gerçekçi bir yıl oldum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçekle yüzleşmek bazen çok zordur. Çünkü gerçek her zaman keyif, mutluluk ya da dikensiz gül bahçesi barındırmaz. Çatır çatır 'gerçek'tir her şey. Ve işte bu nedenle de aslında her türlü hayalden, masaldan, idealden, rüyadan, keyiften daha öz bir dosttur. Çünkü bana sorarsanız bir insanı hayalleri, dimağı, vizyonu zenginleştirir; ama asıl gerçekleri olgunlaştırır. Öbürleri süstür, gerçekler öz! Gerçeklerini bilen insan, ayaklarını yere daha sağlam basar, daha emin adımlarla yürür.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdilerde en çok yaptığım şey MSA'ya ilk başladığım günden mezun olana kadar eğitmen şeflerimizin Türkiye'deki mutfakların hijyeni ve temizliğe gösterilen özensizlikle ilgili sözlerini anmak oluyor. Her gününü hayretler içinde geçirdiğim bir bir hafta geçirdim ki, kişisel olarak sorsanız her anını unutmak isterim. Ama unutmayı değil, hepsini hatırlamayı tercih ediyorum ben; hatırlamalıyım ki önümdeki zamanlarda olması için çaba göstereceğim kendi mutfağımı açtığımda bir mutfakta nelerin yapılmaması gerektiğini hep hatırlayayım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi 2011'i uğurlarken bana gösterdiği çok faydalı mutfak tecrübeleri ama bir yandan da bu mesleğin acı gerçekleri için çok teşekkür kendisine; yolumda işime çok yarayacaklar, biliyorum. Ama şimdi yeni bir yıla girerken sepetime attığım bu gerçeklerle önüme yeni bir yol açıyorum. Yanlış anlaşılmasın, yine ayağımı bastığım yerler mutfak zemini, tepemde mutfak tavanı, elimde kepçeler, bıçaklar... Benim bu büyülü mekanlardan çıkmaya niyetim yok. Sadece kendi büyümün peşinde koşacağım. Çünkü ben insan ve hayvan pisliklerinin olmadığı bir büyünün peşinde olmak istiyorum. Her şey gelişip temellendikçe paylaşır, konuşur, yazarım elbet ama şimdilik bu kadar olsun:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sadece son bir söz: 'Kötü kokulara' özel hayatımda da, iş hayatımda da yer yok!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7457100027414829506?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7457100027414829506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7457100027414829506&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7457100027414829506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7457100027414829506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/12/hayat-bazen-ne-kadar-hzl-bazen-ne-kadar.html' title='Mutfaklar mı daha hızlı, ben mi?'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-e0Yi-Gmr19o/Tu_BO-Yia4I/AAAAAAAAB58/NRl9W6S4rNk/s72-c/383314_10150443904863195_715118194_8514505_801768122_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-450837627329145704</id><published>2011-12-11T13:30:00.000-08:00</published><updated>2011-12-11T22:19:11.938-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Yorgunum çünkü aşçıyım!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Hayatımın rotasını bambaşka bir yola çevirip MSA'ya giderek aşçı olmaya karar verdiğimde sürekli ağzımdan düşmeyen bir İtalya lakırdısı vardı. Hatta bir ara acaba İtalya'ya giderek mi eğitim alsam diye bile ciddi ciddi düşünmüş, sonra MSA'yla yollarımın kesişmesi ve oradan alacağım uluslararası diploma sayesinde belki bitirdikten sonra çalışmak için gitmeyi denerim diyerek dilek çekmecelerimden birine koyuvermiştim bu arzumu. Velhasıl eğitim öncesinde de, sonrasında da hep bir İtalya, İtalyan restoranı söylemleri dönüp durdu etrafımda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-lMdOh_ddi7M/TuUnw39eu9I/AAAAAAAAB5M/fxkksY6axAg/s1600/380923_10150428765213195_715118194_8460993_439608418_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-lMdOh_ddi7M/TuUnw39eu9I/AAAAAAAAB5M/fxkksY6axAg/s400/380923_10150428765213195_715118194_8460993_439608418_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684993825234140114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her şey bu soldaki hatunun mutfak sevdası yüzünden başıma geliyor:)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve sonunda hayat beni İtalya'da değil ama İstanbul'da bir İtalyan restoranıyla buluşturdu. Çok istedim çok, ama ne bir plan yaptım ne de program. Fakat sanırım yaptığım şey, bu kadar istediğim şeyi 'çağırmaktı'. Bir senenin en sevdiğim üç ayından biri olan Aralık'la birlikte hayatımda yeni bir dönem daha başlamış oldu böylece. Şimdi bir İtalyan restoranında, bir İtalyan şefle birlikte el yapımı çeşit çeşit ravioliler, taze makarnalar, lazanyalar yapıyor; diğer tezgahlarda yapılan soslara, tatlılara, salatalara, sıcak yemeklere göz atıyorum, tadıyorum, önce damağıma, sonra aklıma kazıyorum. Ama bir şey var ki çoooooook yoruluyorum:) Neredeyse bir seneye yaklaşan mutfak maceramda hep yorgunluktan bahsettim ama yorgunlukla yeni tanışıyormuşum ve beterin beteri varmış demek ki diyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir cuma akşamı yaşadık ki ne var ne yok tezgahlardaki tüm malzemeler silindi süpürüldü. Mutfak ahalisi için önünde dizili sıra sıra tavalar ocağa sürülmek için beklerken hiç susmayan o sipariş sesini duymak bazen öyle çıldırtıcı oluyor ki artık gece rüyamda görsem kesin kabus diye nitelendirebilirim:) Cuma gecesi servisi mutfakta fırtına varmışçasına tüm stoklar tükenerek geçince gece 11.30'da evlere yollanırken cumartesi akşamını da cumanın kopyası şeklinde yaşayacağımızı bildiğimizden hepimizi cumartesi günkü hazırlığın ağırlığı sarmıştı zaten. Yorgunluktan ayaklarım patlarken önümde deli bir cumartesi olduğunu bilmek... Tek kelimeleyle yorgunluktan psikopata bağladım diyebilirim:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve beklenen cumartesi... Çok bir şey diyemeyeceğim, hepimiz mutfaktan sürünerek çıktık haricinde:) Akşam çıkışlarda Beşiktaş'a yürüdüğüm kader arkadaşım Evren'in&lt;i&gt; "ya şu günün bitişini çıkışta yürürken bir bira alıp kutlayalım"&lt;/i&gt; önerisiyle &lt;i&gt;"bu kadar gerilmek yeter, biraz da hücrelerin gevşemesi gerek"&lt;/i&gt; diyerek Akaretler yokuşundan aşağı vururken kendimizi, buz gibi biraları diktik kafaya ki of yani o ne keyifti anlatamam. E tabi bir de buna pazar günleri restoranın kapalı olmasının huzuru ve rahatlığı eklenip pazar sabahının anlamının, uyku, keyifli bir kahvaltı, bütün gün koltuğa yapışmak, pijamaların üzerinden çıkmaması demek olunca...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her gece motorla Beşiktaş'tan Üsküdar'a geçerken defterime o gün yaşadıklarıma dair iki satır bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Şimdi dönüp yazdıklarıma baktığımda en çok tekrarladığım şey &lt;i&gt;"bu yorgunlukla sıcacık yatağıma girip uyumak kadar keyifli bir şey olamaz"&lt;/i&gt; cümlesi ve türevlerinden ibaret. Hakikaten böyle yorgunken insan o kadar güzel uyuyor ki, tarifsiz bir haz o... Ama sabah kalkmak kısmından hiç bahsetmeyeyim tabi:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mh5YRvkArZI/TuUpojqOZBI/AAAAAAAAB5k/hNNzsqXywdY/s1600/385985_10150428776858195_715118194_8461030_590198541_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-mh5YRvkArZI/TuUpojqOZBI/AAAAAAAAB5k/hNNzsqXywdY/s400/385985_10150428776858195_715118194_8461030_590198541_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684995881368970258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve işte bu fotoğrafın da adı "muhteşem pazar"! Bir dilim kek (annem akşam eve gelip de kek yapmış olduğumu görünce&lt;i&gt; "kızım sıkılmadın mı yemek yapmaktan"&lt;/i&gt; diye bastı kahkahayı), iki çatal, çay, yılbaşı mumlarım, lavantalı tütsüler, film, Halil Sezai'nin o kalbimi yontan muhteşem sesi, defterler, kitaplar filan...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama her güzel şeyin bir sonu var sanırım, değil mi?:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-450837627329145704?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/450837627329145704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=450837627329145704&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/450837627329145704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/450837627329145704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/12/yorgunum-cunku-ascym.html' title='Yorgunum çünkü aşçıyım!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-lMdOh_ddi7M/TuUnw39eu9I/AAAAAAAAB5M/fxkksY6axAg/s72-c/380923_10150428765213195_715118194_8460993_439608418_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-1619314346948196252</id><published>2011-12-05T10:11:00.000-08:00</published><updated>2011-12-05T10:20:54.386-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><title type='text'>"Her ayrılık zor" demiş Sezen!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bu, neredeyse 10 yıldır aldığım her nefesin tanığı, iyi kötü pek çok anımın arka fonunda şu an bir figürandan çok daha büyük roller üstlenmiş olduğunu anladığım 'yoldaş'ıma ithaf edilmiş bir yazıdır. Evet o, kelimenin her anlamıyla bir yoldaştı benim için. Sıfır kilometresini birlikte teptiğimiz nice yollarla 60.000'e çıkardığımız, kahrımı değil ama yükümü çekmiş bir yoldaş, arabam:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün vedalaştık onunla. Ne yalan söyliyim, biraz gözü yaşlı bir ayrılık oldu. Yarın yeni sahibini bulmak üzere yola çıkıyor olacak. Gülebilirsiniz, komik gelebilir bilmeyene bu halim. Ama birlikte geçirdiğimiz yıllara şöyle bir dönüp bakıyorum da, yanımda kimselerin olmasını istemediğim çok zor zamanlarımda sadece ve sadece o vardı benimle birlikte; uzaklara kaçıp içinde katıla katıla ağlamalarıma da şahit olan o; eş, dost, akraba cümbür cemaat toplaşıp bağıra çağıra söylenen şarkılara, türkülere şahit olan da o; hayatımda beni yeni heyecanlara kalp çarpıntısı ve mide ağrısıyla taşıyan da o... Dili olsa da  konuşsa benim bile unuttuğum ne çok şeyi bir bir anlatıverir kimbilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen yıl sonbaharda ayrılık ilk kez kapımızı çalar gibi olmuştu. O zaman da bütün bunları düşünmüş, yine bir fena olmuştum. Sonra şartların değişmesiyle bir sene daha yoldaşlık ettik birbirimize. Ama bu sefer ayrılık katî.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Garip duygular bunlar. Çoktan kapattığım bir dönemin son sayfasını çevirmek gibi... Birlikte geçirdiğimiz yıllar, hayatımın belli bir dönemine tekabül ettiği için anılarım da ister istemez o döneme yoğunlaşıyor, kaçınılmaz olarak. Hayatımda bunca 'yeni' varken son 'eski'ye de veda etmenin zamanı diye bir teselli geliyor içimden. Yeni anılar, yeni bir sevgili, yeni bir iş, yeni bir yıl, yakında yeni bir ev...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün ayrılık sırasında gözümden akan yaşlara üzülen canım annem &lt;i&gt;"daha iyilerine sahip olursun bir gün iyişallah"&lt;/i&gt; diyor bana. Beni teselli etmek isteyen o candan haline gülümsemek istiyorum ama ânın fazla duygusallığından beceremiyorum. Meselenin, daha iyisi ya da daha kötüsü olmadığını hepimiz biliyoruz. Asıl mesele gönül bağı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her yeni gün, hayatta kendimizi biraz daha tanımamıza vesile aslında. Örneğin bugün hayatımda ilk kez maddesel bir eşyayla bu kadar derinden bir gönül bağı kurmuş olduğumu farkediyorum. Genelde eşyalarla aramdaki duygusal bağın etkilerini hafifletebilen biri olduğumu düşünürken bugün ilk kez bunu başaramadığımı görüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sayfaya kendimle, hayatımla, sevdiğim, nefret ettiğim bir dolu şeyle ilgili onlarca yazı yazdım, yazıyorum tam 4 yıldır. İstedim ki, bendeki yeri bu kadar derin olan bu dört tekerli arkadaşım hakkında da iki satır kelam etmeden geçmeyeyim. Hani tarihe not düşmek diyorum ya zaman zaman, bu veda gününü de, bana ifade ettiği anlamları da buraya bir kere daha not düşeyim. O yeni sahiplerine doğru yola çıksın, ben zaten hayatın bana getirdiği iyi, kötü tüm süprizlerle yoluma devam ediyorum!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-1619314346948196252?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/1619314346948196252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=1619314346948196252&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1619314346948196252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1619314346948196252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/12/her-ayrlk-zor-demis-sezen.html' title='&quot;Her ayrılık zor&quot; demiş Sezen!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2102376045248752296</id><published>2011-11-29T08:45:00.000-08:00</published><updated>2011-11-29T08:59:39.878-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çağan Irmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><title type='text'>Gidenler, gelenler, kalanlar...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Neden böyle bilge insanlar yok artık?"&lt;/i&gt; dedim sinema çıkışında anneme. &lt;i&gt;"Vardır belki tek tük ama onlar da olsa olsa bizim nesilden kalmıştır. Senin nesilde bulunacağını hiç sanmam"&lt;/i&gt; oldu onun cevabı. Denizde bir kum tanesi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karanlık bir sinema salonu, önümüzde kocaman bir perde... Film başlar başlamaz belki de dünyadaki en berrak denizlerden birinin muhteşem görüntüsü... Beslediği iki yakanın insanlarının yüz yıllar içinde ne acılarına, ne şenliklerine, ne ölülerine, ne kavgalarına, ne barışmalarına şahit olmuş, şimdilerde sınır mahiyetinde ama aslında en derin birleştiriciliğin timsali pırıl pırıl Ege Denizi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-h6agmM_SZLI/TtUNIZWlmFI/AAAAAAAAB40/r6IaCFV2t-c/s1600/dedemin_insanlari.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 194px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-h6agmM_SZLI/TtUNIZWlmFI/AAAAAAAAB40/r6IaCFV2t-c/s400/dedemin_insanlari.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680460942893488210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birkaç sahne sonra kırık beyazı takım elbisesi, aynı renkteki fötr şapkasıyla olağanüstü yakışıklılıkta 60'larında muhteşem bir beyefendi. Adım adım yürüdüğü arnavut kaldırımlı dar kasaba sokaklarını inleten, geçtiği her dükkandan, selam verdiği her insandan saygı gören, ettiği en sünturlu küfürlerin bile ağzına nice neşeli lakırdılar gibi yakıştığı bir Ege beyefendisi... Ağzına küfür yakışan beyefendi mi olur demeyin! Çağan Irmak'ın son filmi &lt;i&gt;Dedemin İnsanları&lt;/i&gt;'nın Mehmet Efendisi'ni izleyin de, bir beyefendiye küfür nasıl yakışır; adabıyla, yolu yordamıyla, kabalaşmadan küfür nasıl edilir; aslında küfür dediğiniz şey nasıl olur da kabalığın değil, bir üslubun ifadesi haline dönüşür, görün. Sizi bilmem ama ben filmin DVD'si çıktığında alıp, karşısına geçip satır satır tüm küfürleri not etmeyi ve mümkünse lügatıma katmayı düşünüyorum, yani o kadar!:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çağan Irmak, Türkiye'de çok da fazla değinilmeyen bir konuya el atmayı seçmiş: mübadele! Özellikle sinemamız, yakın tarihimizin en acımasız, en trajik hikayelerine sahne olmuş o talihsiz dönemi şimdiye kadar oldukça görmezden gelmiş durumda. Bir de sanki gidenlerin hikayelerini daha çok biliyoruz da, gelenlerin yaşadıklarına dair bir sessizlik hakim. Gidenlerin, gittikleri yerlerde bu memlekete dair özlemlerini duymayı çok seviyoruz, &lt;i&gt;"ya işte bizim memleketimiz böyle sevilesi bir yer"&lt;/i&gt; gururunu yaşamak pek güzel geliyor ama aslında gelenlerin de doğup büyüdükleri Ege'nin diğer yakasına ait özlemlerine kulaklarımız çokça tıkalı. Nedenini anlamak zor değil. Çağan Irmak da filminde buna çokça değinmiş zaten. Öz be öz Türk de olsan, doğup büyüdüğün şimdinin Yunanistan topraklarına özlem duymak, hemen 'gavur' damgası yemene neden olurmuş o zamanlarda. Yüzüne açık açık söyleyemeyenler, hababam arkadan konuşurlarmış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çağan Irmak filmleri hakkında konuşurken en sevmediğim şeylerden biri, çok abartılı bir durum olmadığı takdirde filmin teknik yönlerine dair olumsuzlukları belirtmektir. Dileyen dilediğini söylesin tabi de, bana sorarsanız o, filmlerinin gücünü işin tekniğinden değil, insan ilişkilerini yansıtmadaki başarısından alıyor. Ve &lt;i&gt;Dedemin İnsanları&lt;/i&gt; da bunu yine çok iyi başardığı bir film. Her bir karakteri izlemekten büyük keyif aldım da, Çetin Tekindor'un devleştirdiği Mehmet karakteri içime usul usul üfledi sanki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başta sorduğum soruya gelecek olursam, şimdilerde neden böyle bilge insanlar olmadığı sorusuna... Çok acı ama kabul edilesi bir gerçek sanırım ki, acılar insanı olgunlaştıran, bilgeleştiren, demlendiren gül dikenleri. Yaşamının başlarında, hayatın bir insana sunabileceği en yoğun acılarla yüzleşmek zorunda kalan insanlar, geri kalan yaşamlarına derin bir hoyratlık, savurganlık ve özensizlikle devam edemezler kanımca. Yitirilebilecek olanların daha en başından farkına varmış olmak, sonrasında sahip oldukları her komşunun, eşin, sevgilinin, çocuğun, yuvanın, dostun, börtünün, böceğin kıymetini bilmelerine neden olur. Şimdilerde her şey korkunç bir maddiyatla çevrelenmişken farkına varamadığımız şeyler bunlar olsa gerek diye düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beynimde tüm bu düşünceler dolanır, iki saat boyunca girmiş olduğum dünyanın güzel insanlarını öyle hemen bir kenara bırakmak istemezken eve geldim, televizyonu açtım ki, evlilik programlarından birinde kadının teki koca adayında istediği özellikleri anlatıyordu: evi olsun, arabası olsun, bankada parası, iyi bir maaşı olsun, boyu uzun, kilosu 80 civarında, bir de esmer olsun, kaşı, gözü, saçı, sakalı en kara kara olanından...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Heh"&lt;/i&gt; dedim ben de kendi kendime &lt;i&gt;"senin de sorduğun soruya bak be Zeren! Hangi dünyada, nasıl insanlar arıyorsun? Bizim zamanımız bu zaman artık!"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2102376045248752296?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2102376045248752296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2102376045248752296&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2102376045248752296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2102376045248752296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/11/gidenler-gelenler-kalanlar.html' title='Gidenler, gelenler, kalanlar...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-h6agmM_SZLI/TtUNIZWlmFI/AAAAAAAAB40/r6IaCFV2t-c/s72-c/dedemin_insanlari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2143535406552262974</id><published>2011-11-27T10:50:00.000-08:00</published><updated>2011-11-27T22:29:59.443-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sabahattin Ali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Gittiğin yerde de yazıyor musun acaba?</title><content type='html'>&lt;div&gt;Sabahattin Ali okumanın ne kadar acıtan bir şey olduğunu unutmuşum ben. Geçtiğimiz hafta satır satır bunu hatırlarken bir yandan da kendi Sabahattin Ali günlerimin geçmişine doğru bir yolculuğa çıktım. Of ki ne of!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatımdaki çok sevdiğim birkaç kadının sanki sözleşmişler gibi - ki tanımıyorlar birbirlerini - Sabahattin Ali okumalarına şahit oldum bu aralar. Hem de tek bir romanını, &lt;i&gt;Kürk Mantolu Madonna&lt;/i&gt;'yı. Bu bir işaret olmalı, yeniden okumaya ne dersin diye bile soramadan kendime, bir de baktım 30. sayfada buluverdim kendimi. Sonrası zaten su gibi akıp gidiverdi. Lakin biraz acı bir su...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-SOJI1hhs_So/TtKHKoyilTI/AAAAAAAAB4E/ZODSd5K1tos/s1600/375355_10150398916018195_715118194_8374173_349828689_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-SOJI1hhs_So/TtKHKoyilTI/AAAAAAAAB4E/ZODSd5K1tos/s400/375355_10150398916018195_715118194_8374173_349828689_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679750696885458226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türk edebiyatının da, Sabahattin Ali külliyatının da A'sı gibidir &lt;i&gt;Kürk Mantolu Madonna&lt;/i&gt;. Okumadan hep bir şey eksik kalır. Ancak okunduğunda hissedilecek bir eksikliktir o.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neredeyse 8-9 yıl evvel ilk okuduğumda, &lt;i&gt;Kürk Mantolu Madonna&lt;/i&gt; karakterinin, aşka, sevgiye, bağlanmaya yani bunların romanda kimlik bulduğu Raif karakterine olan yaklaşımını kendime çok uzak bulmuş, anlamakta zorlanmış, sorgulamıştım çokça. Şimdi, yaşanmışlığıma bu kadar yıl daha ekledikten sonra o güzel kadını, aslında belki daha duygusuz, daha soğuk görünen ama özünde içindeki kocaman boşluğu doldurma çabası içindeki o yalnız kadını, çok daha iyi anlıyorum. Aynı romanı farklı zaman dilimlerinde okumanın hep farklı tatlar bıraktığını bilirdim de, bu kadar derinden tecrübe ettiğim hiç olmamıştı. Yıllar beni daha naif, saf, hesapsız kitapsız aşık Raif'ten, bir insanın bir başkasını sonsuz bir derinlikte sevebileceğine İNANMAYAN, temel sorunu İNANMAK olan Kürk Mantolu Madonna'ya daha çok yaklaştırmış. Büyük aşklara, sevgilere hala inancım tam ama buna ne kadar inanıyorsam, her sevginin bitebilirliğine de aynı oranda inanıyorum. Biri hariç...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana sorarsanız, hayatta bitmeyen, tükenmeyen tek sevgi anne-babanın çocuğuna beslediği sevgi. Çocuğun bile anne-babaya olan sevgisi değil. An geliyor çocuğun, annesine-babasına beslediği sevgi bile bitebiliyor ama anne-babanın sevgisi her şeye rağmen, tüm hatalara, hasarlara, acılara rağmen yerinde kalıyor. Elbette istisnalar vardır, lafım onlara değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düşünüyorum da Sabahattin Ali, ben seninle tanışmayı ne çok isterdim ya! En çok sevdiğim öykün &lt;i&gt;Değirmen&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;Kuyucaklı Yusuf&lt;/i&gt;'un çatır çatır hikayesi, sonra bu... &lt;i&gt;Kürk Mantolu Madonna&lt;/i&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen ne kıymetli, ne içli adammışsın! Sen, "hareketsizliğin, korkuya dayanan tereddütlerin zararlı olduğunu, ileriye atılmayan her adımın insanı geriye götürdüğünü ve yaklaştırmayan anların muhakkak uzaklaştırdığını" bilen koca yürekli insan! Sen de bu ülkeye ne yazık ki çok gelen insanlardansın. Gittiğin yerde kıymet bilenlerin daha çok, sırtından bıçaklayanların hiç yoktur umarım!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ha bir de... Orda da hâla yazıyor musun acaba? Umarım...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2143535406552262974?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2143535406552262974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2143535406552262974&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2143535406552262974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2143535406552262974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/11/gittigin-yerde-de-yazyor-musun-acaba.html' title='Gittiğin yerde de yazıyor musun acaba?'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-SOJI1hhs_So/TtKHKoyilTI/AAAAAAAAB4E/ZODSd5K1tos/s72-c/375355_10150398916018195_715118194_8374173_349828689_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-6376446792797302504</id><published>2011-11-16T15:55:00.000-08:00</published><updated>2011-11-16T16:04:38.063-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>"Hoşgeldin Şef"</title><content type='html'>&lt;div&gt;Gecenin saat 11'i. Restorandan çıktığımda ortalıkta ıslak bir İstanbul kokusu. Saatlerdir o kadar çok buhar, yağ, ızgara, ekmek kokusuyla haşır neşir olmuş ki koku alma duyularım, bu serin ve nemli havayı yadırgıyor ilk ama bir o kadar da anında bağrına basıyor. İyi geliyor ferahlık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nişantaşı sokaklarına yağmur bu kadar yakışır mıydı? Unutmuşum. Gece saat kaç olursa olsun, yaşayan bir yer burası. Kanımı kaynatıyor, içimi ısıtıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yokuştan aşağı kayıyorum. Maçka durağından Beşiktaş otobüsüne binip Üsküdar motoruyla karşı kıyıya atacağım kendimi. Ne olası trafikler umrumda, ne evimin uzaklığı. Bir keyif gelip çöreklenmiş ki sol omzuma, sormayın gitsin. 'Can'ımla konuşuruyorum o anda; dün bir başka güzel dostun telefonda dediklerini tekrarlıyor bana bilmeden &lt;i&gt;"insanın keyfi yerinde olunca gözünde hiç bir şey olmuyor, ne trafik önemli senin için şu an, ne de yolların uzaklığı, biliyorum"&lt;/i&gt;. Aynen öyle ki hem de ne öyle. Sesime nasıl yansıyorsa o keyif dedikleri, hissediyor. Bu da beni ayrı keyiflendiriyor. İnsanların beni tanıması, olaylar ve haller karşısında vereceğim tepkileri bilmesi hoşuma gidiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sıkı sıkı sarındığım paltomun cebinden akpilimi çıkarmak için elimi cebime atmamla ufacık bir haykırış koparmam bir oluyor. Gün içinde ızgarada yaktığım parmağımı paltoma sürtünce bir anda canımın nasıl da yandığını farkediyorum. Girdiğim her mutfakta "hoşgeldim" imzasını bir yerimi yakarak bırakıyorum adeta; değişmez geleneğimi kendimle birlikte gittiğim her yere sürüklüyorum. Ama artık böylesi acıları kanıksamış olmalı ki beden, pek bir sorun yaratmıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki gündür deneme için bir İtalyan restoranında makarna hamurlarıyla haşır neşir olmaktayım. Menüde tek bir makarna haricindeki tüm makarnalar taze ve el yapımı. O kilo kilo unları, onlarca yumurtayı, bir sıkımlık zeytinyağını, bir tutam tuzu hamur makinasının içine bırakıp tostoparlak harika bir hamur haline gelişini izlemek, deyme terapilerden daha huzura kavuşturucu bir etkiye sahip üzerimde. Hani çamaşır makinesini çalıştırıp, karşısına oturup çamaşırların içinde dönüşünü izleyen kadınlar vardır ya, onlar gibiyim biraz da sanki:) Koca hamur makinesinin unu ve yumurtaları döndüre döndüre karıştırmasından müthiş haz alıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7KeLnrsmeXk/TsRNs2h3Z4I/AAAAAAAAB34/Bis_9BGnGYA/s1600/382802_10150379239593195_715118194_8306400_891615417_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-7KeLnrsmeXk/TsRNs2h3Z4I/AAAAAAAAB34/Bis_9BGnGYA/s400/382802_10150379239593195_715118194_8306400_891615417_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675746863340808066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Bir mutfakta İtalyan varsa o mutfakta muhakkak makarna vardır. Hem de taze, hem de rengarenk, hem de çoook lezzetli makarna"&lt;/i&gt; diye yazıyorum defterime ilk günün dönüşü vapurda. Ellerime bakıyorum. Kalemi tutan parmaklarımda gün içinde doğradığım, fırınladığım, sıktığım, yoğurduğum kilo kilo balkabağının izlerini arıyorum. Yok. Bir ara turuncu turuncu dolanıyorlardı halbuki etrafımda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık şans mı denir şanssızlık mı bilemem (ben ilkini tercih ediyorum) restoranın, aslında İtalya'da yaşayan, tüm mutfak konseptini ve menüyü oluşturan büyük şefinin 2-3 ayda bir yaptığı ziyaretlerden birine denk geliyor orada oluşum. Yine İtalyan olan her zamanki şefin bile hayli tırstığı, mutfakta neredeyse tüm tavaların, tencerelerin bile hizaya geldiği bir adam bu 'büyük şef'. Mutfakta tüm gün akşamki gelişine dair hummalı bir hazırlık ve seferberlik hali sürüp gidiyor. Pastacı arkadaş, gelişi şerefine yaptığı pastanın üzerine şekerhamurlarıyla şeflerin tiplemelerini yapmış ki, çok yeni tanımış olmama rağmen ben bile gülmekten kendimi alamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne diyelim, şef dediğin bir nevi mutfağın tanrısıdır. Geldiğinde atacağı fırçalardan tırstırsa da, tüm mutfağı gün boyu uçağı rötar yapsın diye duaya çıkarsa da, 8'de mutfağa girdiğinden kapanışa kadar herkesi muma çevirse de "Hoşgeldin Şef"!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-6376446792797302504?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/6376446792797302504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=6376446792797302504&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6376446792797302504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6376446792797302504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/11/hosgeldin-sef.html' title='&quot;Hoşgeldin Şef&quot;'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-7KeLnrsmeXk/TsRNs2h3Z4I/AAAAAAAAB34/Bis_9BGnGYA/s72-c/382802_10150379239593195_715118194_8306400_891615417_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-5490119143140376046</id><published>2011-11-13T09:17:00.000-08:00</published><updated>2011-11-13T09:44:10.068-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Organik pazar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Sabah, pazar, çay, e bir de gözleme...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Sabahlarla aram pek iyi bu aralar. Hele de henüz doğmamış, karanlığını aydınlığa teslim etmemiş sabahlarla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gün doğmadan uyandığım sabahların bünyemde bıraktığı tattan pek bir keyif alır oldum. Bundan olsa gerek (özellikle iki gündür) soğumuş olan sabahlara rağmen sıcak yatağından kopmaya hiç aldırmıyor bedenim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki hafta önceki &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/10/balk-halinde-bir-zero.html"&gt;balık hali ziyeretimden&lt;/a&gt; sonra bu hafta da rotayı çevirdik Şişli'deki organik pazara. Balık halindeki gibi sabaha karşı 3'ü vurmuyordu elbet saatler ama tam 6.45 olduğunda ben ve arkadaşım çoktan tezgahların arasında dolanmaya, uzaktan uzaktan gelen gözleme kokularını içimize çekmeye başlamıştık. Alışveriş yapın yapmayın orası bir yana ama sadece o gözlemelerin ağız tadınızda bırakacağı sevap için bile gidilir organik pazara. Mecidiyeköy'de çalıştığım üç yıl kadar öncesi zamanlardan bu yana, bazen sabah erkenden sadece ve sadece o pamuk kadınların ellerinden çıkma lezzetlerle kahvaltı yapabilmek için bile giderim ben oraya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ct6jNYV2JV0/Tr_8P37T2ZI/AAAAAAAAB2k/8R85wSgc8ck/s1600/foto%25C4%259Fraf.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ct6jNYV2JV0/Tr_8P37T2ZI/AAAAAAAAB2k/8R85wSgc8ck/s400/foto%25C4%259Fraf.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674531405151066514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu konularda hayli bulaşıcı özelliklere sahip olduğumu söylemeliyim ki, ona göre bilin ve istemezseniz uzak durun benden:) Söyleyenlerin yalancısıyım; başlarında eşarpları, elleri belliki yıllardır açtıkları o hamurlar sayesinde unun beyazlığıyla pamuklaşmış baldan tatlı teyzelerin, mis gibi organik ıspanakları, hafif baharatlarla tatlandırdıkları patatesleri, otlarla harmanlayıp başka bir dünya yarattıkları peynirleri, döndüre döndüre açtıkları hamurların içine döşeyip saçların üzerinde kızarttıkları gözlemeleri öyle ballandıra ballandıra anlatıyormuşum ki, bir yolunu bulup da gitmeyenin, gidip de yemeyenin bir yerleri şişiyormuş:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neredeyse kurulduğu ilk yıllardan bu yana her hafta olamasa da sıklıkla yolumu düşürmeye çalıştım hep Şişli/Feriköy organik pazarına. Alışverişten öte bir anlam ifade ediyor olmasından sanırım, farklı bir gönül bağı var o ortamla aramızda. Huzur buluyorum desem; yaşadığımı hissediyorum; anlamı, sevinci, bereketi, neşeyi buluyorum desem inanır mısınız? Şehir yaşamının aramıza mesafeler koyduğu doğaya, orada geçirdiğim belki bir saatlik sürede kavuşuyormuşum gibi hissediyorum. Aldığım tüm bu coşkunun, heyecanının, keyfin nedeni de tam burada saklı işte.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fhBoWZdUJL8/Tr_9puJjaLI/AAAAAAAAB2w/piYcXAyK2tU/s1600/foto%25C4%259Fraf%2B%25281%2529.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-fhBoWZdUJL8/Tr_9puJjaLI/AAAAAAAAB2w/piYcXAyK2tU/s400/foto%25C4%259Fraf%2B%25281%2529.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674532948714678450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şöyle bir gözlemim var ki, değişen dünyada doğaya yakın olan, doğanın verdiklerine sahip çıkan, koruyan, saygı duyan ve o berekete şükreden insanlar ayakta kalmayı başaracak. Geride kalanların çoğu, belki de hepsi, yıkıcı bir çürümüşlüğün içinde hapsolup gidecekler bu dünyadan; varolamayacaklar, bedensel olarak olmasa da ruhsal ve varoluşsal açıdan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu bahsettiğim coşkuyu, heyecanı, neşeyi hemen her pazarda hissederim aslında ben. Tezgahların üzerine dizilmiş rengarenk meyveyi, sebzeyi görmem yeter. Ama Şişli'deki organik pazarda bir nebze daha farklı ve fazla olan bir şey var. Biliyorum pek çok insan, bu ülkede her şeye olan güvenini yitirmiş durumda; ben de onlardan biriyim aslında. Bulan için güven, bu ülkede altından da daha değerli bir kavram belki de. Organik denip çok daha pahalıya satılan şeylerin, aslında bir kazanç sağlamak açısından kandırmaca olduğunu söyleyen, düşünen pek çok insan var. O insanlara diyecek tek bir lafım yok. Öylesine aldatılmış ve aldanmış bir toplumuz ki, kimseye inanacak gücümüz kalmamış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-n8ZWL7_JHIw/Tr_-MKfXvdI/AAAAAAAAB28/mxaO-gmOb6E/s1600/foto%25C4%259Fraf%2B%25282%2529.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-n8ZWL7_JHIw/Tr_-MKfXvdI/AAAAAAAAB28/mxaO-gmOb6E/s400/foto%25C4%259Fraf%2B%25282%2529.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674533540437933522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama &lt;a href="http://www.bugday.org/portal/index.php"&gt;Buğday Derneği&lt;/a&gt;'nin kontrolünde ve organizasyonunda işleyen bu organik pazardaki ortam, ayağımı ne zaman o pazar alanından içeri atsam, tüm bu güvensizliklerden, aldatılmışlıklardan, kandırmacalardan sıyırıyor beni. Elle tutulup somutlaştırarak anlatabileceğim bir şey değil bu. Sıcaklık mı demeliyim; tezgahlarının arkasında tok sesleriyle sanat müziği söyleyerek&lt;i&gt; "bakma kızım, aslında herkes sesim güzel diye söylüyorum zannediyor ama aslında çok üşüdüğüm için ısınmak için söylüyorum"&lt;/i&gt; diye hoş sohbetiyle espiri yapan; mandalina ikram eden; "hoşgelniz"i de, "iyi günler"i de eksik etmeyen satıcılar mı; Buğday Derneği'nin tezgahına gittiğinizde her zaman sizi karşılayan gülen yüzler mi? Hepsi ve anlatamadığım pek çok şey daha belki. Eğer tüm bunların altında da bir kandırmaca varsa zaten, bilmek de istemiyorum ben bunu. Ama hala güvendiğim bir şey var ki, sahte olmayan, sahici duyguları hala farkedebilecek kadar 'gerçek' hislere sahibim, o hislere güveniyorum. Ve ben işte tam da bu yüzden o ortamdaki sahiciliğe inanıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi, cumartesi sabahına erkencecik bu kadar güzel bir başlangıç yapmış olmanın verdiği gazla arkadaşım dedi ki &lt;i&gt;"var mısın haftaya saat 5'te gidelim? Alacakaranlıkta pazarın kuruluşuna şahitlik eder, bir yandan da güneşi doğururuz?"&lt;/i&gt;. E ben daha ne isterim, tabi ki de varım:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-5490119143140376046?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/5490119143140376046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=5490119143140376046&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5490119143140376046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5490119143140376046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/11/sabah-pazar-cay-e-bir-de-gozleme.html' title='Sabah, pazar, çay, e bir de gözleme...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Ct6jNYV2JV0/Tr_8P37T2ZI/AAAAAAAAB2k/8R85wSgc8ck/s72-c/foto%25C4%259Fraf.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2789789989165982263</id><published>2011-11-09T11:54:00.000-08:00</published><updated>2011-11-09T12:07:50.101-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mine Söğüt'/><title type='text'>Bu akşam menüde...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;Her meslek grubunun kendine has özellikleri vardır elbet. Lakin bir küsür yıldır balıklama içine daldığım aşçı takımının kendine münhasır özellikleri say say bitmez. Dışardaki yaşamlarında ne olduklarının, nasıl davrandıklarının, ne kadar mülayim, centilmen, sinirli, sakin vs olduklarının önemi yoktur. Bir sınır vardır bu dünyada; mutfağın içiyle dışının arasındaki geçişi belirleyen ince bir sınır... O sınırı mutfaktan yana geçen her aşçı, üzerine giydiği o mutfak ceketi gibi giyiverir deli gömleğini de. Çünkü ben her geçen gün bu işin büyük kısmının delilikten ibaret olduğuna iyice inanmaktayım:) Sanmayın ki bu bir şikayet, ben hep akıllı olmaktan o kadar sıkılmıştım ki:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Durur durur söylerim, her gün öğlen ve akşam servisleri sırasında yaşanan o çılgınlığı, bana sorarsanız az buçuk kafasında birkaç tahtası atmış insanlar kaldırabilir. Bu delilik değil de nedir diye söylenir dururum zaman zaman.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm bunlar bir yana, ben bir de aşçı takımını iki gruba ayırıyorum. Yeni şeyler denemeye aşık olanlar ve yeniliklerden/yaratıcılıktan gram nasibini almamış olanlar... Eh tahmin edersiniz ki ikinci grup biraz sıkıcı, fazla statik ve bolca da korkak olabiliyor. İlk grubunsa içinde beceriklisi de, beceriksizi de, iyisi de, kötüsü de olabilir, o ayrı ama en azından her biri "heyecan" gibi bir ortak paydada birleşiyorlar. Ne de olsa yenilik heyecandır. İlişkide, saç renginde, meslekte olduğu gibi yemekte de her yenilik bir heyecan...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-D_wFdBHkflw/TrrbgC58GAI/AAAAAAAAB2A/Tsx-NauidM8/s1600/376418_10150366764208195_715118194_8260070_1407321923_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-D_wFdBHkflw/TrrbgC58GAI/AAAAAAAAB2A/Tsx-NauidM8/s400/376418_10150366764208195_715118194_8260070_1407321923_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5673088024208742402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Profesyonel mutfaklarda bu yenilikten nasibini almak o kadar kolay olmuyor. Şefinin, hangi kategoride yer aldığıyla alakalı çoğu zaman. Ama restoran mutfaklarından arta kalan zamanlarda evin mutfağına girme şansını elde ettikçe hep yeni bir şeyler denemek istiyor heyecana doymayan bünye. Hele de insanın bu heyecanları birlikte yaşayabileceği arkadaşları, sevdikleri paylaşıyorsa o sofranın taraflarını...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizim sofranın menüsündeyse bu muhteşem lezzet vardı bu akşam. Karidesli, mürekkep balığıyla renklendirilmiş siyah spagetti... Bu kadar lezzetli olabileceğini tahmin etmezdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi burda kocamaaaan bir teşekkür ve adı soframızdan hiç eksilmemiş olan bir isim geliyor: &lt;a href="http://cileksuyu.blogspot.com/"&gt;Sibellll &lt;/a&gt;çok teşekkür ederim bu damak şenlendiren lezzet için:) Bir süre evvel blog dostlarımdan Sibel'in sayfasında bu siyah spagettiden haberim olmuş, umarım burada bulurum dememle de &lt;i&gt;"hemen adresini ver, doğum günün için sana göndereceğim"&lt;/i&gt; diye mailini almıştım. Nasıl sevinmem, uçtum havaya. Yeni bir lezzetle tanışmanın ötesinde, incelik ayrı mutlu ediyor insanı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçekten Türkiye'de var mı bilemiyorum, Sibel bunu bana İngiltere'den gönderdi ama çok büyük marketlerde bir bakınmak lazım raflara. Rastlarsanız ve deniz ürünleriyle aranız iyiyse kesinlikle deneyin derim. Mürekkep balığıyla renklendirilmiş olmasından ötürü deniz ürünleriyle tatlandırılmış bir sosla yapılması tavsiye edilir. Bana sorarsanız karides ve sarımsak der, bu ikiliyi tek geçerim. Bunları muhakkak kullanın, üzerine ekstra neyle tatlandırmak isterseniz, işte o ilk kategorideki "aşçılık güdülerinize" ve yaratıcılığınıza bırakıyorum. Belki biraz krema (benim yaptığım gibi), biraz beyaz şarap, dilediğiniz taze otlar, muhakkak ve muhakkak taze çekilmiş karabiber ve kırmızıbiber.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zKabiayE0Tk/Trrb-Gv-5XI/AAAAAAAAB2M/xmE_nvSN8K0/s1600/303775_10150366846738195_715118194_8260491_1559379812_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-zKabiayE0Tk/Trrb-Gv-5XI/AAAAAAAAB2M/xmE_nvSN8K0/s400/303775_10150366846738195_715118194_8260491_1559379812_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5673088540636800370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi bu yazıyı yazarken son dönemlerde okuduğum Mine Söğüt romanı&lt;i&gt; Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Herşey&lt;/i&gt;'den bir bölüm geldi aklıma, paylaşmadan edemeyeceğim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Kadınlar üzüldükleri, sevindikleri, meraklandıkları, vazgeçtikleri, yıldıkları, telaşlandıkları, korktukları, heyecanlandıkları, kırıldıkları, kızdıkları zamanlar hep yemek yaparlar. Baharat kavanozlarını açıp açıp kaparlar. Tencereleri tekrar tekrar yıkarlar. Kadınlar, mutfakta dünyayı yeniden kurar, yeniden yıkarlar."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilmem ki doğru söze ne denir? Ama şunu biliyorum, bu bahsi geçen kadınlardan biri olarak benim bu akşam bu mutfaktaki duygum kesinlikle heyecandı. Karidesler heyecanla tavada döndü, sarımsaklar heyecanla tavayla buluştu, makarnalar heyecanla suya atıldı. Demem odur ki, güzel şey şu "heyecan":)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2789789989165982263?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2789789989165982263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2789789989165982263&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2789789989165982263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2789789989165982263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/11/bu-aksam-menude.html' title='Bu akşam menüde...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-D_wFdBHkflw/TrrbgC58GAI/AAAAAAAAB2A/Tsx-NauidM8/s72-c/376418_10150366764208195_715118194_8260070_1407321923_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7073253697343200464</id><published>2011-10-30T08:10:00.000-07:00</published><updated>2011-10-30T08:56:06.217-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kumkapı'/><title type='text'>Balık halinde bir Zero!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Şunu kesinlikle anladım ki, hayatta olmak istediğim şeylerin hepsini birden bu hayatta olabilme şansına sahip değilim. E bir insan benim kadar birbirinden farklı ve uç noktalarda şeyleri "olmak" isterse tabi ki ortalama 80 yıllık bir süreye sıkıştırılmış insan ömürü bunlar için yeterli olamaz. Varsa eğer başka yaşam şanslarımız daha, kullanamadığım haklarımı diğer hayatlarımda kullanmak istiyor, bunu da buraya yazıyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hem keyif ayağı kuvvetli, işine aşık bir aşçı (şimdilik bu yolda kulaç atıyoruz); hem toprağın bereketine, kumuna, suyuna bulanmış elleri toprak ve bereket kokan bir çiftçi; hem dibine kadar sinemaya, edebiyata, tiyatroya, konsere vurmuş, boynunda içindeki kitaplar ve defterlerle en omuz çökerteninden çantasıyla denenmedik kafe, bar bırakmamış bir Beyoğlu kızı; hem sürekli dünyanın muhtelif yerlerinde yaşayabilecek kadar evrensel bir gezgin, hem kökleri hep sevdikleriyle sağlamlaşmış sabit bir ev insanı; hem eli, yüzü, teri deniz tuzuyla kavrulmuş, denizin bereketini paylaşmak için kurduğu balıkçı tezgahında kışın o en dondurucu soğuklarında bile kendi gibi deniz kokan kat kat atkılarına berelerine sarınmış deniz aşığı bir balıkçı... Biliyorum bir Terazi olarak biraz olsun dengeli olmam beklenir ama zaten ben işte böyle tüm dengesizliklerimi içimde yaşar, ne edersem yine kendime ederim. Bünye böyle, istiyor da istiyor, ne yaparsınız:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wrA-cxK8Et4/Tq1sIbEPPRI/AAAAAAAABzs/ngQX82b_da8/s1600/IMG_0630.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-wrA-cxK8Et4/Tq1sIbEPPRI/AAAAAAAABzs/ngQX82b_da8/s400/IMG_0630.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669306397889608978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte bu sonuncuyu ne kadar çok olmak istediğimi özellikle dün gece çok yoğun bir şekilde anladım. Çünkü ben dün gece Kumkapı balık halindeydim. Kasalarca, kilolarca balığın, onlarca teknenin, denizin rengine ve kokusuna bürünmüş onlarca insanın arasında ve kesinlikle şimdiye kadar bu kadar farkında ve ait olmadığım bir dünyanın, bir kültürün içindeydim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Restaurantta 15-20 kişilik bir toplantı ve menüde de balık olunca yolu balık haline düşen mutfak sevdalılarının peşine takıldım. Bolca merak, pazara, manava, hale kısacası işin alışveriş kısmına dair bitmeyen tutkularım, mesleki heveslerimi besleyen "ondan da olsun, bundan da" açlığı... İşte hepsi birden toplaşınca balık haline giden ekibin içinde buluverdim kendimi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KaxWJ4sk4GE/Tq1s24PTaKI/AAAAAAAABz4/3MasW7zmlZU/s1600/IMG_0638.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-KaxWJ4sk4GE/Tq1s24PTaKI/AAAAAAAABz4/3MasW7zmlZU/s400/IMG_0638.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669307195994630306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabaha karşı saat üçte, tüm şehir uykuda, caddeler İstanbul'un görüp görebileceği en 'yoğun' sakinlikteyken Kumkapı balık hali tüm canlılığıyla ayaktaydı. Sadece koca hali dolduran balıkçı kalabalığı değil kasdettiğim. Halin arka tarafında mangallarını yakmış, getirdikleri balıklardan kendilerine ayırdıkları paylarını pişirip bir iki tek atarak demlenenler mi dersiniz; halin açık kapılarından sürekli içeri sızarak koca balık kasalarından balıkçıların gazabına uğramadan balık aşırmaya çalışan martılar mı dersiniz; teknelerin tarafında durmadan süregiden, kasaları hale taşıma telaşı mı dersiniz... Belli ki yaşam ritimleri de, tempoları da, saatleri de farklı, gündüzünü de gecesini de standardın dışında yaşayan bir insan topluluğu bu. Meslek değişimim sonucu çok daha iyi anlayabildiğim bir tempo... Benim ritmim, tempom, yaşam ve vücut saatlerim de değişmedi mi ki sanki? Eskiden kaldırmamın imkanı bile olmayan kasaların altına giren de, dolaplarda rafların en üstlerine tırmanıp kiloluk tenekeleri indiren de, bu sayede de vücudunda şimdiye kadar hiç farketmediği kaslarının yerini, ilk zamanlardaki ağrılarıyla öğrenen de ben değil miyim?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada benim haricimde sinek namına bile dişi bir canlının mekanda bulunmadığını da bir dipnot olarak düşeyim:) İnsan kendini hakikaten uzaydan gelmiş bir varlık gibi hissedebiliyor böyle durumlarda:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tSaCivnELZg/Tq1twXSbYbI/AAAAAAAAB0E/Wk7rrWKktHE/s1600/IMG_0629.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-tSaCivnELZg/Tq1twXSbYbI/AAAAAAAAB0E/Wk7rrWKktHE/s400/IMG_0629.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669308183581778354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gün doğmasına çok az kalmış bir vakitte eve vardığımda, evin çok yakınındaki fırından gelen poğaça kokusu, yorgunluğuma rağmen sıcacık bir bardak çayla uykudan çok daha cazipti o an için doğrusu. Ama gelin görün ki, fırının imalathanesinden kokular gelse de, belli ki fırının açılmasına daha vardı. Böylece, daha doğmamış bir günün sabahında hayalini kurduğum poğaça-çay-Zero buluşmasını başka bir zamana erteleyip yorgun bedenimi yatağa bırakıverdim. Uyumak üzereyken kendime söylediğim şeyse şuydu: bu ilkti ama son değil...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7073253697343200464?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7073253697343200464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7073253697343200464&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7073253697343200464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7073253697343200464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/10/balk-halinde-bir-zero.html' title='Balık halinde bir Zero!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wrA-cxK8Et4/Tq1sIbEPPRI/AAAAAAAABzs/ngQX82b_da8/s72-c/IMG_0630.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-5759483910860710164</id><published>2011-10-23T13:30:00.000-07:00</published><updated>2011-10-23T23:25:43.884-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amin Maalouf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Mutfak maceralarından ruh hali tahlili...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Artık mutfakta dönemsel olarak yöneldiğim şeylerden ruh halleri tahlili de yapmaya başladım. Astrolojiye rakip yeni bir bilim dalı daha geliştiriyorum, duyrulur: Mutfak yıldızımın falına bakıyorum, adına da gastroloji diyorum:) Başka gastrolojilerle karıştırılmasın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabi ki kasdettiğim ev mutfağı, yoksa profesyonel mutfaklarda yaptıklarımızı seçebilme şansına sahip değiliz; &lt;i&gt;"benim ruhum daraldı, bir kek çırpabilir miyim"&lt;/i&gt; diyemiyorsunuz, malum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Durduk yerde sürekli kurabiye hamuruyla haşır neşir olasım varsa çoğunlukla neşeli damarım kabarmış demek olabiliyor mesela; böyle soslu moslu şaraplı özel tarifler deneyesim varsa göğsümün sol tarafında bir şeylerin kıpırdadığının işareti olabilir; hababam bir cevizli, bir zeytinli, bir haşhaşlı ekmek hamurlarıyla cebelleşesim varsa sıkıntı katsayım normal seviyeleri aşmış demektir; mevsimin tüm meyvelerinden olduk olmadık reçel kaynatasım varsa evcimen ruhumda bir kabarıp taşma halleri mevcut olabilir; böyle bir tutam ondan, bir tutam bundan elime geçenleri tencereye atıp aynı bir büyücü misali çorba kaynatasım varsa içimde de kaynayan bir şeyler var ve onların da tıpkı çorba gibi dumanı tütmekte demektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve ben işte bu aralar biraz bu son haldeyim. İçimde tutam tutam duygular, aynı çorba gibi; biraz sıkıntı; fazlasıyla özlem; çokça telaş; diplerde, derinlerde kalmış küf kokulu hayalkırıklıkları; yağmurda sızlayan romatizmalar gibi ara ara sızlayan kalp yaraları; yakın gelecek planlarından çokça duyulan heyecan, azıcık korku, biraz merak... Böyle işte, say say bitmez. O yüzden elime ne geçse kaynatasım var, sonra da bir pencere kenarı koltuğuna tüneyip kaşık kaşık hem içimi, hem de midemi kavurasım...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aynı saniye içinde hem gözlerimi yaşartıp hem de kahkaha atabilecek potansiyelde bir ruh haline sahip olmak bazen çok yorucu. Genelde bu karmaşalarımı da sevip hatta onlardan besleniyor olsam da, böyle bazen doz aşımı olunca yorulabiliyor insan. Lakin yine önemli kararlar aşamasındayım bu aralar. Biraz da bundan bu hallerim. Yakında çıkar kokusu, netleştikçe paylaşır, dökülürüm elbet.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RV8mcl8mUps/TqR8Bn0j0hI/AAAAAAAABzI/BtdEIxcVH-8/s1600/294243_10150337730508195_715118194_8092579_1810796713_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-RV8mcl8mUps/TqR8Bn0j0hI/AAAAAAAABzI/BtdEIxcVH-8/s400/294243_10150337730508195_715118194_8092579_1810796713_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666790598450074130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendi hikayemin karmaşasından daralıp daralıp başka hikayelere 'kaçmak' yine en büyük zenginliğim. Uzun zaman sonra kütüphanemin derinlerinden çıkardığım bir roman, geçtiğimiz haftalarda çok derinlere götürdü yine beni. Amin Maalouf'un &lt;i&gt;Doğu'nun Limanları&lt;/i&gt;... Yıllar önce okumuş olmama rağmen Lale Ablam'ın hatırlatmasıyla yeniden okuyup kaçırdığım pek çok şeyi yakaladığım bir roman...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Amin Maalouf'u oldum olası, insan hayatının büyülü kudretini, insan ruhunun gücünü çok iyi kavramış, kelimelerle arasını direk ve dolaysız kuran bir yazar olarak görmüşümdür. İnsan hikayelerini sever; hayatta yaşanan hiçbir şeyin sıradan olmadığını bilir. Çünkü en sıradan görünenin içinde bile derin bir anlam ve büyü gizlidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Doğu'nun Limanları&lt;/i&gt; çok etkili bir hikaye. Yaşamın nelere gebe olduğunu, bizi en az biz kadar evrende olan biten her şeyin etkilediğini, hikayemizin topyekün bizler ve çevremizdeki her şeyle birlikte yazıldığını anlatan bir hikaye. Bulun, okuyun. İyi gelecektir. Mutlu bir hikaye olduğu için değil. Mutlu, acı, aşk dolu, hüzünlü, yıkıcı, trajik, keyifli, kısacası hayatın ta kendisi gibi olduğu için...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Hayat kendi yolunu çizer hep; yatağından edilince hemen bir yenisini kazan nehirler misali"&lt;/i&gt; diyor Maalouf. Evet, hayat bir nehir misali buluyor yolunu. Bazen hafif kıvrımlarla ilerliyor, bazen sert dönemeçlere giriyor. Bizse yaşıyoruz o kıvrımlarda, dönemeçlerde, döne döne, göre göre, öğrene öğrene...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;------------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Not: Yani o kadar sıkıcı ki olan biten her şey, gün içinde yazdığım bu yazıyı yayınlamakta tereddüt etsem de sonra yayınla gitsin dedim. Bu memlekette olaylar, vakâlar, kıyametler, acılar hiç bitmez ki, bitmez yani...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-5759483910860710164?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/5759483910860710164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=5759483910860710164&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5759483910860710164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5759483910860710164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/10/mutfak-maceralarndan-ruh-hali-tahlili.html' title='Mutfak maceralarından ruh hali tahlili...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-RV8mcl8mUps/TqR8Bn0j0hI/AAAAAAAABzI/BtdEIxcVH-8/s72-c/294243_10150337730508195_715118194_8092579_1810796713_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-4356885214253773270</id><published>2011-10-14T12:55:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T14:41:04.009-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Festival'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cafe Bunka'/><title type='text'>Sahi İstanbul, ben 31 oldum da, sen kaç yaşındasın?</title><content type='html'>&lt;div&gt;30'la aramız pek iyiydi doğrusu. Şikayetçi olmadık hiç kendisinden. Zira en başından kabullenmiş &lt;i&gt;"30'lar çok güzel olacak, pek umutluyuz kendilerinden"&lt;/i&gt; demiştik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Koca bir on yıllık süreçten sadece tek bir 365 günü geride bıraktın diye ne bu &lt;i&gt;"her şey çok güzel olacak"&lt;/i&gt; polyannacılığı demeyin. Elbet olacaktır zor zamanlar, oluyor da, ama mesele o değil zaten. Mesele daha oturmuş, daha ne istediğini bilen, ayakları yere daha sağlam basan, keyfini de keyifsizliğini de daha iyi tartabilen biri olarak devam ediyor olmak hayatta. Kendini daha bir tanıyor olmak yani...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-UKy_Mo6L1No/TpiUpR41ejI/AAAAAAAABxo/brq8Iiio1p0/s1600/307426_10150333946268195_715118194_8071912_2062500372_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-UKy_Mo6L1No/TpiUpR41ejI/AAAAAAAABxo/brq8Iiio1p0/s400/307426_10150333946268195_715118194_8071912_2062500372_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663439968315734578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Matematiksel düzlemde "30'lar&amp;gt;20'ler" gerçeği sabit ve değişmez olabilir ama ruhsal ve duygusal dünyalar gelmez öyle pek değişmez gerçeklere, sabit kurallara. İşte bu yüzden 20'lerimdeki "yaşlılığımı" bu gün içimde hissettiğim "gençlikle" daha bir anlamlandırabiliyorum. Hayat her zaman ritmik bir düzlemde ilerlemiyor ne de olsa, yalan mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;30. yaşımın son günü öyle güzel geçti ki harika bir uğurlama yaptık kendisiyle. Doğum günüme çok keyifli bir günle geçiş yapıverdim. Zor bir haftadan sonra ilaç gibi gelen, hani bünyede birkaç haftalık şarj etkisi bırakan türden bir gün. Malum İstanbul'da çanlar "festival" saatinde çalıyor. Gongunu en çok, yolunu Beyoğlu'na düşürenlerin duyabileceği bir saat... Blogger'ın harika kadınlarından biriyle, &lt;a href="http://laleninbahcesi.blogspot.com/2011/10/pek-sanatsal-pek-leziz-pek-uluslar-aras.html"&gt;Lale Hatun&lt;/a&gt;'la vurduk adımları İstiklal'e. Program pek afili, gün güzel bir sonbahar, keyifler pek bir gıcır...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0JFuMcIV3hQ/TpiU7CrzmsI/AAAAAAAABx0/wSPiXKZ9vyY/s1600/301000_10150333160483195_715118194_8067563_2030743877_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-0JFuMcIV3hQ/TpiU7CrzmsI/AAAAAAAABx0/wSPiXKZ9vyY/s400/301000_10150333160483195_715118194_8067563_2030743877_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663440273472199362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk Filmekimi filmi Tiranozor'dan önce Balık Pazarı'nın gürültülü hengamesinin içinde huzurlu bir vahâ gibi kalan Üç Horan Kilisesi'ne düşürdük yolumuzu. Yıllar içinde nice dostların güzel günlerine tanıklık ettiğim, pek çok anı biriktirmiş olduğum bu huzur dolu mekana Lale Abla görmek istediği için gelince bir önceki ziyaretim geliverdi aklıma. En son belki bir ay kadar önce Ecem'le geldiğimde mum yakarak dilediğim dileklerimin henüz gerçekleşmemiş olmasından ötürü &lt;i&gt;"yeni mum yakmak yok Zero" &lt;/i&gt;dedim kendime. Zira önceki dileklerim çok kalpten ve önemliydi benim için. Dilek kirliliği yaratarak "evren"in kafasını karıştırmak istemedim doğrusu:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kilise çıkışı Türkiye'nin ilk çağdaş sanat müzesi Doğançay Müzesi'ni gezme ve Cafe Bunka'da yeşil çaylı kekle pirinç patlaklı çay ziyafeti... Aslında yeşil çaylı profiterol yemeğe gitmiştik büyük bir hevesle. Ama kalmamıştı ve biz de yeşil çaylı keke de büyük bir keyifle evet dedik. O bir yana da, pirinç patlaklı çay insanı doruklara çıkaran bir kokuya sahip. Tadı da güzel ama kokusu olağanüstü. İçindeki mısır patlaklarının çayın buharına karışmasıyla hem görsel hem lezzetli bir şölene şahitlik ediyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-36TAgtO_6TU/TpiVOg4oAKI/AAAAAAAAByA/7LnJG73FGg0/s1600/297750_10150333152923195_715118194_8067543_1742502543_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-36TAgtO_6TU/TpiVOg4oAKI/AAAAAAAAByA/7LnJG73FGg0/s400/297750_10150333152923195_715118194_8067543_1742502543_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663440607996543138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cafe Bunka'nın ortamı da, lezzetleri de harikaydı ama saatler film zamanını gösterince Beyoğlu Sineması'nın koltuklarına bırakıverdik kendimizi. Film &lt;i&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1204340/"&gt;Tiranozor&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;. Tam bir sert kaya. İnsanda bıraktığı sorular zorlayıcı. &lt;i&gt;"Sizin şiddetiniz nerde başlar?"&lt;/i&gt; diyor örneğin. &lt;i&gt;"Ben şiddetten yana değilim"&lt;/i&gt; olur belki pek çoğumuzun cevabı. Benim böyledir mesela. Ama bu filmi izleyince insanın sınırları zorlanıyor açıkçası. Verdiğiniz o "rahat" cevapları, aynı rahatlıkla veremiyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Filmin zorlayıcılığından çıkınca &lt;i&gt;"her zor ânı, lezzetli bir tabak yemek hafifletir"&lt;/i&gt; kuralından yola çıkarak vurduk adımları Arap Sokağı'na, bana sorarsanız İstanbul'un en lezzetli falafelcisine. Falafel, humus ve tabuleden oluşan tabak mekandan, hoş sohbet de bizden olunca zaman nasıl geçti hiç sormayın. Gerçekten insan bazen Zaman'ın gaza bastığına kesinlikle inanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_w6pmMlmsrE/TpiVjJbLO-I/AAAAAAAAByM/wzcNpNEqHpE/s1600/296226_10150333167838195_715118194_8067600_1464861737_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-_w6pmMlmsrE/TpiVjJbLO-I/AAAAAAAAByM/wzcNpNEqHpE/s400/296226_10150333167838195_715118194_8067600_1464861737_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663440962476260322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte ben 30'u böyle bir günle uğurladım. Ertesi gün doğum günümse, bu günün enerjisinin gazıyla canım dostlarımla, ailemden insanların sarıp sarmalayan sıcaklığıyla o kadar güzel geçti ki, bir insan daha ne ister bilemedim:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi günün en şımarık cümlesini kurarak çekiliyorum huzurlardan. O kadar çok insan &lt;i&gt;"iyi ki doğdun Zero"&lt;/i&gt; dedi ki, eh bu kadar insanın vardır bir bildiği diyerek iyi ki doğmuşum hakikaten diyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sahi, İstanbul, ben 31 oldum da, sen kaç yaşındasın?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-4356885214253773270?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/4356885214253773270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=4356885214253773270&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4356885214253773270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4356885214253773270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/10/istanbul-ben-31-oldum-da-sen-kac.html' title='Sahi İstanbul, ben 31 oldum da, sen kaç yaşındasın?'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-UKy_Mo6L1No/TpiUpR41ejI/AAAAAAAABxo/brq8Iiio1p0/s72-c/307426_10150333946268195_715118194_8071912_2062500372_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7222230870722719669</id><published>2011-10-09T14:21:00.000-07:00</published><updated>2011-10-09T14:47:45.372-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nuri Bilge Ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Woody Allen'/><title type='text'>İki film arası...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Nuri Bilge Ceylan'a neden bu kadar hayransın?"&lt;/i&gt; diye soruyorum kendime. Her filmini çok sevdiğin için mi? Hayır! Sevmediğim filmleri var, mesela &lt;i&gt;İklimler&lt;/i&gt;; sevdiğim ama bazı yönlerini kendi açımdan eleştirdiğim filmleri de var, mesela &lt;i&gt;Uzak&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;Mayıs Sıkıntısı&lt;/i&gt;... Hayranlığımın kantarı, filmlerini sevip sevmemekten değil, onun tavizsiz sinemacılık anlayışından geliyor. Bunu her izlediğim filminden sonra biraz daha iyi anlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günlük yaşamlarında da, sanatta da, iş hayatında da başkalarının dediklerine, değer yargılarına takılan, kendilerini hep üçüncü şahısların bakış açılarına göre değerlendiren, kendine verdiği değeri hep komşunun/ patronun/kayınvalidenin/bakkalın sözüne göre belirleyen insanlarla dolu çevremiz. Hatta biraz dürüst olursak kendimizi de elimizi, kolumuzu, paçamızı, eteğimizi bu sarmala kaptırmış olarak görmemiz çok muhtemel. İşte ben Nuri Bilge Ceylan'a bu yüzden hayranım. Kimin ne dediğine, ne demediğine, beğenip beğenmediğine bakmadan sadece kafasındaki filmleri yapabiliyor olduğu için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MQYSp1nPn5k/TpIRZQoaTUI/AAAAAAAABxQ/AxXTijI1DWE/s1600/bir_zamanlar_anadolu1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 231px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-MQYSp1nPn5k/TpIRZQoaTUI/AAAAAAAABxQ/AxXTijI1DWE/s400/bir_zamanlar_anadolu1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661606807216999746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sinema salonundayız. Uzun bir reklam ve fragman kuşağını geride bırakmış, sonunda filmin başlamasını bekliyoruz. Karanlık, ıssız bir Anadolu kırsalı... Dağın arkasından birden sapsarı kocaman ışıklar belirmeye başlıyor, hırıl hırıl öten motor sesleriyle birlikte. Öyle ki o karanlığın içinden beliren ışıkların yoğunluğu adeta bir alev topunu andırıyor. Neredeyse filmin başı sayılan bu sahne ve Türk sinemasının bana sorarsanız en sert sahnelerinden biri olan o son sahne arasında geçen, film arasını saymazsak iki saat kırk beş dakikalık bir süre... Bir Nuri Bilge Ceylan filmi için çok mu fazla? Filmi izlemeyen biri için kesinlikle evet. Ama izlerken o sahnelerle ve diyaloglarla onlarca şey düşünüp taşınsanız da aklınıza gelmeyen tek şey zaman oluyor. Bir saniyesinden bile kopmadım filmin ki pek çok sağlam aksiyon filminde bile süre üç saate yakınsa arada bir de olsa bakarım ben saatime.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Filmin detayına ve konusuna dair bir şey yazmak istemiyorum. İlgilenen elbet sinema sitelerinden öğrenecektir. Ben sadece bende kalanlara dair iki çift laf etmek isterim. Bana sorarsanız &lt;i&gt;Bir Zamanlar Anadolu'da&lt;/i&gt; Nuri Bilge Ceylan'ın şu ana kadarki filmlerinin zirvesidir. İnsan gözlemlemedeki olağanüstü başarısı, diyalogların ve oyunculuğun doğallığı... Şapka çıkarmak yetmez, ötesi gerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğallık... Evet ben bu filmin en çok doğallığından etkilendim. Bilmesem bunun bir film olduğunu, bir senaryosu, mizanseni, kurgusu olduğunu, karakterlerin yaşamlarına tutulmuş gizli bir kameranın görüntülerinin biraraya getirilmesi olduğunu düşünürdüm çok rahat. Hele o muhtar sahnesi... Fazla iddialı olabilir ama sırf belki o 7-8 dakikalık sahne için bile bu film izlenmeye değer derim. O nasıl bir oyunculuk, nasıl gerçek diyaloglar!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen akşam bir arkadaş sofrasında film üzerine konuşurken arkadaşlardan birinin söylediği cümleyi çok önemsiyorum: öyle aman aman ve iddialı olmayan, girdisiz çıktısız bir senaryo ile nasıl böyle olağanüstü bir film çıkarılabileceğinin örneğidir bu film. Çünkü senaryonun değil, karakterlerinin, diyalogların, insan hallerinin üzerine oturan bir çalışma bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen tüm hafta bu filmi izlemiş olmanın izleriyle devam etmişken başka bir filme olan merakımsa bunun üzerine eklendi. Woody Allen'ın &lt;i&gt;Paris'te Gece Yarısı (Midnight in Paris)&lt;/i&gt;... Benim hayatımda sinema önemli bir yer tutuyorsa eğer, Woody Allen bunun baş sebeplerinden biridir. Onun hayata, ilişkilere, şehirlere olan bakış açısını çok severim. Yıllarca aşığı olduğu New York'u tutkuyla adeta filmlerinin bir kahramanı yapmış, daha sonra &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0497465/"&gt;Vicky Cristina Barcelona&lt;/a&gt; ile Katalan ışıltısını perdeye taşımıştır. Şimdiyse Paris... Entellektüel, neşeli, romantik sevgili...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LscAU26JEEM/TpIStZ6RjSI/AAAAAAAABxg/yRqoqUlfH30/s1600/Midnight-In-Paris-007.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-LscAU26JEEM/TpIStZ6RjSI/AAAAAAAABxg/yRqoqUlfH30/s400/Midnight-In-Paris-007.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661608252816854306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Paris, milyonlarca kez beyazperdenin konuğu olmuş, uğruna ne destanlar yazılmış, en şatafatlı, güzel ve seksi Hollywood yıldızlarını bile gölgede bırakacak denli efsaneleşmiş bir karakter sinemada ve pek çok farklı Paris var, pek çok farklı yönetmenin kamerasında. Ama bir de derim ki Woody Allen'ın Paris'ini izleyin. Onun kamerasından o geniş caddelerde, daracık sokaklarda, şirin kafelerde dolaşın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Woody Allen'ın da tıpkı Nuri Bilge Ceylan gibi çok iyi bir gözlemci olduğunu düşünüyorum. Farkları, yaşadıkları, beslendikleri kültürler. Woody Allen'ın, Amerikan kültürüne, Amerikan yaşam tarzına ve şekilciliğine dair yönelttiği eleştiri okları komik olduğu kadar da trajik boyutta. Tüm film boyunca en espirili sahneler bu anlardan oluşuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanata, sanatın renkli ve sıradışı kişiliklerine, örneğin Hemingway'e, Fitzgeraldlar'a, Mark Twain'e, Picasso'ya, Salvador Dali'ye ilgisi olan her Woody Allen severin kaçırmaması gereken bir film &lt;i&gt;Paris'te Gece Yarısı&lt;/i&gt;. Çünkü bu film tam bir süpriz yumurta gibi. Her an hangi köşeden nasıl bir tarihi, edebi karakterin fırlayıvereceğinden emin olamıyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki film ve iki çok sevdiğim yönetmen arasında geçen günlerin bir özeti gibi oldu geçen hafta. Woody Allen, film çıkışı benden bir söz aldı; yaşadığım çağın kıymetini, bugünün nimetleriyle kabul edip seveceğime, özlediğim şeylerle sürekli geçmişe öykünmektense onları bugünümde yaratabilmek için çaba harcayacağıma dair bir söz... Sözümü tutmak için elimden geleni yapacağım!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7222230870722719669?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7222230870722719669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7222230870722719669&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7222230870722719669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7222230870722719669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/10/iki-film-aras.html' title='İki film arası...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-MQYSp1nPn5k/TpIRZQoaTUI/AAAAAAAABxQ/AxXTijI1DWE/s72-c/bir_zamanlar_anadolu1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-261363647229896986</id><published>2011-10-06T12:19:00.001-07:00</published><updated>2011-10-06T12:50:33.914-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nazlı Eray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><title type='text'>Bugün... Bir gün...</title><content type='html'>&lt;div&gt;İstanbul'da güzel bir sahil restoranında kuytu bir masaya kurulmuş kıpkırmızı saçlı güzel mi güzel bir kadın... Karşısında belki bir arkadaşı, belki bir hayranı, belki bir akrabası... Belli ki sohbet hoş, keyifli. Ne etrafın ilgisi umurlarında, ne de onların etrafa bir ilgisi mevcut. Ne de olsa her gerçek sohbet topyekûn bir özen ister. Onlar o özende buluşmuşlar besbelli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Amma velakin, restorana giren iki arkadaş 'o' kadını anında farkediverir. Çünkü bazı kadınlar parıldar. Ne bir kuytu saklayabilir onları, ne de güneşten korunmuş bir gölge... Ve o iki arkadaştan biri dayanamaz, iki adımda 'kırmızı büyü'nün yanında alıverir soluğu. Sıcak bir iki cümle, yine sımsıcak bir tokalaşma... Yeter...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nazlı Eray, siz gerçekten benim bu hayatta tanıdığım en parlak kadınlardan birisiniz. Işıltınız hiç eksilmesin!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-dD7RfMHmBLM/To3_eVF_CeI/AAAAAAAABww/yiJ0eOUrYX0/s1600/310975_10150325668458195_715118194_8021047_110915514_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-dD7RfMHmBLM/To3_eVF_CeI/AAAAAAAABww/yiJ0eOUrYX0/s400/310975_10150325668458195_715118194_8021047_110915514_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5660461203197987298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi düşünüyorum da, sanırım mevsimlerin değiştiğini görmek için muhakkak bir parka doğru sürmeli adımları. Onca ağaç, çiçek, çimen arasına dalınca konuşuyor ağaçlar mevsimin rengini. Hele de ağaçların altındaki bir masaya kurulunca konfeti niyetine yağıyor sapsarı olmuş yapraklar. İçilmiş bir bardak çayın yanında birden çok güzel bir dekor oluştuğunu farkediyor ve evet, ben bu ânı yakalamalıyım diyorsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Canım kadar çok sevdiğim bir arkadaşımla bir yolculuğa çıktım bugün. O sonbaharın, o sarı yaprakların altında en az 15 yıllık bir yolculuğa... Hayatımın en ferahlatıcı sohbetlerinden biriydi. Bir evin bir kızı, bir evin bir torunu olmuş iki ufak velet 30 yıllık bedenlerinde konuştular da konuştular. Soğuk kış gecelerinde anneanne evinde sarınılan sımsıcak yorganlar, sabah kızarmış ekmek kokusuyla uyanmanın keyfi, o bitmez tükenmez anneanne sıcaklığı, güveni... Buram buram koktu bugün her yanımda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, sadece 'bugünü' tarihe not düşmek için yazıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, bu sabah yine bana heyecan veren bir olaya adım attım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, yine bana çok keyif veren bir romana başladım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, çoktan gelmiş sonbaharın ortasında yaprakların arasında can dostumla oturdum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, en sevdiğim yazarlardan birine sımsıcak bir merhaba dedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, bütün bunların şerefine eve gelince kendime en sevdiğim yemeklerden birini pişirdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, şimdi bu yazıyı yazıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bugün, birazdan kendimi bol köpüklü bir kahveyle ödüllendirip bu sefer de başka bir yazıya gömüleceğim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve ben bugün, bugünü sonbaharın en güzel günü ilan ediyorum. Yaşanacak tüm diğer güzel günlere duyurulur, daha iyisini yaparım diyen buyursun:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-261363647229896986?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/261363647229896986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=261363647229896986&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/261363647229896986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/261363647229896986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/10/bugun-bir-gun.html' title='Bugün... Bir gün...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dD7RfMHmBLM/To3_eVF_CeI/AAAAAAAABww/yiJ0eOUrYX0/s72-c/310975_10150325668458195_715118194_8021047_110915514_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-435500509303105295</id><published>2011-10-01T14:59:00.001-07:00</published><updated>2011-10-01T15:30:45.119-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deniz Alphan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Festival'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Uykum kaçmadı, kek yapmadım ama yine de yazdım...</title><content type='html'>&lt;div&gt;‎&lt;i&gt;"Cehennemde bile huzur bulursun sen. Hemen yemek yapmaya, ekmek pişirmeye, dekorasyonlara başlarsın. Kendi huzurun sensin. Bu ne Fernando'yla gelir, ne de Fernando yüzünden gider."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son zamanlarda okuduğum bir kitaptan, &lt;i&gt;Venedik'te Bin Gün&lt;/i&gt; romanından çok sevdiğim bir alıntı... Amerika'da aşçılık yapan, aynı zamanda da yemek eleştirileri yazan Marlena de Blasi'nin, Venedik'te bir İtalyan'a aşık olması sonucu değişen şehrini, ülkesini, kısacası yaşamını anlatan gerçek bir hikaye &lt;i&gt;Venedik'te Bin Gün&lt;/i&gt;. Okursanız hayatınızın romanı olmayacak muhtemelen ama gün boyunca sürekli hatırlamak için elinize, haftalarca hatırlamak için duvarınıza ya da defterinize, ömürlük olması içinse ruhunuza yazılan cümleleriniz olacaktır kesinlikle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-izAE-FniCRQ/ToeNfElvvDI/AAAAAAAABwQ/qvnegmxY6Uw/s1600/IMG_0381.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-izAE-FniCRQ/ToeNfElvvDI/AAAAAAAABwQ/qvnegmxY6Uw/s400/IMG_0381.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5658647021761838130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Kütüphanemden kendi elimin ve gözümün değdiği ve yaşıyla olmasa da tutkularıyla bana seni hatırlatan bir kitap getirmek istedim sana"&lt;/i&gt; diye çantasından çıkarıp bana bu romanı uzatan güzel insana da burdan bir kere daha teşekkür!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüzeyden değil gerçekten yürekten tutkulu mutfak sevdalılarının ortak bir yanı sanırım en kötü zamanlarda bile huzur bulabilmek için o ateşin, korun, hararetin çok yüksek olduğu dört duvarın, mutfağın içine dalıvermek... İlla kötü ya da sıkıntılı olması da gerekmiyor zamanın, çok abuk subuk bir an da olabilir. Mesela bu sayfalara yazılmış bir &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2009/05/uykusu-kacms-kadn-keki.html"&gt;Uykusu Kaçmış Kadın Keki&lt;/a&gt; vardır ki, en sevdiğim keklerimden biridir ama sanmayın ki malzemesinden, sütünden, çikolatasından; tamamen yapılış saatinden... 2,5 yıl kadar önce uykusu kaçan Zeren'in sabah 4'te zınk diye uyanması sonucu birden kek yapmaya karar vermesi ve o gün kolunun altında koca bir paket kekle iş yerine gidip ofis arkadaşlarıyla çaylar, kahveler hep birlikte keki mideye indirmeleriyle sonuçlanmış bir mutfak macerası olarak tarihe geçmiştir. Adı da bu yüzden tarafımdan "Uykusu Kaçmış Kadın Keki" konulmuştur:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mutfak maceralarından terapi etkisi uman tek insan evladı olmadığımı çok iyi biliyorum. Mesela Deniz Alphan'ın &lt;i&gt;Mutfakta Erkek Var&lt;/i&gt; kitabında okuyorum ki, zamanında Ali Poyrazoğlu aşk acısını unutabilmek için bir arkadaşının tavsiyesi üzerine mutfağında günlerce reçel kaynatmış:) Yüreğinin acısını, eve yayılan o muhteşem şekerli kokularla dindirmeye çalışmış. O yürek acısı öyle kolay kolay dinmez, çünkü gerçekten aşk acısı çekerken acıyan, ağrıyan bir şeydir yürek; aşkın, gerçekten kalple ilgili bir duygu olduğuna inanmamı sağlayan bir acıdır o, aşk acısı çeken insan yüreğinde gerçekten fiziksel olarak bir ağrı hisseder, bilirim ama yine de hoş, ne diyim! İşe yaramıştır, yaramamıştır, orası başka mevzu da, onu unutmak için günlerce reçel kaynattım demek bile hoş yıllar sonra.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve eylül güzel bir finalle ekime devriliverdi. &lt;i&gt;"Bu gece uyumamak gerek, çünkü bu gece Eylül'ün son gecesi"&lt;/i&gt; diye yazmıştı dün Küçük İskender:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçek bir sonbahar yaşıyor İstanbul. &lt;i&gt;"Filmekimi'nin biletleri satışa sunuldu"&lt;/i&gt; diye çaldı 1 Ekim'in gongu bugün. İzlemek istediğim film sayısı yine oldukça fazla ve biliyorum ki çok azını izleyebileceğim ama biri var ki ona biletimi aldım, ne yapıp edip gitmek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Sl0XisiOubE/ToeOqFAAlGI/AAAAAAAABwg/rJcX7RIO_Vg/s1600/toast.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Sl0XisiOubE/ToeOqFAAlGI/AAAAAAAABwg/rJcX7RIO_Vg/s400/toast.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5658648310362182754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Tost (Toast)&lt;/i&gt; İngiltere yapımı, çok keyif alacağımı düşündüğüm bir film. &lt;i&gt;"Kokular ve tatlarla örülü bir çocukluk... Yemeğe âşık, anne-babasından çok, bahçıvan ve temizlikçiye yakın bir çocuk... Limonlu bezeli kekler ve otuz yıl sonra ülkenin en sevilen yemek yazarı olacak Nigel Slater'ın gözünden 1960'ların İngiltere'si..."&lt;/i&gt; İKSV tanıtım kitapçığından filme dair kısa bir not... Şimdi bu filmi izlememek bana yakışır mı? Yakışmaz! O yüzden biletler alındı, yerimiz garantilendi, geriye sadece o günü beklemek kaldı:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Venedik'te Bin Gün&lt;/i&gt;'den bir alıntıyla başlamıştım yazıya, yine ordan bir alıntıyla bitsin o zaman. Gitmeden... Ekim, bereketin bol olsun, olur mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Bir şeylerin gerçekliğini sadece sabahın üçünde anlayabileceğini söyleyen bir kadın tanıdım. Sabahın üçünde de kendini seviyorsan, sabahın üçünde de kendini sevdiğin kadar sevdiğin biri yatağındaysa, kalbin sessizce göğsünde atıyor ve ne periler, ne de gölgeler odada dolanıyorsa, bu büyük olasılıkla her şeyin yolunda gittiğini gösterirmiş. Sabahın üçünün, insanın kendine en zor yalan söyleyeceği zaman olduğunu anlatırdı."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-435500509303105295?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/435500509303105295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=435500509303105295&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/435500509303105295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/435500509303105295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/10/uykum-kacmad-kek-yapmadm-ama-yine-de.html' title='Uykum kaçmadı, kek yapmadım ama yine de yazdım...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-izAE-FniCRQ/ToeNfElvvDI/AAAAAAAABwQ/qvnegmxY6Uw/s72-c/IMG_0381.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-935080974991605218</id><published>2011-09-29T12:35:00.001-07:00</published><updated>2011-09-29T12:55:41.339-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muriel Barbery'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kirpinin Zarafeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gurmenin Son Yemeği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>"Manyak mısın sen?!"</title><content type='html'>&lt;div&gt;Biliyorum, zor meslek seçtim ben. Sıcak mutfaklar, günde en az 10 saat ayakta ordan oraya tezgah arası koşturmacalar, karışan balık-et-tavuk kokuları, kiloluk kasaların altında ezilen kollar-bacaklar, gecenin son saatlerine doğru kimlik değiştirip balerina cif moduna geçen aşçılar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazen bunca eğitim ve iş hayatından sonra sürekli karşıma çıkan neden aşçılık sorusuna cevap vermekte zorlanıyorum. Çünkü çoğunlukla bu soruyu soranlar, mesleklerini keyiften zerre yoksun bir şekilde sürdüren şu anki meslekdaşlarım aşçılar oluyor. Nasıl anlatmalıyım, ne demeliyim? Kelimelerle aram iyi olsa da, bazen hissettiklerimi, hayatımı, yaşadıklarımı, nerelerden geçerek bu noktalara geldiğimi, çocukluktan bu yana bir yandan köklenen bir yandan gökyüzüne uzayan bir ağaç gibi içimde büyüyen mutfak sevdamı nasıl anlatacağımı bilemeyip susmayı tercih ediyorum. Kelimelerimi içimde tutuyorum. Çünkü bazen susmak, konuşmaktan daha kolay oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1eZ3-wj8Uuk/ToTIs5dAMRI/AAAAAAAABwI/hCQWtleed48/s1600/IMG_0411-1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-1eZ3-wj8Uuk/ToTIs5dAMRI/AAAAAAAABwI/hCQWtleed48/s400/IMG_0411-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657867705546453266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra bir roman çıkıyor. Haberi bir sabah tatlı bir arkadaş mesajıyla geliyor. &lt;i&gt;"Zeren, Muriel Barbery'nin romanı 'Gurmenin Son Yemeği' çıkmış, umarım güne güzel bir başlangıç olur bu haber senin için"&lt;/i&gt;:)) Sırf, sevdiğim bir yazarın romanını gördüğünde aklına ben gelen bir arkadaşın varlığı bile güne güzel bir başlangıç nedeni. Ama evet, haber büyük! Acaba Türkçe'ye çevrilir mi, çevrilirse ne zaman sorularıyla yıllardır debelenirken sonunda &lt;i&gt;Gurmenin Son Yemeği&lt;/i&gt; çıkıverdi bile.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şey &lt;i&gt;Kirpinin Zerafeti&lt;/i&gt; ile başlamıştı aslında. İçimdeki kilitleri çeviren, hayatımdaki değişimlerin başlangıcı olan romandı o. Onu okumaya başladığım o otobüs yolcuğuna dair &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2010/06/zarif-kirpiler-ve-ongorulemeyen.html"&gt;yazdığım yazıya&lt;/a&gt; geri dönüp bakıyorum da şimdi, nasıl da hissetmişim daha o zamanlar her şeyin değişmeye başlayacağını. Gerçi o günlerde ben bile bu kadar olacağını asla tahmin edemezdim. Hayatımdaki değişimlerin boyutları benim bile tahayyül sınırlarımı aştı. O değişimleri birlikte yaşayacağımı tahmin ettiğim insanlar hayatımdan çıktı, çıkacağını tahmin ettiklerim kaldı; yepyeni, bambaşka, çok keyifli yeni insanlar girdi. Enerjileriyle beni tüketmeyen, yücelten insanlar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pazarı pazartesiye bağlayan gece, kalp çarpıntılarımın doruk noktasında olduğu bir geceydi. Pazartesi benim için çok önemli olan bir sınavdan geçecek, mutfağında değil çalışmak nefes almaktan bile heyecan duyacağım bir İtalyan şefin yanında denemeye tâbi tutulacaktım. Yani pazar gecesi, uykunun bana benim uykuya kavuşmaya pek niyetimiz yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte böyle bir gecede yanımda sadece ve sadece &lt;i&gt;Gurmenin Son Yemeği&lt;/i&gt; vardı. Tam da o gecenin ruhuna, rengine, sesine uygun bir roman... 140 sayfa boyunca konuştu benimle. Bense çoğunlukla hayranlıktan kendinden geçmiş bir yüz ifadesiyle sustum, onu dinledim. İnanılmaz keyifliydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tam da başta bahsettiğim soruların, neden bu mesleği seçmiş olduğumun, sevdamın cevaplarıydı o satırlar. Yemek yapmanın, kocaman bir tencerenin içinde birbirine karışan kırmızıların, yeşillerin, sarıların verdiği hazzın tekrarı, yeniden hatırlanmasıydı. Tüm zorluklarına rağmen &lt;i&gt;"neden mutfak?"&lt;/i&gt; sorusunun cevabıydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün bir sohbette üniversite mezunu olduğumu ve uluslararası ilişkiler okuduğumu öğendikten sonra bana &lt;i&gt;"manyak mısın sen!"&lt;/i&gt; diyen o kadın gibi insanlara ya da bıkıp usanmadan &lt;i&gt;"neden aşçılık?"&lt;/i&gt; diye soranlara artık cevap vermek yerine  &lt;i&gt;Gurmenin Son Yemeği&lt;/i&gt;'ni mi uzatsam? Kendi kelimelerimle anlatmakta zorlanıyorum, buyrun Muriel anlatsın size, hem belki siz de biraz ilham alırsınız mı desem?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kahramanımız gurmenin, büyükannesinin mutfağını ve onun baştan çıkarıcılığını anlattığı satırlarıyla bitmeli bu yazı. Şimdi okuyacağınız bu satırları Muriel Barbery yazmış ama ben yazmışım gibi de farzedebilirsiniz, çünkü bu satırlar o kadar benki! Ve evet, bir gün ben de anneannemin mutfağını anlatırsam, umarım bu kadar etkileyici olmayı başarırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Mutfağı benim için büyülü bir mağara olan bir büyükannem vardı. Düşünüyorum da, meslek hayatımın başlangıç noktası, çocukken beni arzudan deliye döndüren ve büyükannemin mutfağından yükselen kokulardan ve dumanlardan kaynaklanıyor. Evet, kelimenin tam anlamıyla arzudan çılgına dönerdim. Arzunun ne anlam ifade ettiğiyle ilgili çok az fikrimiz var, gerçek arzu sizi o denli hipnotize ettiği, ruhunuzun tamamını eline geçirdiği, onu her bir yandan sarıp sarmaladığı zaman artık çılgına dönmüş, kuşatılmış, ele geçirilmişsinizdir, o şeytani kokunun çöreklendiği burun deliklerinizle orada pişenin bir kırıntısına, bir tek damlasına ulaşabilmek için her şeyi yapmaya hazırsınızdır artık! Üstelik büyükannemden insanı diz çöktüren bir enerji ve iyi niyet fışkırırdı, tüm mutfağını pırıl pırıl bir canlılıkla kuşatan olağanüstü bir yaşam gücü vardı, etrafına ışıltılar saçardı, kaynama noktasına ulaşmış bir maddenin tam ortasındaymışım duygusuna kapılır ve saçtığı sıcak muhteşem kokulu ışıltılar beni kucaklayıp sarmalardı!"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-935080974991605218?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/935080974991605218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=935080974991605218&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/935080974991605218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/935080974991605218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/09/manyak-msn-sen.html' title='&lt;i&gt;&quot;Manyak mısın sen?!&quot;&lt;/i&gt;'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-1eZ3-wj8Uuk/ToTIs5dAMRI/AAAAAAAABwI/hCQWtleed48/s72-c/IMG_0411-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-598875593947608247</id><published>2011-09-25T05:47:00.000-07:00</published><updated>2011-09-25T06:08:01.512-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deniz Alphan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>"Mutfakta erkek var!"</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RpoDHkyS7Io/Tn8lGuSNCBI/AAAAAAAABvw/jBDLhkgmaD8/s1600/cookingmen.png" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 277px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-RpoDHkyS7Io/Tn8lGuSNCBI/AAAAAAAABvw/jBDLhkgmaD8/s320/cookingmen.png" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656280454434457618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İki gün önce çalan bir telefon... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Zerocum selam, müsait misin?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Evet, Sinancım* müsaitim, söyle!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Şimdi, ben bu akşam için Ebru'ya* bir şeyler hazırlamaya karar verdim. Dün eve geç geldi, ben evdeydim ama hiç bir şey hazırlamadım ona, çok üzüldüm. Bu akşam da geç gelecek ve şimdi bir şeyler hazırlamak istiyorum. Markete gittim, alışveriş yaptım.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bir yandan bir gece evvel eve aç gelen Ebru'nun, sonra da mahcup Sinan Efendi'nin surat ifadelerini de tahmin ettiğimden dolayı duruma kahkahalarla gülmeye başlayarak soruyorum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Eee ne yapacaksın peki?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Zeytinyağlı yaprak sarması...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- ?!!!!!!!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konuşmanın bundan sonrasında ben bir süre Sinan'ın dediklerini duyamadım çünkü kendi kahkahalarımın sesinden başka bir şey duyabilecek durumda değildim, krize girmiştim:)) Sakinleştikten sonra şunu dediğimi hatırlıyorum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Sinancım bu akşam karına yemek yapmaya karar verdin ve mutfakla ilişkisi omlet ve makarna arasında gidip gelen biri olarak zeytinyağlı yaprak sarması yapmaya mı karar verdin? Puhahahahahaaha!!!&lt;/i&gt; (Yine bir kopma ânı!).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Ya uff! Bırak dalga geçmeyi de, nasıl yapılacağını anlat bana!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabi benim şirin arkadaşım ailenin danışman aşçısı olarak benden yardım istemeden önce, zeytinyağlı dolma içine köri, kimyon gibi olmadık baharatlar atmış ve ben &lt;i&gt;"ne yaptın Sinan?"&lt;/i&gt; diye çığlıklar atarken &lt;i&gt;"Ama vallahi de kokusu tam dolma kokusu gibi oldu"&lt;/i&gt; demekteydi:))) Biraz tarçın, şeker, yenibahar koymasını söyledim ama tarçın ve şekere tasdik gelmesine rağmen yenibahardan sonra bir sessizlik olunca &lt;i&gt;"bilir misin yenibaharı, hani böyle görüntüsü karabibere benzeyen, tatlımsı bir baharattır?"&lt;/i&gt; deme durumda kaldım:))&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçini tamamen pişirmemesi gerektiği, dolmayla birlikte de pişeceğinden sarmadan önce pilavının hafif diri kalması gerektiği gibi konularda anlaştıktan sonra &lt;i&gt;"bana bak süpriz yapıcam ha, sakın söyleme Ebru'ya"&lt;/i&gt; tembihlerini de aldım ve telefonu kapadık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gün içinde Ebru'yla bir kere konuşulmuş olmasına rağmen hatırladıkça sürekli gülmekte olan ağzımı sıkı tutup süprizi bozmadım. Ama akşam da 10 civarı arayıp dolmanın akıbetini sormadan edemedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Sevgili kocacığın sana zeytinyağlı dolma yapmış!&lt;/i&gt; (Kahkahalar)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Hımm evet, pirinçler hiç pişmemişti, ikinci kere pişirmek zorunda kaldık. Yapraklar da çok tuzluydu.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Ha iyi gene, ilk denemede bu kadarla yırttıysa iyi.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Öncesinde koca bir tencere pilavı olmadı diye çöpe atmış ama!!!:)))&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yav siz çoook yaşayın emi hayatımın güzel insanları!:))&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bir yandan bu çok sevimli olaya güledurayım, televizyonda da keyifli bir kitabın tanıtımına rastladım. Gazeteci Deniz Alphan'ın, değişik mesleklere sahip 28 erkeği mutfağa sokarak onların mutfak keyiflerini, en leziz tariflerini, mutfak hikayelerini, neden/ne için ve kim için çoğunlukla yemek yaptıklarını keyifli sohbetler, fotoğraflar ve tariflerle paylaştığı &lt;i&gt;Mutfakta Erkek Var&lt;/i&gt; kitabı... Bu 28 erkeğin içinde Ferzan Özpetek, Mehmet Ali Alabora, Murat Belge, Arman Kırım, Reşit Soley, Cenk Sönmezsoy gibi çok merak ettiğim isimler var. Kitabı ben de henüz edinemedim ama ilk fırsatta diyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vedat Milor'un yine bu kitapla ilgili söylemiş olduğu bir cümle ile gelsin bu yazının sonu da:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Lezzetli kişiliklerden lezzetli yemekler doğuyor." &lt;/i&gt;Doğru söze ne denir!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;---------------------------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*İsimleri değiştirdim ki canım Sinan'ımın(!) "beni millete rezil ettin!" nidalarından kurtulayım:)))&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-598875593947608247?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/598875593947608247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=598875593947608247&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/598875593947608247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/598875593947608247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/09/mutfakta-erkek-var.html' title='&quot;Mutfakta erkek var!&quot;'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-RpoDHkyS7Io/Tn8lGuSNCBI/AAAAAAAABvw/jBDLhkgmaD8/s72-c/cookingmen.png' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-4972113177995410594</id><published>2011-09-21T10:51:00.000-07:00</published><updated>2011-09-21T14:16:59.081-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><title type='text'>Sonbahar'la iki çift laf...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Aylar sonra ilk kez bu akşam içtiğim kahvenin tadından başka bir keyif alıyorum. Lezzetin ötesinde bir keyif bu, sıcaklığın ısıtan keyfi... Yaz boyu içtiğim tüm kahveler, bünyeyle buluşmadan önce az biraz soğuması için bekletildi ama gerçek şu ki çayın da, kahvenin de her zaman en sıcağı sevildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdiyse hâla sonuna kadar açık balkon kapısından serin, tüylerimi ürperten bir rüzgar esiyor evin içine doğru. Sonbaharı büyük bir özlemle bekledim ben. Kapamıyorum bu yüzden kapılarımı. Essin istiyorum hem eve, hem içime. Üzerime aldığım ince bir hırkaya sarınmaktan güzeli yok şu an.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HcFx6n20-pI/TnomjMFDifI/AAAAAAAABvo/UynX2bODlWU/s1600/IMG_0192.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-HcFx6n20-pI/TnomjMFDifI/AAAAAAAABvo/UynX2bODlWU/s400/IMG_0192.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5654874668096784882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yağmur yağacak diyorlar. Sonbaharın ilk yağmuru... Keşke yağmakta çok gecikmesen de diyorum, bu gece seninle şöyle bir yürüsek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha dün defterime &lt;i&gt;"hoşgeldin Eylül"&lt;/i&gt; yazdığımı hatırlıyorum. Hangi ara ayın 21'i oldu? Neyse ki Ekim en sevdiğim kardeşindir. Aslında bir nevi daha çok 'ben'dir. Eylül şiirdir, Ekim düz yazı... Eh sen de daha çok düz yazı insanısındır zaten. Şiiri sever ama hep 'düz' yazarsın. Eylül 'sonyaz'dır, kasım 'ilkkış', ekimse başından sonuna, iliğine kadar sonbahar... Tıpkı sen gibi... İnsan doğduğu ayın rengini alır, ruhunu emer mi? Herkes kendinden mesul, sizi bilmem ama ben sonbaharım, rengim sonbahar, ruhum sonbahar... Sonbahar çocukları, her mevsimi sever ama en çok sonbaharı özler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Boşa demiyorum rengim bile sonbahar diye. Saçlarım derin bir iştahla senin rengine bürünmek istediler. Şu resimdeki kızarmış yapraklarını kıskanmış olmalılar. Kızıl olma konusundaki ısrarlarına karşı gelemedim, meğer onlar benden daha iyi biliyorlarmış kendilerine yakışacak olanı. Şimdi koyu kırmızı tonlarında salına salına dolanırlarken pek bir memnunlar hallerinden. Onlar mutlu, ben mutlu, daha ne olsun:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul da yaz rehavetinden sıyrılıp senin ruhuna bürünmeye başladı yavaş yavaş. Festival haberleri, kapalı mekanların yeni sezon konser programları, tiyatro oyunları haberlerini uçurmaya başladılar yavaştan yavaştan. Ama sen hep en çok Filmekimi'ni beklersin Zero, bilirim. Listen çoktan yapıldı. Son üç yıldır yaptığın listelerdeki filmlerin kaçına gidebildin diye sorup canını sıkmıyorum. Biliyorum, kabahat çoğunlukla şu aralar sık sık kapıştığın İstanbul'un dikenlerinde ama sen yine de her sene pes etmeden, vazgeçmeden listelerini yapmaya devam ediyorsun ki, işte bu yüzden sana koca bir aferin! Belli mi olur, belki bu sene gideceklerinin sayısı, gidemediklerini geçer.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki biraz daha yazardım ama o çok beklediğim yağmur, üstelik yanına bir de misafir alarak çıkageldi. Şimşek çakıyor, gök gürlüyor ve yağmur inanılmaz güzel yağıyor. Çağırdım, geldin, kocaman bir teşekkür sana!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi ıslanma vakti... Yağmura söz verdim!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-4972113177995410594?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/4972113177995410594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=4972113177995410594&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4972113177995410594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4972113177995410594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/09/sonbaharla-iki-cift-laf.html' title='Sonbahar&apos;la iki çift laf...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-HcFx6n20-pI/TnomjMFDifI/AAAAAAAABvo/UynX2bODlWU/s72-c/IMG_0192.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-6003161027110201773</id><published>2011-09-19T15:10:00.001-07:00</published><updated>2011-09-19T15:19:55.750-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Paul Auster'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Hatalıyım, öyleyse varım!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Hiç aklımda yoktu bu aralar Paul Auster okumak. Üstelik çok severim kendisini. Ama ne başucumda okunmayı bekleyenlerin arasında, ne de defterime sıralanmış listelerin içinde adından eser yoktu. Sonra bir an, bir gün kitapçının birinden saniyelik bir kararla, 2011 itibarıyla son romanı olan &lt;i&gt;Sunset Park&lt;/i&gt;'ı aldım ve çıktım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2AhAP-MAhJs/Tne97uqq-sI/AAAAAAAABvY/e-mOiseQ2sg/s1600/317672_10150302617803195_715118194_7889955_1953982396_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-2AhAP-MAhJs/Tne97uqq-sI/AAAAAAAABvY/e-mOiseQ2sg/s400/317672_10150302617803195_715118194_7889955_1953982396_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5654196691023887042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O gün kendimi mutfağın hay huyuna atmadan önce Miles Heller'ın hikayesiyle yüzleşmek ne kadar doğru bir tercihti bilemiyorum çünkü bütün gün aklımdan çıkmadı okuduklarım. Anlık, sıradan, her gün olan cinsinden bir durumun, bir an içinde dehşet bir trajediye dönüşmesi; etkisi yıllarca sürecek yıkımlar, zaaflar, üzüntüler... Çok karakterli bir romanın, adı romanda geçmeyen isimsiz kahramanlarından biri oluverdim bir anda. Yazarlara sürekli sorulan &lt;i&gt;"kendinizi mi yazdınız?"&lt;/i&gt; sorusuna verdikleri cevap gibi &lt;i&gt;"Hem evet, hem hayır, aslında hepsinde biraz ben varım"&lt;/i&gt;. Aynı böyle işte, hepsinde biraz ben vardım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Az uyudum, çok okudum, 2 günde romanın sonuna geldim ve sordum kendime neden bu kadar seviyorsun Paul Auster okumayı? Bulabildiğim en iyi cevap şu oldu: her insanın içinde olduğuna inandığım o kara deliği, karanlık tarafları, zaafları, kesinlikle yargılamadan anlattığı ve gerçekten her romanından sonra bende kalan &lt;i&gt;"hata yapmak da insancıl bir erdemdir"&lt;/i&gt; duygusu için...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kanlı canlı, son derece gerçek insanlar o sayfalardaki. Ne iyi, ne kötü, hepsi birden... En mükemmeli olmanın, en güzeli olmanın, en başarılı olmanın, en eğitimlisi olmanın, en paralısı olmanın, tüm 'en'lerin hepsini tek bir bünyede toplamanın kesintisiz bir dozda pompalandığı 21.yy dünyasında, tüm trajedilerine ve iç burkan hikayelerine rağmen insan olmanın kusurlu güzelliğini hatırlatan bir elmas parçası gibiydi &lt;i&gt;Sunset Park&lt;/i&gt;. Robot değil de birer insan olduğumuzu hatırlayıp mutlu olmak gibiydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan ruhunun röntgenini çekmek, ama önce kendi ruhundan başlayarak. Kendini tanımak, kimselere itiraf edemeyeceğin tüm karanlık noktalarına varıncaya kadar... Sonra ordan topladıklarınla üçüncü bir gözü yüzüne yerleştirip diğer ruhlara bakmak... İyi yazar böyle mi olunuyor acaba? Yoksa nasıl yazabilir ki bir adam bütün bunları? Sadece kelimelerle aranın iyi olması yeter mi? Yetmez! İnsana da aşina olmak gerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kusursuzluk çığlıkları arasında kusurlu insanlarla dolu sahici bir roman okumak çok iyi geldi bana. Tüm basmakalıp ahlak, aşk ve mutluluk kurallarını çiğneyip buna rağmen hikayeyi empati yüklü bir hale getirebilmek ve en ahlakçı okurun bile tüm karakterlere sempati duyabileceği, en azından yargılamayacağı bir çizgide durmak... Auster'ın yaptığını, sanırım en iyi bu şekilde açıklarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi sonbahar bitmeden, daha doğrusu bu kahve sarı mevsim sürerken tadını çıkarmak istediğim bir yazar var. Ağustos sonunda defterime &lt;i&gt;"bu sonbahar Tanpınar okumak istiyorum"&lt;/i&gt; diye yazdım ve şimdi elimde benim için en önemlilerinden biri olan &lt;i&gt;Huzur &lt;/i&gt;var. Delicesine huzur arayanların, bitmek tükenmek bilmeyen huzursuzluğu...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Araya başka kaçak romanlar girer mi bilmem ama bir süre Tanpınar takılma niyetindeyim. Sonbahar bu kıvamda geçsin arzu ediyorum. &lt;i&gt;Huzur &lt;/i&gt;sonrası bir kahve üzerine &lt;i&gt;Saatleri Ayarlama Enstitüsü&lt;/i&gt; de pek güzel gider kanımca...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-6003161027110201773?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/6003161027110201773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=6003161027110201773&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6003161027110201773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6003161027110201773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/09/hatalym-oyleyse-varm.html' title='Hatalıyım, öyleyse varım!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-2AhAP-MAhJs/Tne97uqq-sI/AAAAAAAABvY/e-mOiseQ2sg/s72-c/317672_10150302617803195_715118194_7889955_1953982396_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-8797267837126493239</id><published>2011-09-15T07:46:00.001-07:00</published><updated>2011-09-15T08:31:14.956-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siddhartha'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hrant Dink'/><title type='text'>İstanbul sana diyeceğim var!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Ey İstanbul, bütün kirini pasını vapurlar ve martılar saklıyor biliyor musun? Onlar da seni terkederse halin yaman"&lt;/i&gt; diye yazdım defterime yaz sonuna doğru bir vapur seferinde. Her vapura binişimde sanki o ana kadar İstanbul'la küsüm de yeniden barışıyormuşum gibi bir hisse kapılırım. Eh pek de yalan sayılmaz aslında, biz sık sık küseriz İstanbul'la birbimize.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JShUGOXRhxA/TnIP49c9CII/AAAAAAAABuI/t8oxt0G_o4c/s1600/IMG_0266.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-JShUGOXRhxA/TnIP49c9CII/AAAAAAAABuI/t8oxt0G_o4c/s400/IMG_0266.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652597953546487938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben ona çokça kızarım. Çok talepkar, şımarık, yıpratıcı bulurum. Karaciğerini iflas ettiren bir alkolik gibi ya da akciğerlerini tüketecek kadar çok sigara içen bir tiryaki gibidir. Hızlı yaşayıp genç ölmek isteyenlerden... Bu yüzden bedenine de, ruhuna da hoyrat davrananlardan...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte o gün de yine biraz kızgındım sanırım kendisine. Ömür törpüsü bir trafiğin içinden çıkmış, saygısız kalabalıklarının arasında kalmıştım. Yani sanırım... Çünkü sık sık böyle olur:) Ama vapura biner, üst katına çıkar, mümkünse en kenara tüner, gözlerimi o en derin mavilere, bembeyaz köpüklere, vapur dostu martılara, Haydarpaşa'ya, Sultanahmet'e, Kız Kulesi'ne, Haliç'in gizemine dikerim. Tüm öfkesine, yılmışlığına, anlaşmazlığına rağmen sevgilisinin bir yaman bakışıyla mest olan iflah olmaz bir aşık gibi kalakalırım. İnsanlık tarihi kadar eski "ne seninle ne sensiz" vakâsı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ilIM4Y7bUcs/TnIQdVL00UI/AAAAAAAABuQ/fP6hAkInyT0/s1600/314815_10150299195053195_715118194_7871229_1116875642_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ilIM4Y7bUcs/TnIQdVL00UI/AAAAAAAABuQ/fP6hAkInyT0/s400/314815_10150299195053195_715118194_7871229_1116875642_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652598578392387906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte her vapura binişimde, bir gün bu şehirden gidersem (ki sık sık düşerim bu gitme girdabına) en çok özleyeceğim şeyin bu vapurlar olduğunu düşünürüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senenin hemen başında, yılbaşından birkaç gün sonra, henüz daha MSA günlerim sona ermemiş ama hayatım bambaşka zamanlara savrulurken ders çıkışı Beşiktaş'a inmiş ve vapuru beklerken denizi karşıma alıp bir soru sormuştum İstanbul'a: &lt;i&gt;"Ne dersin, sence 2011 aramıza bir özlem sokar mı?"&lt;/i&gt; Dinledi, cevap vermedi. Ben bu suskunluğunu &lt;i&gt;"yaşayalım ve görelim"&lt;/i&gt; olarak değerlendirdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Takvimler Eylül 2011... Ve ben hâla İstanbul'a, İstanbul da hâla bana ait. Kopamayan sevgililer... Halbuki ben ilişkilerde çiftlerin arasına biraz özlem girmesinin o ilişki için çok besleyici olduğunu düşünmüşümdür hep. Ama biz ayrılamıyoruz; hayat, bizim didişen sevgili rollerimizi çok seviyor anlaşılan:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-lGJSI2OdD7o/TnIR03JdX9I/AAAAAAAABuY/7JNI9pfWXOc/s1600/IMG_0324.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-lGJSI2OdD7o/TnIR03JdX9I/AAAAAAAABuY/7JNI9pfWXOc/s400/IMG_0324.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652600082157887442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu aralar kafam karışık biraz bu konuda, kabul ediyorum. &lt;i&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/siddhartha-hermann-hesse/tanim.asp?sid=QD0UE304SS5AKJ27IF0D"&gt;Siddhartha&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;'nın bana söylemiş olduğu üzere tüm dış sesleri, empozeleri, toplumsal öğretileri susturarak sadece iç sesimi dinlemeye çalışıyorum. Ömrüm boyunca yapmak istediğim mesleği buldum, bunu bulmakta da iç sesimin klavuzluğuna başvurmuştum bundan yaklaşık bir buçuk sene önce. Peki ya yaşamak istediğim şehir? Net bir cevap yok; diyorum ya, kafam karışık. Artılar ve eksilerin muhasebesi döküm halinde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dün yine bir vapur seferinde iç ses deftere şu satırları döktü: &lt;i&gt;"Bu şehirde kalmak için bir nedene ihtiyacın var."&lt;/i&gt; Evet, sanırım artık nedensiz görüyorum kendimi İstanbul'da yaşamaya dair.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qvToaolzbnc/TnISKWuTDPI/AAAAAAAABug/RSP7i56-h1U/s1600/IMG_0325.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-qvToaolzbnc/TnISKWuTDPI/AAAAAAAABug/RSP7i56-h1U/s400/IMG_0325.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652600451411152114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul'da yaşıyor olmanın, İstanbul'un tadını alıyor olmanın bazı olmazsa olmazları var benim için. Örneğin ille de İstanbul, ille de İstanbul'sa yaşamak için, Kuzguncuk olmalı mesela o İstanbul'un adı. Ya da bir ada balkonundan baklamalı İstanbul'a her akşam; belki bir Galata cumbasına tünemeli... İlle de İstanbul, ille de İstanbul'sa, bir anlamı olmalı bu şehirde yaşadığın semtin... Benim için bu demek İstanbul. Yeni kurulan büyük büyük bloglu, üst düzey güvenlikli sitelerde yaşamak değil benim İstanbul anlayışım. Ruhum buna göre kurulmamış, kurgulanmamış. İhtiyacım olan nefesleri alabildiğim bir sahil kenarına inebilmek için otobüste ter kokuları arasında tost olmak ya da maaşımın üçte birini hatta bazen daha da fazlasını benzine yatırmak arasında tercih yapmak değil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_ULlU3t49xk/TnISkCo1YII/AAAAAAAABuo/vvi_DpxpAGc/s1600/IMG_0327.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-_ULlU3t49xk/TnISkCo1YII/AAAAAAAABuo/vvi_DpxpAGc/s400/IMG_0327.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652600892696125570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak... Sonuç falan yok aslında. Defter yetmedi, bir de buraya içimi dökmek istedim. Bu aralar karışığım, karmakarışık... Sucuklu, kaşarlı, domatesli tost gibi yani:) (Leylak Dalım ve Lalelerin Lale'siyle Burgazada gezimizde oturduğumuz çay bahçesinde verdiğimiz tost siparişlerini garson kardeş, karmakarışık (sucuklu, kaşarlı, domatesli), karışık (sucuklu, kaşarlı) ve kar (sadece kaşarlı) olarak isimlendirmiş ve çok güldürmüştü bizi. Bu yazıda onun da anılası varmış demek:))&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;--------------------------------------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Paul Auster'ın &lt;i&gt;Görünmeyen&lt;/i&gt; romanında 20'li yaşlarına gelmiş iki kardeş her yıl, yıllar evvel kaybettikleri ufak kardeşlerinin doğum gününü kutlarlar, her nerde ve ne yapıyor olurlarsa olsunlar. Ayrı ya da birlikte hiç değiştirmedikleri bir kutlama seramonileri vardır. Bunu neden mi yazdım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyi ki doğdun dost Hrant!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-8797267837126493239?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/8797267837126493239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=8797267837126493239&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8797267837126493239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8797267837126493239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/09/ah-istanbul.html' title='İstanbul sana diyeceğim var!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JShUGOXRhxA/TnIP49c9CII/AAAAAAAABuI/t8oxt0G_o4c/s72-c/IMG_0266.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7484928073198859176</id><published>2011-09-12T14:42:00.000-07:00</published><updated>2011-09-12T23:26:03.667-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Judi Dench'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ören'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siddhartha'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hermann Hesse'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Lavanta...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bazı kadınların gözleri, dillerinden daha anlamlı konuşuyor. İfade sanatı yer değiştiriyor sanki, kelimeler anlamlarını bakışlara yüklüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Ladies in Lavender... Lavanta Kokulu Kadınlar...&lt;/i&gt; Sessiz, sakin ve gerçekten lavanta kokan bir sabahta izledim bu çok keyif aldığım filmi. Evin kıyısı köşesi bir gün önce hediye edilen lavanta torbalarım ve lavantalı doğal sabunum sayesinde zaten inceden inceden lavanta kokuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CUMs89YHk-Q/Tm59LZgUmuI/AAAAAAAABtw/HJhGps80sbk/s1600/308194_10150292330383195_715118194_7827597_2098149173_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-CUMs89YHk-Q/Tm59LZgUmuI/AAAAAAAABtw/HJhGps80sbk/s400/308194_10150292330383195_715118194_7827597_2098149173_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651592217175038690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve uzun zamandır filmlerimin bulunduğu rafta izlenmeyi bekleyen bu film&lt;i&gt;...&lt;/i&gt; Sakin ve huzurlu bir film izlemek istiyordum. Adında lavanta geçmesi değildi seçim nedenim. Sadece keyifli bir tesadüftü bu ya da ben öyle sanıyordum da, belki bilinç üstü ulvî bir buluşmaydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1930'larda bir İngiliz kasabası... Ve kasabanın dışında, hemen deniz kıyısında kayalıkların üzerine kurulmuş iki katlı bahçe içinde olağanüstü bir ev. İki kız kardeş, sadece yanlarında çalışan son derece sevimli, huysuz ve tatlı kadın kategorisinden gündelikçilerinin eşlik etmesiyle sakin, sıradan, kitaplar, bahçe, yemekler, deniz ve doğanın tüm nimetleriyle başbaşa bir hayat sürerler. Bir gün bir fırtına sonrası sabah sahile yaralı genç bir adamın vurduğunu görünce hayatlarının sıradan günlük ritmi bozulacak, üç kişilik yaşamlarına ilginç bir yabancı eklenecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve işte böylece hem filmin konusu başar, hem de bir kadının gözlerinin sesi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Judi Dench sen nasıl bir kadınsın diye sormak isterim, keşke duyuversen beni! Her filminde hayran kaldım sana, her filminde imrendim, gücüne, kadınlığına, asaletine, güzelliğine ama en çok da gözlerine. Çünkü hep konuştu gözlerin ve ben hep ağzından ziyade gözlerinden çıkan sözlerini duydum, okudum. Daha anlamlı ve daha duyguluydular. Öfkeni de, sevgini de, aşkını da, hüznünü de, ızdırabını da daha etkili anlattılar. Tenimden geçti içeri, benim duygum, benim hissim oldular.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok sade, sıradan, huzur dolu ama içli bir hikayesi var filmin. Konu üzerine daha fazla bir şey yazmak istemem, izlemeyenlerin filmin detaylarını keşfetme hakkını gaspetmeyi hiç sevmem. Ama bütünü kadar, detayları yakalamayı seven, detaylardan da keyif alan her sinemaseverin de izlemesini tavsiye ederim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şehir yaşantısının tırmıklarından hayli kanadığımı düşündüğüm bu günlerde doğayla başbaşa yaşamanın güzelliklerini hatırlatan eski bir anı gibiydi sanki bu film. Ören'e yazın değil de, daha kışın etkisinin tüm gücüyle sürdüğü Nisan başı dönemlerinde gittiğimiz o yıllar düşüverdi aklıma. Korkunç bir fırtınanın koptuğu, yağmurun camlara vururken çıkardığı sesten neredeyse uyumanın zor olduğu gecelerden sonra, suya doymuş mis gibi toprağın, yeşilin, çimenin kokusuyla uyanırdık o serin sabahlara. Mutfak kapısını açıp üzerimde kalın hırkalarım, kendimi ıslak çimenlere attığım, o ilahi kokuyu tüm gücümle içime çektiğim o sabahlar... Mutluluk buydu, daha ötesi değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Lavanta Kokulu Kadınlar&lt;/i&gt;'da da böyle bir sahne var ki, beni benden aldı, götürdü, savurdu, savurdu, ama galiba geri getirmedi. Doğaya yakın olan tüm yaşamlara daha bir özenir oldum bu aralar. Her kitap, her film izler bırakarak geçiyor üzerimden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hermann Hesse'nin &lt;i&gt;Siddhartha&lt;/i&gt;'sını okudum geçenlerde. Klavuz kitap gibi oldu, tam ihtiyacım olan zamanda kuvvetli bir doz vitamin gibi geldi. Hayatın anlamını, huzuru, özü arayan biridir Siddhartha. Ama bunun için hiç bir öğretiye bağlanmak istemez. Öğretileri manasız, kof, kelime oyunu bulur. Ve böylece kendi anlamını bulmak için kendi yolunda yürümeye başlar, kendi yaşam yolunda... Kitabın en hoşuma giden bölümlerinden birinde, yaşamındaki en önemli öğretinin kendi iç sesini dinlemek olduğunu öğrenir. Bunu da başkasının tavsiyesi üzerine değil, yine yaşayarak öğrenmiştir, tam da bu yüzden çok değerlidir. Bir insana gitmesi gereken yolu söyleyecek en doğru şeyin, kendi iç sesi olduğunu keşfeder. Hayatı ve içinin sesini dinlemeyi öğrenmesi, bilmesi gerekmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendi iç sesimin volümünü son ses açmaya çalıştığım bu günlerde &lt;i&gt;Lavanta Kokulu Kadınlar&lt;/i&gt; çok iyi geldi işte bana. Doğayı, ıskalanmaması gerekenleri, aşkı yeniden hatırlattı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşk... Öyle bir final sahnesi var ki, çok etkilendim. Judi Dench'in gözlerinden okuduğum, bana hissettirdiği tüm cümleleri bir bir not düştüm defterime.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Derin bir iz, sızlayan bir yara olarak kalacaksın içimde..."&lt;/i&gt; Böyle konuştu gözleri...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7484928073198859176?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7484928073198859176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7484928073198859176&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7484928073198859176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7484928073198859176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/09/lavanta.html' title='Lavanta...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CUMs89YHk-Q/Tm59LZgUmuI/AAAAAAAABtw/HJhGps80sbk/s72-c/308194_10150292330383195_715118194_7827597_2098149173_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-6644919056081124570</id><published>2011-09-08T02:36:00.001-07:00</published><updated>2011-09-08T22:52:18.749-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazıya Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadınlık Halleri'/><title type='text'>Bazı günler unutulmaz, bazı kadınlar hiç!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Bazı günler o kadar özeldir ki tarihe not düşmek gerekir"&lt;/i&gt; diye başladım defterime yazmaya. Kahve ve yanına koyduğum bir dilim pasta daha çok bir renkti; asıl istediğim defterimle ve gün içinde yaşadığım tüm o özel anlarla başbaşa kalmaktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-coWRbO_rTeM/TmiMpitFQPI/AAAAAAAABtI/sgE0kNIztCE/s1600/297097_10150290296483195_715118194_7815409_394396835_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-coWRbO_rTeM/TmiMpitFQPI/AAAAAAAABtI/sgE0kNIztCE/s400/297097_10150290296483195_715118194_7815409_394396835_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649920377854705906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Az evvel okudum, &lt;a href="http://ecessun.blogspot.com/2011/09/samimi-olabilir-misin-kuzum.html"&gt;canım arkadaşım&lt;/a&gt; dünkü o muhteşem buluşmayı İtalyan filmlerindeki kalabalık, neşeli, curcunalı sahnelere benzetmiş. Ne kadar doğru! Kocaman bir masa etrafına toplanılır, yenilir içilir, herkes bir ağızdan konuşur, ama dinler de aynı zamanda, çaylar gelir, kahveler gider, çantalar bir hediye torbasına dönüşür, bir ayraç atlar çantanın içine bir seferinde, sonra bir lavanta torbası, mis kokulu bir sabun ya da masmavi bir uğur taşı... Ama en nihayetinde bu bir İtalyan filmi değildir. Bu, bizim filmimizdir. Biz kim mi? Bir leylak, bir lale, bir ece, bir baykuş, bir macera, bir düş, bir hüzün, bir süslü, bir sabun, bir qunegond, bir annecik...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kadar insanı bir araya getiren o &lt;a href="http://leylakdali.blogspot.com/"&gt;güzel kadın&lt;/a&gt; bir tarafa, hepimizin aslında yazı, satırlar, kelimeler sayesinde buluşmuş olmamız ayrı bir hoşluk. Özde hepimizi biraraya getiren şeyin yazı olduğunu bilmek... Yazmayı seçen, yazıyla birbirini bulan, yazıyla birbirini tanıyan ve buluşan kadınlar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Buluşmaya ilk gidenlerdendik. Upuzun masanın etrafında yarım saat içinde tüm yüzler yerlerini aldı teker teker. Kucaklaşmalar, öpüşmeler, samimi, candan onlarca söz... Sonra bir kadın geldi, elinde bastonu, yanındaysa gülümseyişiyle daha da güzelleşen kızı... İşte o an o masadaki atmosfer bir anda katman değiştirdi. Bir katman daha yükseldik sanki gökyüzüne.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzun ve bembeyaz saçlarını savura savura, bir söyledi on kahkaha attı, bir kahkaha attı on söyledi. 1940'larda yaşadığı Kars'ta kışların nasıl çetin geçtiğini, çıktığı tiyatro oyunlarında ellerinin duruşuna nasıl sinir olduğunu espiri kata kata mekanı çınlatan kocaman kahkahalarıyla anlattı, daha nice anlattığı şeyler gibi... O kadar keyifle ve heyecanla paylaştım ki onunla tüm o anları, suratıma nasıl bir gülümseme yerleştiyse artık, ayrılırken yüzümü ellerinin arasına aldı ve &lt;i&gt;"gülen yüzün hiç eksilmesin canım yavrum"&lt;/i&gt; dedi bana. Dayanamadım, bir kere daha sarıldım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama durun, ayrılmamızdan önce söyleyeceğim birkaç cümlem daha var. O anlatır, biz dinler, biz anlatır, o dinlerken bir an geldi, kızına Asimov'un Vakıf serisinin son iki kitabını almak istediğini söyledi. Şimdi bir şeye açıklık getirmeli: A-S-İ-M-O-V! Bu altı harfin yanyana gelmesinden oluşan bu ismi nerde, ne zaman ve ne şekilde olursa olsun duyan bendeniz, o an tüm dünyayı durdurur sadece bu isme kitlenirim. Çünkü benim için bir dahi, olağanüstü bir yazar, bir yaratıcı ve büyücüdür o. Hayatıma giren kitapları "okuduğum kitaplar" ve "yediğim kitaplar" olarak ikiye ayırırsam Asimov'un Vakıf serisi kesinlikle yediklerim arasında yer alır:) Zira yedi ciltlik kalın kalın tuğla mahiyetindeki romanlar taş çatlasın 2-3 hafta içinde bitmiş ve sonra bu kadar çabuk bittiği için çok hayıflanılmıştır. Hatta Asimov'un tekrar dünyamıza dönüp yazmaya kaldığı yerden devam etmesi için Tanrı'ya yakarılmış ama evrenin doğal ritmini senin için bozamam cevabı alınmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak demem odur ki, bu özel kadının, tutkulu bir Asimov okuyucusu olduğunu öğrenmem beni ilk olarak öyle bir şaşkınlığa sürükledi ki, bir taraftan da neden dedim kendi kendime. Neden bu kadar şaşırdın ki? Aşağı yukarı benim anneannem yaşında olan bu pırlanta kadınla Asimov sohbeti yapmak... Ben anneannemle Asimov konuşabilmeyi hayal bile edemedim ki! Budur sanırım beni şaşkınlığa sürükleyen ve aslında hayatta hiçbir şeyin bizim yaptığımız kategorilerden ibaret olmadığını kanıtlayan. Dün defterime koca koca harflerle not ettiğim gibi hayat, sen kocaman bir süpriz yumurta gibisin ve sen Ayla Arslancan, sen çok ama çok ve hep böyle kocaman kahkahalarla yaşa olur mu:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi çekmecelerim lavanta torbalarımla ve ellerimse lavantalı sabunumla mis gibi kokuyor. Ruhta ise bir leylak kokusu... Benliğime oksijen girmesini sağlayan kilit roman Hermann Hesse'nin &lt;i&gt;Siddhartha&lt;/i&gt;'sını uğurladıktan sonra bir Leylak armağanı &lt;i&gt;Venedik'te Bin Gün&lt;/i&gt; oturuyor kucağıma.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-52ouEn5QSw4/TmiOuO8mH2I/AAAAAAAABtQ/VfruAupKXRM/s1600/foto%25C4%259Fraf%2B%252821%2529.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-52ouEn5QSw4/TmiOuO8mH2I/AAAAAAAABtQ/VfruAupKXRM/s400/foto%25C4%259Fraf%2B%252821%2529.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649922657473666914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Venedik, Toscana, yemeklere ve mutfağa duyulan aşk, yaşı sana uymasa da tutkulu bir kadın, aşk ve bir şehri aşka benzer bir duyguyla sevmek. Ne bileyim seni çağrıştırdı tüm bunlar bana..."&lt;/i&gt; Yazarınkilerden önce beni karşılayan Leylak satırları... Bir insanı tanımak ve onun tarafından tanındığını bilmek ne kadar güzel...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kimi dün hayatıma giren ve kiminiyse daha önceden tanıdığım tüm o güzel insanlar, hep yazalım ve paylaşalım ki hiç ayrılmayalım!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-6644919056081124570?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/6644919056081124570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=6644919056081124570&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6644919056081124570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6644919056081124570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/09/baz-gunler-unutulmaz-baz-kadnlar-hic.html' title='Bazı günler unutulmaz, bazı kadınlar hiç!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-coWRbO_rTeM/TmiMpitFQPI/AAAAAAAABtI/sgE0kNIztCE/s72-c/297097_10150290296483195_715118194_7815409_394396835_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-4861213067194587942</id><published>2011-08-30T13:47:00.000-07:00</published><updated>2011-08-31T14:43:33.508-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Laura Esquivel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Mutfakta aşk var!</title><content type='html'>&lt;div&gt;‎&lt;i&gt;"İnsanın yemek pişirerek, yemek yiyerek aşkını ilan etmesi, ruhsal ve tensel iletişim kurması mümkün müdür? Yemek ve kocakarı ilacı tariflerinden bir aşk masalı çıkar mı? Ev yapımı bir çikolata ya da yarım kilo soğan, iki baş sarımsak, bir tutam kekik, yakıcı bir aşkın simgesine dönüşebilir mi?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu tutku rengindeki soruların cevabı bende değil, &lt;i&gt;Acı Çikolata&lt;/i&gt;'nin yazarı Laura Esquivel'de! Elbet mutfak renklerine bürünmüş bir aşçı olarak benim de söyleyecek sözlerim var bu sorulara ama &lt;i&gt;Acı Çikolata&lt;/i&gt; öyle masalsı bir lisanda anlatmış ki aşkın mutfak hallerini, yetersiz cümleler kurmaktan korkarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vFT1cISqZ60/Tl1M11Qym0I/AAAAAAAABsQ/gLcRtt1Zf9M/s1600/307454_10150282888673195_715118194_7750529_1420871_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-vFT1cISqZ60/Tl1M11Qym0I/AAAAAAAABsQ/gLcRtt1Zf9M/s400/307454_10150282888673195_715118194_7750529_1420871_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5646753995506752322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama yine de bir deneyeyim: Örneğin akşamdan şekere yatmış çileklerin çıkardığı o ilahi kokuyla uyanan bir insanın, o gün içinde aşık olma ihtimalinin her zamankinden daha fazla olduğuna kalıbımı basarım. Böylesi özel bir kokuyla uyarılan koku duyusu, kalbin penceresini sonuna kadar açar, açar ki rüzgar içeri istediği kadar üfürebilsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Acı Çikolata&lt;/i&gt;'da Tita'nın hikayesi üzerine okuduklarım, bir seneye yaklaşmakta olan kendi profesyonel mutfak maceramla ve neredeyse tüm ömrümü kaplayan mutfak tutkusuyla birleşince 30 yıllık geçmişimde farklı anların, anıların kapısını tıklatıyor. Sevdiği adama da, dostlarına da, ailesine de sevgisini, tencerede kaynattıklarıyla, fırında kızarttıklarıyla, rengarenk süslediği pastalar ve mutfağı buladığı vanilya kokusuyla anlatmaya çalışan bir insan oldum ben hep ama hep. Mutfak lisanı olsa gerek bu. Konuşabildiğim, rahat ettiğim, huzur ve aşk bulabildiğim bir dil, bir ifade tarzı... Mutfakta hep aşk vardı. Pişirdiklerimde olduğu kadar, benim için pişirilenlerde de...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Masmavi bir tenteyle çevrilmiş, etrafındaki ağaçların yeşil gölgesinde serin bir balkon... Ufacık balkon masası üzerine kurulmuş iki kişilik, sade mi sade mis gibi domates kokulu bir kahvaltı sofrası... Masanın iki ucunda, aralarında iki nesillik bir zaman dilimi bulunan aynı ailenin iki ferdi, anneanne ve torun, yani bizim ailenin en kadim mutfak cadısıyla, onun yanında daima yavru cadı olarak kalacak bendeniz...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O ve ben söz konusu olunca sohbetin ucu döner dolaşır muhakkak mutfağa dokunuverir. Hayatta bazı şeyler kaçınılmazdır, bizim kaçınılmazımız da daima mutfaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Yeni bir poğaça tarifin var mı?"&lt;/i&gt; der örneğin &lt;i&gt;"haftasonu teyzenle pazartesi günkü misafirler için yapalım dedik"&lt;/i&gt;. &lt;i&gt;"Var ananecim, istediğin poğaça tarifi olsun"&lt;/i&gt; derim. Dön dolaş her daim aynı tarifleri uygulamaktan sıkılan kadındır o, yeniliklere açıktır, heyecan ister, farklılık ister mutfağında. &lt;i&gt;"Ah bir krem karamel yapıversen de yesek"&lt;/i&gt; derim, bilirim ki istersen 35 yıllık aşçı ol, onun yaptığı krem karamelin kıvamına, görüntüsüne ama en çok da tadına ulaşabilmenin imkanı yoktur. O, ailenin krem karamel üstâdıdır, daha pek çok şeyde bu sıfatı kimselere kaptırmadığı gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra en sevilenlerden biriyle can dayı ile konuşulur. İstanbul'un dışında özenle, emekle, aşkla kurduğu kendi cennetinde bir gün önce giriştikleri salça yapma macerasını anlatmaya başlar telefonda bol kahkaha ve neşe ile... Yıllık ritüeldir, yaz bitmeden kavanozlar dolmalıdır. Kilolarca biber alınmış, bahçeye kazan kurulmuş, komşular toplanmıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Zeren dün burda öyle bir curcuna vardı ki görmen lazımdı. Tam bir panayır yeri... Göksu (kuzenim) diyor ki, Zeren Abla burda olsaydı kesin bu curcunadan bir yazı konusu çıkarırdı. Akşam saat dokuzda anca işimiz bitti, çok yorulduk ama tencerenin sonundaki kalıntıları ekmekle sıyırırkenki keyif de her şeye deyiyor doğrusu"&lt;/i&gt;. Değmez mi canım dayım, değmez mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüzyüze ya da telefonda mutfak sohbetleri kesintisiz devam ederken hemen yanı başımda&lt;i&gt; Acı Çikolata..&lt;/i&gt;. Sohbet aralarında bana Tita'nın yemeklerle nasıl bir aşk destanı yazdığını anlatıyor. En iyi bildiğim şeyi hiç durmadan kulağıma fısıldıyor: Mutfakta aşk var!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnanmazsanız açın mutfağınızın kapısını bir de siz bakın:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-4861213067194587942?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/4861213067194587942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=4861213067194587942&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4861213067194587942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4861213067194587942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/08/mutfakta-ask-var.html' title='Mutfakta aşk var!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-vFT1cISqZ60/Tl1M11Qym0I/AAAAAAAABsQ/gLcRtt1Zf9M/s72-c/307454_10150282888673195_715118194_7750529_1420871_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-4892874535974991925</id><published>2011-08-23T04:48:00.000-07:00</published><updated>2011-08-25T04:09:29.396-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaz Dağları'/><title type='text'>Bu bir veda yazısıdır!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Çocukluğumun tüm yazları Ören'de geçti benim. Doğduğum değil, ama yaşadığım yerdi, suyunu içtiğim, toprağından beslendiğim, günbatımlarının ışığında ilk aşkımın arkasından ağladığım, aile sofralarında çokça kahkaha, az hüzün, bolca huzur biriktirdiğim... En güzel anılarımın biriktiği yer, kan bağı değil, gönül bağıydı, tam da bu yüzden memleketimdi. Nerelisin dediklerinde yüreğimden geçen yerdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nice manzaralar gördüm bu yaşıma kadar. Olağanüstü günbatımları, yakamozlar, sarımtrak gündoğumları... Ama Ören sahilinde kumların arasına ayaklarımı saplayıp karşıma tüm ihtişamıyla Kaz Dağları'nı almak ve tam arkasından batan tupturuncu bir topa dönüşmüş güneşi izlemek... Bunun yerini tutan hiç ama hiç olmadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğa, işini hepimizden daha iyi bilir. Gün nereden doğarsa daha pırıltılı olur, güneş nereden batarsa ihtişamıyla nefes keser, herkesten ve her şeyden iyi bilir. Edremit Körfezi, Kaz Dağları gibi bir doğal güzellikle taçlanır da, güneş nereden batması gerektiğini bilmez mi? Ben, hayatında sadece bir kere değil, yüzlerce kere o olağanüstü büyüye şahit olmuş şanslı bir insanım. Güneşin milim milim Kaz Dağları'nın arkasında kaybolmasını izlerken gökyüzünü turuncunun onlarca farklı tonuna boyamasıyla nice anılar biriktirdim. Dostlarla atılmış kahkahalar da var o günbatımlarında; denizden, dağlardan ve güneşten almak istediğim huzur da; sevgiliyle el ele olmanın aşkı da; aşkın gidişiyle çekilen acı da...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra annem ve babam Kaz Dağları'nın o muhteşem köylerinden birinde, yaşadıkları tabiatın huzuru yüzlerine yansımış güzel dostlar edindiler kendilerine. Böylece bizim sahil kasabasından izleyerek hep karşıdan ihtişamına tanık olduğumuz Kaz Dağları'na o büyülü yolculuklar başladı. Mis kokulu köy tereyağları, parmakları unun rengine bulanmış pamuk kadınların ellerinden çıkma gözlemeler, daha lezzetlisinin hiç içilmediği tavşan kanı çaylar... O topraklarda yenip içilen her şeyin içine doğanın güzelliği sinmiş olduğundan olsa gerek, başka hiç bir lokmadan, hiç bir yudumdan o dere kenarlarından aldığım keyfi ve lezzeti almadım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaz Dağları bir masaldır. Yıllarca hep karşıdan izlemişken sonradan içine çekildiğim, adeta Alice Harikalar Diyarı'nda Alice'in o sihirli kapıdan geçmesi gibi bir anda içine düşüverdiğim bir masal... Turist sıfatıyla gelenlerin kesinlikle bilmediği, sadece orada yaşayanların gizine vâkıf olduğu ışıl ışıl göletlerde yüzdüm ben. Tepelerde birikmiş kar sularının erimesiyle akan suların biriktiği, daldığında adamı zımba gibi yapan buz ötesi göletlerde... Sarı Kız'ın hikayesine şahit olmak bir yana, taaa en tepeye, onun topraklarına çıktım ben. Sadece etraftaki kalıntılara değil, Kaz Dağları'nın gökyüzüyle buluştuğu yerde Sarı Kız'ın anısına bekçilik yapan o nur yüzlü amcayla tanıştım. Bir zamanların 'en sevileni' ve hep can kalacak dostlar ile o sularda yüzdüm, o kahvaltılara oturdum, o ağaçlara tırmandım. Onlarca anı, yüzlerce fotoğraf... Hayatımın geçen on yıllık döneminin en güzel zamanlarını biriktirdim. An geldi, bir aşk gidince yeniden gitmesi, o sulara dalması zor geldi; an geldi, çok özlendi, en iyi merhem yine o sular olur dendi, gidildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün Kaz Dağları'nın ölüm fermanının çıktığı gündür! Dünyanın bu en nadide cennet köşesinde altın madeni işletmek isteyen 16 firma ruhsatlarını aldı, Kaz Dağları'nın katli vaciptir dendi. Pek çok insan için acı bir haber bu. Üzücü, yıkıcı... Kınayan, lanetleyen cümleleri, haykırışları duyuyorum. Biraz doğa sevgisi, biraz vicdanı olan herkes isyan ediyor. Ya ben? Kalbimin ortasına saplanan acıdan nefesim kesiliyor. Kimi zaman uzaktan izleyerek, kimi zaman içinde yaşayarak geçirdiğim tüm zamanlar, yakında nesilden nesile anlatılan bir efsaneye dönüşecek. Şu hayatta daha kaç güzelliğe daha açgözlü insan ırkı yüzünden veda etmek zorunda kalacağız?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzel bir kalemin &lt;a href="http://erge35.blogspot.com/"&gt;sayfasında &lt;/a&gt;bir cümleye denk geldim bugün, Andre Gide'ın bir cümlesine: &lt;i&gt;"Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır"&lt;/i&gt; demiş usta kalem. Bu yazıyı ölümün elinden bir şeyler kurtarmak için yazdım. Daha detaylılarını ise defterlerime dökmeye söz verdim kendime.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve seni mahfetmelerinden önce bir kere daha geleceğim sana. Hem eski güzellikleri yad eder, hem de henüz daha kirletilmemiş suyundan bir yudum daha içerim. Böylesi vedaları kaldırmıyor artık benim içim!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-4892874535974991925?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/4892874535974991925/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=4892874535974991925&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4892874535974991925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4892874535974991925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/08/bu-bir-veda-yazsdr.html' title='Bu bir veda yazısıdır!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-3264550120083153452</id><published>2011-08-16T13:54:00.000-07:00</published><updated>2011-08-16T14:08:45.340-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazıya Dair'/><title type='text'>Mürekkep &amp; Dolmakalem...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Edebi ve ebedi aşk... Tereyağ ile bal gibi ya da çayla şeker... Koşulsuz tamamlayıcı... Ayrı ayrı yazılsa da sanki tek bir kelime...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wbOxS_zDAzc/TkrZfTdfDgI/AAAAAAAABqg/ZgGaNnWIkgI/s1600/foto%25C4%259Fraf%2B%252810%2529.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-wbOxS_zDAzc/TkrZfTdfDgI/AAAAAAAABqg/ZgGaNnWIkgI/s400/foto%25C4%259Fraf%2B%252810%2529.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641560615058083330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki gün önce yolumun düştüğü bir mağazada bu dolmakalem/mürekkep takımlarına gözüm ilişince kafamdan geçen ilk düşüncelerdi bunlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dolmakalemin bir karakter olduğunu, taşıdığı kişinin özelliklerini yansıttığını ilk dedemden öğrendim ben. Neredeyse tam on yıldır bizlerle birlikte olmayan dedemden... Bir avukat olarak işindeki resmi, mesafeli, ciddi duruşunu yansıtan gri tonlarında bir dolmakalemi, sağ elinin orta parmağında da hiç eksilmeyen bir mürekkep lekesi olduğunu hatırlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-bi7YdQc0bZY/TkrZyex0OtI/AAAAAAAABqo/4UGiBcATAW8/s1600/foto%25C4%259Fraf%2B%25289%2529.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-bi7YdQc0bZY/TkrZyex0OtI/AAAAAAAABqo/4UGiBcATAW8/s400/foto%25C4%259Fraf%2B%25289%2529.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641560944513661650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tıpkı yıllar evvel daktilosuyla ilgili &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2008/04/bir-daktilo-sevdas.html"&gt;yazdığım &lt;/a&gt;gibi dolmakalemleri de onun için son derece müstesna, kıymetli, hele de öyle burnunu ona yasaklanan şeylere sokmaya meraklı evin ufak veledinin kurcalamasına izin vermeyeceği kadar özeldi. Peki çocuk dediğin yasak dinler mi? Dinlemez! Bir keresinde gizli gizli ele geçirdiğim kalemin neden yazmadığını bir türlü çözemeyince sinir olup orasını burasını kurcaladığımı ve mürekkebini patlatıp yüzüm gözüm, üstüm başım her yanımı mürekkep yaptığımı hatırlıyorum. Bir insan yaramazlık yaptığını ancak bu kadar ele verebilir, artık oynamıyordum desem ne fayda:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evin her yanını kitaplarla dolduran dedem, daktilosu olan dedem, özel kutularında itinayla sakladığı dolmakalemleri olan dedem... İçindeki yazı canavarıyla o zamanlar henüz yakından tanışmamış olsa da en azından varlığını hisseden bendeniz, işte dedemin bu eşyalarını kurcalamaya, denemeye, nasıl çalıştığını çözmeye çok meraklıydım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazmaya meraklıydı dedem. Çok konuşan, paylaşımcı bir insan değildi pek. O nedenle çocukluğumdan aklımda kalanlar sözlerinden çok, ona dair görüntüler. Şimdi yazarak rahatladığım, kendimi döktüğüm tüm defterlerim gibi onun da defterleri, kendini anlattığı satırları vardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben elyazısına da ilk onunla vuruldum. Ama nasıl bir yazı... Kelimelerin her biri kıvrıla kıvrıla şekil alıp sadece bir yazı olmaz, insanın bakışını anlamlandıran bir sanat eserine dönüşürdü. Sanki o kıymetli kıvrımlar öyle sırlar barındırırdı ki içinde, her görene de okunmak, anlaşılmak istemezdi. Zordu dedemin yazısını çözmek...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ölümünden sanırım iki yıl önceydi bir albüm yapma sevdasına tutuldu dedem. Ama öyle böyle değil. Pek fazla irtibatta olunmayan ailenin uzak akrabalarından bile resimler, anılar istedi. Detaylı bir soyağacı çıkardı. Ve kendisinden bir nesil önceden başlayarak her bireye, her çekirdek aileye en az birer sayfa ayırarak kocaman bir albüm yaptı. Öyle ki sadece olanları değil, henüz olmayanları bile ekledi albüme. Yani biz torunlarının eşleri, çocukları, torunları için bile sayfalar ayırdı:) Albümün başınaysa o muhteşem yazısıyla ailenin tarihini, başından geçenleri, kendi anılarını yazdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve bu içindekilerin yaşanması yıllar, hazırlaması ise büyük emek istemiş olan albüm bittiğinde çağırdı beni yanına. Hatıraya, anılara, yazıya tutkun romantik ruhlu torununun karakterini bildiğinden &lt;i&gt;"bak, bu albümü sana emanet ediyorum"&lt;/i&gt; dedi. &lt;i&gt;"Bu zamana kadar olanları ben tamamladım, ama bundan sonrasına ömrüm vefa etmez. Ama sana, sizler için hazırladığım o sayfaları özenle doldurmanı emanet ediyorum".&lt;/i&gt; Canım, nasıl önemserdi böyle şeyleri:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ailenin yeni nesil kızları pek bir özgür çıktı dedecim! Henüz evlenen yok ama bilesin emanetin hala bende saklı:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir mürekkep/dolmakalem ikilisinden böyle bir yolculuk yapıverdim. Yaşasaydı bunları alır, ona hediye ederdim. Şimdiyse birini seçip kendime armağan ediyorum!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-3264550120083153452?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/3264550120083153452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=3264550120083153452&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3264550120083153452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3264550120083153452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/08/murekkep-dolmakalem.html' title='Mürekkep &amp; Dolmakalem...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-wbOxS_zDAzc/TkrZfTdfDgI/AAAAAAAABqg/ZgGaNnWIkgI/s72-c/foto%25C4%259Fraf%2B%252810%2529.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-3339552682713230176</id><published>2011-08-14T14:59:00.001-07:00</published><updated>2011-08-14T15:10:17.727-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yolculuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gitmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadınlık Halleri'/><title type='text'>Gezgin kadınlar...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Birini uzaktan, birini nispeten daha yakından izlediğim iki kadın... Çok farklılar ama bir o kadar da benzer... Paydalarını özgür ruhlarında ve iflah olmaz bir gezgin olmalarında birleştirmişler. Yolda değilken bile yola tutkun bir hayat yaşamak aslında hiç de sanıldığı kadar kolay bir şey değilken tutkularını hayatlarının merkezinde tutarak yaşamlarını cesaretle anlamlandıran insanlar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben Barselona yoluna çıkmadan evvelki gece konuştuğumuzda &lt;i&gt;"Güney Amerika'ya gitmeyi planlıyorum, gittim mi 2-3 ay dönmeyi düşünmediğimden de bazı ayarlamalarla uğraşıyorum"&lt;/i&gt; demişti. Yeni bir yol arifesinde onun yolu için duyduğum heyecanı bugün gibi hatırlıyorum. Hayatımızın çok kısa bir dönemini yan yana aynı ofis içinde geçirmiş olmamıza rağmen tüm incelikleriyle çekilmiş bir resim gibi kalmıştı o iflah olmaz gezgin ruhu hayatımın insanları arasında. Bendeki tanımı &lt;i&gt;"hep gezmek için yaşayan insanlardan biri"&lt;/i&gt;ydi daha çok. Çalışır, para biriktirir ve heyecanla hayalini kurduğu yeni yollara vururdu kendini. Sizse belki ondan daha çok gezmesini isterdiniz; gezsin ki anılarını anlatırken yaşattığı o kıpır kıpır enerjiyi daha çok yaşayasınız. Yaşarken aldığı keyfi sohbetine de yansıtan, cümlelerin sevdiği insanlardan biriydi her zaman ve daima.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barselona'dan dönmemle kısa bir zaman içinde sosyal paylaşım sitelerinden birinde o çok beklediği yollara vurduğunu gördüm kendisini. Üstelik yaşadıklarını paylaştığı &lt;a href="http://reinadelcamino.tumblr.com/"&gt;bloguyla&lt;/a&gt; da beni dönmeden gezisinin bir parçası yapıvermişti. Fotoğraflarına mı, satırlarına mı takılayım hiç bilemedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Reina del Camino... Lirik bir lisan olduğunu düşündüğüm İspanyolca'dan kendi lisanıma kattığım inanılmaz güzel bir ifade... Yolların ve yolculuğun kraliçesi demek. Bloguna verdiği ismin açıklamasını yaptığı &lt;a href="http://reinadelcamino.tumblr.com/about-reina-del-camino"&gt;satırlarından &lt;/a&gt;öğreniyorum bunu, yüzümde kocaman bir gülümseme... Bir insan kendine bu kadar yakışan, bu kadar bütünleştiği bir ismi nasıl bulur:) Dedim ya cümleler severdi onu; bunun için yürüyüp bulmuşlardı üzerine yapışacakları ruhun yüzünü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://macerakitabim.blogspot.com/"&gt;Diğeriyleyse &lt;/a&gt;bu satırlar sayesinde tanışmış, önce Paris'e olan aşkına vurulmuş, sonra tüm dünyayı neredeyse kaldırım kaldırım dolaşma ve keşfetme arzusuna hayran kalmıştım. Hep demişti en başından beri, o da gitmelere tutkun, yollara açılan koridorun giriş kapısı havaalanlarına sevdalı bir gezgin huzursuz ruhtu...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5Wvvtcu-8O8/TkhFV00U32I/AAAAAAAABqQ/Qa1ogIXK-xk/s1600/foto%25C4%259Fraf-%25289.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-5Wvvtcu-8O8/TkhFV00U32I/AAAAAAAABqQ/Qa1ogIXK-xk/s400/foto%25C4%259Fraf-%25289.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5640834774539231074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yorgun bir mutfak günü sonrası serin bir İstanbul yazı akşamında, tadı kadar sunumuna da hayran kaldığımız tavşan kanı çaylarımız eşliğinde en çok yollardan, biraz bize dair hikayelerden, çokça kitaplardan oluşan keyifli bir sohbetin tarafları olarak buluştuk. Geçmiş yolculuklar, gelecek olanlar, hemen kapısında bekleyenler... Bir kuyruklu yıldız misali peşine takılmak ve sadece rüzgarını takip etmek... Düşü bile rengarenk...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kuzey'e düşürmüştü bir süre önce yolunu. İskandinavya, kuzeyin, güneşi batmayan 'uzun günlü' şehirleriydi uzun zamandır beklediği. Gitmeden &lt;i&gt;"Ben gülen yüzleri severim. O yüzden derim ki; eğer isterseniz, Uzun Çoraplı Pippi'ye, Uçan Kaz ve arkadaşı Nils'e ya da Ejderha Dövmeli Kız Lisbeth'e selam götürebilirim sizden"&lt;/i&gt; diye &lt;a href="http://macerakitabim.blogspot.com/2011/07/bugunlerde-tembellige-ovguler.html"&gt;yazdığında &lt;/a&gt;tüm selamları bir emanet gibi gönderivermiş, merakla da sonrasını beklemiştim. Dönüşünü, geride kalanları, birikenleri... Kısmet, Kuzey yollarından sonra yüz yüze paylaşmayı mümkün kıldı o birikmişleri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki kadın dedim ama hayatımdaki en önemlilerinden birinin, en büyük sevdası Güney Kore yollarına dökülme arifesinde nasıl heyecanlarla kavrulmakta olduğunu nasıl unuturum:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yollarınız, yollarımız açık olsun cesur ve güçlü, kıymetli arkadaşlarım!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-3339552682713230176?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/3339552682713230176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=3339552682713230176&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3339552682713230176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3339552682713230176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/08/gezgin-kadnlar.html' title='Gezgin kadınlar...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-5Wvvtcu-8O8/TkhFV00U32I/AAAAAAAABqQ/Qa1ogIXK-xk/s72-c/foto%25C4%259Fraf-%25289.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-3533303295966157238</id><published>2011-08-10T13:38:00.000-07:00</published><updated>2011-08-10T13:53:26.833-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ursula K. Le Guin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Onur Caymaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Büyüler, büyücüler</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Elime kalemi aldığımda büyüye inanıyorum."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı cümleler vardır, sahibi siz değilsinizdir. Ama o cümle sizsinizdir. Onur Caymaz'ın &lt;i&gt;Hikayeden Çocuk&lt;/i&gt;'a döktüğü yüzlerce cümlesinden biri olan bu satırlar, okunduğu andan itibaren büyüsünü tekrarlıyor beynimde. Önce kelimelerin dünyasına girdim, 10 yaşında ufacık bir velettim; sonra belki birkaç yaş daha büyükken mutfağın dünyasına...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk Ursula Le Guin'in &lt;i&gt;Yerdeniz &lt;/i&gt;serisini okuduğumda yazınının kesinlikle bir büyücülük olduğuna inandım. Çünkü onun yarattığı fantastik dünyalarda, bir cadının kazanını kaynatırken çıkan o tütsülü dumanın buğusu vardı. Acayip bir şeydi. O dünyanın içine girmiş, kitabın başında Yerdeniz dünyasının haritasının yer aldığı o sayfada bir haritacı gibi kare kare her yeri incelemiş, kitabı harita eşliğinde okumuştum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra anneannemin bir gün koca bakır tencerelerinden birinin başında helva kavurduğu bir sahneyi hatırlıyorum. Kimbilir belki de bir kayıp, acılı bir gün için kavuruyordu o helvayı, ama benim aklımda sadece koca bir tencerenin başında mis gibi kokular çıkara çıkara, bir tutam ondan bir tutam bundan katarak tıpkı o zamanlar okuduğum masal kitaplarındaki büyücüler gibi kazan kaynatan bir kadın ve sonrasında o tencereden çıkan, insanları ağızlarına bir kaşık attıklarında mest eden o lezzet kaldı. İşte bu büyüydü, bunları yaratanlarsa benim dünyamın güçlü ve coşkun büyücüleri...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yc2dI5BEbvg/TkLslj9vUyI/AAAAAAAABqI/-O3FaNcgYew/s1600/286144_10150264945396121_584436120_7726376_1689244_o.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-yc2dI5BEbvg/TkLslj9vUyI/AAAAAAAABqI/-O3FaNcgYew/s400/286144_10150264945396121_584436120_7726376_1689244_o.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639329813474792226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugünlerdeyse zihnimde gelecekten bir kare... Ege kıyısında masmavi engin suların şırıltısında 10, belki 15 masalık ufak bir mekan... Öyle ki mekanın tabağında da ben, örtüsünde de, çiçeğinde de, masa üstü fenerlerinde de... Kendi aynamdan yansıyan tüm objeleri saçıvermişim ortalığa ne var, ne yok. Mutfaktaysa yine BEN pişiyor. Akşam konuklar kadehlerini tokuştururken sohbetlerine de, içkilerine de yarenlik edebilsin diye, ama en çok da lezzetli bir şeyler yemenin bu dünyadaki en büyük hazlardan biri olduğunu keşfedebilsinler diye bunca yıldır birikmiş Ben'lerden pişen lezzetler... Herkes yerini alıp masalarına kuruldu mu, masaların üzeri minik tabaklarla doldu mu, fenerler yavaştan ortalığı loş ışıklara boğdu mu, ortalıkta, masaların arasında huzurun şekillendirdiği bir gülümsemeyle dolanan, kâh sohbetlere katılan, kâh misafirleriyle kadeh tokuşturan ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tıpkı şu fotoğraftaki ânı yaşarken hissettiğim sevdiklerimle birlikte özel anlardan birini yaratıyor olmaktan duyduğum hazdaki gibi anlar yaratmak; gündüz mutfağın sıcağından boğulmuş boncuk boncuk terler biriktirmişken girilen mavi suların serinliğini akşam masalar arasında dolanırken hala bedenimde hissetmek; bir dostun kadehini doldururken beyazlaşmasına şahit olduğum aslan sütünün burnuma gelen kokusuyla anasonun, hayatta beni keyfe getiren en birinci kokulardan biri olduğunu bir kere daha düşünmek... İşte böyle karelerin resimleri var beynimde bu aralar. Ve hayatımda ilk kez kendi büyümü yaratma fırsatına sahip olacağım böylesi bir mutfağa bu kadar yakın olduğumu hissediyorum. Somut bir yakınlık olmasa da, varoluşsal bir yakınlık bahsettiğim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hem belki beslendiğim tüm büyücüleri de aynı çatı altında toplama şansına sahip olurum. Bir bakmışsınız Onur Caymaz bir masada oturmuş, bir yandan sohbetin dibinde, bir yandan da anasona bulanmış zihninden geçen satırları kaydetmek için bir peçeteye uzanıyor elleri. Taptığım kadın canım Ursula'm, Oregon'da kendini gönüllü kilitlere soktuğu çiftliğinden çıkmış benim masalarımdan birinde, buruşmuş elleriyle pembe şarabını yudumluyor ve o an, ona en sevdiği kahramanlarından Orrec ile Gry'in hikayesini hatırlatıyor. Sessiz huzurunu bozmak istemediğimden sadece uzaktan izliyor ve gözlerimizin kesiştiği an kadehimi ufak bir hareketle şerefine kaldırıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olur mu, olur! Neler olmuyor ki şu hayatta...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-3533303295966157238?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/3533303295966157238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=3533303295966157238&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3533303295966157238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3533303295966157238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/08/buyuler-buyuculer.html' title='Büyüler, büyücüler'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-yc2dI5BEbvg/TkLslj9vUyI/AAAAAAAABqI/-O3FaNcgYew/s72-c/286144_10150264945396121_584436120_7726376_1689244_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7572116558073766629</id><published>2011-08-07T04:22:00.000-07:00</published><updated>2011-08-07T04:40:16.030-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Ramazan'ın mutfak halleri...</title><content type='html'>&lt;div&gt;İnsan mutfakta çalışırken konuşmalarına dikkat etmeli(ymiş). Sonucunda şom ağızlı olmak var, konuştuklarını bizzat çağırmak var, başına bela almak var. Biz ne günler gördük, ne &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/clgn-cuma.html"&gt;çılgın cumalar&lt;/a&gt; yaşadık, ne çok &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/mars-bom.html"&gt;marş ve bom kardeşler&lt;/a&gt;in ortalığı karıştırmasına şahit olduk, ne fırtınalara maruz kaldık ama bir de Ramazan akşamları tecrübesini yaşamak varmış kaderde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dün akşam üzeri 4'te restorana girerken Meydan'daki insan kalabalığını gördüğümde akşam servisine dair beynimde üremeye başlayan düşünceleri telafuz etmekte çekindim ilk. Sonra üstümü başımı değiştirip mutfağa girdiğimde içerideki karmaşayı, dağılmış tezgahları, oraya buraya koşturan kader arkadaşlarımı görünce telafuz edilmekte çekinilen düşünceler dudağımın ucuna kadar geliverdi. Ve en son, verdiğim ilk molada &lt;i&gt;"bu akşam iş çok yoğun geçecek sanırım"&lt;/i&gt; şeklinde ağzımdan dökülüverdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böyle durumlarda &lt;i&gt;"şom ağızlılık etme"&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;"aman dilini ısır"&lt;/i&gt; gibi alışılagelmiş cümleleri etmesi gereken mutfak ahalisi de, başımıza geleceklerin sessiz kabulü içinde tek bir fısıltı bile etmediler; kederli bakışlarla yüklü kafalar ağır ağır sallandı o kadar:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cuma öğle servisleri ya da günün hem cumartesini hem de Ramazan'ı gösterdiği dün geceki gibi zamanlarda çalıştığım tezgahın hemen sağında duran sipariş makinesine okkalı bir yumruk atmak istemiyor değilim. Aslında bu durumun, bir türlü susmak bilmeyen çocuğunu susturmak için ağzına bir şaplak atan şiddet eğilimli annelerin yaptığından bir farkı yok, ama hep söylüyorum, mutfak benim kendimi tüm yönlerimle tanımama yarayan bir mekan oldu. Meğer içimde bir yerlerde uyumakta olan bir Zeyna gizliymiş ve benim bu kişiyle tanışabilmek için profesyonel bir mutfağa girmem gerekliymiş:) Bir makine hiç durmadan sürekli "dıtdırıdıtdııııııııııııt" diye yanıbaşında öterken sakin, metanetli ve olgun kalmayı başaran her insana yılın ermişi ödülünü vermeye hazırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne kadar şom ağızlı biri olduğumu anlamamız için saatin 7 olması yetti. Tabakların, çanakların, çorba kaselerinin yetişmediğini, bir yandan yemek yetiştirmeye çalışırken bir yandan da bulaşıkhaneden buharı üzerinde tabakları mutfağa taşımak zorunda kaldığımızı söylesem bilmem anlatabilir miyim durumu. Saat 10 gibi insancıklarımız artık karınlarının doyduğunu hissedip çay, kahve aşamasına geçtiklerinde mutfağın hali tazmanya canavarının içinden geçtiği bir mekan görüntüsündeydi. Tezgahların hali ise fare girmişten farksız. Sanki Tom ve Jerry didişmekten vazgeçmiş de, bir olup tezgahlarda ne var ne yok silip süpürmüşler gibi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-MQ73Co6SgEs/Tj53ZdBUT9I/AAAAAAAABqA/8Y4liDkmqsU/s1600/fotoraf%2B%25283%2529.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-MQ73Co6SgEs/Tj53ZdBUT9I/AAAAAAAABqA/8Y4liDkmqsU/s400/fotoraf%2B%25283%2529.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638075062685028306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Başını dayadığı tezgahtan medet uman yorgun aşçı tiplemesi...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdiyse aldı beni bir tasa, bakalım bu akşam başımıza neler gelecek?:) Daha beteri ne olabilir ki demeyin! Her zaman beterin beteri vardır. Mesela her pazar gecesi, genel temizlik gecesidir. Her akşam mutfak kapatılırken tezgahlar, çekmeceler temizlenir, mutfak yıkanır ama pazar geceleri ayrıdır. Pazar geceleri davlumbazlar tavandan iner, yerine aşçılar çıkar; tüm haftanın kiri pası hortumlar, köpüklü bezler yardımıyla mutfağın ortasından akan su kanallarına gider. Bu arada mutfağın içi bileğe kadar su dolar, ama aşçı takımı yine aldırmaz, hortumla bu sefer de hababam boşaltılmış olan çekmecelerin, dolapların içini sular. İşte böyle bir gecedir pazar geceleri mutfaklar için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yani demem odur ki, bu akşam için ben tasalanmayayım da kim tasalansın. Olur da eğer dün geceki gibi bir servisten çıkıp da girecek olursak bu akşam genel temizliğe, gece eve döndüğümde bacaklarımı, koyacak olduğum yataktan ertesi sabah kaldıramayacağımdan endişe ediyorum. Üstelik her pazartesi sabah 10.00, gece 24.00 çalışıyor olmam da cabası... Şimdi bu duruma içinde trajik tonlar barındıran bir kahkaha atıyorum ve ikinci yarısının hızlı geçeceğinden emin olduğum ama tersini dilediğim bir pazar gününü yaşamak üzere hazırlanmaya gidiyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7572116558073766629?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7572116558073766629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7572116558073766629&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7572116558073766629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7572116558073766629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/08/ramazann-mutfak-halleri.html' title='Ramazan&apos;ın mutfak halleri...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-MQ73Co6SgEs/Tj53ZdBUT9I/AAAAAAAABqA/8Y4liDkmqsU/s72-c/fotoraf%2B%25283%2529.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-3690887674484421646</id><published>2011-08-02T12:18:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T12:37:10.951-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nazlı Eray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gitmek'/><title type='text'>Aşkın coğrafyası</title><content type='html'>&lt;div&gt;Aşkın coğrafyası... İlk Nazlı Eray'ın &lt;i&gt;Altın Kafes&lt;/i&gt;'inde okudum bu etkileyici tamlamayı... Her aşkın bir coğrafyası olduğundan, onun yaşandığı sokakların, caddelerin, kafelerin, denizlerin, o aşkın coğrafyasını oluşturduğundan bahsediyordu. Dolayısıyla da her aşkın coğrafyasının farklı olduğundan...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kelimelerin gücünü iliklerime kadar hissetmemi sağlayan ifadelerden biridir bu. Sadece iki kelimeyle bir 'hal'i çok güçlü bir şekilde anlatabilmek...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalbi kırık bir arkadaşımın, kalbini kıran kişiyle yaşadıkları yüzünden artık bu şehre katlanamayacağını söylemesi üzerine hatırlamştım yeniden Nazlı Eray'ın bu tamlamasını. Aşk çekip gittikten sonra onun coğrafyasında yaşamak gerçekten zor olabilirdi; bilirim olurdu da... Çünkü o coğrafya sadece ve sadece o aşkın kahramanlarının bildikleri hatıra yükleriyle dolu, her yeni günde yeni tırmıklarla kanatmaya neden olabilirdi taze yaraları.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gözlerimin içine acıyla bakıp bir daha Beyoğlu'na gidemeyeceğini söylerken neler hissettiğini anlayamayacağımı düşündüğünden olsa gerek, her adımda, her sokakta, her kaldırımda yaşadığı hatıraları anlatmıştı bana birer birer arkadaşım. Bileyim ki anlayayım gerçekten neler hissettiğini; öyle ki hani olurda eğer gerçekten anlarsam, iyileştirmenin bir yolunu bulabilirdim belki o düzelmez sandığı cerahatli yaralarını.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlatmadım ona bu duyguyu çok iyi bilen biriyle konuşmakta olduğunu. Halbuki benim hikayemi de bilmeyecek kadar birbirimizi az tanıyor olmamıza rağmen belki de bu haldi onu benimle konuşmaya getiren. Zihni bilmese de, ruhu hissetmiş ve dökülüvermişti birden karşımda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her insanın hikayesi farklı, karakteri ve hissettikleri de. O nedenle yaşadıklarıyla baş etme yolları da... Ama sanırım önemli olan kendini hislerinin akışına bırakmak. Üzülmekse üzülmek, bağırmaksa bağırmak, öfkelenmekse öfkelenmek, çekip gitmekse çekip gitmek... Ve böylece tüm duyguların bünyeden zarar vermeden akıp gitmesine izin vermek. Yutup içine akıtmaktır kanımca asıl zarar veren. Kimi kalarak iyileşebilir, kimi giderek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Her gittiği yere kendini de götürür insan"&lt;/i&gt; sözü doğrudur doğru olmasına da, bazen bazı coğrafyalar gerçekten iyi gelmez insana. Gitmek gerçekten bir çözüm değildir belki ama rahatlamadır, nefestir. Ki çoğu zaman insanın en çok ihtiyacı olduğu şey de, rahat ve temiz bir nefestir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-L7i-FlDwq_A/TjhOAHiSTBI/AAAAAAAABp4/PyvnuNI1low/s1600/DSC01352.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-L7i-FlDwq_A/TjhOAHiSTBI/AAAAAAAABp4/PyvnuNI1low/s400/DSC01352.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5636340697583995922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gitmeyi çok istediğim zamanlar olsa da, gitmedim, kalmayı seçtim ben örneğin. Çünkü yeni ve farklı bir şehrin geçici nefesinden çok, sevdiklerimin iyileştirici merhemine daha çok ihtiyacım vardı. Yabancı bir şehir, hatırası olmayan sokaklar, kafeler ne kadar çekici gelse de, arkasından tanıdık bir yüzün çıkacağını bilerek çaldığım kapıların varlığı daha güç vericiydi. Şu resimdeki kahvenin taraflarının benzer karelerde onlarca kez buluşmasıydı örneğin benim için o rahat nefes.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve bir gün gelecek başka bir aşkın coğrafyasına kapılıp gidecek insan. Belki kesişen kümeler gibi kesişecek eski aşkın coğrafyasıyla yenisininki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben gözlerinde 'gitme'yi gördüm arkadaşımın. &lt;i&gt;"Yanına sadece çok sevdiğin birkaç yazarın kitabını al ve git o zaman"&lt;/i&gt; oldu ona söyleyebildiklerim. Bir insana iyi gelecek şeyin, başkasının tecrübeleri değil, kendi yolu olduğuna inancım sonsuzdu çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün Lübnan'dan attığı mesajı düşüverdi telefonuma. Hep merak ettiği Doğu'ya çevirmek istemişti önce yüzünü. Steril bir romantizmin ve konforun hüküm sürdüğü Batı topraklarındansa karmaşanın, kaosun, mistik hikayelerin mâbedi Doğu'ydu sanırım kendi nefesini aradığı yer. &lt;i&gt;"Ne yaparak nefes alacağını düşünüyorsan onu yap demiştin. Yaptım ve biliyor musun artık nefes alıyorum!"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatına yeni coğrafyalar katıyorsun arkadaşım, nefesin hiç eksilmesin!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-3690887674484421646?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/3690887674484421646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=3690887674484421646&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3690887674484421646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3690887674484421646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/08/askn-cografyas.html' title='Aşkın coğrafyası'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-L7i-FlDwq_A/TjhOAHiSTBI/AAAAAAAABp4/PyvnuNI1low/s72-c/DSC01352.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-8356655857470740261</id><published>2011-07-29T14:01:00.000-07:00</published><updated>2011-07-29T14:13:21.429-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Onur Caymaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Narlı hatıralar, nardan hatıralar...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;Evin hem daimi hem geçici sakinleri şirin anne ile şirin babanın kısa İstanbul seyahatlerini tamamlamalarıyla yeniden yalnız kaldığımız malikanemizde salonun bir köşesine kurulup, uzuuun zamandır başucumdan bana göz kırpan &lt;i&gt;Hikayeden Çocuk&lt;/i&gt;'u elime almanın zamanı gelmişti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ermZ4yXHRHA/TjMgI4cGGAI/AAAAAAAABpo/vH_31nzaNKQ/s1600/DSC01358-2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ermZ4yXHRHA/TjMgI4cGGAI/AAAAAAAABpo/vH_31nzaNKQ/s400/DSC01358-2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5634882895731890178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kucağında nar tutan bir çocuk, etrafı narlarla kaplı bir kitap kapağının üzerinde yerini almış bana bakıyor. Evet, önce kapağına aşık oldum ben bu kitabın. Ve bir de ismine elbet... &lt;i&gt;Hikayeden Çocuk...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onur Caymaz'ın yazıyla tutkulu, tutsaklı, sevdalı ilişkisini anlattığı 15 yıllık yazarlık serüvenin hikayesi &lt;i&gt;Hikayeden Çocuk&lt;/i&gt;... Kelime kelime, satır satır yazarak büyüttüğü bir çocuğun varoluş hikayesi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha ilk sayfalarından satırlarını bıraktı bende Caymaz. Haksızlık bu dedim, daha ilk sayfalardan yapılmaz bu! Ben bu geceyi okumaya ayırmıştım, ama okuduklarımla içimdeki yazı canavarını harekete geçirdin, şimdi olmadı bu dedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı satırlar bünyeye girince an itibarıyla derin yerler ediniyorlar kendilerine. Ama o yeri edinirlerken bir sancı oluşuyor girdikleri bünyede. Durmadan, düşünmeden edemiyor insan. Satırların harekete geçirdiği kendindeki izleri takip etmeden, maziye doğru yolculuğa çıkmadan edemiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Edirne'de bir kış ikindisinde kaldığı otel odasında mavi ciltli defterine "hatıra" ile "anı" arasındaki farkı yazmaya çalıştığı satırları okuyorum. &lt;i&gt;"Anı kolay, zorlu olandır hatıra"&lt;/i&gt; diyor Caymaz. Hatıralar, narla kaplı bir kitap, Dostoyevski'nin &lt;i&gt;"insanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır" &lt;/i&gt;sözleri, tek başlarına bir anahtar olup mazimdeki koca bir narın kabuğuna vuruyor ve içindeki binlerce nar tanesini 'hatıra' taneleri olarak seriyor önüme. Narlı hatıralar, nardan hatıralar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzel insanlar damgasını vurdu hayatımın son 7-8 yılına. Kimisi zamanını doldurdu geldi geçti, kimisi daimi yerler edindi, geldi kaldı. Ama geçenlerle de, hala kalanlarla da nice güzel hatıralar birikti; hatıralar temelli alışkanlıklar oluştu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Narın, Ermeni kültüründe ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu öğrendim ben onlardan. Rengime renk katan bilgilerden biri oldu. Evlenirken gelinlere nar kaldırmaları, içinden kaç nar tanesi dökülürse gelinin, bir bereket simgesi gibi o kadar çocuğu olacağına inanmaları, her yeni yıla girişte gece 12'yi geçer geçmez evlerinin kapısı önünde nar patlatmaları ve ne kadar çok nar tanesinin etrafa yayılmasına bakarak o yılın ona göre bereketli geçeceğine olan inanışları... Kendi nar patlattığımız yılbaşı gecelerini hatırlıyor ve gülümsüyorum. Bu hatıralar temelli alışkanlıklarımla bundan sonraki yılbaşlarımda patlatacağım narları düşünüyor ve buna da gülümsüyorum. Türklerin aşure, Ermenilerin anuşabur dedikleri o bence dünyanın en zengin tatlısını, bundan sonra dünyanın neresinde, ne zaman ve ne olarak yapıyor olursam olayım, üzerine her birkaç nar tanesi serpişimde bu hatıralarımın canlanacağını biliyor ve hepsini kendi zenginliğim olarak taşıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha ilk sayfalardan çok fazla hatıra döktü benden &lt;i&gt;Hikayeden Çocuk&lt;/i&gt;. Gecenin rengini okumaktan yazmaya çevirdi. Onur Caymaz'a, onunla tanışmama vesile olan &lt;a href="http://leylakdali.blogspot.com/"&gt;güzel kadına&lt;/a&gt; bir kere de bu sayfalardan kocaman sevgiler gönderiyorum. İkinizin de yaşamından yazmak, paylaşmak, yaratmak ve okumak eksik olmasın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-8356655857470740261?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/8356655857470740261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=8356655857470740261&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8356655857470740261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8356655857470740261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/07/narl-hatralar.html' title='Narlı hatıralar, nardan hatıralar...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ermZ4yXHRHA/TjMgI4cGGAI/AAAAAAAABpo/vH_31nzaNKQ/s72-c/DSC01358-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2530867820870449273</id><published>2011-07-20T04:41:00.001-07:00</published><updated>2011-07-20T04:57:04.814-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Takuhi Tovmasyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mutfak Sanatları Akademisi'/><title type='text'>Muhabbetli sofralar...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Kimi evde yemek, yaşamak için yenir. Kimi evde yemek için yaşanır. Bizim evde ise yemek, muhabbet olsun diye yenirdi. Sofra muhabbet için kurulur, yine muhabbetle kaldırılırdı".&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Takuhi Tovmasyan'ın &lt;i&gt;Sofranız Şen Olsun&lt;/i&gt; kitabının giriş yazısında yer alan bu satırları, özenli sofralar hazırlamak için ne zaman mutfağa girsem hatırlarım. Zamanda ilerleyip yaşıma yaş, geçmişime yeni sayfalar ekledikçe kurulan sofraların değeri de, o sofraları muhabbet dolu anları biriktirmek için kuruyor olmanın bilinci de artar oldu bende.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LQuWqc_KzmM/Tia-_6-dDNI/AAAAAAAABpY/wiEEQxwBb3s/s1600/DSC01311-1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-LQuWqc_KzmM/Tia-_6-dDNI/AAAAAAAABpY/wiEEQxwBb3s/s400/DSC01311-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631398389445627090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Profesyonel mutfakların önlüğünü, kepini, ceketini üzerimden atıp kendi mutfağıma girdiğimde pili sıfırdan yüklenmiş gibi enerji dolmam da bundan olsa gerek. Hiç tanımadığınız, bilmediğiniz insanlara yemek pişirmek ne kadar heyecan vericiyse sohbetini, zevklerini, rengini bildiğiniz dostlarınıza, sevdiklerinize bir şeyler pişirmek de o kadar keyifli...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçenlerde, "vedalaşılacak eşyalar/benle yaşamaya devam edecek eşyalar" belirlemesini yapmak için hepsinin tıkıldığı arka balkonlara, koca gardropların üst raflarına derinden bir dalış yapmışken iki yıl kadar önce çok severek almış olduğum bir şeye değiverdi elim: piknik sepetim!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aldığım dükkanın rafında sepeti gördüğüm anda benim olması için duyduğum heyecan, çıkılacak pikniklere dair kurduğum hayaller de birlikte çıkıverdi o dolabın içinden. Artık geçmişe dair hatırladığım her şeyde olduğu gibi buruk bir tebessüm de gelip oturuverdi dudağımın kenarına ama sadece kısacık bir an... Çünkü mevsim yaz, keyifli anları paylaşacak da çokça arkadaş olunca yepyeni sofralar, yaz rengi piknikler de bizim olacaktı kuşkusuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağaç altına kurulmuş bir masa, zevk duyarak hazırlanmış birkaç meze, aslan sütüyle beyaza boyanmış kadehler, geceden daha çok keyfimizi aydınlatan birkaç mum, masayı çevreleyen dört sandalyeden çıkan volumü rengarenk dört çeşit kahkaha... Yani Tovmasyan'ın yazdığı gibi muhabbet için kurulmuş ve muhabbetle kaldırılmış bir sofra...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-3KUW-TwFADM/Tia_gu_6CDI/AAAAAAAABpg/LdOqLwf5zLU/s1600/DSC01299-1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-3KUW-TwFADM/Tia_gu_6CDI/AAAAAAAABpg/LdOqLwf5zLU/s400/DSC01299-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631398953166178354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sofranın sakinleri bizim gibi MSA mezunu mutfak sevdalıları olunca muhabbetin rengi de, tonu da, ritmi de mutfak üzerine oluyor elbet yoğunlukla. Aynı mutfağın içinde omuz omuza hamur açtığın, sos karıştırdığın arkadaşlarınla benzer hayalleri paylaşmak kadar farklı hikayelerin geldiği noktayı dinlemek de büyük keyif...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatın yüklerinden sıkılıp kendini ezen her şeyi bir kenara atarak ferahlamak ve hayatını tekrardan eline alabilmek için Gökçeada'nın gözlerden uzak bir kıyısında kendine ufak bir klübe yapan, çevresindeki toprağı ekip biçen bir baba ve zaman zaman onu ziyarete giderek klübenin önünde denizden tuttuğu balıklara babasının o anda hazırladığı mezeleri ve iki tek rakıyı katık ederek babasıyla belki de en büyük keyiflerden birini paylaşan bir oğul... Dün gece dinlediğim en güzel hikayelerden biriydi bu. Hayatlarını değiştirmeye cesareti olan insanlara saygım öylesine sonsuz ki! Bunu her yeni kelamda, her yeni hikayede bir kere daha anlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocuklarıma, torunlarıma miras kalması için yazmak istedim diyor Takuhi Tovmasyan, sadece tarifleri değil, sofra muhabbetlerimizi de yazmak istedim. Ben de işte tam da bunun için yazmak istiyorum... Bunun için yazmak, bunun için tarihe not düşmek...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2530867820870449273?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2530867820870449273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2530867820870449273&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2530867820870449273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2530867820870449273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/07/muhabbetli-sofralar.html' title='Muhabbetli sofralar...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-LQuWqc_KzmM/Tia-_6-dDNI/AAAAAAAABpY/wiEEQxwBb3s/s72-c/DSC01311-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-8126594100324905672</id><published>2011-07-16T12:08:00.000-07:00</published><updated>2011-07-16T12:49:49.604-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Harry Potter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Bazı günler gün doğmadan başlar!</title><content type='html'>Çünkü uyku, ikamet ettiği bedeni olması gerekenden üç saat önce terk eder ve Zeren gözlerini sabaha karşı 4.30'da açar. Ortalık daha karanlıktır, en zifirisinden denecek şekilde. Bir müddet uykuyla yeniden kavuşmak için mücadele edilir, bir sağa bir sola dönerek ama nafile! Uyku çoktan geldiği alemlere kaçmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sık olmasa da arada böyle durumlarla karşılaşmaktan tecrübeli bünye, durumu katiyetle zorlamaz. Yatak, ivedilikle terkedilir. İşe gitmek için yaklaşık 3 saatlik bir zaman dilimi olunca da madem öyle Ören'den gelen mis kokulu domateslerle güzel bir kahvaltı hazırlamaktan daha güzel bir seçenek olmadığına karar verilir. Koca bir demlik taze demlenmiş çay, keserken çıkan kokularla bana yaşamam gereken yerleri sorgulatan güzellikte kankırmızı domatesler, bir dilim gözenek gözenek tuzlu ve yağlı beyazpeynir (evet kabul ediyorum en zararlısı bu olabilir ama ben peyniri böyle seviyorum) ve iki dilim kızarmış ekmek... Bence en az uyku kadar cazip bir sabah manzarasını oluşturuyor bu dörtlü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün yavaş yavaş ağarırken, o çok sevdiğim sabah aydınlığı yavaştan yeryüzünü, çatıların, arabaların, ağaçların üzerini kaplamaya başlamışken mutfak penceremden görünen bir manzara var ki onu çok seviyorum ben. Hem odam hem de mutfağın penceresi mahallemizin tek ve gerçekten de çok sevilen pastanesini görüyor. Ortalıkta in cin top oynarken, karanlık her yanı siyaha boyamış ve sabaha kavuşmaya daha zaman varken, en ama en önce pastane uyanır bizim mahallede (ve aslında belki de pek çok mahallede). Öylesine erken bir saatte uyanmışken bu sabah olduğu gibi, çatısından çıkan dumanları görür ve içeride nasıl hummalı bir çalışma olduğunu düşünürüm. Gün ağarır ağarmaz ortalığa dökülmeye başlayacak sabah açlığındaki insan kalabalıkları için poğaçalar, açmalar, çörekler, usta ellerin altında şekil bulmaktadır o anda. O pastanenin ustaları, her sabah bizim kör karanlık dediğimiz saatlerde sıcak yataklarından çıkıp atmaktadır kendilerini yollara. İçeride olan telaşlı manzarayı düşünmek, ortalığın nasıl bir poğaça kokusuna bulanmış olduğunu hayal etmek... Tek başına bu bile, bazen kör vakitte uyanmak için güzel bir nedendir aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda bu manzara, bir yanda kendi mutfağımdaki domates ve çay kokusuyla kahvaltım tepsideki yerini aldı, ben de TV karşısındaki yerimi. Çünkü canım fena halde Harry Potter çekmekteydi sabahın o vakti. Malum son filmiyle şu ara yeni vizyona girdi. Henüz onu izlememiş olsam da, önceki bölümlerinden en sevdiğim Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nı koydum player'a ve bir yudum çayımdan, bir çatal peynirimden, bir nefes de Harry'nin, Karanlık Lord'un yeniden can bulmuş olduğunu Sihir Bakanlığı'na kabul ettiremezken yaşadığı maceralardan çektim içime. Tüm filmi izleyecek vaktim olmasa da, sevdiğim sahneler üzerinden ilerledim ve çok keyifli bir geçiş yaptım karanlık geceden, aydınlık sabaha.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5630029425779295634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-My2xggtbfBk/TiHh7v6SRZI/AAAAAAAABpQ/9eJw8WmQlRw/s400/DSC01295-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Sihire, büyüye, cadılara, ejderhalara, sihirli asâlara, fantastik güçlerle donatılmış insanlarla çevrili dünyalara tutkuyla meraklı bir insancık yaşıyor benim içimde. Bu yüzdendir ki Ursula Le Guin, Isaac Asimov, Tolkein, Neil Gaiman, başköşesindedir kütüphanemin. Onlar asil ve ayrıcalıklı sakinleridir o rafların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtiraf etmem gerekirse Harry Potter da kitaplarından sonra filmleriyle çokça hayalkırıklığı yarattı bende de. Zira ben de kitaplarını okuyan değil, resmen yiyen o fanatik okuyuculardan biriydim. Ve asla ama asla kitaplardaki ritim, heyecan, alt metinler, sosyal mesajlar, toplumsal eleştiriler yer almadı filmlerde. Ama ne olursa olsun, filmlerin de çok sevdiğim yanları olduğunu söylemeden geçemem. Örneğin hemen her filmde olan öğrencilerin sene başında trenle Hogwards'a gitme sahnelerini çok severim. O tren, dumanını tüttüre tüttüre dağların, ovaların, nehirlerin arasından tıngırdayarak ilerler büyülü, kocaman dev şatoya doğru... İlk bölümlerde daha renkli görüntülere sahne olurken, seri ilerleyip hikaye gittikçe karanlıklaşmaya başladıkça bu tren yolculukları da oldukça gri ve tedirgin edici bir hal alır. Sonra şatoda yenen o şatafatlı yemekler, baykuşların haber götürmek için şatonun en tepesinde sahiplerini bekledikleri oda... Sanırım hikayenin genelinden çok, bu detaylarını daha çok seviyorum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada resimdeki minik sevimli cadıyı da bu vesileyle tanıştırmak istedim. Adı Samantha! Kendisiyle Barselona'da karşılaştık ve hemen mutfak cadıları kulübüme üye olmayı kabul ederek benimle İstanbul'a geldi:) Arada ben mutfakta yemek yaparken süpürgesine binip geliyor yanıma ve o sihirli süpürgeyi daldırıyor kaynayan tencerenin içine... İki karıştırmayla ortaya nasıl mucizeler çıktığına inanamazsınız:) İşte bu da bizim evdeki fantastik dünya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel günler, güzel sabahlar, güzel kahvaltılar bizimle olsun!&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-8126594100324905672?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/8126594100324905672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=8126594100324905672&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8126594100324905672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8126594100324905672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/07/baz-gunler-gun-dogmadan-baslar.html' title='Bazı günler gün doğmadan başlar!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-My2xggtbfBk/TiHh7v6SRZI/AAAAAAAABpQ/9eJw8WmQlRw/s72-c/DSC01295-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-905763581268059007</id><published>2011-07-13T14:39:00.000-07:00</published><updated>2011-07-16T13:03:24.250-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murathan Mungan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Bir final daha...</title><content type='html'>Ne yazacağımı tam olarak bilmeden, sadece yazmak istediğim bir gece bu gece. İki saattir durmaksızın kitabımın derinlerine gömüldükten sonra yoğun bir yazma isteğiyle oturdum ekranın başına. Şu an bu yazının sonunun nasıl biteceğini bilmeden öylesine yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun koşturmacaların yetersiz kıldığı zamanlardan sonra bu gece ilk defa dizdim mumları etrafıma. Minik oda arkadaşlarım masamın üzerinde, Barselona'da gitarına vurulduğumuz Gaby Sellanes'in CD'si player'da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8LkP76zVySs/Th4RpFa4-uI/AAAAAAAABpA/lGaI1UeHLHI/s1600/DSC01257.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628955981786970850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-8LkP76zVySs/Th4RpFa4-uI/AAAAAAAABpA/lGaI1UeHLHI/s400/DSC01257.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında tüm bu törenin bir nedeni olduğunu itiraf etmem gerek. Daha evvel de pek çok kez &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2010/10/sevilesi-takntlar.html"&gt;belirttiğim&lt;/a&gt; gibi benim, çok sevdiğim, gönülden bağlanarak okuduğum romanların finallerini özel bir ortamda, ona yakışır şekilde yapmam gerekir. Bu, kitaplarla olan yoldaşlık geçmişimde ne zaman ve ne şekilde başladığını bilmediğim törensel bir alışkanlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geceki ayinin sebebiyse &lt;em&gt;Şairin Romanı&lt;/em&gt;'nın son sayfalarına gelinmiş olmasıydı. Zira oldukça uzun zamandır bana eşlik eden, hatta ülke değiştirirken bile canım dostumdan sonra en yakınımda benimle birlikte seyahat eden &lt;em&gt;Şairin Romanı&lt;/em&gt; artık satır satır ruhuma işlenmişken onu sıradan bir okuma anıyla uğurlayamazdım. Dile kolay, çok alıştığım, hikayeleri adeta benim olmuş Bendag, Mootah, Gamen, Umma... Onlarla vedalaştım ben bu gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollara, gitmelere, gidememelere bu kadar takılmışken, içim bu aralar sürekli bunlarla çalkalanırken biliyorum ki yine bana gelmiş olmasının bir anlamı vardı &lt;em&gt;Şairin Romanı&lt;/em&gt;'nın. Şimdi, tam da bu dönemde okumam, sıradan bir buluşma değildi. Çok alışkın olduğum bu enerji buluşmaları artık şaşırtmıyor beni. Sadece hâla küçük bir tebessüm dudağımın kenarında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollara, yolda olmaya dair öyle çok cümle ve insanlık halleriyle dolu ki Şairin Romanı, ben altını çizdiklerimle neredeyse bir defter doldurdum diyebilirim. En anlamlısıysa aslında 'yol'un, sadece somut olan 'yol'dan ibaret olmadığını anlattığı anlardı benim için. Asıl yol, bizim içimizde olandı (Biliyorum, sen hep bana bunu söylersin &lt;a href="http://ecessun.blogspot.com/"&gt;Ecem&lt;/a&gt;:)). Kendini 20 yıl boyunca evinin dört duvarı arasına gönüllü bir tutsaklığa mahkum etmiş Mootah'ın kendi içinde onca yıl nice yollar tepmemiş olduğunu kim söyleyebilirdi ki yaşadıklarını öğrendikten sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen yol gerçekten somut bir şeydir, saatlerce, günlerce kat edilen, ucunda bambaşka bir mekana, ortama varılan. Bazense topyekün bir hayat akışıdır, kilometresi araçlarla değil, birfiil özümüzü tazelemekle, değiştirmekle, belirlemekle tepilen. Son bir buçuk yıldır böylesi bir yoculuğun kahramanı olduğumu kim inkar edebilir? Otuz yıllık yaşamımın en derin yolculuğuna bu zaman zarfında çıkmışım aslında, ben tepmediğimi düşündüğüm yolların içimdeki kışkırtmalarıyla çalkalanıp dururken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir roman daha böyle bir finalle bitti, şimdi bir yazı daha bu satırlarla bitiyor. Başlarken ne yazacağımı tam olarak bilemiyorum demiştim. Şimdi şu sayfalara bakarken içimden yazmak istediğim tek cümle şu: iyi ki varsın be blog, üç küsür yıldır öyle çok ânıma tanıklık ettin ki!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-905763581268059007?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/905763581268059007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=905763581268059007&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/905763581268059007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/905763581268059007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/07/bir-final-daha.html' title='Bir final daha...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-8LkP76zVySs/Th4RpFa4-uI/AAAAAAAABpA/lGaI1UeHLHI/s72-c/DSC01257.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-803913248062159109</id><published>2011-07-09T03:35:00.000-07:00</published><updated>2011-07-09T03:56:46.061-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gitmek'/><title type='text'>Yakışıklı Vikingler!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sAA7yB1he9c/ThgwBK7CdHI/AAAAAAAABow/ugV0AIKvnXU/s1600/DSC01245.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 267px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-sAA7yB1he9c/ThgwBK7CdHI/AAAAAAAABow/ugV0AIKvnXU/s400/DSC01245.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5627300531069416562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;"Sarışın yakışıklı Vikingler şehri, İskandinavya'nın başkenti. Burası Stockholm! Sana buradan yazıyorum... İnanılmaz güzel bir yer burası. Sürekli kitap okumak, yazı yazmak ve sokaklarda dolaşmak istiyor insan. Batmayan güneş bir başka his veriyor insana. Dilerim birlikte yaparız bunları. Listeye Stockholm'ü de ekle!:)"&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üzerinde böyle satırlar olan bir kart almak... 2011'in bana armağanı, çekik gözlü bir gezgin ruhtan... Ruhunu, bedenini, zihnini Uzak Doğu, Avrupa ve Anadolu arasında bölüştürmüş bir güzel insandan...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzun zamandır yollardaydı o. Aramak için, bulmak için, çözmek için ya da sadece 'olmak' için yollarda olması gereken insanlardan biriydi. Yolun iyi geldiği insanlardan biri... En çok havaalanlarını, uçakları, trenleri sevmesi de ondandı. Yıllar evvel çıktığı interrail gezisinde trenle Avrupa'nın o şehri senin bu şehri benim gezmesini anlatırken gözlerinde beliren ışığın rengi, işte tam da bundan daha bir parlaktı. Yollara, şehirlere, kültürlere olan merakının bir sonucuydu dillere olan tutkusu da... Hangi Kore tutkunu gidip de kendi kendine Korece öğrenmeyi becerir ki? O'ydu işte bu sorunun cevabı. Tutkuydu içindeki; oydu öğreten, merak ettiren. Doğal bir sonuç yani, zorlama değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı ruhlar huzursuzdur. Durulmazlar. Sürekli çalkalanırlar. Öyleydi biraz da. &lt;i&gt;"‎Hiç bir yerde huzur bulmamak bazılarının kanında vardır. Hiç bir yeri yurt tutamaz böyleleri. Kanları hep başka yere akar. Onları hayallerinin ardından gider sanırsınız çoğu kez; oysa sadece kanlarını kovalarlar"&lt;/i&gt; demişti Murathan Mungan &lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt;'nda. Altını çizmiştim kalın kalın. Yetmemiş, defterime de not almıştım. Ne de olsa almışız benzer çalkantılardan nasibimizi biraz olsun biz de. En iyi biz anlar, en az biz sorgularız böylelerini.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O da öyleydi biraz işte. Huzursuz ve sürekli çalkalanan bir ruh. Yollara, gitmelere olan tutkusu da bundandı biraz. Kararlarını en rahat yollarda verenlerdendi. Çünkü yol özgürlük demekti. En rahat kararlar da yollarda, bu özgürlüğün sınırsızlığında alınanlardandı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gitmek... Bu hissin yarattığı heyecanı benden daha iyi, benim gibi olanlar anlar ancak sanırım. Gitmekle kalmak arasında sıkışıp kalmış bir ruh benimkisi de. Oldum olası... Bir varoluş meselesi sanki bu. Doğuştan kanıma şırıngalanmış bir zehir. Bir yanım farklı olanların, farklı dillerin, farklı kültürlerin, farklı yemeklerin, farklı manzaraların, farklı evlerin, otellerin merakıyla çalkalanır ve kanatsız bir kuş misali ordan oraya uçmak isterken diğer yanım kök salmaya, aileye, dostlara, eve, eşyaya meraklı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayat, benim için şimdiye kadar hep 'kalmak'tan yana ağırlaştırdı terasini. O nedenle hep özlenen oldu 'gitmek'. Zaman içinde fazla uzamış olan kökleri kesip gökyüzüne uzamanın da sanıldığı kadar kolay olmadığını görse de insan, denemek ve yolları yaşamına katmaktan hiç vazgeçmek istemiyor yine de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu yaşına kadar önündeki yolu bildiğini, standart bir gerçeklikte yürüyüp gideceğini sanarken hayatın süprizli yolları olduğunu da keşfeden biri yazıyor bu satırları. Yılardır büyütüp beslediğim, hatta neredeyse boyumdan büyük insanlar haline dönüştürdüğüm, ama sonunda başa çıkamadığım için de altında ezildiğim hayallerim vardı benim. Sahip olmak için öylesine yırtındım ki, olmadıkça tırmık tırmık kan revan içinde kaldı her yanım. Ne zamanki akışına bırakıp hayatın ellerine teslim ettim bazı şeyleri, o çok istediğimi sandığım hayallerin bile bir saplantıdan ibaret olduğunu, izin verdiğim ve hayallere takılıp kalmadığım sürece, onların bile değişime uğrayabileceğini gördüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşçılar kenti, sarışın yakışıklı Vikinglerin ve İskandinavya'nın başşehri Stockholm'den sevgiyle gönderilen bir Viking kartının bende yarattığı izlerdir bunlar. Çok iyi anladığım bir ruhun, bu yazıyı okuduğunda beni çok iyi anlayacağını bildiğim bir insanın bana oldum olası hep dokunacak olan satırları...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En sonuna da bir not yazmış:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Burası senin memleketin olsa gerek, her yerde somon var ve çok leziz! Aşçılar kentinden:)"&lt;/i&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Stockholm, Barselona, belki Seul, Sicilya, Prag, Ayvalık, Nice ve daha pek çoğu... Sanki hepsi benim memleketim ve hepsini şu fotoğraftaki gibi kahve molaları vererek sizlerle dolaşmak istiyorum arkadaşım:)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-803913248062159109?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/803913248062159109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=803913248062159109&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/803913248062159109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/803913248062159109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/07/yakskl-vikingler.html' title='Yakışıklı Vikingler!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sAA7yB1he9c/ThgwBK7CdHI/AAAAAAAABow/ugV0AIKvnXU/s72-c/DSC01245.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-3641998525172327849</id><published>2011-07-03T14:36:00.000-07:00</published><updated>2011-07-03T14:54:20.652-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Çakır keyif dilekler...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;Klasik, olağan, kaçınılmaz bir mutfak diyaloğu:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Bu kadar yoğun bir tempoda çalıştıktan sonra insan o kadar yoruluyor ki eve gittiğimde kılımı bile kıpırdatmak istemiyorum vallahi.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Gerçekten öyle ama biraz sosyalleşmeyip dışarı da çıkmayınca o zaman da mutsuz hissediyor insan kendini.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bin kere hissettiğim, milyon kere arkadaşlarla benzeri sohbetleri yaptığım bir durumdur bu. Tüm mutfak ahalisi benzer ikilemler arasında kavrulur durur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pazar günü bir sonraki haftanın çalışma saatlari belli olduğunda bu hafta 08.00-17.00 arasında çalışacağını öğrenen Zeren, hele ki günlerin böyle uzun olduğu yaz günlerinde mutfaktan erken çıkacağına sevinir. Tüm hafta akşamları onun olacaktır. Mutfak cadısı Zeren'in haricindeki diğer Zeren'lere de vakit kalacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hafta başlar. Tüm günler deli bir koşturmacayla geçer. Saat 17.00 olur ama Zeren asla 17.00'de mutfağı terkedemez. 18.00 civarı &lt;i&gt;"ee yeter artık çıkayım, yoksa açtığım gibi mutfağı da ben kapatıcam"&lt;/i&gt; diyerekten çıktığında o an hayatta kendisini heyecanlandıran üç şeyin olduğunu keşfeder. Yatağı, yastığı ve yorganı:) Yorgun bacakları sereserpe bir yatağa - ya da hadi koltuk da olur - sermek, dokuz saatini mutfakta pire gibi geçirmiş bir mutfak cadısı için en tarifi imkansız hazdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama Zeren ne yapar? Böyle pofuduk, konforlu hazlara kendini kaptırmaz. İçindeki büyük motivasyon damarının sesini sonuna kadar açar ve mutfak-ev arasındaki 15 dakikalık yolda yorgunluğu bir elbise gibi üzerinden çıkarması gerektiğini, yoksa ev-iş, ev-iş arasında yaşanan hayatların bir süre sonra nasıl kendini sıkmaya başladığını hatırlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bendeki motivasyon damarı hayli güçlü bir damardır. Öyle ki adamı Harry Potter'ın sihirli değneyi deymiş gibi bir anda olduğu ruh halinden çıkarıp başka bir 'ruh'a sokabilir. Değnek işe yarar, Zeren bir güzel süslenir püslenir ve haftanın iki gecesi çoook keyifli sofraların ortasına bırakıverir kendini. Evet, yine sofra ama bu sefer pişiren değil, pişirilen taraftaydım:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VfvrvvhOlLs/ThDhnchQNCI/AAAAAAAABog/nWRU750OTy0/s1600/IMG_1017-1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 294px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-VfvrvvhOlLs/ThDhnchQNCI/AAAAAAAABog/nWRU750OTy0/s320/IMG_1017-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625244002372564002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cuma gecesi çok keyifli bir yağmur vardı İstanbul'da. Caddebostan'da, insana kendini Alaçatı'da hissettiren mavi beyaz tahta beyaz masalarla ve çok sevdiğim fenerlerle süslü olan bir meyhanede sohbet, kahkaha, rakı, meze, aşk, gözyaşı, Barselona, deja vu ve hatıralarla harmanlanmışken gecenin sonunda yağmurlu İstanbul kaldırımlarına ayak basmak... Çakır kafa yağmurda ıslanmak... Güzel, hem de çok güzelmiş! Üstelik sadece üç gece evvel yine aynı mekanda, bu sefer de çok güzel bir arkadaşlığın temellerini atarak geçirdiğim keyifli gecenin tadı hala damağımdayken...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O gece, 1 Temmuz gecesi çok sevdiğim dostlarımla kadehimi kaldırırken &lt;i&gt;"hadi temmuz ayı için dileklerimizi dileyelim"&lt;/i&gt; dedi yine &lt;a href="http://yogaistanbul.blogspot.com/"&gt;can dost&lt;/a&gt;. Geçen zamanda birlikte pek çok dileğin kadehini kaldırdık, pek çok gerçekleşen hayalin kutlamasında yine çınlayan kadehlerde hep birlikteydik. Aşkla çok içten dilediğim dileklerim vardı yine o gece. Çok fazla batıl inancı olan biri değilimdir ama "söylersen dileğin gerçekleşmez" batılına uyup şimdilik dileğimi kendime saklıyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama hepimiz için dileğim, Temmuz'un hayallerimizle birlikte gelmesidir, kim ne istiyorsa, diliyorsa...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-3641998525172327849?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/3641998525172327849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=3641998525172327849&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3641998525172327849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3641998525172327849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/07/cakr-keyif-dilekler.html' title='Çakır keyif dilekler...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-VfvrvvhOlLs/ThDhnchQNCI/AAAAAAAABog/nWRU750OTy0/s72-c/IMG_1017-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7133566020815512203</id><published>2011-06-27T16:44:00.000-07:00</published><updated>2011-06-27T16:56:43.166-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Deli miyim neyim?</title><content type='html'>&lt;div&gt;Son 36 saatinin 24 saatini mutfakta geçirmiş biri yazıyor bu satırları. İzin günüm öncesi pert olmuş durumdayım. Yorgunluğun cisimleşmiş halini merak ederseniz fotoğrafımı çekip koyabilirim hani, o kadar!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüreğe değil, bedene musallat olan bir yorgunluk gerçi bu. Birkaç ay evvel okuduğum, yine varoluşumu şereflendiren Murakami'nin &lt;i&gt;Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu&lt;/i&gt; romanında kendisi yine cümleleriyle uyarmıştı beni &lt;i&gt;"Yorgunluğun yüreğinin içerisine girmesine izin verme... Yorgunluk insanın vücuduna hükmedebilir ama yüreğimin bana kalmasını isterim."&lt;/i&gt; diye...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüreğimin yaramaz çocuklar gibi şen, keyifli, çoşkulu savrulup gittiği, bedeniminse an be an yorgunlukla hamur misali yoğrulduğu bir işte çalışıyorum malum. Pazar gecesi kapanışta çalışarak gece 12'de işten çıkıp pazartesi sabahı açılışta 9'da işe gelmek ve bütün günü gece 12'de kapanışa kadar mutfakta geçirmek... Buna pek akıllı işi demiyorlar sanırım:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama benim başlıkta bahsettiğim deliliğim bundan gelmiyor zaar! Birkaç yıl evvel daha masa başında çalıştığım zamanlarda gece yarısı uyanıp birden kendimi mutfağa atmış ve gece gece yaptığım keke de "&lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2009/05/uykusu-kacms-kadn-keki.html"&gt;Uykusu Kaçmış Kadın Keki&lt;/a&gt;" adını vermiştim. Aslında şimdi düşünüyorum da hayatımın tamamı ileride bir gün nasıl bir mutfak cadısı olacağımın izleriyle doluymuş:) Neyse efendim, gece gece yapılan o kek paketlenmiş ve o zamanki ofis arkadaşlarımın afiyetle midelerini boylamıştı o gecenin sabahında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdiyse bunca saattir mutfakta olmaya aldırmayan, yorgun bedenini hiçe sayan bendeniz gece 1'e doğru eve geldikten sonra yeniden mutfağa atıverdi kendini. Yarının izin günüm olmasının hınzır bir rahatlığı var elbet bünyede. Yarın sabah aniden ziyaret edilmeye karar verilen bir arkadaşa giderken eli boş olmamayı kendine bahane edinen, aslında işin özünde evinin mutfağını pasta kokutmak isteyen bir deli divane işte... Başka açıklaması yok!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve nasıl bir enerji veriyorsa şu tabak çanak tıngırtısı bana, kedi dilleri, likörlü kremayla bezenip kat kat dizildi, kakaoya bulandı ve tiramisu olarak dolapta yerini aldı ama ben sanki onca yorgunluğa bulanmamışım gibi halen saat 02.30'da bir de kahve yapmış bu yazıyı yazıyorum:) Bu aralar günleri bitirmek istemeyen ama sabahlara da geç kalmak istemeyen bir bünyede yaşıyorum, bu ikisini bir araya daha ne kadar süre getirebilirim bilemiyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-31CxqqQQnl8/TgkW_A7n9SI/AAAAAAAABoQ/NLmVLzRZbk8/s1600/IMG_0915.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-31CxqqQQnl8/TgkW_A7n9SI/AAAAAAAABoQ/NLmVLzRZbk8/s400/IMG_0915.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623050881586427170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatta anları yakalamanın, kimi zaman yazıyla, kimi zaman bir fotoğrafla o anları tarihe not düşmenin ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum şimdilerde. Yazı, defterler, kalemler hep vardı da, bu aralar bir de fotoğraflara merak saldım. Özellikle keyifli anları ama sadece insanları değil, çoğu zaman halleri görüntülemek, bir karede ölümsüzleştirmek ve böylece o ânı sonsuzlaştırmak, zamansız kılmak... Sanırım en çok istediğim bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En güzel sabah karelerini fotoğraflıyorum bu aralar. Çok hoşuma gidiyor sabahları, sabahların keyfini fotoğraflamak. İşte bu fotoğraf da çoook keyifli bir sabah kahvaltısından... Üç çay bardağı, üç tabak, üç sandalye, üç güzel ses...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mutluluk ne diye sorsalar şu an bana, işte bu masa diye cevap vermemem için hiç bir nedenim yok! Bir mutfak cadısından da başka cevap beklenemez sanırım:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7133566020815512203?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7133566020815512203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7133566020815512203&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7133566020815512203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7133566020815512203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/deli-miyim-neyim.html' title='Deli miyim neyim?'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-31CxqqQQnl8/TgkW_A7n9SI/AAAAAAAABoQ/NLmVLzRZbk8/s72-c/IMG_0915.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-1871309223589266914</id><published>2011-06-23T01:04:00.000-07:00</published><updated>2011-06-23T01:18:54.094-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><title type='text'>Satılık!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Eşyalar satılığa çıkınca o eşyaların üzerine yapışmış hayallere ne oluyor peki?"&lt;/i&gt; diye sordum geçenlerde kendime. Hayaller bir çırpıda satılamıyor elbet, ama hayallerin temsilcisi olan şeylerin ortadan kaldırılması da bir nevi arınma, yüklerden kurtulma... Artık o hayallerden eser yokken eşyaları var etmenin de bir anlamı olmasa gerek. Bu aralar bu soru etrafında dolanan düşünceler dalga dalga zihnimde. Çoktan kapanmış olan bir defterin, kapatmadığımın farkına vardığım bir sayfasını noktalama zamanındayım şimdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Zamanla hayaller eriyor sanırım, biraz iz kalır. Bu da hayat. Kabul edelim ve yeni hayallere dalalım"&lt;/i&gt; demiş &lt;a href="http://yogaistanbul.blogspot.com/"&gt;canım arkadaşım&lt;/a&gt;. Her zaman yaptığı gibi yüzümü hep önüme dönmem gerektiğini hatırlatan cümleleriyle yolumu aydınlatan bir ışık gibi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şunu anladım ki, yaşadığınız bir hikayenin kahramanları sadece o hikayenin içindeki insanlar değil. O hikayeyi paylaştığınız tüm eşyalar da birer kahraman... Gizli kahramanlar... Macerayı süsleyen dekorlar... Üstelik önemli olan eşyaların kullanılmışlığı da değil, hiç kullanmamış olsanız da onlara yüklediğiniz anlamlar asıl önemli olan. Sizin verdiğiniz değerle, kurduğunuz hayallerle ruh kazanıyor ve bir de bakmışsınız kanlı canlı bir insan kadar o hikayenin bir parçası oluveriyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir zamanlar hayalim olan ama artık benim olmaktan çıkmış hayallerle özdeşleşmiş eşyalarla yeni başlangıçlar yapmanın mümkün ve doğru olmadığını yine hayat doğal akışında gösteriverdi bana. Yaparım sanırken, eşyaların ruhlarının görmezden gelinebileceğini düşünürken hayat kendi akışında yine doğru ve yanlışla kapımı çalıverdi ve yapmam gereken şeyi bana net bir şekilde gösterdi. &lt;i&gt;"Kurmayı planladığın yeni hayatta eskiye dair hiçbir eşyayı yanında taşımayacaksın Zeren, ben dekorunu bunlarla döşemene izin vermiyor ve hayatını bu nedenle bambaşka bir yola sürüklüyorum, hazırlan"&lt;/i&gt; diye konuştu, dile geldi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendi inanışınıza göre kader mi dersiniz, şans mı, enerji mi, ya da saf bir bütün olarak yaşamın ta kendisi mi bilemem ama hayatlarımız aslında çoğu zaman sözel olmayan bir lisanda konuşuyorlar bizimle. Sezgilerinizi ve algınızı tamamen kapamamışsanız, hayatın ne dediğini, neyi işaret ettiğini anlamak çok da zor olmayabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi eşyaları, bir gün lazım olacakları zaman çıkarıp kullanmak üzere tıktığım depolardan çıkarmanın ve hepsini yepyeni ve gerçek hayallerle kullanmaya hazır, üstelik sadece hayallerin değil, yaşanmış gerçek anıların da bir parçası yapacak insanlara satmanın zamanı... Tez elden, hiç vakit kaybetmeden... Ki her gördüğümde, eski hayallerimi hatırlamaktan çok kendime kızgınlığımı arttıran kahramanlar olmaktan çıksınlar artık. Onlara harcadığım paralarla bir zamanlar aslında ne güzelliklere imza atabileceğimi, kendimi ne kadar gereksiz yere paralamış olduğumu hatırlatmaktan başka bir işe yaramıyorlar artık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meğer bu eski hikayeye son bir vedam daha kalmış, ben hepsini savurdum sanırken. Şimdi o vakitte çalıyor zaman...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-1871309223589266914?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/1871309223589266914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=1871309223589266914&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1871309223589266914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1871309223589266914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/satlk.html' title='Satılık!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2349913378511777727</id><published>2011-06-17T13:55:00.000-07:00</published><updated>2011-06-17T14:12:05.937-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Çılgın cuma!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Cuma öğle servislerinde tam anlamıyla deliren bir mutfakta çalışıyorum ben. Sevgili insancıklarımız cuma günleri nasıl bir hissiyata kapılıyorlarsa, öğle tatillerinde haftanın zirvesinin yaşandığı bir servis yaşanıyor. 1,5 saatte 350 kişi gibi rakamlar duyuyorum ki hakikaten çılgınca. Bana milattan önce gibi gelen 'masa başı çalışanı olma' günlerime dönerek cuma günleri nasıl bir hissiyatta olunduğunu hatırlamaya çalışıyorum ama olmuyor. Sanırım zaman olarak çok uzakta olmasa da, zihnim unutmayı sağlayacak kadar uzağa atıvermiş kendini o günlerden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EiBiq90VrDM/Tfu_0YCJ_yI/AAAAAAAABn4/z9F5bvwxocY/s1600/crazy-kitchen.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 303px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-EiBiq90VrDM/Tfu_0YCJ_yI/AAAAAAAABn4/z9F5bvwxocY/s400/crazy-kitchen.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5619295866600423202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabah şef mutfağa girdiğinde &lt;i&gt;"geçen yıl bugün senenin en kalabalık öğle servisi yaşanmış, ona göre hazırlıklı olun, bugün de aynısı yaşanır bakarsınız"&lt;/i&gt; diye bir cümle savuruverince mutfağın atmosferine, zaten dört bir yandan focaccia kesen, pide yoğuran, tavukları porsiyonlayan, kalamarları soslayan mutfak ahalisi, sanki daha hızlı olunabilirmiş gibi hız vermeye çalıştı eline koluna. Tarih tekerrürden ibaret diye boşa dememişler, geçen sene 17 Haziran'da bir zirve yaşandıysa bu sene yaşanmayacağını kim garanti edebilir?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Veee saat 12.10 civarında ilk gong zili niyetine sipariş makinelerinin dıtdırıdıtdıııııııııııt diye öten sesi mutfakta çınlamaya başladı. İşte o dakikayla saat 2'ye kadar olan süreyi beynim hatırlamakta gerçekten zorlanıyor. Noldu, neler yaşandı, kim kime bağardı çağırdı, &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/mars-bom.html"&gt;"marş bom kardeşler"&lt;/a&gt; ortalığı nasıl karıştırdı inanın hatırlamıyorum. Eğer bu unutma mahareti olmasa zaten, o deliliği yaşayan insanın bir sonraki cuma başına gelecekleri bilerek bu işe devam edebilmesi pek mümkün değil. Mesleki zorunluluk kabilinden bir kısmî alzheimer da diyebiliriz buna.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki cuma öğle servisinden, üzerinden kamyon geçmiş, ringde Rocky'den dayak yemiş gibi çıkan aşçı takımına en güzel ödül nedir? Yoğun servis yüzünden tamamen boşalmış olan tezgahların doldurulması, eksiklerin tamamlanması, önümüzün haftasonu olması dolayısıyla çok yoğun olacağı göze alınırsa bir sürü hazırlık yapılması gerekmesi gibi dünya yüküyle iş varken ana menü değişikliği kapsamında yeni gelen yemeklerin sunumlarının ve eğitimlerinin bu muhteşem(!) cuma günü yapılacak olmasının haberidir!:) Çılgın olmayı ve çılgın insanları seviyorum, ne diyeyim:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet, Num Num ana menüsünde önümüzdeki haftadan itibaren değişikliğe gidiliyor. Uzun zamandan beri haberi gelen, beklediğimiz değişiklik haftaya gerçekleşiyor ve her istasyon kendi bölümü dahilindeki değişimlerin eğitimlerini bugün tamamladı. Bir yandan halen gelen siparişler, bir yandan eksiklerin tamamlanması, bir yandan yeni yemeklerin hazırlıklarının yapılması ve şeflerin bağıra çağıra neyin nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalışması... Delicesine bir curcunanın içinden alnımızın akıyla çıkmış bulunuyoruz efendim, bu işin bir madalyası olsa, talep edeceğim hani, o kadar:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Akşam artık üstümüzü başımızı çıkarmış soyunma odasından çıkarken o kadar komik bir sahne dikkatimi çekti ki, şimdi yazarken bile gülmeden edemiyorum. Daha az evvel mutfakta arı gibi çalışan aşçılar, soyunma odasının merdivenlerinden çıkarken kaplumbağa hızında, "ah"laya "of"laya tırmanıyor 20 tane basamağı. Bense sıra beklediğim için soyunma odasında, merdivenin bir basamağına çöküvermişim, inanın ucunda eve gitmenin cazibesi olmasa kimse kaldıramaz beni o basamaktan:) Öyle bir yorulmuşum ki, ama bunu oturmadan anlamak mümkün değil. Çıkma vakti gelmemiş olsa, mutfakta kalmaya devam etsem aynı tempo çalışacağım. Acayip bir şey mutfağın enerjisi. Dışına çıkınca anlıyorsun ne kadar yorulduğunu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu aralar eve gelince &lt;i&gt;Yüzüklerin Efendisi&lt;/i&gt;'nin DVD'lerini koyuyorum player'a; sevdiğim bölümlerini izliyorum. Elim, Tolkein'in &lt;i&gt;Hobbit&lt;/i&gt;'ine, &lt;i&gt;Harry Potter&lt;/i&gt;'lara, Ursula'nın romanlarına kayıyor. Halen okuduğum &lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt; da bana o fantastik, gerçeküstü hissiyatı verdiği için çoğunlukla elimden onu düşürmüyorum gerçi ama biraz böyle gerçeküstü dünyalarda, hikayelerde dolanmak hoşuma gidiyor, ruhumu dinlendiriyor sanki. Şimdi düşünüyorum da, sanki mutfak da bir gerçeküstü dünya benim için. Çocukluğumdan beri böyle dünyalara tutkun olan ruhum, sonunda bu yüzden bunca karmaşaya, çılgınlığa rağmen huzur bulduğu yeri buldu sanırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizim dünyada işler böyle işte! Çılgın cumaya, çılgın cumaların şerefine:) Ha bu arada bizim mutfakta bir de Cuma Şef var, kendisi de en az cumalar kadar çılgın bir adamdır, adını sonuna kadar hak ediyor yani. Onun da şerefine olsun bari:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2349913378511777727?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2349913378511777727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2349913378511777727&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2349913378511777727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2349913378511777727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/clgn-cuma.html' title='Çılgın cuma!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-EiBiq90VrDM/Tfu_0YCJ_yI/AAAAAAAABn4/z9F5bvwxocY/s72-c/crazy-kitchen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-6822048539911467654</id><published>2011-06-14T12:57:00.000-07:00</published><updated>2011-06-14T13:17:38.009-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kiraz Ağacı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ören'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>Misafir var!</title><content type='html'>Tam olarak kaç yıl önce olduğunu hatırlamıyorum. En az 10-12 yıl olmalı. Ege'nin o en sevdiğim sahil kasabasında, çocukluğumun, lise ve üniversite yıllarımın yazlarını ışıltısıyla boyayan güzel Örenim'de birlikte büyümeyi düşlediğim meyve ağaçlarının fidanlarıyla toprağı buluşturmak için elimizi kolumuzu her yanımızı toprağa bulamıştık, ben, babam ve hep toprakla uğraşmaktan elleri de toprak rengine bürünmüş bahçıvan dede. O gün toprakla buluştular ve çok sevdiler birbirlerini. Erik oldular, kiraz oldular, kayısı oldular; yıllar içinde sayılmayacak kadar çoğaldılar, sadece bizim haneyi değil, tüm komşu haneleri bile doyuracak kadar bereket oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3SD8xTw2PBE/Tfe9vPTWpFI/AAAAAAAABnw/xWg0cGYfD5M/s1600/agac.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-3SD8xTw2PBE/Tfe9vPTWpFI/AAAAAAAABnw/xWg0cGYfD5M/s400/agac.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618167679427191890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet, ben birlikte büyümeyi düşlemiştim onlarla. Büyüdük de. Ayrı ayrı şehirlerde, çoğu zaman birbirimizin haberlerini hep anne-babadan duymak zorunda kalarak da olsa birlikte büyüdük. Arada ziyarete gittiğimde nasıl da kocaman olup gökyüzüne uzanmış olduklarını gördükçe coşkulu hayretlere düştüm, gözlerime inanamadım. Sanki ben hep aynı o ufak çocuk halimle kalmışım gibi, sanki serpilip koca eşşek olmamış, yüzüme yeni çizgiler, ömrüme acı tatlı hikayeler eklememişim gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlarında olup bereketlerini dallarından kopararak tatmak gibisi yok ama bu aralar mutfağa köklenmekle uğraşan bir mutfak cadısı olarak İstanbul dışındaki özlenenlere kavuşmak pek mümkün olmuyor, olamıyor. Ben gidemesem de onlar bana gelebiliyorlar neyse ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgun bir mutfak gününden sonra eve dönüp buzdolabını açtığınızda dünyanın en güzel kırmızısı ve yeşiliyle karşılaşmaktan daha güzel olan şey, o kırmızı ve yeşilin yıllar önce sizin toprakla buluşmalarına vesile olduğunuz kırmızı ve yeşil olmasıdır. Yılın en güzel eriğini ve kirazını 5 gündür yiyorum ben. İçinde çokça geçmiş, anı, özlem barındırdığı için mi bu kadar lezzetliler; beslendikleri toprağın bereketi mi onları böyle yapan bilemiyorum, belki de her ikisi birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Yıllar evvel dikimlerine kendi ellerimle yardım ettiğim Ören'deki meyve ağaçlarının kirazlarını, eriklerini yemek, kokularını duymak... En büyük vefayı insana yine doğa gösteriyor sanırım"&lt;/i&gt; diye not düşmüşüm defterime. Pek çok şey gibi vefayı da bize hatırlatan şey yine doğa aslında. Kim itiraz edebilir ki buna?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfak maceraları &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/mars-bom.html"&gt;"marş" ve "bom"&lt;/a&gt; arasında çılgın bir koşturmacada süredursun, 'yuva'ya dönüş yapmanın çoşkusunu yaşıyorum. Dün yani 13 Haziran itibarıyla ilk göz ağrım dediğim, çok güzel günlerimin geçtiği, çok şey öğrendiğim Meydan mutfağına dönüş yapmış bulunuyorum. Bana bir yıl gibi gelen çok zor bir yirmi günden sonra yine olmam gereken yerdeyim. Münakaşa, açık kapatma, düzensizlik pişirmektense, yeniden yemek yapmaya, sebzeye meyveye hamura bulanabildiğim bir mutfağa dönmüş olmak güzel... Bu mesleği neden istediğimi unutmadığım ve artık memnuniyetsizliklerimi içime atmaktansa sesimi çıkartıp tercihlerim yönünde müdahalelerde bulunabildiğim için de kendime teşekkür ediyorum. Zaman içinde, değiştirmeye söz verdiğim huylarımı biraz olsun değiştirebildiğimi görmek güzel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin bir oh çekerek devam ediyorum yoluma. Eriklerim ve kirazlarım hala bitmediler, dolapta daha birkaç gün daha bana Ören'in lezzetleriyle, kokusuyla eşlik etmeye devam edecekler. Ben yorgun argın eve döndüğümde özlemlerimi onlarla gidereceğim. Ve belki de yaz böyle geçip gidecek... Ya da belki nice bilinmez süprizlerle... Kimbilir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-6822048539911467654?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/6822048539911467654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=6822048539911467654&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6822048539911467654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6822048539911467654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/misafir-var.html' title='Misafir var!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-3SD8xTw2PBE/Tfe9vPTWpFI/AAAAAAAABnw/xWg0cGYfD5M/s72-c/agac.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2962241874283096444</id><published>2011-06-11T21:18:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T21:54:54.643-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><title type='text'>"Marş" ve "Bom" Kardeşler</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Cts6UrigHow/TfREmoPvRlI/AAAAAAAABnI/yu3-4MuXVUY/s1600/Gusteau.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 265px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Cts6UrigHow/TfREmoPvRlI/AAAAAAAABnI/yu3-4MuXVUY/s320/Gusteau.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5617190065666999890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Soğuk! 84 numaranın bonfile salatası marş!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Bonfile salata Bom!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Sıcak! 54 numaranın sorantina makarnası marş!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;- Sorantina bom!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gökyüzünden sizi profesyonel bir mutfağın içine bıraksalar, emin olun belki tencere tava sesinden bile daha çok duyacağınız iki kelime "marş" ve "bom" olacaktır. Kendi kendilerine çok manasız, ama bir mutfağın içinde telafuz edildiklerinde belki de her şeyden daha anlamlı ve kritik olan iki kelime...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Masalarında oturmuş, sakin sakin aç karınlarını doyurmayı bekleyen restaurant misafirleri garsonlara siparişlerini verdikten sonra mutfakta kendileri adına nasıl bir koşturmacanın başladığından habersiz oluyorlar elbet. Ama sipariş fişi cihazdan çıkıp önümüze düştüğünde eğer o fişin üzerinde her istasyondan (sıcak, soğuk, pizza vs.) farklı farklı sipariş varsa yemeklerin senkronize bir şekilde aynı anda çıkabilmesi için en uzun sürecek yemeği yapan istasyonun belli bir aşamada diğer istasyonlara marş çekmesi gerekiyor. Örneğin bir sipariş fişinde çok pişmiş bir bonfile ve patlıcanlı pizza var diyelim. Bonfilenin pişmesi 20, pizzanın hamurunun açılıp malzemesinin döşenmesi, fırına atılması ve pişmesi 10 dakika sürüyor. Bu nedenle bonfilenin pişmesi yarı aşamadayken sıcak istasyonunun pizzaya marş çekmesi gerekmekte. Aksi takdirde o masanın yemekleri aynı anda çıkmamış olur ki bu asla istenmeyen bir şey. Önünüzde bir tane fiş varken sorun yok, ama aynı anda 10 tane farklı fiş varken tahmin ederseniz ki bu organizasyonu yapmak, hangi yemeği ne zaman yapmaya başlayacağınızı, diğer istasyonları ne zaman doğru şekilde yönlendireceğinizi planlamak oldukça meşakatli oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir masanın yemekleri garsonun eline ulaşmadan evvel şefin önüne son kontrolü yapması için aynı anda gitmedi mi? Vay halinize! O anda o mutfak yarılsın, siz de içine girin daha iyi!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen gün deli bir öğlen servisi yoğunluğunun ardından verdiğim 10 dakikalık bir çay molasında bir mutfak hikayesi yazsam ne yazardım diye düşündüm. Aklıma direk "marş" ve "bom" ikilisi geldi. Sanırım bu ikiliyi vücuda getirip "marş" ve "bom" kardeşlerin mutfak maceraları kabilinden bir şeyler karalardım. Artık birilerinin bu ikiliyi cansız duruşlarından çıkarıp onlara hak ettikleri değeri vermesi gerektiğine inanıyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zira bir mutfakta çıkan bütün kavgalar da, hoşbeşler de hep bu ikili üzerinden yürür. Bir istasyondaki aşçının diğer istasyondakini sevip sevmemesi, hoşlanıp hoşlanmaması büyük oranda ona zamanında marş çekmeyi unutup unutmaması üzerinden şekillenir. Ne zaman servis sırasında iki aşçı arasında seslerin yükseldiği bir münakaşaya rastlasanız, altını kazıdığınız anda neden olarak bu muzur ikili çıkıverir. &lt;i&gt;"Bana zamanında marş çekmedi"&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;"Ben ona marş çektim"&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;"Ben bom demediysem hazır değilim yemeği vermeye demektir" &lt;/i&gt;vs. vs. vs. Sonunda mutfağın şefi gelir, her iki aşçıyı da bir güzel paylar, "marş" ve "bom" kardeşler de bir dahaki ortalığı karıştıracakları âna kadar ortadan yok oluverirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana hayatının son beş ayını özetle deseler, sadece iki kelime kullanırdım: "marş" ve "bom"! Kısa ve net. Bundan âla özet mi olur? Her şey bu iki kelime arasında geçen bir uzun macera işte!:)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2962241874283096444?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2962241874283096444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2962241874283096444&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2962241874283096444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2962241874283096444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/mars-bom.html' title='&quot;Marş&quot; ve &quot;Bom&quot; Kardeşler'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Cts6UrigHow/TfREmoPvRlI/AAAAAAAABnI/yu3-4MuXVUY/s72-c/Gusteau.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-6958079204693644</id><published>2011-06-08T01:42:00.000-07:00</published><updated>2011-06-08T01:52:16.711-07:00</updated><title type='text'>"Kaybolmadan öğrenemez ki insan!"</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;Bazen derin bir sessizlik giriyor hayatla insanın arasına. Sessizliğin de bir anlamı var aslında. Kendi dili, lisanı, anlattığı, anlatmak istedikleri... Böyle zamanlardayım sanki biraz. İçimde bir fırtınadır gidiyor, Barselona'dan döndüğümden beri hiç sakinleşemedim. Sese geçmeyen, ses bulmayan bir fırtına... Hissediyorum yine taşlar oynayacak hayatımda; sahte güvenliklerden vazgeçip bilinmez, yepyeni ama heyecan verici sulara açılacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barselona dönüşü, Katalan diyarında aldığım tüm nefesleri bir çırpıda içimden söküp almak için var gücüyle bastıran bir mutfağın içine düşüverdim. Alıştığımın çok ötesinde bir düzene sahip, yolları taşlarla, dikenli tellerle örülü bir mutfak... Noluyoruz dediğim ilk birkaç günün sonrasında &lt;i&gt;"düzenimin, yolunda giden maceramın önüne böyle bir engel çıkmasının nedeni ne ola acep?"&lt;/i&gt; diye düşünmeye başladı bu huzursuzluğa gelemeyen ruh.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alışkanlıkların getirdiği rahatlığa kendini çok kolay kaptırabilen bir bünyem var benim. Hele de eğer alıştığımı seviyorsam, ona gönülden bağlıysam, yeniliklerin bana derin ve engin nefesler getirecek olduğunu bilsem de zor vazgeçip rahatlığı bozmaya cesaret edemeyebiliyorum. Ama işte hayat, benim edemediğim cesaretleri, aklıma getirmeyi bile tercih etmeyeceğim yenilikleri şak diye getirip yoluma koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok mutlu  olduğum Meydan mutfağından staj sonrası başka mutfağa &lt;i&gt;"sana orda daha çok ihtiyacımız var"&lt;/i&gt; dendiği için ayrıldığımda, çok alışmış, çok sevmiş olduğum bir mutfaktan ayrılıyor olmaktan ötürü fazlasıyla buruktum. Bir huzursuzluk bulutunun altında kalıncaysa &lt;i&gt;"neden oldu ki şimdi bu?"&lt;/i&gt; sorusu beliriverdi doğal olarak. Ve bir şekilde bu dönemde karşıma çıkan insanlarla yeni mutfaklar, yeni mutfak türleri üzerine düşünmek, hayatın önüme getirdiği bir seçenek oluverdi. Meydan'da kalsaydım muhtemelen bunları hiç düşünmeyecek; rahatlığımın, huzurun, alışkanlıklarımın esiri olmayı tercih edecektim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Somut olan bir şey değil aslında bu bahsettiklerim. Halen çalışıyor ve vazgeçmiyorum, geçmem de. Sadece bazı kilitler, anahtarlarını buldu sanki zihnimde. Yapabileceklerimin çemberi önümde ufak bir yarım ay boyutunda dururken şimdi ufkum, bir anda 360 dereceye ulaşıverdi. Zamanın getireceklerine, bilinmezliğin süprizlerine kapım açık. Ne olur, ne şekilde olur bilemiyorum ama bazı şeyler değişecek sanki, bunu hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaten pek çok değişim de yolunda gitmeyen bazı şeylerin sonucu olmuyor mu? Önce 'kaybolmak' sonra 'bulmak', 'bulunmak' gerekiyor. Tıpkı Murathan Mungan'ın &lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt;'nda bir karakterinin ağzından dediği gibi: &lt;i&gt;"İnsanlar eskiden kaybolmaktan bu kadar korkmazlardı. Kaybolmanın, insanı zenginleştiren serüvenlerine olanak tanırlardı; yazık, bazı şeyleri kaybolmadan öğrenemez ki insan!"&lt;/i&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-----------------------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Not: Barselona çok güzeldi, nice unutulmaz anı keyifle bizimle birlikte ülkeye döndü, bir kısmını da paylaştım, elimden geldiğince zamana not düşmeye çalıştım. Ama bir konu daha var ki, bilinçli bir tüketici olarak ne yapıp edip iki çift laf etmeyi bir sorumluluk biliyorum. Tur programına katılmadan, kendi başımıza, kendi programımızda gezmeyi en başından beri planlamış olmamıza rağmen uçak, vize vs gibi konularla uğraşacak zamanımız olmadığından bir turla gitmeyi tercih ettik Barselona'ya. Ama herhalde kendimiz uğraşsak bu kadar zorlu, sinir bozucu ve meşakkatli olmazdı hiç bir şey. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bamtur&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;'u tercih etmekle nasıl bir hata yapmış olduğumuzu seyahatimizin her adımında çok daha iyi anladık. Vize alma süreçlerinde yaşanan sorunlar yüzünden telefonun suratımıza kapatılmasından tutun da, muhatap alınmamaya varana dek bir dolu sorun... Barselona havaalanına indiğimizde diğer turdaki insanlarla tanışınca da sorun yaşayanın sadece biz olmadığımız, herkesin bir dolu problemle karşılaşmış olduğunu gördük. Üstelik şehrin merkezinde kalmak için çok daha fazla para ödemiş olanların da, merkeze uzak daha az ücret ödeyen bizlerle birlikte kalmaya mecbur edilmeleri, üstelik rehberin de yardımcı olmak konusunda son derece kaba davranışları bardağı taşıran son damla oldu. Tur kapsamındaki tüm gezilere katılma arzusuyla gelenler, hiç bir tur gerçekleştirilmediği için katılamadılar. Bundan sonra bedava dahi gönderseler bu şirket kapsamında hiç bir geziye katılmayacağımı biliyorum. Uyarmak, gezgin ruhların hepsine bir borçtur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-6958079204693644?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/6958079204693644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=6958079204693644&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6958079204693644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6958079204693644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/06/kaybolmadan-ogrenemez-ki-insan.html' title='&quot;Kaybolmadan öğrenemez ki insan!&quot;'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7116733985715663088</id><published>2011-05-31T14:06:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T09:26:39.245-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barselona'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><title type='text'>Bitmeyen Barselona!</title><content type='html'>&lt;div&gt;İstanbul'u pek bir kıskanç gördüm bu aralar. Kendisini Barselona'yla aldattığımı düşündüğünden olsa gerek, döndüğümden beri pek bir yamuk yapar oldu bana. Nasıl yapacağız da düzelteceğiz arayı, orasını bilemiyorum pek. Halbuki bilmiyor ki kendisi bu dünyaya bağlandığım köklerim; bundan sonra yüreğimin parçalarını bırakacağım her şehirse gökyüzüne uzandığım dallarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana neyi göstermek istediğini zaman içinde anlayacağımı umduğum bir sürecin içinde buluverdim birden kendimi. Yollar biraz taşlı... Taşlar mı beni yaralar, ben mi taşları kırar geçerim, o kadarını zaman gösterir, lakin hâla iki çift lafım var Barselona'ya dair...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir bulutun tepesine yükselsem ve yeryüzünde bir yere beni bırakıvermelerini istesem, kesinlikle La Boqueria gibi bir pazarın ortasına düşmek isterdim. Bir balıkçı tezgahında karideslerle istiridyelerle cebelleşmek; domatesin kırmızısına, biberin yeşiline, limonun sarısına bulanmak; hiç dinmeyen o enerjinin içinde savrulup yıkanmak...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jvJEw9mHLw0/TeVaL8tgUgI/AAAAAAAABmk/7WIEpLzN2ug/s1600/laboqueria.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-jvJEw9mHLw0/TeVaL8tgUgI/AAAAAAAABmk/7WIEpLzN2ug/s400/laboqueria.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612991671909241346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;La Boqueria, Barselona'nın kalbi La Rambla'nın hemen paralelinde. Doğanın tüm nimetlerinin adeta ayaklanmış hali. Daha evvel de bahsettiğim gibi tezgahların çoğunluğuna kadınlar hakim. Pazarın tezgahları arasında dolanırken bu şehirde yaşamadığıma, pazardan aldığım tüm bu renklerle şenlendireceğim bir mutfağımın olmadığına ve bir de kesinlikle ve kesinlikle İspanyolca bilmediğime çok üzüldüm. Pazarın enerjisini iliklerime kadar her yerimde hissetmeme rağmen satıcılar arasında geçen o konuşmaları, atışmalarını, pazarlıkları, hepsini ama hepsini anlayabilmek isterdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3XjThbKSJcY/TeVax4xfDAI/AAAAAAAABms/izp28bflPIc/s1600/laboqueria1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-3XjThbKSJcY/TeVax4xfDAI/AAAAAAAABms/izp28bflPIc/s400/laboqueria1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612992323687222274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir önceki yazıda bahsettiğim Tibidabo lunapark gezimizin sonrasında saatin de akşama yaklaşmasıyla yine şehir merkezine çevirdik istikametimizi. İş sonrası kendilerini Tapas barlarına atıp yemeğin, içkinin ve sohbetin dibine vuran Barselonalılar'ın arasına karışmak için La Rambla'nın solunda kalan Gotik Şehrin ve sağında kalan Raval'ın sokaklarında kaybolmaktan idealinin olmadığını anlamak için sadece bir gün bile yetiyor insana. Bir önceki gece Gotik Şehrin sokaklarına atılmış masalarda doyan karınlarımızı bu sefer de Raval'a çevirmenin vaktiydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Raval, tam bir göçmen semti. La Rambla'dan Raval'a doğru o daracık sokaklarda iyice derinlere inmeye başladıkça rastladığınız Ortadoğulu insanların sayısının ve dükkanlardaki "helal et" yazılarının arttığını görüyorsunuz. Göçmen semti olmasının da etkisiyle fiyatlar da çok daha ucuz Raval'da. Labirent misali kıvrılan sokakların sizi çıkardığı yine son derece sevimli bir meydan, kafe-restaurantların masalarıyla, hediyelik eşya satan tezgahlarla, göçmen halkın sıra sıra dizildiği banklarla dolu. Ve tabi bir de minik(!) koca kedi heykeliyle... Raval'ın simgesi koca tombul kedi, kendisiyle hatıra fotoğrafı çektiren bizim gibi turistçiklerle halinden pek bir mutlu görünedursun, kendisini geride bırakıp ara sokaklarda yürürken gözümüze çarpmış olan sevimli bir Tapas bara gitmek üzere yöneliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GpAYMh44ntc/TeVbtwGwGXI/AAAAAAAABm0/_1HJVJJWc_w/s1600/raval.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-GpAYMh44ntc/TeVbtwGwGXI/AAAAAAAABm0/_1HJVJJWc_w/s400/raval.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612993352152652146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sarı turuncu tonlarındaki taştan duvarlarıyla, tapasların sıra sıra dizili olduğu hemen girişteki barıyla ve sevimli garsonuyla, Barselona maceramızda yemek yediğimiz en keyifli yerlerden biri olmayı kesinlikle hak ediyordu Raval'daki bu Tapas Bar. Tabi o gece beni gülmekten öldüren canım macera &lt;a href="http://ecessun.blogspot.com/"&gt;arkadaşlarımı &lt;/a&gt;da unutmamam lazım. Siz çok yaşayın diyorum, başka da bir şey demiyorum:))&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son günümüzün ikinci yarısında üç kişilik ekibimizden fire vererek yola iki kişi devam etmek zorunda kalsak da, yılmadık ve Barselona da bizi en güzel keyiflerinden biriyle taçlandırdı: flamenko! Plaça Reil da, Barselona'nın yine onlarca meydanından biri, hatta avlu demek daha doğru belki. Manastırdan bozma koca bir yapının ortasındaki boş avlunun etrafı onlarca kafe, restaurant, bar ve diskoyla dolu. Kesinlikle büyülü bir yer. Tıklım tıklım dolu masaların arasından bir boş bulup tünedikten sonra dikkatimizi çeken bir kuyruğum peşine takıldık. Sonuç yaklaşık bir saatlik olağanüstü bir flamenko gösterisi, müziğin ve dansın gücüyle büyülenmiş bedenler ve ruhlar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xWajHJ3QVNI/TeVcXfu8wBI/AAAAAAAABm8/f4U5mH2Egsk/s1600/placa.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-xWajHJ3QVNI/TeVcXfu8wBI/AAAAAAAABm8/f4U5mH2Egsk/s400/placa.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612994069312356370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Plaça Reil...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Flamenko, olağanüstü bir sanat. İçinde hiç bir ortalama duygu barındırmayan, aşkın da, tutkunun da, hüznün de, acının da doruklarda yaşandığı... O yanık sesiyle aşkını, acısını haykıran müzisyeni dinlerken de, topuklarını sevdasının şiddetiyle takır takır yere vuran dansçıyı izlerken de, bu adamların bir kere daha her şeyi ne kadar tutkuyla yaşadıklarını düşündüm. Hayatı da, aşkı da, müziği de, dansı da dibine kadar kanırta kanırta yaşıyor ve tam da bundan besleniyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dansları sırasında birbirlerine nasıl da tutkuyla baktıklarına şahit olduğumuz iki dansçıya, gösteri sonrası La Rambla'da yürürken el ele rastlamak da o geceye dair ayrı bir hoşluktu. Gösteriyi izlerken bu dansı bu kadar yürekten hissettirerek yapan dansçıların arasında mutlaka bir çekim olması gerektiğini düşünmüşken, sonrasında ikiliyi kostümleri ellerinde el ele belki de evlerine doğru yürürken görmek, bana aslında ne kadar haklı olduğumu gösterdi. Sahnedeyken gözlerinde gördüğüm şeyin aşk olduğundan emindim ben zaten:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biliyorum ki, artık ben bu şehri görmemiş gibi yaşayamam. Kanıma girdi bir kere. &lt;i&gt;"Yani ne demek şimdi bu?"&lt;/i&gt; demeyin sakın! Onu ben de henüz bilmiyorum ama tek bildiğim, harika bir üç gün geçirdiğim ve bunu hiç unutmayacağım!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7116733985715663088?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7116733985715663088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7116733985715663088&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7116733985715663088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7116733985715663088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/05/bitmeyen-barselona.html' title='Bitmeyen Barselona!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-jvJEw9mHLw0/TeVaL8tgUgI/AAAAAAAABmk/7WIEpLzN2ug/s72-c/laboqueria.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2267230671267999743</id><published>2011-05-28T00:02:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T09:27:11.985-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barselona'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><title type='text'>Masal mı gerçek mi?</title><content type='html'>&lt;div&gt;Koskoca bir kemerin altından geçip upuzun bir ırmak gibi önümüzde uzanan bir yoldan ilerliyoruz. Yolun sonu yeşilin her tonuyla dolu kocaman bir parka açılıyor. Yolla park arası, pek çok sokakta olduğu gibi yine onlarca park etmiş bisikletle dolu. 9 yaşında ufak bir kız çocuğuyken sahip olduğum en iyi arkadaşım Pinokyo bisikletime benzeyen kırmızı ve beyaz tonlarında bisikletler bunlar. Öğreniyoruz ki sadece Barselonalılar'ın kullanımı için bu bisikletler, turistler için olanlar ayrı. Barselona'da yaşayan biriyseniz, bu bisikletlerden kiralayıp her yere bunlarla gidebilir, hatta metrolara ücretsiz binebilirsiniz. Bisiklete kira bedeli verildiğinden ayrıca metro için para almıyorlar. En güzel yanıysa bisikleti aldığınız yere götürmek zorunda olmayışınız. Size en yakın herhangi bir bisiklet noktasına teslim etmeniz yeterli. Ve tabi yollardaki son derece geniş ve ferah bisiklet yollarıysa cabası. Bisikletle dolaşacağım diye can pazarına girmek zorunda değilsiniz yani.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bisikletleri geride bırakıp parka adımınızı attığınızda hissedilen duygu, yeşille yıkanmış olmak gibi bir şey. Bu daha yepyeni canlanmış doğanın tadını çıkarmak isteyen kıştan bıkmış bedenler, çimenlerin üzerinde sereserpe... Kimi sadece şortu ve bikinisiyle güneşleniyor, kimi çimenleri okşaya okşaya kitap okuyor, kimi yoga yapıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra yine ağaçların arasından bir yol... Asıl varılmak istenen yere açılan... Parc de la Ciutadella. Barselona'ya damgasını vurmuş, bedeni öbür dünyaya çoktan göçmüş olsa da ruhunun yıldızlarını şehrin her yanına saçmış olağanüstü mimar Gaudi'nin muhteşem eserlerinden biri olan Parc de la Ciutadella... Tüm ihtişamını karşıma alıp şırıl şırıl akan sularını izlerken de, her iki yanından yukarı doğru çıkan merdivenlerini adım adım tırmanırken de kendimi 18.yy'da bir şatoya girermiş gibi hissettim. Şimdi çektiğimiz fotoğraflara bakıyorum da, asla o hissi vermiyor. Ama orda tam karşısında olmak, ya da tepesinde, tüm parka o heykelciklerin arkasından bakmak... Sadece yaşamak gerek!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kjY2fovR1m4/TeCe6R5DleI/AAAAAAAABls/ZW6erw9-qc8/s1600/masalger1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-kjY2fovR1m4/TeCe6R5DleI/AAAAAAAABls/ZW6erw9-qc8/s400/masalger1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611659859775952354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve bu muhteşem güzelliğin karşısına yapılmış bir yapay gölet, üzerinde sandallar... Hiç kaçar mı bu fırsat? Hazır, gördüğü güzellikler karşısında zaman tünelinde 18.yy'a kadar gitmiş ruhumuzu, o sandalların üzerinde gezdirmekten mahrum etmek olur mu? Hele bir de kazlar, ördekler, kaplumbağalar, hatta ve hatta leylekler size eşlik ederse... Bir gezi kitapçığı tarafından Barselona'nın yıldızlarından biri olarak gösteriliyor Parc de la Ciutadella. Biliyorum ki, yaşadığımız bu anlardan aldığımız keyifle o yıldız hepimizin başının üzerine çoktan gelip konuvermişti bile.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ILUyn9QjQLM/TeCgSiRv9lI/AAAAAAAABl8/RBMQBBj7o3s/s1600/masalger3.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ILUyn9QjQLM/TeCgSiRv9lI/AAAAAAAABl8/RBMQBBj7o3s/s400/masalger3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611661376002979410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra başka bir gün ve başka bir an kendimi Hansel ve Gratel masalının bir kahramanı olarak buluveriyorum. Karşımda, ormanda dolaşırken karşılaştıkları pastadan yapılmış eve benzeyen evler... İçimde delicesine gidip bir köşesinden ısırma duygusu uyandırıyor. Acaba denesem benim de karşıma içinden kötü yürekli cadı çıkar mı? Ya da sadece taştan duvarları ısırmaya çalıştığım için dişim acır ve aslında Hansel ve Gratel'in masalında değil, yine Gaudi'nin tasarımı olan evlerin bulunduğu Parc Guell'de olduğumuzu anlarım. Ben yine de Hansel ve Gratel'in ve o masaldaki kötü kalpli cadının anısına, Parc Guell'in çıkışındaki hediyelik eşya mağazasından kendime havada sallanan bir minik cadı figürü satın alıyorum. Ne de olsa bizim serde de cadılık var, öyle değil mi, mutfak cadılığı:))&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5IkqEbbfCzs/TeChAdbf61I/AAAAAAAABmE/EiUJOwxh1lU/s1600/masalger4.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 232px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-5IkqEbbfCzs/TeChAdbf61I/AAAAAAAABmE/EiUJOwxh1lU/s400/masalger4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611662164975676242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cadılığını, kendine aldığı hediyeyle de perçinleyen bendeniz ve hikayemizin diğer iki kahramanı, Barselona maceralarının en can alıcı noktalarından birine yönelirler: Tibidabo! Metronun yukarı çıkan merdivenlerinden neye benzediğini daha önce hiç bilmediğiniz bir meydana ayak basmak ne kadar nefes kesiciymiş bunu öğrendim. Tibidabo Meydanı'nın önce gökyüzü, sonra muhteşem mimarideki binaları, üstü mosmor ve pembemsi tonlardaki begonvillerle kaplı açık kafesi, yukarı doğru uzanan her yanı ağaçlarla kaplı upuzun caddesi görünüverdi merdivenlerden sıra sıra... Emin olun Barselona'nın bütün meydanları başka güzel ama burada içimi kaplayan sıcaklığı tarif etmem zor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tibidabo lunaparkının ve o muhteşem Temple del Sagrat Cor Kilisesi'nin olduğu tepe Barselona'nın en yüksek tepesi. Buraya ulaşmak içinse dünyanın belki de hala en sevimli ulaşım araçlarından birini kullanmak zorundasınız: tramvay! Çok eski model ama son derece bakımlı mavi bir tramvay, sizi belki Barselona'da görebileceğiniz en muhteşem malikanelerin arasından alıp gökyüzüne doğru çıkarıyor, tıngır mıngır. Ama onun da gidebileceği bir son nokta var. Tibidabo lunaparkına ulaşmak için bir de yeşilliklerin arasından tırmanan sevimli bir finikülere binmek zorundasınız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XUhjsFTpUTc/TeChxZ_MprI/AAAAAAAABmM/QbLMLkM3EkY/s1600/masalger5.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-XUhjsFTpUTc/TeChxZ_MprI/AAAAAAAABmM/QbLMLkM3EkY/s400/masalger5.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611663005865256626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Finikülerden inip karşımda önce Temple del Sagrat Cor Kilisesi'ni, sonra da o muhteşem atlı karıncayı gördüğümde içimde hissettiğim duyguyu nasıl tanımlamalıyım bilemiyorum. Özgürlük? Hayata ve hayatın tüm güzelliklerine tapınma? Hayranlık? Belki hepsi ve çok daha fazlası... Tüm Barselona sanki sere serpe kendisini ayaklarınızın altına sunmuş gibi... Kilisenin en tepesinde kollarını herkesi kucaklarcasına şehre doğru açmış kocaman bir aziz heykeli, sağınızda solunuzda 1928'de kurulmuş olan lunaparkın o nefes kesici "oyuncakları"... Atlıkarıncalar, balerinler, gondollar, pamuk helvacılar, elma şekercileri...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ucundan kıyısından tatlarına baktıktan sonra kilisenin en tepesine çıkarak Barselona'ya bir de biz selam çakalım istedik. Barselona'nın olabileceğiniz en yüksek zirvesinde olduğunuzu bilmek ve kilisedeki o aziz heykelleri gibi şehri kollarınızı açarak sımsıkı kucaklamak... Çıkabileceğim en son noktada sadece biz ikimiz, ben ve Barselona başbaşa kaldık kısa bir an. Volumü yüksek olmayan sözcüklerle haykırdım tüm içimdekileri. Geçmişi, geleceği, ânı paylaştık çok kısa bir an. Yine beklerim dedi, yine geleceğim söz dedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-x-FxuSZkSi8/TeCilXSUOBI/AAAAAAAABmU/toxv8ceZp8Q/s1600/masalger6.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-x-FxuSZkSi8/TeCilXSUOBI/AAAAAAAABmU/toxv8ceZp8Q/s400/masalger6.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611663898493335570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm bunlar masal mı gerçek mi? Belki bazen gerçekler bile masal olabilir!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2267230671267999743?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2267230671267999743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2267230671267999743&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2267230671267999743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2267230671267999743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/05/masal-m-gercek-mi.html' title='Masal mı gerçek mi?'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-kjY2fovR1m4/TeCe6R5DleI/AAAAAAAABls/ZW6erw9-qc8/s72-c/masalger1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-4829570620622178106</id><published>2011-05-25T13:28:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T09:28:04.492-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barselona'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadınlık Halleri'/><title type='text'>Barselona'da kadın olmak!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bazen düşünmeden edemiyorum, hayat öylesi garip, hızlı ve tahmin edilemez ki! Şurda alt tarafı üç gün önce Barselona kaldırımlarında o sokak senin bu sokak benim, o pazar senin bu restaurant benim dolaşırken bugün yine İstanbul'da bir mutfağın içinde deli bir yoğunlukla boğuşma içerisindeyim:) İnsanoğlu kuş misali... Evet, bizler aslında koca koca kanatsız kuşlarız. Bu sabah uyandığımız yerde yarın da gözümüzü açacağımızın garantisi yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim ruh hala memlekete dönmedi, hasretle bekliyoruz kendisini:) Bendeniz burda Barselona fotoğraflarımın düzenlenmesi ve anılarımın gezi defterime geçirilmesiyle uğraşadurayım, bende derin bir etki bırakan konunun Barselona'daki kadınlar olduğunun farkına vardım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fp0KUqZg884/Td1nBfR57QI/AAAAAAAABlM/EyRudHDDsCQ/s1600/barcakadin.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-fp0KUqZg884/Td1nBfR57QI/AAAAAAAABlM/EyRudHDDsCQ/s400/barcakadin.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610753986047634690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barselona şehir merkezinin biraz dışında bir semt olan Badalona'da bulunan otelimizden  metro istasyonuna gidebilmek için yaklaşık 10 ila 15 dakikalık bir yol yürüyorduk. Bu sayede hem çok şirin bir semt olan Badalona'yı görebilme şansımız oldu hem de daha Barselona'daki ilk saatlerimde çok hoşuma giden bir kareyle karşılaştım. Tam sokağın köşesindeki balıkçının önünden geçiyorduk ki, tezgahta dizili koca koca karidesler, midyeler, istiridyeler yerine - ki normalde onlara dikkat etmem gerekir - benim dikkatim tezgahtaki iki hoş hatuna takılıverdi. Doğru mu görüyordum? Evet doğru görüyordum. Geçmişler tezgahın arkasına koca koca balıkları ayıklıyor, filetolarını çıkarıyorlardı. Hiç alışkın olmadığımız için bu görüntü, şaşırdığımın on katı ölçüde çok hoşuma gitti. Ama ne yalan söyliyim, bu karenin istisna olduğunu düşünmüş, genele yayılacağını hiç tahmin etmemiştim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha sonra farklı semtlerde farklı sokaklarda ama en çok da Barselona'nın en meşhur pazarı La Boqueria'da kasapların, balıkçıların, manavların, şekercilerin vs. çoğunda hep kadınların erkeklerle omuz omuza, hatta bazılarında tek başlarına çalıştıklarını görünce ilk gördüğümün aslında bir istisna olmadığının farkına vardım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2JwO718MS0U/Td1nkeNOnZI/AAAAAAAABlU/4kLF7L9IFrs/s1600/barcakadin1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-2JwO718MS0U/Td1nkeNOnZI/AAAAAAAABlU/4kLF7L9IFrs/s400/barcakadin1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610754587055005074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kafalarımıza doğduğumuz andan itibaren enjekte edilmeye başlayan sınırların asla gerçekler olmadığını, sadece birilerinin öyle işine geldiği için öğretilmiş kurallar olduğunu görmek... Belki de bu kadar erkek egemen bir sektörde çalıştığımdan ve her yeni girdiğim ortamda önce "kadın" aşçı olmaktan ötürü bir açıklama yapma ve kabul görme durumuyla karşılaşmaktan, daha çok dikkatimi çekiyor tüm bu meseleler...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En güzeliyse, Barselona'da görüdüğüm bu karelerdeki kadınların çoğunun, seçtikleri sektörlerde varolabilmek için erkeğe benzemeye çalışmamaları, baya süslü püslü makyajlı kadınlar olmalarıydı. Erkek gibi kadın olmaktansa kadın gibi kadın olmayı başarmakta aslında bütün mesele. Eğer kadınlar da erkeğe benzeyecekse zaten bırakılsın erkekler çalışsınlar tüm erkeklikleriyle, taklitlerine neden gerek olsun ki!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-vDeDZtrNa7Y/Td1oTGqI9iI/AAAAAAAABlc/oc3QUVC77ZE/s1600/barcakadin2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-vDeDZtrNa7Y/Td1oTGqI9iI/AAAAAAAABlc/oc3QUVC77ZE/s400/barcakadin2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610755388187670050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barselona ve kadın deyince aklıma oldum olası en çok gelen isimdir ünlü İspanyol yönetmen Pedro Almadovar. Kadınları, özellikle de onların karmakarışık, deli dolu, rengarenk ruhlarını anlatmayı çok sever. Elbette en birinci gözlemi olarak kendi ülkesinin kadınları başroldedir çoğu zaman. Kadın olmanın doğal karmaşıklığına bir de İspanyol ve Akdenizli olmanın çılgın ve tutkulu ruhu eklenir. Şimdi yeniden çok uzun zaman önce seyretmiş olduğum Almadovar'ın en harika filmlerinden biri olan &lt;i&gt;&lt;a href="http://www.beyazperde.com/film/983"&gt;Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;'ını seyretme vaktimin gelmiş olduğunu hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-plkf6o6gqq0/Td1pGg5QssI/AAAAAAAABlk/pzlYfl21cz0/s1600/barcakadin3.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 323px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-plkf6o6gqq0/Td1pGg5QssI/AAAAAAAABlk/pzlYfl21cz0/s400/barcakadin3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610756271403741890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve ey Almadovar, beni duyuyorsan eğer sana benden nacizane bir öneri: bundan sonraki filmlerinden birinde elinde bıçağı satırı kasaplık yapan bir kadının hikayesini anlatsan ne güzel olurdu. Upuzun simsiyah saçları, kulaklarında kocaman İspanyol küpeler, dudaklar ve gözler boyalı, alımlı ve hoş bir kasap kadın...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Almadovar'ın gözlüğünden böyle bir kadının nasıl göründüğünü gerçekten merak ederdim doğrusu:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-4829570620622178106?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/4829570620622178106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=4829570620622178106&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4829570620622178106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4829570620622178106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/05/barselonada-kadn-olmak.html' title='Barselona&apos;da kadın olmak!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-fp0KUqZg884/Td1nBfR57QI/AAAAAAAABlM/EyRudHDDsCQ/s72-c/barcakadin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-8389742256002839860</id><published>2011-05-23T14:05:00.000-07:00</published><updated>2011-05-24T14:24:38.203-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barselona'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><title type='text'>Zero in Barcelona!</title><content type='html'>Wim Wenders'ın &lt;i&gt;Beyond the Clouds&lt;/i&gt; filminde kız erkeğe bir hikaye anlatır: Ormanda yaşayan yerliler dağın en tepesine aşağıdan yük taşırlarken yol boyunca sürekli durup beklerler. Bir gün yanlarında onlarla birlikte giden bir yabancı, liderlerine neden sürekli durakladıklarını sorar ve &lt;i&gt;"Ruhlarımız bedenlerimiz kadar hızlı hareket edemez, onlar her adımlarını özümseyerek yaşamak isterler; o nedenle durup sürekli onları beklememiz gerekir"&lt;/i&gt; cevabını alır.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi dört gün aradan sonra bedenim yeniden İstanbul'un karasına ayak basmış, 30 yıldır ait olduğum şehrin nefesini alırken ruhum, hala gitmiş olduğu uzak diyarlarda... Yaşadığı onca güzelliği hazmetmeden de geri dönemeyeceğe benzer... Varsın dönmesin, bana yetmeyen zamanın tadını, zaman nedir bilmeyen evreninde doya doya çıkarsın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Katolonya'dan gelen rüzgarlar, daha toprağına ayak basmadan da yaşamımın bu dönemindeki hayat enerjimle çok uyuşan bir şehre gidiyor olduğumu söylüyordu bana. Barselona renk demekti; ışıltılı yıldızlar, kanı kaynayan bir yeniyetme, dansın, hareketin, müziğin ve güzelliğin vücut bulmuş haliydi...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qpz805dQDFw/TdrRjs9HpdI/AAAAAAAABk0/fEnxzMvLyV8/s1600/barca1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qpz805dQDFw/TdrRjs9HpdI/AAAAAAAABk0/fEnxzMvLyV8/s320/barca1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610026697136514514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;Barselona vazgeçilmezleri... Paella ve cava...&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;30. yaşıma girdiğim bir ekim sabahında bu yeni yaşımın hayatıma güzel başlangıçlar ve keyiflerle geleceğine inanmış ve kendime söz vermiştim; içimden esen rüzgarların sözünü bundan sonra hep dinleyecek, negatif enerjilerin varlığımı tozlandırmasına izin vermeyecektim. Bu seyahat, bu yıl kendime verdiğim hediyelerin, zorluklarımın, bedellerimin, keyiflerimin bir taçlandırması olacaktı. Böylece içim&lt;a href="http://ecessun.blogspot.com/2011/05/orada-bir-yer-var-uzakta.html"&gt;(iz)&lt;/a&gt;deki rüzgarın hızını da arkamıza alarak vurduk kendimizi Barselona semalarına.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üç gün boyunca yaşadığım onca şeyi imkanı yok tek bir yazıya sığdıramam ben. Gezip görülesi temel yerlerin haricinde öyle çok detay var ki anlatılması gereken, ben Barselona'nın asıl bunlarda saklı olduğunu düşünüyorum. O nedenle zaman içinde farklı farklı yazılarla bende kalan tüm izleri paylaşacağım. Ama döndüğümden bu yana anneme babama, bir iki arkadaşıma Barselona'ya dair kurduğum en birinci cümlenin şu olduğunun farkına vardım: yaşamayı çok seven ve hayatın tadını sonuna kadar çıkarmasını bilen insanlar Barselonalılar. Nereye baksanız bir eğlence; hangi sokağa girseniz bir dans, müzik; müthiş mimarideki binalarla çevrili minik avlulara dağılmış kafeler; lezzetli yemekler, içkiler... Eğlenmek için konser, festival vs gibi nedenler beklemeden, bu kadar anlık, içinden geldiği gibi hayatın tadını çıkararak eğlenen kaç toplum vardır bilemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TWYjCESbz14/TdrTn9vH9rI/AAAAAAAABk8/za40dPe9pgk/s1600/barca2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-TWYjCESbz14/TdrTn9vH9rI/AAAAAAAABk8/za40dPe9pgk/s400/barca2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610028969383950002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Yine bir avlu, masalar ve muhteşem mimari...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barselona'daki ikinci gecemizde 13 saat boyunca yürümekten bir fil ayağına dönüşmüş ayaklarımız ve gurultusunu cümle aleme duyuran midelerimizle hoşumuza giden bir restaurant arayan biz üç kafadar, kulağımıza gelen davul gürültülerini takip ederek Bari Gotik yani Eski Şehir tarafında bir sokağa saptık. Öylesine açtık ki, o an için tek isteğimiz, hissetmediğimiz ayaklarımızın bizi bir Tapas (İspanyolların bizim dilimizde meze olarak algılayabileceğimiz bir yemek türü) barına götürmesiydi. Ama o girdiğimiz sokakta öyle bir görüntüyle karşılaştık ki, belki yarım saat ne yemek kaldı peşinden koştuğumuz, ne ayakta kalmanın yorgunluğu. Her yerde olduğu gibi yine muhteşem mimarideki evlerle çevrili bir avluda, her biri gençlerden oluşan belki 10-15 kişilik üç grup, kendi aralarında yarışarak Afrika dansı yapıyorlardı. Bir yandan çaldıkları muhteşem davul ve kendilerine has müzik aletleriyle çıkan olağanüstü bir ritm, bir yandan insanın kanını kaynatan danslar... Ve bu dans eden, yarışan, eğlenen gençlerin etrafını çevirmiş, onların enerjisine alkışlarıyla, kendilerince dansa katılışlarıyla eşlik eden onlarca insan... Bize düşen, sadece o eşlikçilere katılmaktı. İçgüdülerimize uyduk ve kendimizi o avludaki yaşam enerjisine bırakıverdik. Zaman dediğimiz olgunun hiçe dönüştüğü anlar... O an ne kim olduğunuzun, ne yaşınızın, cinsiyetinizin, ne nerden geldiğinizin nereye gittiğinizin önemi kalmıştı. Sadece müzik, dans ve eğlence, o kadar!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci günse Barselona'nın en ünlü açık pazarı La Boqueria'ya girdiğimizde gördüğü renklerle, binbir çeşit sebze meyve, çikolata, şekerleme ve deniz ürünleriyle kalbi delicesine çarpmaya başlayan içimdeki mutfak cadısı, az sonra yaşayacaklarından habersiz tezgahlara kitlenmişti. Sonra pazarın sağ yanındaki açık alana yaklaşırken yine kulaklarımıza çarpan müzik, alkış ve kahkaha sesleriyle bir mıknatıs misali çekiliverdik alana. 20-25 kişilik bir koro, içinde her cinsten, her ırktan, her sosyal sınıftan, güzeli çirkini, yaşlısı genci çeşit çeşit insan, tarifsiz bir enerji ve mutlulukla bir yandan dans ediyor, bir yandansa şarkılar söylüyordu; karşılarındaysa hem onları yöneten hem de gitarıyla şarkılara renk katan bir adam, onun ayaklarının dibindeyse batari çalan en fazla 10 yaşında olduğunu tahmin ettiğim bir ufaklık... Her şarkının belli bölümünde korodan biri öne çıkarak solo parçalar söylüyor ve yine etraflarını çeviren, içlerinde bizim de olduğumuz onlarca kişilik kalabalığı şarkıya, müziğe ve dansa ortak ediyordu. O an o meydanda nasıl muhteşem bir enerji olduğunu inanın tarif edebilmem imkansız. Belli ki hayattan pek çok konuda darbe yemiş, farklı kesimlerden insanlardı korodakiler... Bunu giyimlerinden kuşamlarından, yüzlerinde hayatın bıraktığı izlerden anlamak mümkündü. Ama hayata tutunmanın, hayattan keyif almanın yolunu kendilerince bulmuşlar da, üstüne bir de biz çevrelerindeki topluluğa bunu göstermeye çalışıyorlardı. O sihirli anları videoya kaydederek sonsuza kadar ölümsüzleştirmek isteyen yanım, dansa ve müziğe katılmak isteyen yanıma yenildi ve elimdeki makineyi bir kenara bırakarak bedenimi müziğe teslim etmeye çalıştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NLAU6HHED84/TdrU3QoTfHI/AAAAAAAABlE/2e7QDH3TyCg/s1600/barca3.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-NLAU6HHED84/TdrU3QoTfHI/AAAAAAAABlE/2e7QDH3TyCg/s400/barca3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610030331665284210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;La Boqueria'nın muhteşem renklerinden sadece birkaçı...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barselonalılar hayattan zevk almayı biliyorlar derken yaşadığımız bu iki örnek çok belirgin izler bıraktı bende. Oturduğunuz her kafenin önünden bir saat içinde en az iki üç sokak çalgıcısının geçmemesi ve sizi kimi zaman flamenkonun, kimi zaman bir klasik müziğin tınılarına çekmemesi mümkün değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşananlar, yazılacaklar uzun mu uzun; emin olun daha pek çok sohbet kaldırır. Hele bir Tibidabo lunapark gezimiz var ki, benim kelimelerimin gücü yetmez o Barselona zirvesinin güzelliklerini anlatmaya. Sanırım sadece ruhum değil, kelimelerim de Barselona'da kaldı. Beni kendime getirse getirse Num Num'ın mutfağı getirir, ne de olsa çarşamba günü iş başı:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-8389742256002839860?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/8389742256002839860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=8389742256002839860&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8389742256002839860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8389742256002839860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/05/zero-in-barcelona.html' title='Zero in Barcelona!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qpz805dQDFw/TdrRjs9HpdI/AAAAAAAABk0/fEnxzMvLyV8/s72-c/barca1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-56631740130060261</id><published>2011-05-17T14:23:00.000-07:00</published><updated>2011-05-17T14:59:04.333-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yolculuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murathan Mungan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gitmek'/><title type='text'>Yol</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zDLxYHAaNxI/TdLqj3zRp5I/AAAAAAAABkc/f8BqbKZSqGk/s1600/train_cartoon.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 276px; height: 159px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-zDLxYHAaNxI/TdLqj3zRp5I/AAAAAAAABkc/f8BqbKZSqGk/s400/train_cartoon.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607802388025026450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;"Yol seçimdir, Yol tavırdır, Yol beklentidir, Yol çeşitliliktir, Yol başlangıçtır, Yol çaredir, Yol öğrenmektir, Yol şaşırtır, Yol öncüdür, Yol kaçıştır, Yol tekinsizdir, Yol oyundur, Yol rastlantıdır, Yol davadır, Yol tecrübedir, Yol eserdir, Yol yöndür, Yol ikirciktir, Yol ıssızdır, Yol tekrardır, Yol süreçtir, Yol ümittir, Yol esrarengizdir..."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos ayında İstanbul Modern'de gezdiğim Hüseyin Çağlayan sergisinin tanıtım yazısındandı bu satırlar. Önce aklıma sonra defterime yazılmıştı. Şimdi yeni bir yolun arifesinde iken yazıldıkları yerden çıkıp kendilerini hatırlattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Çarenin olmadığı yerde yol çaredir"&lt;/i&gt; demiş Murathan Mungan da &lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt;'nda. Yol ve yola dair her cümle ilgimin odağında bu aralar. Algıda seçicilik biraz benimkisi. Yolu, yolculukları, içsel ve dışsal gidiş gelişleri seçmiş karakterlerin hikayesi olan &lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt;'nın da bu dönemimde bana gelmiş olması bundan olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine tren yolu kaçmış bir çocuk var bir yerlerimde. Her daim trenlere tutkun olmuş, ya tutkusu çok büyük olduğundan ya da yeteri kadar yaşayamadığından nerede bir tren görse, nerede bir tren yolculuğundan bahsedilse kalbi çarpan, ilgisi artan bir çocuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Kendi kısa sürse de ömrü uzundur çocukluğun"&lt;/i&gt; diyor yine Murathan Mungan. Ömrü tükenmemiş olan çocukluğumun bende bıraktığı derin izlerdendir trenler ve tren yolculukları... Tren yolunun dibinde bir evde geçti benim çocukluğum; her tren geçişiyle duvarların titrediği, o tıngır mıngır gürültünün bir zil sesi kadar doğal karşılandığı bir evde. Çocukluğuma dair hep anlatılan hikayelerden biridir. Yürümeyi ilk öğrendiğim andan itibaren tren geçişini her duyduğumda evin en arka odasında dahi olsam tompik patilerimi popoma vurdura vurdura, trenin geçişinin en iyi göründüğü salondaki pencereye yapışırdım. Sanki ben bir trene el sallamadan evin önünden geçmesine izin verirsem o trene haksızlık etmiş olacaktım. Neydi, nasıl bir histi beni öylesi koşturan bilemiyorum. Çocukluğumuzda nedenini tam bilemediğimiz şeyleri hep "çocukluk" olarak niteleriz ya, benimkisi de öyleydi belki; çocukluk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yıllar geçti, Zeren büyüdü, lise öğrencisi oldu ve her sömestir Ankara'daki büyük teyzesini ziyarete gider oldu. Ankara'ya pek de öyle sevdalı değildi. Büyük teyze de zaten her kış en az bir iki ayını İstanbul'da geçirirdi, yani ona duyulan bir büyük bir özlem de değildi onu Ankara yollarına düşüren. Kimselere pek itiraf etmesem de ben Ankara'ya gidiş gelişlerin hep trenlerde geçen o yolculuk anlarını sevdim. Haydarpaşa'dan kurulduğum tren koltuğumda kulağıma geçirdiğim kulaklıklarımın sesini hiç bir zaman fazla açmazdım ki trenin tıngırtısını muhakkak duyayım. Sanki bitirme imkanım varmış gibi &lt;i&gt;"nolur nolmaz kitapsız kalmayayım"&lt;/i&gt; diye alınmış bir torba dolusu kitap, anneannemin &lt;i&gt;"aman aç kalma"&lt;/i&gt; diye bütün treni doyurmaya yetecek yollukları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıl ağacının altına kurulması hayal edilen tren yolu, &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2008/07/bu-da-benden-bir-yk.html"&gt;ilk öyküsünün&lt;/a&gt; başrolünü yine trene, tren yollarına vermeyi seçen bir ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol, en çok trenlerle anlam kazansa da benim için tek başına yolda olma hali bile tarifsiz bir heyecan, gizemli bir büyü... Hayat, çok uzun zamandır beklediğim, zaman zaman ne kadar hayalkırıklığına uğramış olursam olayım hayal etmekten vazgeçmediğim bir yolu armağan ediyor şimdi bana. Bu sayfaların bana kazandırdığı &lt;a href="http://burcuca.blogspot.com/"&gt;geniş bir yüreğin&lt;/a&gt; bundan aylar evvel &lt;i&gt;"tüm bu sürecin sonunda stajını da bitirdikten sonra kendine o çok özlediğin yolculuğu armağan et, yaşadıklarından sonra bunu hak ediyorsun"&lt;/i&gt; sözlerini dinliyorum. Yolculuk hissi iki aydır bünyede hüküm sürmekte. Ruhumsa çoktan varış noktasına gitti bile. Şimdi yapmam gereken kendimi de yanına götürmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt;'nda Moottah &lt;i&gt;"Yaşamlarını yola kutsamışların her zaman iyi dileklere ihtiyacı vardır"&lt;/i&gt; diyor. Evet, şimdi benim de ihtiyacım olan bu:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-56631740130060261?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/56631740130060261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=56631740130060261&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/56631740130060261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/56631740130060261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/05/yol.html' title='Yol'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-zDLxYHAaNxI/TdLqj3zRp5I/AAAAAAAABkc/f8BqbKZSqGk/s72-c/train_cartoon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7675205816311386345</id><published>2011-05-15T13:33:00.000-07:00</published><updated>2011-05-15T22:00:38.616-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murathan Mungan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>"Bazı mevsimler bir günde gelir!"</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eVuOD4kLRf0/TdA4zlBYrYI/AAAAAAAABkE/xrXrLf_Bh7c/s1600/reading.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 293px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-eVuOD4kLRf0/TdA4zlBYrYI/AAAAAAAABkE/xrXrLf_Bh7c/s320/reading.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607043994838674818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;"Ne zaman kağıtçıları, deftercileri gezse yerkürenin yazılmak için varolduğunu düşünürdü"&lt;/i&gt;.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Staj bitimi ve iş başlangıcı arasında geçen tatil günlerim, Murathan Mungan satırlarıyla şiirsel bir ruha bürünmüş durumda. Çantamda her gittiğim yere benimle birlikte gelen &lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt;, sanki günlerimin üzerine serpilmiş yaldızlı kurdeleler gibi... Bir kafenin en güneşli köşesine tünemiş arkadaş beklerken, Karaköy iskelesindeki bir bankla hiç kalkmak istemezcesine bütünleşip Haliç'le boğazın o muhteşem birleşiminin tadına bakarken, bulutlu İstanbul sabahlarında kendime armağan edilmiş mükellef bir kahvaltının keyfini sürerken kelimelerle vücut bulmuş bir yoldaş benim için. Böylesi romanlarla karşılaştıkça iyice anlıyorum ki, hayattan aldığım nefeslere dair tüm keyfimi doruklara taşıyan bir sanat edebiyat. Hele de böylesine ustaca yazılmış, şiirsel bir dilde ve kurguda ilerleyen, bilgelik dolu bir eserse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta yazdığım cümle, &lt;i&gt;Şairin Romanı&lt;/i&gt;'ndan defterime geçirilen sayfalarca nottan sadece biri. Defter ve kitaba duyduğumuz oburluk boyutundaki açlığımızın nedenleri üzerine ettiğimiz onlarca sohbete, tek bir cümleyle anlam katmak bir nevi... Yerkürenin yazılmak için varolduğunu düşünmek... Evet, içimizdeki, bir nevi hayatlarımızın her anını, yerküreden aldıklarımızı, onun bize verdiklerini, şu evrendeki tüm varoluşumuzu acısıyla tatlısıyla kağıda geçirme tutkusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son üç ayda mutfakta geçirdiğim zamanlar tuttuğum defterler, bahar aylarında yapmak istediğim şeylerle, bu şehre dair özlemlerle dolu. 7 Mayıs cumartesi gecesi saat 12'de stajımı bitirerek mutfaktan çıktığımdan bu yana, yani son bir haftadır sürekli İstanbul'la kucaklaşmaya çalışan bir Zeren'le uyanıyorum her günün sabahında. Günün ilk çayının ilk yudumunu, ilk lokmasını ne yapıp etmeli sokaklarda almalı ve gün sonunda bedenim artık yeter diyene kadar meydanlarını, kuytu köşelerini, kitapçılarını, kafelerini arşınlamalıyım. Yapamadığım şeylerin listesi hâla yaptıklarımdan daha fazla ama ne gam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Galata Kulesi'ne çıkmak ve uzunca bir aradan sonra İstanbul'u bir de tepeden izlemek istiyorum"&lt;/i&gt; diye yazmışım defterime tam iki ay önce. İstanbul'un, insanları kendine çeken mıknatıs etkisini topladığı yerlerin başında geliyor bence Galata Kulesi. Bir kuş olup İstanbul'a tepeden bakabilmek gibi... Geçmişi, geleceği, yılları, kısacası zamanı yaşamdan silip insana sadece ânı bırakmak gibi... En özel günlerinize sakladığınız en zarif kadehinizden içilen bir yudum şarap gibi Galata Kulesi'nden İstanbul'u izlemek... Şehrimde turist olmak... Bu histen kendimizi mahrum etmeden yaşamayı öğrendiğimizde, yaşama sanatına dair en belli başlı eseri vermiş olacağız belki kendimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfak harici yaşamda duyulan tüm özlemlere ve geçirilen bu güzel anlara rağmen günlerini şaşıran ben, kendimi cuma akşamı şöyle bir hissin içinde, şu cümleyi ederken buldum: &lt;i&gt;Üç ayda ne çabuk alışmış bünyem cumartesi pazar çalışmaya! Şu an sanki olmam gereken yerde değilmişim gibi bir his... Öyle bir garipseme hali...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın bir ağaç gibi hayata bağlandığı kökleri ve zenginleşerek çoğalması için gökyüzüne uzayan dalları olması gerektiğini bilen &lt;a href="http://yogaistanbul.blogspot.com/"&gt;canım arkadaşımın&lt;/a&gt; ağaçlara dair tutkusunu daha iyi anlayarak, köklerimi mutfağa derinleştirip oradan aldığım aldığım enerjiyle sulanarak gökyüzüne, edebiyata, sinemaya, neşeye, sevince, kısacası hayatın kendisine uzamak istiyorum ben. Mutfağın enerjisi olmadan geçirdiğim bir haftadan kendime çıkardığım bir sonuçtur bu. Cuma günü staj mutfağımdaki arkadaşların yanına ziyarete giderken artık bir parçası olmadığım o mutfağın beni bu kadar hüzünlendireceğini hiç tahmin etmemiştim. Şimdi gideceğim yeni mutfakta da aynı sinerjiyi yakalamayı tüm kalbimle diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Bazı mevsimler bir günde gelir"&lt;/i&gt; demiş yine sevgili Murathan Mungan. Geç de gelmiş olsa bahara koskocaman bir merhaba olsun. Bu kadar özletmemiş olsa, böylesi çoşkuyla karşılamayacağımızı bildiğinden yapmış olabilir bu kurnazlığı. Olsun varsın, hoşgeldi, sefa geldi!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ps: Stajımın sondan bir önceki haftasında izin günümün ertesi günü mutfağa gittiğimde garson arkadaşlardan biri yanıma geldi ve "Zeren dün müşterilerden biri seni sordu" dedi. Kimmiş, adını söylemedi mi derken "Gizli bir hayranıyım, o beni tanımaz" dediğini öğrendiğimde yüzümde kocaman bir gülümseme oluşuverdi. Muhtemelen blogumun hayatıma kazandırdığı kıymetli yüzlerden biri olmuş olduğunu düşündüm. Ne yazık ki gelişi izin günüme denk gelmiş ve görüşememiştik. Kim olduğunu hâla bilmiyorum ama eğer bu satırları okuyorsa ona kocaman bir selam olsun:)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7675205816311386345?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7675205816311386345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7675205816311386345&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7675205816311386345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7675205816311386345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/05/baz-mevsimler-bir-gunde-gelir.html' title='&quot;Bazı mevsimler bir günde gelir!&quot;'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-eVuOD4kLRf0/TdA4zlBYrYI/AAAAAAAABkE/xrXrLf_Bh7c/s72-c/reading.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-553260790288135769</id><published>2011-05-07T15:33:00.000-07:00</published><updated>2011-05-08T00:44:14.939-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><title type='text'>Biraz buruk ama çokça mutlu!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Zike4k56oFE/TcXJaSl_ejI/AAAAAAAABjs/waXJbMPWP_M/s1600/Cooking%252520Girl%2525202.png"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 152px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604106764837419570" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-Zike4k56oFE/TcXJaSl_ejI/AAAAAAAABjs/waXJbMPWP_M/s320/Cooking%252520Girl%2525202.png" /&gt;&lt;/a&gt;Saat 00:44. Eve varışımdan 10 dakika sonra oturdum bu satırların başına. Uzun zamandır içimden akan cümleler bu ekranda yerini almaya zaman bulamıyor, ancak mutfak arası çay molalarında not defterimin üzerine düşüyorlardı. Üç aylık stajım boyunca 3 defter bitirmişim, meğer ne kadar doluymuşum, meğer yazmaya ne kadar açmışım. Şimdiyse son derece mutlu ama bir o kadar da buruk olduğum şu saatlerde hayatımın pek çok önemli anına izdüşümlüğü yapan bloguma bu yazıyı yazmakla yükümlü hissediyorum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta içinde işe giderken arabanın radyosundan uzun zamandır buluşmadığım bir şarkı çalınıverdi kulaklarıma. O muhteşem keman ve arkasından gelen Şebnem Ferah sesiyle bir yıl öncesine, bu şarkıyı milyonlarca kez dinlediğim o günlere gidiverdim. Akşam eve döndüm ve 22 Nisan 2010 tarihinde yazdığım &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2010/04/sil-bastan.html"&gt;Sil Baştan &lt;/a&gt;başlıklı yazıyı okudum yeniden. O temiz sayfayı açabilmek için sabırla, yeniden ve yenilenerek yepyeni kararlarla koca bir yazı geçirişim, 20 Eylül'de bundan sonraki hayatımın miladı olacağını düşündüğüm MSA'nın başlamasını heyecanla bekleyişim, derslerdi, sınavlardı, proje sunumuydu, stajımı nerede yapacağım meraklarıydı derken, staj yerimle Num Num'la tanışmak, olağanüstü güzel 90 adet keyifli mutfak günü, hem hafızama hem bedenime işlenmiş hatıralar(ömrüm boyunca taşıyacağım iki güzel yanık izim:))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sil Baştan deyip açtığım o temiz sayfayı pek çok güzel cümleyle doldurabilmiş ve bugün itibarıyla bir süreci daha başarıyla tamamlamış olmanın gururunu yaşıyorum. Mutluyum, çok şey öğrendiğim, çok güzel günler geçirdiğim ve geride ayrıldığım için üzülen pek çok mutfak dostu bırakabildiğim için... Gururluyum, tüm süreçte bu işte başarılı olacağımı bana her adımda hissettiren motive edici şeflerle çalıştığım ve tüm bu sürecin sonunda &lt;em&gt;"eğer sen de bizimle çalışmak istersen kapımız sana açık"&lt;/em&gt; cümlesini duyabildiğim için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydan Num Num mutfağı her zaman hayatımda özel bir yere sahip olacak. Bundan sonra nereye, hangi mutfağa çalışmaya gidersem gideyim, orası benim ilk göz ağrım. Şimdi yine Num Num çatısı altında ama bu sefer mekan değiştirerek devam ediyorum yoluma. 25 Mayıs itibarıyla Bağdat Caddesi Num Num'da, cadde ışıltısıyla dolu bir mekanda çalışıyor olacağım. Yeni bir süreç, yeni insanlar, yeni aşçılar, yeni kalp çarpıntıları, yepyeni bir mutfak var yine önümde. Ama önce biraz ara... Özlenenlerle buluşulacak, biraz gezip tozulacak, yine mutfağa girilip bu sefer sadece dostlar için yemekler pişirilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs tarihinde bir çay molasında defterime düşen bir cümle bu yazının sonu olsun: &lt;em&gt;"Hayatımın 'özlenecek insanlar' listesine yine yeni insanlar ekleniyor. Num Num Meydan mutfağı, hepinizi gerçekten ama gerçekten çok özleyeceğim!"&lt;/em&gt; Evet, bugün hepinizin elini sıkarken söylediğim gibi, özleyeceğim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-553260790288135769?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/553260790288135769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=553260790288135769&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/553260790288135769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/553260790288135769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/05/biraz-buruk-ama-cokca-mutlu.html' title='Biraz buruk ama çokça mutlu!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Zike4k56oFE/TcXJaSl_ejI/AAAAAAAABjs/waXJbMPWP_M/s72-c/Cooking%252520Girl%2525202.png' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7231847165704053582</id><published>2011-04-08T01:01:00.000-07:00</published><updated>2011-04-08T12:08:46.867-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><title type='text'>Yine Nisan, yine kararlar...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-5-M79fXj8Us/TZ9cjT51c9I/AAAAAAAABjU/KLek_Yj8j9A/s1600/cookedgirl.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593291023925474258" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 194px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-5-M79fXj8Us/TZ9cjT51c9I/AAAAAAAABjU/KLek_Yj8j9A/s320/cookedgirl.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;"Gitmeme izin verecek kadar beni seven Mary Roy'a atfolunur"&lt;/em&gt; diye imzalamış &lt;em&gt;Küçük Şeylerin Tanrısı&lt;/em&gt; romanını Arundhati Roy. Çok beylik bir laf olsa da pek bir etkiledi bu ithaf beni nedense. Sanırım etrafımda tanık olduğum sevgilerin hemen hepsinin (sevgili, arkadaş, anne-çocuk sevgisi vs.) içinde çok az özgürlük barındırıyor olduğunu görmekten kaynaklanıyor bu. Bağımsız, saf sevgiler değil pek sevgilerimiz. Koşullara ve "eğer"lere pek bir bağlı, bağımlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Küçük Şeylerin Tanrısı&lt;/em&gt; aldı bu aralar baş ucumdaki yerini. Bazı kitapları ismi okutur, bazı kitapları arka kapak yazısı, bazı kitaplarıysa yazarı... Bu romanda benim için sanırım önce yazarın kendisi, sonraysa ismi öncelikli oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arundhati Roy, tüm zorluklara, baskılara rağmen düşüncelerini yazmaktan hiç çekinmemiş, çok güçlü bir Hintli yazar. Sadece Hindistan'da yaşanan yerel yaşam zorluklarının, baskıların ötesinde tüm dünya sorunlarına karşı tavır almış, tarafını belirlemiş bir dünya insanı... Ve işte acaba tüm bu kimliklerinden dolayı mı romanına böyle güzel bir isim verebiliyor diye düşünmeden edemiyorum. Artık hayattan alabildiği keyifleri hep küçük şeylere indirgemeye çalışan biri olarak çok fazla incelik barındıran bir isim &lt;em&gt;Küçük Şeylerin Tanrısı&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzin günlerimde dostlarla Nevizade'de sokaktaki masalardan birine tüneyip iki tek atabilmek, sohbeti peynire, peyniri anason kokusuna katık etmek, bu aralar hayatımın en keyifli küçük şeylerinden. 30 yaşından sonra mutfak sınırları içinde şimdiye kadar hiç tanışmadığı 'ben'lerle tanışan, kendine dair keşiflerde bulunan bendenizin keyiflerinin kokusu da daha bir keskinleşti sanki. Eskiden keyif aldığımı bildiğim şeylerin bile verdiği haz daha bir başkalaştı, kokusu, ruhu değişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stajın son aylık virajına giriş yapmışken önüme nasıl heyecanla bakıyorsam geriye de bir o kadar hayret, gurur ve heyecanla bakıyorum. Geçen yıl bu zamanlar hayatımı yeniden sil baştan kurabilmek için nasıl köklü kararlar alma noktasındaysam hayat yine tam bir yıl sonra beni önemli kararların eşiğine getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen Eylül'de profesyonel olmak adına başlayan mutfak maceram, iki aydır gerçekten bir fiil çalışan, üreten, direk müşterilerle bağ kurulabilen, hazırladığınız tabağın hemen müşterinin önüne gittiği bir mutfakta çalışmamla bambaşka, çok daha gerçekçi bir noktaya ulaştı. MSA'daki eğitim sürecimiz çok önemli ve doyurucuydu ama şu iki ayı yaşadıktan sonra aslolanın gerçekten bir mutfağın içinde çalışmak ve bu tecrübeyi yaşamak olduğunu söyleyebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"O kadar istekli, azimli, çalışkan, sağlam bir duruşu olan ve mesleğe çok doğru yaklaşan bir halin var ki, eğer istersen seninle çalışmayı çok isteriz, kapımız her zaman sana açık. Ama başka concept'teki restoranlarda çalışmak istersen de her zaman seni tanıdık şeflerin yanına göndererek destek olmak isterim"&lt;/em&gt;. Bu sözleri şefimden duymanın benim için önemini, bende nasıl derin bir etki ve gurur yaşattığını imkanı yok tarif edemem. Bunları duydukça geriye gitmeden, tüm yaşadıklarımı gözümün önünden geçirmeden edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi dediğim gibi bir karar aşamasındayım yine. Nasıl ve hangi yolla devam etmek istediğimin kararı... Bu süreçte hep hayatın enerjisinin karşıma getireceklerine güvendim ve bu güvenin beni hep güzel yerlere getirdiğine şahit oldum. Yine biraz içimi dinlemek, bana sunulanları çözümlemek ve buna göre bir yol çizmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi "yayınla" tuşuna basıp bu yazıyı yayınlayacak ve çok yorucu bir mutfak günü için yola koyulacağım. Bugünkü shift'im 12.00-21.00 ve cuma haftanın en ama en zor günlerinden biri. Aç olan/olmayan herkesi beklerim efendim:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7231847165704053582?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7231847165704053582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7231847165704053582&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7231847165704053582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7231847165704053582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/04/yine-nisan-yine-kararlar.html' title='Yine Nisan, yine kararlar...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-5-M79fXj8Us/TZ9cjT51c9I/AAAAAAAABjU/KLek_Yj8j9A/s72-c/cookedgirl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-6607261069630915844</id><published>2011-03-26T15:24:00.000-07:00</published><updated>2011-03-26T15:34:32.636-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haruki Murakami'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Festival'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><title type='text'>İstanbul'a bahar filmlerle gelir!</title><content type='html'>Miladî takvimin göstergeleri Mart ayını bahardan saysa da, İstanbul'a baharın gelmesi Nisan'ı bulur. Ne zaman ki İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul Film Festivali'nin takvimini açıklar ve açılış Nisan'ın ilk haftasında bir güne denk gelir, işte o gün İstanbul'a baharın artık geldiğinin müjdecisidir. Bu sene bahar İstanbul'a 2 Nisan'da geliyor, üstelik peşinden hem güneşi hem de olağanüstü pek çok filmi sürükleyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festivalin kitapçığını incelediğimden bu yana bunca güzel filmin gösterilecek olmasından duyduğum heyecana mı sevineyim, çoğunu kaçıracak olacağıma mı üzüleyim, karar veremedim. Evet, bir itiraf geliyor ki, işimi çok çok ama çok sevsem de böyle zamanlarda beni o sinema salonlarından ve Beyoğlu'nun o sanat kokan sokaklarından, kafelerinden uzak tutan her şeye sinir oluyorum. Ama ne yapalım, güzel olan her şey bir arada olmuyor. Ben de sahip olduğum tek izin gününe üç film birden sıkıştırarak günlük "yüksek doz" yüklemesiyle açığı kapatmaya çalışacağım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bir yana tek bir film var ki, kaçıracağıma nasıl üzüldüm, nasıl üzüldüm anlatamam. Haruki Murakami'nin bendeki yerini, hele de &lt;em&gt;İmkansızın Şarkısı&lt;/em&gt; romanının bende nasıl izler bıraktığını bu satırların eski okurları çok iyi bilir. Ne okuduğum anları, ne okuduğum mekanları, ne de son 30 sayfada yaşadığım duygu yoğunluğunu imkanı yok unutamam. Daha festival kitapçığını elime almamıştım, internetten filmleri incelerken uluslararası yarışma bölümünde &lt;em&gt;İmkansızın Şarkısı&lt;/em&gt;'nın sinema uyarlamasını olduğunu gördüm. 30 saniye boyunca tavan yapan duygularım, gösterildiği hiç bir günün izin günüm olan çarşambaya denk gelmediğini farketmemle dibe vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, biliyorum ben bu filmi ne yapar eder izlerim. Ama izlemeyi çok istediğiniz bir filmi festivalde izlemek gibisi asla yoktur. Film öncesi aynı heyecanı paylaşan insanlarla salon kapısında bekleşmek, bazen sohbetlere karışmak, çıkışta kalabalıkların arasında filme dair yorumların kimiyle aynı duyguları paylaşmak, kimine itiraz etmek istemek, o ruh haliyle Beyoğlu sokaklarına karışmak, çaya, kahveye, belki bir kadeh şaraba, rakıya bulanmak... İşte festivalde film seyretmek bunlar demektir. Ama ne yapalım, bizim de payımıza bu sene sadece iki gün için bu keyfi yaşayabilmek düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Özgür' ve 'demokratik' ülkemin 'adalet yüklü' mahkemelerinin ipimizi kesmesinin zorunlu sonucu olarak verdiğim ara boyunca mutfakta işler tüm hızıyla, hatta gaza basılmış bir hızla devam ediyor. Num Num'da en sevdiğim şeflerimden birinin yorumuyla &lt;em&gt;"soğuk istasyonunda kendisini yakmayı başaran ilk kişi"&lt;/em&gt; olma ünvanını da aldıktan sonra gönül rahatlığıyla salataların, tatlıların, sandviçlerin tozunu attırıyorum. Tost makinesinin &lt;em&gt;"sen misin o kadar dövme yaptıracağım, dövme yaptıracağım diye tutturan, al sana dövme"&lt;/em&gt; dercesine kolumda bıraktığı üçgen izin inanın dövmeden bir farkı yok, elimle çizsem bu kadar muntazam bir üçgen çizemezdim:) Gerçi benim istediğim bir üçgen dövmesi değildi ama olsun! Num Num hatırası olarak ömrüm boyunca bedenimde taşıyacağım muhtemelen:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Mayıs'ta bitecek olan stajımın sonrasında kendime vermeyi planladığım bir armağanın sonucu olarak iki gündür mutfak molalarımda elimde Barcelona kitapçığımla dolanıyoruz. Bazen bildiklerimi teyit ediyorum, bazen de yepyeni şeyler öğreniyorum Katalonya kültürüne dair. Örneğin Barcelona'da Cervantes'in ölüm yıldönümü olan 23 Nisan'ın Kitap Günü olarak kutlanması ve geleneksel olarak kadınların erkeklere kitap, erkeklerin de kadınlara gül hediyesi etmesi... Ne hoş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta da söylediğim gibi bahara çok az bir zaman kaldı. Bahar, benim de hayatıma filmlerle, kaşık kepçe sesleriyle ve bavul yüklü günlerle geliyor. Şimdiden kutlu ve mutlu olsun!:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-6607261069630915844?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/6607261069630915844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=6607261069630915844&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6607261069630915844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/6607261069630915844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/03/istanbula-bahar-filmlerle-gelir.html' title='İstanbul&apos;a bahar filmlerle gelir!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-5909543913532550587</id><published>2011-03-06T13:37:00.000-08:00</published><updated>2011-03-06T14:03:13.413-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><title type='text'>Mutfak hikayeleri bilmem kaç!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-NV4ZHpjr7bs/TXP_puY7yQI/AAAAAAAABh8/RiVHqqMGpyw/s1600/cookinggirl.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5581085455534508290" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-NV4ZHpjr7bs/TXP_puY7yQI/AAAAAAAABh8/RiVHqqMGpyw/s320/cookinggirl.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;"Yorgunluğun yüreğinin içerisine girmesine izin verme... Yorgunluk insanın vücuduna hükmedebilir ama yüreğimin bana kalmasını isterim."&lt;/em&gt; diyor tanıdık satırların çok sevgili yazarı Murakami. Her zaman olduğu gibi tam üzerine bastın dedirtiyor, yine cümlelerinde insana kendini bulduruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;300 kilo domates, 60 kilo soğan, 40 kilo elma, 100 kilo lahana, 500 adet burger köftesi ve 100 küsür kilo pizza ve focaccio hamuru ağırlığında geçti koca bir hafta. Hazırlık merkez mutfağında çalışmak, her soyulan, doğranan, tartılan şeyin kilolarca olması anlamına geliyor. Az olan hiç bir şey yok. Zira tek bir restoranı değil, tam beş adet restoranı besleyen bir mutfak burası. Dolayısıyla kilolarla çarpıldım, kilolara bölündüm, kilolarla toplandım tüm hafta. Beden yorgunluğu derseniz ziyadesiyle, ama yürek yorgunluğundan eser olmadığını söylememe gerek yok sanırım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne yalan söylemeli a la carte restoranın gözünü seveyim. Tüm heyecan, aksiyon, adrenalin orada. Bir hafta boyunca kilolarca domatesin, soğanın, köftenin, hamurun arasında fırsat buldukça kendimi a la carte'a attım, 10 dakika olsun oradaki heyecanı soludum, yoğun saatlerde ardı arkası kesilmeyen sipariş fişi seslerine kulak kabarttım. Neyse ki sadece bir hafta olan hazırlık mutfağı macerasını tamamladım ve soğuk istasyonuyla stajımın ikinci ayına merhaba diyorum yarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gariptir ki mutfak maceram kendimi tanıma anlamında inanılmaz bir pencere açıyor her geçen gün. Heyecana, rutin olmayana, adrenaline bu kadar düşkün ve yatkın olarak tanımlamazdım pek kendimi. Meğer içimde kapalı bir kutunun içinde açılıp dışarı fırlamayı bekleyen kocaman bir heyecan topu gizliymiş. Şimdi o top tüm benliğimi kaplamış durumda sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim bazı arkadaşlarımın cumartesi akşamı hem elimin değdiği bir şeyler yemek hem de beni görmek için süpriz bir şekilde NumNum'a gelmeleri de ayrı bir keyif oldu benim için. Yıllar boyu birlikte neler neler yaşadığımız, kendi evimde kimbilir kaç kere keyifli sofralarda toplaştığımız arkadaşlarımın şimdi orada salonda tam karşımda oturuyor olmaları, pizzalarımdan yerken yüzlerindeki keyfi izlemek ve tüm yaşadığım bu sürecin uzaktan takipçileri olarak bunca zamandan sonra onları böyle profesyonel bir mutfakta ağırlamayı başarabilmek... Hayatın bana sunmuş olduğu süprizlere şöyle iki dakika olsun durup düşündüğümde koca bir gülümseme gönderiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfak/ev istikâmeti arasında arada direksiyonu sinemaya çevirmekse bu aralar en büyük keyif... Black Swan, sadece izlediğim cuma akşamıma değil, aklıma gelen her âna damgasını vurdu resmen. Darren Aronovsky kadar saplantıları böylesi etkili anlatan kaç yönetmen var? Hani bazı yemekler vardır; tarifsiz, genzi fena yakan bir acısı vardır ama o kadar lezzetlidir ki yemeden duramazsınız, kendinizi tutamaz, ağız burun yana yana yersiniz. Böyle bir tat bıraktı bu film bende. Natalie Portman bilesin, o kırmızı gözlerin hiç çıkmayacak aklımdan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki de defter aldım bu hafta kendime. Birinin üzerinde Paris, birinin üzerinde Venedik karikatürleri... Baharda, tüm bu süreci tamamladığımda kendime vermeyi planladığım yollarla bezeli bir armağanın izdüşümlerinin yazılması için bir süre daha çekmecede bekleyecekler ama diyoruz ya zaman denen meret pek bir hızlı geçiveriyor diye, biliyorum ki yine geçecek ve ben onları bavuluma yerleştirdiğim günü de buraya not düşeceğim. Ama şimdi varsın biraz beklesinler. Benim daha bu iki ay içinde tadılacak ve keyfi sürülecek nice günlerim var!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-5909543913532550587?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/5909543913532550587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=5909543913532550587&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5909543913532550587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/5909543913532550587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/03/mutfak-hikayeleri-bilmem-kac.html' title='Mutfak hikayeleri bilmem kaç!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-NV4ZHpjr7bs/TXP_puY7yQI/AAAAAAAABh8/RiVHqqMGpyw/s72-c/cookinggirl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-1458133809982654854</id><published>2011-02-27T12:48:00.000-08:00</published><updated>2011-02-27T13:07:35.140-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haruki Murakami'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><title type='text'>Kayıp aranıyor!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qpXcLwmJ7OQ/TWq482nCdGI/AAAAAAAABhk/TIDTWvVsE3w/s1600/girl_cooking_83102123.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578474444042695778" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 270px; CURSOR: hand; HEIGHT: 262px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-qpXcLwmJ7OQ/TWq482nCdGI/AAAAAAAABhk/TIDTWvVsE3w/s320/girl_cooking_83102123.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bulunabileceği tek yer var, malum! Mutfağa 'hapsolduk' yaşıyoruz. Ben geçen zamanın hızına şaşkınlık ve hayret ifadeleriyle bakadurayım, kendisi ne durdan anlıyor, ne etme eylemeden. Meğer iki hafta olmuş ben buraya yazmayalı, meğer üç hafta olmuş ben staja başlayalı, meğer bir ay olmuş ben &lt;a href="http://www.msa.tc/"&gt;MSA&lt;/a&gt;'yı bitireli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün elimde gün gün yaptıklarıma dair notlar tuttuğum ajandam, sene başından beri yazdıklarımı bir karıştırayım dedim. Hayret, şaşkınlık, &lt;em&gt;'vay be bunlar da oldu dimi'&lt;/em&gt; ifadeleri içinde okudum günlerimden satırlara düşenleri. Halbuki ben bu aralar sanki beş yıldır falan &lt;a href="http://www.numnum.com.tr/"&gt;NumNum&lt;/a&gt; mutfağında çalışıyormuş gibi hissediyorum kendimi. Çalışma arkadaşlarıma, ortama alışmam, onların bana alışması, günde neredeyse 10 saati birlikte geçirince tahmin edilenden daha çabuk oluyor elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çılgın bir temponun olduğu mutfaklarda eğer bir an durup yaşadıklarınızı hazmetmek için soluklanmazsanız, neyin nasıl olup bittiğine, nasıl bir hızla yaşandığına inanamazsınız. Bunu pizza tezgahında son günümü geçirdiğim dün çok net bir şekilde farkettim. Meğer üç haftayı geride bırakmışım, hem de bir solukta. Sanki hamurun elime değdiği o ilk gün bir soluk almışım da, daha dün vermişim gibi... Her şey bir nefesten ibaret gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün Meydan NumNum'dan içeri girerken heyecandan çarpan kalbim, içimde kopan çağlayanları kimseler anlamasın diye dik ve sağlam durmaya çalışmalarım, ilk sipariş fişleri yağmaya başladığında ağzımda atan kalbimin hızında çalışmayı başaran ellerim... Neyse ki ilk haftalarda sürekli ayakta çalışmaktan kaynaklanan bel ve sırt ağrılarımdan da eser kalmadı. Artık eve geldiğimde kendimi depremde yıkılan bir bina misali koltuğa bırakıvermiyorum. Bedenim, ruhumun ve zihnimin ritmine ayak uydurmakta gecikmedi, kendisine burdan sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar buraya yazmakta zorlansam da elimden kağıt kalem hiç düşmüyor aslında. Staja başlamamın bir önceki günü kitapçıdan gidip özene bezene minik bir defter almıştım kendime. Tüm staj notlarımı tutacağım, tarifleri not alacağım bir defter olsun diye hesaplarken bir yandan da gün içinde çok seyrek verebildiğim çay molalarında hissettiklerimin, düşündüklerimin notlarını aldığım bir deftere de dönüştü. Gün içinde bazen her şeyden çok kendimle konuşmaya ihtiyaç duyduğum anlarda imdada yetişen tek şey minik defterim. Daha evvel de söylediğim gibi tek kadının ben olduğum bir ortamda çalışmak, etrafınızdaki herkese aynı mesafede durmanızı gerektiren bir sonucu çıkarıyor ortaya. Yanlış anlaşılmamak, en birinci düsturunuz oluveriyor. İşte bu anlarda ben ve defterim, sağlam bir ikili olarak çekiliveriyoruz bir köşeye, yanımıza da dumanı tutan bir bardak çay eşlik ediyorsa o 10 dakikalık arada, değmeyin keyfimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç alışık olmadığım bu tempoya ayak uydurmakta ilk iki hafta boyunca zorlanan bünyemin normale dönüşüyle ihmalden yüzü düşen kitaplarıma ve filmlerime de, çok özlediğim eşime dostuma da zaman ayırma şansını bulabiliyorum. Artık benim için delilikle eş anlamlı olan cuma ve cumartesi günlerinden sonra akşamın 9.30'unda işten çıkıp iki 'can'la bir iki kadeh rakı yuvarlamak, meğer tüm yorgunluklara en büyük dinlenmeymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Murakami gerçeği var ki hayatımda, bu aralar mutfak aşkımı kıskançlıktan bana fena halde yüz çevirmiş durumda. Staj başlamadan önce son hediyesi &lt;em&gt;Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu&lt;/em&gt; ile maceramıza başlamış, ama ben iki hafta boyunca fena halde ihmalkarlıkla bezendiğim için başucumdaki yerine terkeylemiştim kendisini. Ama o da benim kadar iyi biliyor ki, ben kendimi affetirmesini bilir, açılan arayı hızla kapatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen insanın hayatında aşklarından bir tanesi biraz daha ağır basıp diğerlerinin önüne geçebiliyor. Ama biliyorum ki mutfak sevdam ne kadar fazla olursa olsun, kitaplardan, filmlerden, gezmelerden, sevdiklerinden, kaleminden, defterinden uzak bir Zeren asla tam olamaz. Hayatta sadece 'tek bir şey'den ibaret olmamak, sürekli 'çok' olarak büyümek, yaş almak galiba en güzeli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir hafta NumNum'ın tüm şubelerine giden belli ürünlerin hazırlandığı Merkez Hazırlık Mutfak'ındayım. Yani burası biraz geri plan bir mutfak. &lt;em&gt;A la carte&lt;/em&gt; servisle bir hafta boyunca ilgim olmayacak. Soslar, hamurlar, focaccia ekmekleri, pizza hamurları ve daha belli başlı pek çok hazırlığın ana mutfağında kavrulup pişeceğim. Sonra bekle beni Soğuk İstasyonu... Yani salatalar, sandviçler, dürümler, tatlılar... Yeni maceramız bunlar olacak efendim:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-1458133809982654854?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/1458133809982654854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=1458133809982654854&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1458133809982654854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/1458133809982654854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/02/kayp-aranyor.html' title='Kayıp aranıyor!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qpXcLwmJ7OQ/TWq482nCdGI/AAAAAAAABhk/TIDTWvVsE3w/s72-c/girl_cooking_83102123.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-3338434687220780386</id><published>2011-02-13T12:15:00.000-08:00</published><updated>2011-02-13T12:39:45.238-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><title type='text'>Yeniyetme pizzacıdan haberler...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PswXBG3R4qY/TVg8LSHs9VI/AAAAAAAABhc/U9poUnPDon0/s1600/pizza-girl-color.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573270703411361106" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-PswXBG3R4qY/TVg8LSHs9VI/AAAAAAAABhc/U9poUnPDon0/s320/pizza-girl-color.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;"Aşçı olmaya nasıl karar verdin?"&lt;/em&gt; sorusuna 350. kez falan cevap verme durumunda kaldım tüm hafta. İstisnasız hepsi çocukluklarından itibaren mesleğin içine düşmüş, büyük oranda da mesleklerini seçme şansları olmamış, önlerine çıkanı yaşamak zorunda kalmış aşçılar olunca tüm mutfağın sakinleri, 30 yaşına gelmiş, üniversite mezunu, bambaşka ve üstelik onlara ışıltılı gelen bir sektörde çalışmış bir insanın, üstelik de bir kadının neden ve nasıl aşçı olmaya karar verdiğini merak ediyorlar. İyi de nasıl anlatayım ki ben onlara tüm hikayemi? Bir iki ık mık ettim, en sonunda &lt;em&gt;"çocukluk aşkı"&lt;/em&gt; deyip çıkıverdim işin içinden:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Staj hayatımın bir haftalık tarihinde öğrenilenler listesinde yorgunluk kelimesinin anlamından sonra ilk sırayı, bu işin tam bir deli işi olduğunu anlamış olmak yer alıyor:) Tüm MSA süreci boyunca hiç duymadıysak bin kere falan şeflerimizden çalışacağımız yerlerdeki mutfak ortamının asla okuldakine benzemeyeceğini, çok sert, fazla hızlı, adrenalin yüklü, deli bir yoğunlukta çalışılan yerler olacağını duyduk. Bin kere daha söyleseler az kalırmış diyesim geliyor şimdi. Tüm hafta boyunca öğle ve akşam servislerinde yaşadığımız tempoyu görünce bu işin deli işi ve bizlerin de birer deli olduğuna ama öte yandan da her sabah uyandığımda o mutfağa yeniden girebilmek için duyduğum çekim yüzündense bir adrenalin bağımlısı olduğuma karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın doğal akışına güvenmiş olmanın, stajımın düşeceği yerin benim için en iyisi olacağına inanmanın ödülünü yaşıyorum sanki. Kendimi sadece temizlik yapmaya, getir götür işlerine, patates soğan soymaya hazırlamışken stajyer muamelesi görmediğim, her işin en ince detayına kadar öğretildiği, sorumluluk verilen bir ortamla karşılaştım NumNum'da. Daha pazartesi günkü oryantasyonda &lt;em&gt;"isteğimiz size işin tüm işleyişini, detaylarını öğretmek"&lt;/em&gt; dediklerinde keyiflenmiş ama salı günü bizzat mutfak ortamıyla tanışınca dediklerinin lafta kalmadığını görmüştüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha pizza tezgahına elim değer değmez merdaneyle hamuru veriverdiler elime. &lt;em&gt;"Burda durduğun ve işin hafiflediği tüm anlarda işe alışmak için dilediğin kadar hamur açabilirsin. Boşa gitsin hamurlar, hiç önemli değil, önemli olan senin bir an evvel işi öğrenmen ve alışman."&lt;/em&gt; Daha ne isteyebilirdim ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyseki merdaneyle hamura sevdamız eskiden gelir de mahcup olmadan ilk andan süper bir üçlü oluverdik kendileriyle. Şimdi tamamlanması gereken tek eksik hız olarak kalmış durumda. Zira aynı anda onlarca siparişin geldiği bir ortamda bir pizza hamurunu açmaya ve döşemeye onlarca dakika ayıramıyorsunuz. Topu topu iki üç dakikada hepsini bitirmek ve pizzayı fırına ışınlamak şart. Eh ne de olsa kimse anasının karnından iki dakikada pizza hazırlayabilen biri olarak doğmuyor diyerekten biz de o gereken hızdan zamanla nasibimizi alırız elbet diye bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.numnum.com.tr/"&gt;NumNum&lt;/a&gt;'da benim adıma en büyük tecrübelerden birinin de açık bir mutfakta çalışıyor olmak olduğunu düşünüyorum. Müşteriyi birebir gözlemleme şansının olduğu, aynı şekilde müşterinin de bizleri her şekilde görebildiği son derece interaktif bir ortam NumNum Meydan mutfağı. Açık mutfak olmaktan ötürü hijyenin de es geçilemeyeceği, her yaptığın işten sonra tezgahını da temizlemek zorunda kaldığın, işin bu kısmını da asla es geçemeyeceğin bir ortam... Yani anlayacağınız temizlik bezi de elimizden eksik olmuyor pek:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeften pazar günü (yani bugün) izinli olduğumu öğrendiğimde duyduğuma inanamayıp iki kere teyit istemem de ayrı bir komediydi. Kollarım ve bacaklarım koltuğa serili olmaktan pek bir memnundular bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve izin günümde sepetime düşen bir film... &lt;em&gt;Into the Wild&lt;/em&gt;. Sean Penn, sana, hayata bakış açına, ruhuna, zihnine şapka çıkarısım var ama yetmez biliyorum. Neyse ki filmi bir sene önce değil de şimdi, hayatımdan son derece memnun olduğum bu zamanda izledim. Yoksa bu gazla soluğu MSA yerine Alaska'da almaya karar verebilirdim. Herkesin en az bir kere ama hayatını "kariyer kariyer" diye yağsız tatsız tuzsuz haşlanmış bir sebze kıvamına çevirenlerin en az 10 kere falan izlemesi tavsiye olunur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniyetme pizzacıdan hepinize güzel bir hafta dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-3338434687220780386?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/3338434687220780386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=3338434687220780386&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3338434687220780386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3338434687220780386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/02/yeniyetme-pizzacdan-haberler.html' title='Yeniyetme pizzacıdan haberler...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PswXBG3R4qY/TVg8LSHs9VI/AAAAAAAABhc/U9poUnPDon0/s72-c/pizza-girl-color.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7556462690570057857</id><published>2011-02-09T13:38:00.000-08:00</published><updated>2011-02-09T13:52:01.611-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><title type='text'>Yorgun pizzacı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TVMMRIBQeYI/AAAAAAAABhM/NvcCh7S51oo/s1600/pizzawitch.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571810652337502594" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 182px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TVMMRIBQeYI/AAAAAAAABhM/NvcCh7S51oo/s200/pizzawitch.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TVMKGibxOqI/AAAAAAAABhE/PQjMpBgYxSo/s1600/pizzawitch.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Meğer ben hayatımda şimdiye kadar hiç yorulmamışım. Hatta yorulmak kelimesinin anlamı hakkında da yeteri kadar fikrim yokmuş. Bunu da 30. yaşımda öğrenmek varmış:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gündür sabah 10.30'dan akşam 21.30'a kadar bir fiil mutfakta sadece 15 dakikalık yemek molasında popom yer görüyor. Sıcak, soğuk ve pizza olmak üzere üç bölümden oluşan mutfağın her birinde bir ay geçirerek sürdüreceğim stajımı. Ve başlangıcımı en çok keyif aldığım şeyde, hamurların içinde yapıyorum. Bir ay boyunca pizza bölümündeyim:) Parmaklarım bütün gün unun içinde... Arada ellerimin haline gidiverince gözlerim, renk değiştirmiş bir çift elle karşılaşıp gülmeye başlıyorum kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pizza hamurunu başarıyla açtığımı gören şefler &lt;em&gt;"sen daha önce açtın mı pizza hamuru"&lt;/em&gt; diye soruyorlar. &lt;em&gt;"Bu şekilde hayır"&lt;/em&gt; diyorum &lt;em&gt;"MSA'da bir kere yaptık ama o bundan çok farklıydı"&lt;/em&gt;. Karşılığındaysa &lt;em&gt;"sende cevher var cevher, bu işi iyi becereceksin"&lt;/em&gt; cevabını aldığımda dünyalar benim oluyor. Onlar sadece bir stajyere övgüde bulunuyorlar ama benim için dediklerinin anlamı, değeri çok büyük. Her takdir sözünde içimde volkanlar patlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden başka hiç kadının olmadığı, yoğun servis zamanlarının son derece sert ve akla hayale gelmeyecek bir tempoda geçtiği ama bir o kadar yardımsever, öğretmeye ancak bu kadar istekli olunabilir diyeceğim kadar hevesli şeflerin olduğu bir mutfakta çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam işten çıkıp eve gelirken bir kere daha hayatımın bir sene içinde nasıl da değiştiği geliverdi aklıma. Bütün gün nasıl bir tempo içinde, kimlerle, nerde ve nasıl çalıştığımı düşününce gerçekten bazen hayatımın geldiği noktaya inanasım gelmiyor. Başarıyor muyum ben gerçekten bazı şeyleri? Çok istedim, peşinden gittim, her şeyi değiştirmeye cesaret edebildim, bu kadar erkek egemen, bu kadar sert bir sektörde varolabileceğime inandım. Ve şimdi gerçekten inançlarımın karşılığını görüyorum galiba ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yazmaktan çekinmeyeceğim. İçimde bugünlerde iyice artmakta olan bir gurur var kendime dair. Pek çok insanın dışardan baktıklarında çalışmaktan çekinebilecekleri ortamlarda, geçmişimde var olan her türlü etiketi çöpe atmayı başararak dimdik ve başarıyla varolabiliyorum, yoluma devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum çok fazla kendime dönük, çok fazla "ben"li bir yazı oldu bu ama bu akşam bunlarla çok doluyum. Kendimi ancak koltuğa attığımda hissettiğim deli bir yorgunlukla ne olursa olsun bu yazıyı yazmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu okuduğunuz satırların yazarı artık sağlam bir pizzacı, ben değil şeflerim öyle diyor:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7556462690570057857?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7556462690570057857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7556462690570057857&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7556462690570057857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7556462690570057857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/02/yorgun-pizzac.html' title='Yorgun pizzacı...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TVMMRIBQeYI/AAAAAAAABhM/NvcCh7S51oo/s72-c/pizzawitch.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7587981076589840868</id><published>2011-02-04T01:45:00.001-08:00</published><updated>2011-02-04T02:05:32.679-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haruki Murakami'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Frida'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cafe Bunka'/><title type='text'>Mutfak arası bir doz İstanbul</title><content type='html'>Ocak ayının ortalarında geldi haber. Bazen insan bir şeyi ne kadar özlediğini onunla ilgili bir haber aldığında fark ediyor. Haruki Murakami'nin orjinali 1985 yılında yayınlanan romanı, &lt;em&gt;Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu&lt;/em&gt; adıyla Türkçe'ye çevrilmişti. Bu haberi duyduğum anda ne kadar özlediğim 'dan' diye gelip içime oturuverdi. Evet, Murakami'yi, Murakami okumayı çok ama çok özlemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569768415810549602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 390px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUvK3UGT92I/AAAAAAAABgM/YeBj3mw_IyE/s400/murakami.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi iki gündür elimde &lt;em&gt;Haşlanmış Harikalar Diyarı&lt;/em&gt;. &lt;em&gt;Sahilde Kafka&lt;/em&gt; ya da &lt;em&gt;Zemberekkuşunun Güncesi&lt;/em&gt; kadar olmasa da yine de tuğla gibi bir romanla karşı karşıyayız. Bu da güzel haberlerden biri, zira maceramız uzun sürecek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murakami bir kolumda, İstanbul bir kolumda, 'Koreli' arkadaşım yanıbaşımda, 10 günlük mutfak arasını fırsat bilen bendeniz, ev nedir bark nedir bilmez bir şekilde tam bir sokak kuşu olup çıkıverdim. Özlediğim tüm güzellikleri içime çekiyorum İstanbul'a dair. Bu şehrin biz kullarına sunduğu nimetlerden nasibimi almaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569769872271788498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUvMMF1uydI/AAAAAAAABgc/ppXHpPVNuFY/s400/cafebunka-frida1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Frida &amp;amp; Diego sergisi birkaç aydır şehrin çeşitli reklam panolarından, gazete ve dergilerden davetkar bir tutkuyla göz kırpıyordu bana. Filmini izlediğimden, yıllar evvel biyografisini okuduğumdan beri güçlü ve tutkulu kadın simgesi olarak yer etti içimde. Tarifi çok zor acılar, ufacık yaşta geçirilen çocuk felci yüzünden bir bacağın sekmesi, yine yıllar sonra geçirdiği bir kaza yüzünden bacağına takılan platinle yaşamak zorunda kalması, geçirdiği 20 küsür ameliyat, Diego'ya duyguduğu asla dinmeyen tutkulu aşk, onlarca kürtaj ve düşüğe rağmen dinmeyen bir çocuk sahibi olma tutkusu... Ve bunların her bir karesinin kalemine, fırçasına ve tuvaline yansıması... Bakışlarındaki oklardan, güçten, acıdan, sertlikten etkilenmemek mümkün değil. Ve her şeye rağmen asla kaybetmediği yaşam sevgisinden. O kadar 'renkli' ki hayatının her ânı... Kıyafetleri, eşyaları, resimleri hep renklerle bezeli. Acılarını renge boyamış ve sanki onları bu şekilde katlanılır kılmış gibi. İmkanınız varsa 20 Mart'a kadar sürecek olan bu sergiyi görmeden İstanbul'u terketmesine izin vermeyin derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yanında bir 'Bayan Çekik Göz' ile dolaşıyor ve o kişinin ağzından çıkan iki cümleden biri de Kore'ye dair oluyorsa eğer, el mahkum sergi sonrası duraklama mekanı da İstanbul'un Uzak Doğu cennetlerinden birinde oluyor. Eh biz bir çekik göz olmasak da ruhen ve zihnen bizim de çok ait hissettiğimiz yerler bu mekanlar. Gerçekten öyle böyle değil, benim İstanbul'da gittiğim en harika Japon restaurantı olan Cafe Bunka dünyadan bir cennet mekan sanki... Huzur, dinginlik ve ferahlık dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569770975916675010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUvNMVPLT8I/AAAAAAAABgs/7u_wTKrW7E0/s400/cafebunka1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Suchim'le kapıdan girdiğimiz andan itibaren refleksel bir hareketle seslerimiz kısılıverdi, fısıldaşarak konuşmaya başladık. O kadar huzurlu bir mekan ki, insan sesiyle o huzuru delmek istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyifle yenen yemeklerin sonrasında ruha mı bedene mi (aslında her ikisine birden) daha çok iyi geldiğinden emin olamadığım o muhteşem genmai-cha çayı... İçinde mısır patlaklarının da olduğu harika kokan leziz bir çay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569770318536929170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 293px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUvMmETob5I/AAAAAAAABgk/jwbnol_EoxQ/s400/cafebunka-cay1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Bir Japon lokantasında soluklanarak başlayan hafta yine Japon bir yazarın, Murakami'nin kelimeleriyle devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Dünyanın sonu insanın yüreğinin içinde gelir"&lt;/em&gt; diyor Murakami. Dünyanın sonunun hiç gelmemesi dileğiyle diyorum ve kendini yavaş yavaş hissettirmeye başlayan "stajın ilk günü" heyecanını dindirmek için kitabımın içine gömülüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7587981076589840868?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7587981076589840868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7587981076589840868&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7587981076589840868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7587981076589840868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/02/mutfak-aras-bir-doz-istanbul.html' title='Mutfak arası bir doz İstanbul'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUvK3UGT92I/AAAAAAAABgM/YeBj3mw_IyE/s72-c/murakami.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-4678445835869994143</id><published>2011-02-01T14:10:00.000-08:00</published><updated>2011-02-01T14:32:54.680-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mine Söğüt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Cinlere karıştık!</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;"Rüyada günlük görmek iyi bir kitap okuyacağınıza işarettir. Rüyada günlük görülse de görülmese de Beş Sevim Apartmanı'nı okumak iyiye işarettir, onu okuyanın gönül gözü açılır, peri kızları rüyasına girer"&lt;/em&gt; diyor Mine Söğüt, ben de fosforlu kalemlerle defterime not alıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;127 sayfalık bir kitap elimdeki ve evet ben Mine Söğüt'le yeni tanışıyorum. Halbuki o kadar sevdim ki o etrafı kara kalemlerle çizili ela gözlü güzel kadının gözünden dünyaya bakmayı. Geç kalınmış bir birliktelik benimki. İki güne yakın bir süredir yaşam anlarıma eşlik ediyor. Onu okumak için ayırdığım özel anlarla yetinmiyor, başka işlerin zamanından da çalmaya çalışıyor. İçimdeki tüm ilgi ve merak noktaları tetikte, beslendikleri bir kaynak buldukları için doymak bilmiyorlar. &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5568849283718497474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUiG6yO6xMI/AAAAAAAABf4/PvkTsL2pahI/s400/bes-sevim-apartmani1.jpg" border="0" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;Bir Beyoğlu kahvaltısında sohbetimize dahi eşlik ederken...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Ben böyle bir kitabı bırakmak istemediğim anlarda kitap okuma anları konusunda sınır tanımayan bir insan olabiliyorum. Mesela yolda yürürken kitap okumanın mantıklı bir iş olduğunu kimse söyleyemez sanırım. Mesele insanların sizin manyak olduğunuzu düşünmesi değil, İstanbul gibi köstebek yuvası bir şehirde düşme, kol/bacak kırma olasılığını yüzde 20'lerden 70'lere falan çıkarıyor olmak. &lt;em&gt;Beş Sevim Apartmanı&lt;/em&gt; benim için yine böyle bir roman oldu. Kelimeler arasında inanılmaz keyifli zamanlar geçirdim, bazı cümleleri hap niyetine yutup kanımda dolaşmasını, benden bir parça olmasını istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken de masalları çok severdim. Büyüdüm, koca insan oldum hala çok seviyorum ki hikayesini bir masal gibi kurgulayan, diline masallardaki gibi şairane bir ritim katan, öyküsünün içine sadece gözün gördüğü, elin tuttuğu değil, hayal gücünün de ürünü olan cisimleri, halleri katabilen romanları hep çok sevdim. Özel olarak &lt;em&gt;Beş Sevim Apartmanı&lt;/em&gt;, biraz kurcaladığım kadarıyla da Mine Söğüt'ün genel olarak bütün romanları bu kıvamda yoğruluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Beş Sevim Apartmanı&lt;/em&gt;'nın alt başlığı &lt;em&gt;Rüya Tabirli Cinperi Yalanları&lt;/em&gt;... Öyle bir müzikle ilerliyor ki hikayenin kurgusu, öyküdeki insan karakterlere mi yoksa cinlere perile mi sempati duymak gerektiği konusu karışabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Pürtelaş Sokağı'nda kediler bir gün canhıraş feryatlarla ortalığı inlettiler. Pürtelaş Sokağı'ndaki Beş Sevim Apartmanı'nda tuhaf şeyler oluyordu. Beş pencereli, beş odalı, beş acayip insanın oturduğu Beş Sevim Apartmanı'nda perdelerin arkasında tuhaf şeyler olup bitiyordu. Cinler aleminden gelenler, periler aleminden gelenler, cinperi aleminden gelenler, orada beş garip hikaye yazdılar...yazdılar...yazdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardon, altı hikaye yazdılar. Bir de Doktor Samimi ve onun günlüğü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Mine Söğüt ilk romanı Beş Sevim Apartmanı ile okuyanı cinperi alemine götürüyor, uzun bir masal dinletir gibi, anlatır gibi, gösterir gibi.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Arkasında bu satırları okuduğunuz bir kitabı almama olasılığınız nedir bir sorun kendinize, cevaba göre belki bu romanı okumak istersiniz. İki hafta önceki İstiklal YKY gezimde bana bütün &lt;em&gt;"evdeki okunmadıklar bitmedikçe kitap almak yok"&lt;/em&gt; yeminlerime tövbe ettirip kasaya kucağımda yürümeyi başarmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın etkilendiği bir romanı alması çok güzeldir ama bunu çok sevdiği bir kitapçıdan alması daha da güzeldir. YKY'nin benim için böyle bir anlamı oldu her zaman. Beyoğlu'nun en güzel yerinde Galatasaray'da, duvarları kitaplarla dolu bir mağazanın ortasındaki kitap öbekleri, etrafında tavaf edilmeyi bekleyen bir mabed gibi... Çantayı kitaplarla doldurup sonrasında İstiklal'in labirentlerine karışmaksa ayrı bir haz tabi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle görünüyor ki 2011'in cümlelerine Mine Söğüt kelimeleri de karışıyor olacak:)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-4678445835869994143?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/4678445835869994143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=4678445835869994143&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4678445835869994143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/4678445835869994143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/02/cinlere-karstk.html' title='Cinlere karıştık!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUiG6yO6xMI/AAAAAAAABf4/PvkTsL2pahI/s72-c/bes-sevim-apartmani1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-7623147055232644343</id><published>2011-01-28T12:55:00.000-08:00</published><updated>2011-02-01T14:40:01.403-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kazuo Ishiguro'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>İstanbul'da Kore günleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUMuDkMnzNI/AAAAAAAABfY/AbDrYjyNxF8/s1600/DSC00677-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5567344203151166674" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUMuDkMnzNI/AAAAAAAABfY/AbDrYjyNxF8/s320/DSC00677-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Minik Koreli bir &lt;a href="http://suchinaworld.blogspot.com/"&gt;arkadaşım&lt;/a&gt; var artık benim. 2011'in en güzel kazançlar hanesinin başına şimdiden gelip kuruluverdi bile. Proje sunumumun sonrasında yağmur damlacıklarıyla ıslanmış bir pencere kenarına ödül niyetine &lt;a href="http://yogaistanbul.blogspot.com/"&gt;can dost &lt;/a&gt;tarafından kurulmuş sıcacık bir çay sofrasının en güzel ikinci eşlikçisi olarak tavşan eldivenleriyle hayatıma giriverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın belli bir yerli olduğunu söyleyebilmesi için illa da orada doğup büyümüş olması gerektiğine inananlardan değilim ben. İnsanın bir yere ait hissedebilmesi için kendini oralı hissetmesi, kültürünü, dilini, hayat felsefesini, coğrafyasını, ruhunu anlamaya çalışması yeterlidir benim için. Hal böyle olunca iki cümlesinden biri Kore olan, Koreli çocuklardan hoşlanıp neredeyse sadece Kore filmleri ve dizileri izleyen, yavaş yavaş dilini anlamaya başlayan, Seul ruhunu belki bir Seullu'den bile daha derinden kavramış, kendine de Suchii diyen, üstelik de harbi bir Koreli gibi çekik gözlere sahip olan bir insan, İzmir'de doğup büyümüş olsa ne fark eder, benim için Koreli'dir, ötesi yoktur:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerdir projenin vücudumda yumurtladığı stres ve heyecan toplarını patlatabilmiş olmanın huzuruyla yeniden feraha kavuşan bünyemi Kadıköy Çarşısı'nda Hacıbekir'de yenen iki adet kaymaklı lokumla ödüllendirmek ve üşüyen bedenlerimizi eve attıktan sonra aldığımız on küsür filmden hangisini izleyeceğimizi düşünmek... Andan keyif almaksa hayattaki tüm mesele, keyif bu anlarda ve yanımda bana eşlik eden dostlarda toplanmıştı zaten. Hele de bir de bu dostların Koreli olanından kitapçıda dolaşırken gördüğü anda beni anlattığını düşündüğü için resimde görülen &lt;em&gt;Aşk Yemekleri&lt;/em&gt; defterini &lt;em&gt;"bu defteri en güzel aşk yemeklerinle doldurmanı ve en kısa zamanda da o yemekleri yapabileceğin aşkı bulabilmeni diliyorum"&lt;/em&gt; cümlesiyle hediye almak... Minik şeytanlarım seninle Kore'ye gelmemi söylemiyor değil Suchim, bilmem ne dersin?:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunun için bir neden daha... Güney Koreli bir yazar ve onun romanından uyarlanan bir film...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009'un Ekim ayında tanışmıştım Kazuo Ishiguro ile. &lt;em&gt;Beni Asla Bırakma&lt;/em&gt; ile tanıtmıştı bana kendini. Çok sarsıcı bir tanışmaydı. Yıllar içinde beğenip etkilendiğiniz pek çok kitap olabiliyor ama her satırıyla köklerinize kazınan, derinden etkilediğiniz kitapların sizdeki yerini başkalaştırıyorsunuz. &lt;em&gt;Beni Asla Bırakma&lt;/em&gt; benim için böyle bir roman olmuş ve o günlerde de benden &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2009/10/bir-uzak-yolculuk.html"&gt;böyle cümlelerin &lt;/a&gt;dökülmesine neden olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Beni Asla Bırakma&lt;/em&gt;'yı bitirdiğim günlerde etrafımda bu romanı okumuş olan biri olmasını ve kitap hakkında konuşabilmeyi o kadar çok istemiştim ki, kitabı o zamanki erkek arkadaşıma vermiş, okuma sürecini heyecanla ve merakla izlemiş, beklemiştim. Benzer bir süreci Ecem'in okuma macerasında da yaşadım geçenlerde ve bu sürecin sonunda bir ödül daha bekliyordu bizi. &lt;em&gt;Beni Asla Bırakma&lt;/em&gt;'nın (Never Let Me Go) Mark Romanek imzalı filmi de kitaptan sonra beyaz ekranda bizi bekliyordu. Günler öncesinde fragmanını izlediğimde sıradan bir kitap uyarlaması izlemeyeceğimi düşünmüş, Leylak Dalım'ın &lt;a href="http://leylakdali.blogspot.com/2011/01/bir-fotograf.html"&gt;bu yazısı &lt;/a&gt;üzerine de neredeyse emin olmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Hacı Bekir sonrası gecenin filmi &lt;em&gt;Beni Asla Bırakma&lt;/em&gt;'ydı. Bu film de, kitap da üzerine çok fazla şey söylenesi kitap ya da filmlerden değil. Bunu özellikle kitabı okumak isteyenler için yapmak haksızlık olur. Çünkü romanda konu ve kurgu her bölümle katman katman bir gizem perdesi olarak aralanıyor; tedirginlik ve merak artan bir gizemle üzerinize bulaşıyor. Filmde, kitapta çok yoğun bir şekilde hissedilen gizem ve merak duygularının olmadığını söylemeliyim. Konu, hemen filmin başlarında izleyiciye açıklanmış. Bu, kitabı okuyan biri olarak benim için eksiklikti ama yine de çok başarılı bulduğum bir uyarlama olduğunu söylemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kore sevdalısı bir arkadaş, Koreli bir yazar ve onun romanından uyarlama bir film... İstanbul'da Kore günleri diye buna denir sanırım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Not: Ezgi Hanım'ın uyarısıyla Kazuo Ishiguro'nun Koreli değil Japon olduğu gerçeğini öğrenmiş bulunuyorum. Nedense bünyem kendisini Koreli olarak kabul etmiş ve Japon olduğu gerçeğini kabul etmiyor. En azından bu yazıdan yanlış bilgi edinilmesin diye 'gerçeği' yine de buraya not ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-7623147055232644343?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/7623147055232644343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=7623147055232644343&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7623147055232644343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/7623147055232644343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/01/istanbulda-kore-gunleri.html' title='İstanbul&apos;da Kore günleri'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUMuDkMnzNI/AAAAAAAABfY/AbDrYjyNxF8/s72-c/DSC00677-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-3245839639263121921</id><published>2011-01-27T03:15:00.000-08:00</published><updated>2011-01-27T03:24:56.693-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mutfak Sanatları Akademisi'/><title type='text'>Mutfağın Okulu biter!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUFVFuum8WI/AAAAAAAABfI/HbLQ9HP_WmU/s1600/kitchenwitch5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566824171337871714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 243px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUFVFuum8WI/AAAAAAAABfI/HbLQ9HP_WmU/s320/kitchenwitch5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Haziran 2010... Canhıraş bir telaşla hayatına hangi yoldan giderek devam etmesi gerektiğine karar vermeye çalışan, hayatının mottosu olarak Şebnem Ferah'ın &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2010/04/sil-bastan.html"&gt;"Sil Baştan"&lt;/a&gt;ınını seçmiş bir Zeren... İtalya, İngiltere, hatta ve hatta Avustralyalar'a varana dek mutfak sanatları üzerine eğitim alabileceği yerleri araştırırken google dünyasında kaybolan, sonra gözlerine inanamayarak Türkçe bir sayfada &lt;a href="http://www.msa.tc/"&gt;"Mutfağın Okulu"&lt;/a&gt; başlığıyla okudukları üzerine yönünü belirleyen anneanne evinden yetişme bir mutfak cadısı... Bütün yazı, hayallerini düşleyerek, hayatının değişen yönüne alışmaya çalışarak ve Mutfağın Okulu'nun başlayacağı gün olan 20 Eylül tarihini sayıklarak geçiren bir ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki hiç gelmeyecek gibi görünen o 20 Eylül geldi, sonra 20 Ekim oldu, 20 Kasım, 20 Aralık, 20 Ocak... Ve 26 Ocak'ta tarih, Mutfağın Okulu'nun bitiş gongunu çaldı. Eğer dün şu bitirme projesinin heyecanı ve stresi olmasaydı, her boş anımda gözümün önünden film şeridi gibi geçen bu zamanları hatırladıkça mutluluktan, hayatımı yoluna koyabilmiş olmanın gururundan, yaşadıklarımın güzelliğinden ve MSA'dan ayrılıyor olmanın hüznünden gözlerim yaşarabilirdi. Neyseki bitirme projesinin stresi tüm atmosferi kapladı da, bir hüzün topu olarak dolaşmaktan kurtuldum dün:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Şubat'ta staj başlayana kadar 10 günlük bir mutfak molası girdi şimdi hayatıma. Son 10 günde ortalama 4 saatlik uykuyla duran bünyeyi normale döndürebilmek için uyku, MSA harici tüm saatlerimi ipotek altına alan proje ödevi sayesinde uzak kaldığım kitaplarım, filmler, arkadaşlar, özleyenler, özlenenler... Şimdi sıra biraz da bunlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün sevdiğim bir sınıf arkadaşım sunumunu şu cümlelerle bitirdi: &lt;em&gt;"Hepimiz buraya başladığımızda bir şef aday adayıydık, bu zorlu ve emek isteyen süreci başarıyla tamamladıktan sonra şimdi artık en azından bir şef adayı olabilmişizdir umuyorum".&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olduk be &lt;a href="http://efecakiroglu.wordpress.com/"&gt;Efe Şef&lt;/a&gt;'im, inanması zor ama olduk galiba!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-3245839639263121921?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/3245839639263121921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=3245839639263121921&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3245839639263121921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/3245839639263121921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/01/mutfagn-okulu-biter.html' title='Mutfağın Okulu biter!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TUFVFuum8WI/AAAAAAAABfI/HbLQ9HP_WmU/s72-c/kitchenwitch5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-2751511409705541096</id><published>2011-01-22T11:00:00.000-08:00</published><updated>2011-01-22T23:48:07.488-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NumNum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nazlı Eray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Gürs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Staj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mutfak Sanatları Akademisi'/><title type='text'>Nurtopu gibi bir stajımız oldu!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTsuz-a07EI/AAAAAAAABe4/Pix2jAUQXWs/s1600/kitchenwitch3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565093235010104386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 208px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTsuz-a07EI/AAAAAAAABe4/Pix2jAUQXWs/s320/kitchenwitch3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;"...iki avucumda tutmaya çalıştığım huzur..."&lt;/em&gt; diyor kitabın bir yerinde Nazlı Eray. İçimden kayıp geçiyor, bu anlamı kadar huzurlu cümle. Kalemim altını çiziyor, aklım üstünü... Hûşu içinde ilerliyorum &lt;em&gt;Tozlu Altın Kafes&lt;/em&gt;'in sayfalarında. Kendini anlatıyor Nazlı Eray bu kitabında, her ne kadar &lt;em&gt;"insan hayatı hiçbir zaman tam olarak karşıya aktarılamıyor. Bir nehir gibi insanın kollarından, parmaklarının arasından akıp gidiyor"&lt;/em&gt; diye düşünse de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın başında hayatının 10 yıllarına damga vuran olayları yazdığı satırlar üzerine düşündüm bir süre. Sonra kendi 10 yıllarımı düşündüm. 3'üne de ayrı ayrı damga vuran olayları, bundan sonra olacakları, bilinmezliği, gizemi, artık kapımın sonuna kadar açık olduğu hayatın süprizlerini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben hayatın akışına, gizemine olduğu gibi bırakmışken kendimi, hemen biri gelip çalıveriyor kapımı. Şimdi içinin süprizlerle dolu olduğunu bildiğim bir 'paket' bekliyor önümde. Perşembe günü &lt;em&gt;"nurtopu gibi bir stajınız oldu"&lt;/em&gt; kabîlinden koyuverdiler kucağıma. Eşinin doğumunu heyecanla kapı önünde bekleyen babalar gibi bekledim onu tüm hafta boyunca. Heyecandan ve meraktan mideme giren sancılarla boğuştum, birkaç doz sakinleştirici dost muhabbeti almadan durulamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsimlere, markalara, kulağa fiyakalı gelen hiçbir şeye takılmadan, sadece benim için iyi olacak şeyleri dileyerek çıktım ben bu yola bundan tam dört ay önce. Bizim için neyin iyi olacağını çok iyi bildiğimizi sanmanın büyük bir yanılgı olduğunu öğrendiğimden bu yana, kendimi takıntılardan uzak tutarak olduğu gibi hayatın akışına bırakmaya çalışıyorum. Tercihlerimi ve eğilimlerimi belirledikten sonra bırakıyorum kendimi hayatın kollarına ve onun benim için iyi ve faydalı olacak şeyleri önüme getireceğime güveniyorum, inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört aydır her gün bu duygularla adım atıyorum &lt;a href="http://www.msa.tc/"&gt;MSA&lt;/a&gt;'ya. Büyük kariyer hedefleri içinde kendini yıpratarak ilerlemeyi seçen insanların ötesinde daha sakinim, hayatın asla tek bir seçenekten ibaret olmadığının farkındayım, sadece keyif almaya ve bu minvalde ilerlemeye çalışıyorum, kendimi kariyer/hırs/para üçgeninde mahfetmeden işimin keyfinin her daim farkında olarak mutfağa sokuyorum. Bu şekilde ilerledikçe de başkalarının elde etmek için kendilerini yıpratmayı tercih ettikleri o 'kariyer'e bir şekilde sahip olabileceğimi biliyorum. Etiketlerin, markaların sadece kendini kandırmaktan ibaret olduğunu öğreneli çok oldu. Her türlü etikete ve markaya sahip olduğum bundan önceki meslek yıllarımda her geçen gün avucumda bir mutsuzluk besledim, büyüttüm. Önceleri ufacık yaramaz bir oğlan çocuğuydu, sonraları semirdi, kocaman bir adam oldu. Ve o gün bugündür, mutluluğun peşine takıldığım andan beri, etiketleri ya da markaları dilemeyi bırakıp sadece "benim için iyi olan"ı diledim. Evrenin ihtiyacım olanı getireceğine olan inancımı hep korudum. Gelecek olan bir olumsuzluk bile barındırıyor olsa &lt;em&gt;"demek bu konuda eğitilmeye ihtiyacım varmış"&lt;/em&gt; demeyi tercih ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe gününden bu yana midemi kavuran merak dalgası yerini huzurlu bir sakinliğe bıraktı. Nazlı Eray'ın dediği gibi &lt;em&gt;"iki avucumda tutmaya çalıştığım huzur"&lt;/em&gt;... Bilen bilir, başarılı bir şef ve işletmeci olan &lt;a href="http://www.foodinlife.com.tr/roportaj.php?hid=78"&gt;Mehmet Gürs&lt;/a&gt;'ün mekanlarından birinde ne kadar çalışmak, tecrübe kazanmak ve pişmek istediğimi ama bunca aydır ne özel hayatımda ne de okulda bir kişi bile ağzımdan &lt;em&gt;"illa da onun mekanlarından birinde staj yapmak istiyorum"&lt;/em&gt; dediğimi duymamıştır. Diyorum ya, bizim için iyi olacak şeyler belki bizim öngörülerimizin çok ötesindedir, buna inancım sonsuz... Ama yine sonunda dönüp dolaşıp onun restoran zincirlerinden birine düşmesi stajımın, benim için çok hoş bir tesadüf oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Staj mekanım olacak yerin adından, yerinden, markasından memnun olsam da, işin geri planını hala bilmiyorum. Dileğim bana çok şey katacak, güzel, önemli tecrübeler edineceğim, mesleğe dair pek çok bilgiyle pişeceğim bir ortamla ve insanlarla karşılaşmak... Amerikan ve İtalyan mutfağının karışımı olan bir mutfak bekliyor beni 7 Şubat'tan itibaren.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26 Ocak'ta, çok şey öğrendiğim, hayatımın akışını değiştiren, kapısından girdiğim ânı ve o anki duygularımı daha dün gibi hatırladığım, beni nasıl zor zamanların içinden çekip çıkaran, her anını yaşamaktan çok keyif aldığım MSA'dan ayrılıyorum. Ve 7 Şubat'ta yeni bir başlangıç, yeni bir adım, yeni bir kapı açılıyor yine önümde. Üç aylık stajımın bana getireceklerine de kapım sonuna kadar açık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç ay boyunca Meydan'daki NumNum'dayım efendim, beklerim:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-2751511409705541096?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/2751511409705541096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=2751511409705541096&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2751511409705541096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/2751511409705541096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/01/nurtupu-gibi-bir-stajmz-oldu.html' title='Nurtopu gibi bir stajımız oldu!'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTsuz-a07EI/AAAAAAAABe4/Pix2jAUQXWs/s72-c/kitchenwitch3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-8156966682337644226</id><published>2011-01-19T10:49:00.000-08:00</published><updated>2011-01-19T11:24:32.627-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hrant Dink'/><title type='text'>"Bedelin pahalıydı, ödedim"... Yeniden...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTczCZ4PnkI/AAAAAAAABew/xyPfUYX3Ezk/s1600/hrant-ve-rakel.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563971981039083074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 297px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTczCZ4PnkI/AAAAAAAABew/xyPfUYX3Ezk/s320/hrant-ve-rakel.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;2009'un Sevgililer Günü'nde &lt;a href="http://birdilimsohbet.blogspot.com/2009/02/bedelin-pahalyd-odedim.html"&gt;yazmışım &lt;/a&gt;aşağıdaki yazıyı. Bugün 19 Ocak... 4 yıl öncenin 19 Ocak'ı hayatımın en çok ağladığım günlerinden biriydi. Bugünse gözlerim değil ama içim kan ağlıyor. Sanki bu, daha da kötü. Gidilen bir gıdım yol yok. Tersine, eller, kollar daha bir kana bulanık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güzel insanın güzel kelimeleri okuduğum ilk günden beri benim için hep ayrı bir anlamda olmuştur. Çok içimde hissetmiş, sanki bu aşk hikayesinin kahramanlarından biriymişim gibi derinden yaşamışımdır her kelimeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl evvel yazdığım bu yazıyı bugün yeniden paylaşmak, anmak istediğim bu güzel insanı kendi kelimeleriyle selamlamak istedim. Biliyor musun sevgili Hrant, bundan tam 10 ay önce yine bir ayın 19'unda bir rüya gördüm ben. Rüyamda gelip &lt;em&gt;"Rakel'i de vurdular Zeren, inanabiliryor musun, Rakel'i de vurdular"&lt;/em&gt; diyorlardı. Senin Rakel'in değildi o gün vurulan, olmasın da, yaşam bu acıyı da göstermesin bizlere. Başka bir Rakel'di o, asla bir Hrant'a sahip olmamış bir Rakel...&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;----------&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Ey sevgilim, ey birtanem, ey 'ben'tanem!&lt;br /&gt;Aç gözlerimi hadi...&lt;br /&gt;Ve anımsa.&lt;br /&gt;Günlük ezberimizin bozulduğu, sıradan söylemlerimizin kekeleştiği ilk göz sevişmelerimizi anımsa.&lt;br /&gt;Sınırlanmış yaşantımızı ilk yırtışımızı...&lt;br /&gt;Dayatılanlara, sunulanlara yenik düşmüş bakışlarımızın ilk dirilişini, direnişini...&lt;br /&gt;Tarih yaratıyordu artık o gözler... Anımsa.&lt;br /&gt;Yüklüydük, gayrı insani yüklerin en ağırıyla...&lt;br /&gt;Aşk bu, kolay mı öyle kapıp da kaçmak? Kolay mı öyle tarih yaratıp da zamanın insafına terketmek?&lt;br /&gt;Sırtlayıp taşınması gerekirdi geleceğe... Beslenmesi gerekirdi.&lt;br /&gt;Azalmanın değil çoğalmanın hücresiydi sırtladığımız... Bütün hallerimizin çekirdeğiydi.&lt;br /&gt;Artık silahımız da oydu... Atom bombamız da.&lt;br /&gt;Nice acılı ve zalim çalkantıların arasından hep onun sayesinde sıyrılacaktık.&lt;br /&gt;Onu kaybetmemeliydik. O bizim tarihte ilk kurtarılacak ve hep kurtarılacak üretim aracımızdı. Zamanla hesaplaşmamızda, didişmemizde, cebelleşmemizde tek kalemizdi. "Büyük dünya"ya karşı verdiğimiz mücadelede "Küçük dünyamız"dı, savunma alanımızdı, sığınağımızdı.&lt;br /&gt;Ey sevgilim, ey aşkım!&lt;br /&gt;Sen var ya sen, hep uğruna mücadele ettiğim barıştın, huzurdun.&lt;br /&gt;Farklı olma hakkımın, eşit yaşama arzumun ve özgürlük sevdamın köküydün. Sen benim sonradan kazandığım sosyal bir hak değil, insan olma temelimdin. Ta kendimdin, halimdin.&lt;br /&gt;Sakındığımdın. Ödediğim bedellerin nimetiydin.&lt;br /&gt;Hep yaşadığım ama hiç erişemediğimdin.&lt;br /&gt;Sevgilim!&lt;br /&gt;İnan ben seni onursuz hiçbir sevdayla aldatmadım.&lt;br /&gt;Bedelin pahalıydı, ödedim... Ödeyeceğim.&lt;br /&gt;Ve günün birinde sevgilim, gözlerim yorulanda...&lt;br /&gt;Çağır çocukları yanına.&lt;br /&gt;Aç gözlerimi son bir kez.&lt;br /&gt;Onlara bebeklerimi göster ve de ki:&lt;br /&gt;"Sizin babanız beni işte bunlarla sevdi."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mektup yıllar evvel Hrant Dink tarafından eşi Rakel Dink'e yazılmış bir aşk mektubu. Hrant Dink, 19 Ocak 2007'de öldürülmeden bir hafta önce Rakel'le birlikte eski mektupları, fotoğrafları önlerine dökmüşler, okuyup okuyup gülüşmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bu mektup gelmiş ellerine. Sitem etmiş Hrant. &lt;em&gt;"Ben sana neler yazmışım, bak sen bana hiç aşk mektubu yazmadın"&lt;/em&gt; demiş. &lt;em&gt;"Niye yazayım ki"&lt;/em&gt; demiş Rakel de. &lt;em&gt;"Sen hep yanımdaydın, söyleyeceklerimi sana söyledim"&lt;/em&gt;. Hrant'ı yanından bu kadar erken bir şekilde alacaklarını bilseymiş böyle der miymiş? Nereden bilsin! Hepimiz hayatımızı bir gün hiç sona ermeyecekmiş gibi yaşamıyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant bir hafta sonra ebediyen ayrılınca yanından Rakel'in, cenazede okuduğu o tüyler ürperten yazıyı kaleme almış Rakel de, hayatının ilk ve son aşk mektubu olarak atıfta bulunarak. Onu buraya yazmayacağım, merak eden olursa, nasılsa bulur okur. Sadece o yazıdan iki cümle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Ben de sana yazdım aşk mektubunu sevgilim.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bana da ağır oldu bedeli sevgilim"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu güne, aşka, sevgiye, sevgililere dair söyleyecek daha başka bir sözüm yoktur!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-8156966682337644226?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/8156966682337644226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=8156966682337644226&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8156966682337644226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8156966682337644226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/01/bedelin-pahalyd-odedim-yeniden.html' title='&quot;Bedelin pahalıydı, ödedim&quot;... Yeniden...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTczCZ4PnkI/AAAAAAAABew/xyPfUYX3Ezk/s72-c/hrant-ve-rakel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-8860116621610421214</id><published>2011-01-17T11:49:00.000-08:00</published><updated>2011-01-17T12:10:12.448-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Salman Rushdie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bana Dair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mutfak Sanatları Akademisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Masalım, masalsın, masal...</title><content type='html'>Yılbaşının geçtiğini kabul etmek istemeyen "zamansız bir çocuk" gizli içimde. Aslında bu aralar gizli değil. Baya ayan beyan ortada. Evde her yanımdaki yılbaşı süslerini kaldırmadığım bir tarafa, halen yenilerini almaya devam ediyorum. Bir sonraki yılbaşına kadar kardan adamlar, noel babalar ve ışıltılı süslerimle birlikte yaşayacağım sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Zamansız çocuğum"a ek, bir de "kemirgen bir velet" peyda oldu bu aralar, çoğunlukla midemin içinde ve etrafında dolanıyor. Ana yemek olarak stres, aparatif olarak da heyecanla besleniyor. Staj yerim hala belli olmadı, umuyorum bu hafta belli olacak ve bu, bende biraz stres yaratmış durumda. Önümdeki üç ayı geçireceğim mekanı, insanları, her sabah hangi yolları teperek işe gideceğimi, hangi saat aralıklarında haftanın kaç günü çalışıcağımı, şefimin adını, sanını, geçmişini, profesyonelliğini merak ediyorum, hem de delicesine. Bir de proje sunumum haftaya. Onun yarattığı stresten hiç bahsetmiyim, yoksa bu yazı okunmaz olur. Zor bir iki hafta beni bekliyor kısacası. İçimdeki "Bayan Teselli", sen ne zor haftalar atlattın be Zero dese de, laftan anlamayangillerden bir meret bu heyecan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563246080446213170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTSe1bcUrDI/AAAAAAAABeo/m2xr-irkD-I/s400/education1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;İçinde &lt;em&gt;"hareket karakterdir, hiç bir şey yapmazsak hiç kimse olamayız"&lt;/em&gt; diye bir cümle geçen bir film izledim bu haftasonu. Vurdu geçti film. Üstelik ilk izlemem de değil bu. İkinci izleyişimde film geldi içime oturdu. Adı &lt;em&gt;An Education&lt;/em&gt;. &lt;em&gt;Aşk Dersi&lt;/em&gt; diye çevirmişler Türkçe'ye. Kızsam mı, kızmasam mı bilemedim. Gerçek bir aşk dersi var ortada çünkü. Ama mevzu sanki sadece aşkmış gibi görünse de, aslında sadece aşk değil, daha topyekun, daha ağır top bir ders söz konusu. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen, güçlü, iradeli, taş gibi bir genç kızın hikayesi &lt;em&gt;An Education&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60'ların Londra'sına en çok yakışan mevsimin de kış olduğuna karar verdim filmi izlerken bu arada. Kendi şehrime de istedim bu beyaz örtüyü. Şöyle adam gibi bir beyazlık yaratmadan gidivermesin diye kışa da pek bir çemkirdim ama söz dinler mi bilinmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An itibariyle &lt;em&gt;Floransa Büyücüsü&lt;/em&gt;'nü bitirmiş bulunuyorum. Masalsı, buram buram mistisizm kokan, bol büyülü, büyücülü, 21.yy'da yazılmış bir 15. yy masalıydı Floransa Büyücüsü. Bazı kitaplar sizden fazlasıyla emek ister okurken. Cümlenin başından girip de sonundan çıkana kadar geçen zamanda her kelime, üzerinde durmayı, düşünmeyi talep eder. İşte böylesi bir kitaptı &lt;em&gt;Floransa Büyücüsü&lt;/em&gt;. Farklı bir &lt;em&gt;Binbir Gece Masalı&lt;/em&gt;'ydı sanki. Ama bir bölüm kaldı ki bende, paylaşmadan edemeyeceğim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Öpmek için hafifçe büzülen bir çift kadın dudağı hayal edin. İşte Floransa şehri de böyledir; kenarları dar, ortası şişkin dudaklarının arasından akan Arno Nehri, üst ve alt dudağı birbirinden ayırır. Bu şehir bir büyücü kadındır ve birini öptüğünde, ister sıradan biri olsun ister kral, mahveder onu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Floransa bundan daha iyi tasvir edilmiş midir, hiç bilmiyorum ama bu, okuduğum harika bir şehir tasviri olarak bendeki yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir büyücü kadın da İstanbul ki, öpücüğü çoktan almış biz sevgili kullarının mahvoluşu, en şaire masallara yakışır cinsten kanımca. Gidene de hayat yok, kalana da. Her birimiz kör aşık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/254620514364052604-8860116621610421214?l=birdilimsohbet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/feeds/8860116621610421214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=254620514364052604&amp;postID=8860116621610421214&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8860116621610421214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/254620514364052604/posts/default/8860116621610421214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birdilimsohbet.blogspot.com/2011/01/masalm-masalsn-masal.html' title='Masalım, masalsın, masal...'/><author><name>zero</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17541437886340777213</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-ltUE4YGOS6w/Twmww08p0UI/AAAAAAAAB88/9EKsyEhMF-s/s220/378057_10150480252668195_715118194_8683311_724239258_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_z8j-BLjR1mM/TTSe1bcUrDI/AAAAAAAABeo/m2xr-irkD-I/s72-c/education1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-254620514364052604.post-5926249955403367476</id><published>2011-01-13T13:42:00.000-08:00</published><updated>2011-01-13T14:13:06.724-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Salman Rushdie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nazlı Eray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mutfak Sanatları Akademisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>"Yolunuz açık olsun!"</title><content type='html'>&lt;em&gt;"Bundan sonra sizin için söyleyebileceğim tek şey, yolunuz açık olsun arkadaşlar!"&lt;/em&gt; Mehmet Şef'in bu cümlesiyle sonlandı bugünkü ders. Henüz daha 2 haftamız var &lt;a href="http://www.msa.tc/"&gt;MSA&lt;/a&gt;'yla vedalaşmak için ama her geçen gün yeni finaller yapıyoruz. Bir şef &lt;em&gt;"bugün sizinle son dersimiz"&lt;/em&gt; diyor, diğeri &lt;em&gt;"yolunuz açık olsun."&lt;/em&gt; Ve ben geçen zamana hâla büyük bir şaşkınlıkla bakıyorum. Nasıl yani dört buçuk ay geçti mi gerçekten? Ama ben daha dün mutfağa girdiğimin ikinci gününde gürül gürül yanan koca ocakların üzerinde tencereyi yakıp şeften ilk azarımı işitmemiş miydim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şubat başında başlayacak olan stajımda bakalım hayat yolumu şehrin hangi bölgesine, hangi mekanlarına düşürecek, kimlerle ve nasıl insanlarla mutfakta omuz omuza yemek yapmayı nasip edecek? Kendimi bu bilinmezliğin heyecanına bıraktım, bekliyorum, umuyorum, diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şef yolunuz açık olsun dedi, ben de açık olmasını ümit ettiğim yolumu bugün Kadıköy'e çevirdim. Özlenen bir &lt;a href="http://yogaistanbul.blogspot.com/"&gt;dostla&lt;/a&gt; içilmesi gereken bir fincan kahve, edilmesi gereken sohbetler, alınması gereken bir kitap vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt
